Bir şeye karar verdikten sonra bunun başarılı bir şekilde sonuçlanmasını istiyorsam mutlaka disiplinli bir şekilde çalışırdım. Neler yapacağıma karar verdikten sonra planlı bir şekilde ilerleyip her aşamayı titizlikle halletmeyi hedeflerdim. Bu benim küçüklükten beri var olan özelliğimdi ve asla bu özelliğimden ve çalışma biçimimden caymamıştım.
Pelin ise benim tam tersim bir insandı. Asla plan yapmazdı. Ben plan yapmam, çünkü ne zaman plan yaparsam hep bozuluyor derdi. Hayat bana zaten plan yapıyor çok da kasmaya gerek yok cümlelerini bana sürekli sıralardı. Çoğu zaman işini son dakikaya bırakırdı ve buna rağmen işini de hallederdi. Ben işimi son dakikaya bırakınca aksilik üstüne aksilik yaşıyordum. Onun bu haline özeniyordum. Hayattaki şansım Pelin kadar olsa yeter diyordum.
Ne zaman bana sen de biraz akışına bırak abla, hayat sürekli plan yapmaktan ibaret değil dese de yine bu özelliğimden caymayıp plan yapmaya devam ediyordum. Kendi kendime omuz silktim. Ne yapayım? Benim özelliğim bu ve ben bu şekilde çalışmaya alışkındım. Belki biraz hayatı yaşama konusunda bu özelliğimi yumuşatabilirdim. Ama sadece birazcık, azıcık.
Babam ve annem de bu özelliğimden çoğu zaman yakınırdı. Babam disiplinli oluşuma ve her işi ciddiyetle yapışıma hayran kalsa da bazen dozu fazla kaçırdığımı bana sürekli hatırlatırdı. Annem de artık yüzünü görelim. Bu kadar çok da çalışma dediğinde önemli deyip dururdum.
Halbuki onlara bu kadar erken veda edeceğimi bilseydim hiçbiri umurumda olmazdı. Zamanımın hepsini onlara ayırırdım. Onlara daha çok sarılırdım. Daha çok öperdim. Onlarla daha çok gülerdim, eğlenirdim, onlarla beraber daha çok hüznümü paylaşırdım. Bana olan merhametlerine daha çok sığınırdım.
Elimdeki kupa bardaktan kahvemi yudumlarken gözlerim bir anda doldu ama sonra kendime geldim. Onları çok özlesem de ağlamayacağıma dair kendime söz vermiştim. Bu sözü çoğu zaman unutuyordum. Ama en azından Pelin için ağlamamalıydım. Çünkü ben ne zaman duygusal yüklü olursam o da beni bekliyormuşçasına ağlamaya başlıyordu.
Gözlerimi kırpıştırıp derin bir nefes alıp vermedim ve önümdeki aile fotoğrafına bakıp gülümsedim. Beraber çekildiğimiz ve deliler gibi güldüğümüz o anlar bu fotoğraf ile ölümsüzleşmişti. Ne zaman daralsam, ne zaman onlara ihtiyaç duysam bu fotoğrafa bakardım ve kaybetmeye başladığım gücü yeniden toplardım.
Pencerenin dibinden ayrılıp koltuğa oturduğumda bilgisayarıma gelen mailleri kontrol ettim. Özellikle bankalardan gelen mailler ve mesajlara çok dikkat ederdim. Bazen ödemeler konusunda sıkıntı yaşıyordum ve bundan önceden haberdar olduğumda bir çözüm yolu bulmaya çalışıyordum. İç çekerek bilgisayarımda önemli bir şey olmadığını anlayınca kenara koydum.
"Abla?" diyen Pelin'i duyduğumda ona baktım. Gelip benim yanıma oturdu ve gözlerime baktı.
"Ne oldu?" dediğimde tek kaşımı da kaldırmıştım. Yüzündeki makyaj dikkatimi çekmişti ve üstündeki gayet güzel duran kıyafetler de gözlerimden kaçmamıştı. Ona şüpheyle bakarken tatlı tatlı güldü.
"Bakma öyle," dedi yumuşak bir sesle. Nefesimi dışarı verdim ve elimdeki kupa bardağımı diğer elime aldıktan sonra koltuğa yaslandım. Ona yan da dönmüştüm. Dikkatle ona bakarken konuştum.
"Nasıl bakmayayım güzel kardeşim?" diye cevap verdiğimde sırıttı.
"Abla ben bugün de dışarıya gidebilir miyim?" diye sordu. Kaşlarımı çattım.
Amacım hiçbir zaman Pelin'i kısıtlamak olmamıştı. Ona bu baskıyı yapmaya da hakkım yoktu. Sadece dışarıya tek başına çıktığı zaman tedirgin oluyordum. Bazen yanında arkadaşları olsa dahi tedirginliğim hiç hafiflemiyordu. Bir şey olur korkusuyla onu rahatça bir yere gönderemiyordum ve bu his gerçekten çok kötüydü.
"Daha dün çıktın ya Pelin?" dediğimde dudaklarını büktü.
"Abla bugün de sinema için sözleştik. Daha doğrusu arkadaşımın bana sözü vardı. Hatta bana yemek de ısmarlayacakmış. Çok tatlı bir arkadaş olduğum için herkes benimle vakit geçirmek için bahane arıyor işte. Sen de anca kız bana," diye homurdandı. Gözlerimi şaşkınlıkla açtım.
"Ben mi sana kızıyorum Pelin? Sen bana yat kalk dua et be! Benim gibi ablayı bulmuşsun, bir de beğenmiyorsun. Bir övüyorsun, bir gömüyorsun beni. Seni de hiç anlamadım valla," dedikten sonra kahvemden bir yudum aldım.
Aslında onun tam olarak ne yapmaya çalıştığını gayet iyi biliyordum. İşine geldiği gibi davranıyordu. Hangisi işine yararsa o yolu seçiyordu. Ne diyeyim, birazcık da bana çekmiş. Ben de işime hangi yol geliyorsa onu yapıyordum.
"Hangi arkadaş bunlar?" diye sorduğumda Pelin inanamaz bir tavırla bana baktı.
"Abla hangisi olacak ya? Lisedeki arkadaşlarım işte." Güldüm.
"Doğru. Benim bugün kafam bayağı dalgın. O yüzden ne dendiğini anlayamıyorum." Kaşlarını kaldırdı ve birkaç saniye sonra aniden sırıttı.
Ne diyeceğini bir nevi tahmin etmiştim. Kesin yine dünkü gibi başlayacaktı. Kendimi buna hazırlar gibi kahvemi koltuğun yanındaki küçük sehpaya koydum ve tekrar ona döndüm. Ellerimi kucağımda birleştirip ona baktıktan sonra başımı salladım.
"Tamam. Senin gıcıklıklarına hazırım." Güldü.
"Çağrı Abi yine sana geldi. Bu konu hakkındaki duygu ve düşüncelerini dile getirmedin abla. Senden onları öğrenmek istiyorum." Boğazımı temizledim.
"Lanet olsun ki, yine beni buldu. Duygu ve düşüncelerim bu kadar."
"Ya abla!" dedi sinirle. "Ay ne olur aşık ol çocuğa. İnşallah aşık olursun. Amin!" Koluna hafifçe vurdum.
"Pelin!" diye uyardığımda omuz silkti.
Çağrı gibi Pelin de tam bir baş belasıydı. İkisi de bir şeyin olması için çok diretiyordu. Aslında Pelin çok ısrarcı bir tip değildi. Sadece bu konuya fazlasıyla takmıştı. Nedense bu konunun peşini hiç bırakmamıştı. Üç sene öncesinden beri. Beni evlendirmeye niyetliydi. Özellikle de Çağrı ile birlikte.
"Abla bence sen bu inadını kenara bıraksan çok şey kazanırsın. Senin bu inadın çoğu şeye engel oluyor," dedi Pelin.
"Hayır. Hiç de engel olmuyor. Neye engel oluyormuş? Uydurma."
"Neye mi?" dedi şaşkın şaşkın. "Tabii ki en önemli şeye. Aşk hayatına," dediğinde ofladım.
"Pelin bence sen artık zirvede bırak ve boş ver."
"Abla sen hiç doğru düzgün bir şey de anlatmadın bana. Çağrı Abi ile sizin şirket birdenbire nasıl ortak oldu?"
"Ay Pelin! Sus artık ya, beynimi yedin bitirdin!" dedim sinirle. İlla benden Çağrı ile ilgili olumlu bir cevap alacaktı. Yoksa içinde kalırdı. Gece uyuyamazdı.
"Ya abla bir şey anlatmıyorsun ki. Ay siz şimdi ciddi ciddi aynı projede mi çalışacaksınız Çağrı Abi ile? Ay çok romantik bu!" dedi aynen dünkü gibi. Dün de böyle bir tepki vermişti. Başımı iki yana salladım.
"Sen cidden kafayı yemişsin. Bunun romantizm ile ne alakası var deli?" diye söylendim. "Hadi dışarı çıkacaksan çık. Çalışacağım ben."
"Ay izin veriyor musun?" dedi sevinçle. "Ablaların bir tanesi ya, bir tanesi." Güldüm.
"Hadi hadi. Az yağ çek. Şımarma. Geç kalmayacaksın ona göre," dediğimde başını salladı.
"Tamam. Elbette komutanım," deyip bana selam verdi ve ayağa kalktı. Onun bu haline gülerken yeniden konuştu. "Abla bak. Valla Çağrı Abi ile çok yakışıyorsunuz ya. Bir düşün." Sinirle inledim.
"Pelin!" diye bağırdığımda homurdandı.
"Tamam tamam," deyip salondan çıktı. Ben de ayağa kalktım ve onun yanına gittim. Kapıyı açtı ve ayakkabılarını giydi. "Zaten bağırmasan şaşarım ben sana." Sırıttım.
"Hadi canım hadi. Bir şey olduğu zaman bana haber vermeyi unutma."
"Tamam minnoşum," deyip yanağımı öptü ve çantasını da kontrol ettikten sonra bana el sallayıp merdivenlerden inmeye başladı. İç çekip kapıyı kapattım. Dolaba bakıp yedek anahtarın olmadığını görünce rahatladım. En azından Pelin yedek anahtarı yanına almıştı. Tam çalışırken kapının çalmasından nefret ediyordum.
Salona gidip büyük yemek masasının üstüne serdiğim çizimlere bakıp incelerken ofladım. Ne güzel diğer çizimlerle ilgili kafamda bir şeyler oluşturmuştum. Bu iş gelip her şeyi bozmuştu. Gıcık Çağrı'nın gıcık işleri işte. Koltuğun yanındaki küçük sehpadan kahvemi alıp hepsini içtim. Daha sonra mutfağa gidip bardağı duruladıktan sonra kenara koydum. Derin bir nefes alıp verdikten sonra salona döndüm.
Bilgisayarımı alıp yemek masasının üstüne koydum ve maillerimi kontrol edip çizim planları gelmiş mi diye baktım. Birlikte çalışacağımız mimarlar da fikirlerini sunacağı için bu işin altından kalkabileceğimi düşünüyordum. Elde edilen kazanç çalıştığım şirket için iyi olurdu. Belki maaşlara zam bile gelirdi. Çünkü birkaç ay önce bir proje daha çöpe gitmiş öğrendiğime göre.
Nergis Hanım'ın bu kadar çok şirket ile ilgilenmesi bu yüzdendi zaten. Şirketi ayakta tutmaya çalışıyordu. Zor duruma girmeden Çağrı'nın ortaklığı bizi bir nevi kurtaracaktı.
Çizimleri inceleyip hepsini sıraya soktum ve şöyle bir baktım yine plana. Alışveriş merkezi oldukça büyüktü ve yapılacak alanda ek olarak farklı şeyler de eklenecekti. Çizimlerin kenarına not alınmıştı. Yaklaşık yarım saat sonra bilgisayarımı yeniden kontrol ettim. Hâlâ mail gelmemişti. Oflayarak alnımı kaşıdım. Bir de bunların mail atmasını mı bekleyecektim yani?
Kendi kendime söylenip ne yapabileceğime balarken birden gelen zil sesi ile irkildim. Kapının çaldığı gerçeğini idrak edince kaşlarımı çattım. Yani ben tan çalışacakken neden böyle oluyordu.
"Pelin eğer bu sefer de şunu almayı unuttum dersen kafanı dağıtırım," dedim sinirle. Eğer oysa büyük bir abla terörüne maruz kalacaktı. Evden bir şey almayınca böyle bir süre geçtikten sonra yeniden eve dönüyordu ve unutmuşum deyip tekrar gidiyordu. Kapıya doğru gidip bir hışımla açtığımda hemen söylenecektim ki, kapıda duran kişi ile şaşkınlıkla gözlerimi açtım.
"Çağrı?"
"Duru?" dedi o da benim gibi. Nefesimi dışarı verdim.
"Yuh Çağrı! Buraya da mı geldin?" Sırıtan yüz ifadesi yine her zamanki gibiydi. Sinir bozucu. Bazen şu sırıtan yüzüne bir tane çakmak istiyordum.
"Nergis Hanım'dan adresi aldım. Gerçi Pelin'den alacaktım ama nasıl olsa ortağız. Şirketten seninle ilgili bilgi isteyince hemen veriyorlar. Hem arkadaşın olmak hem de ortağın olmak işime yaradı. Biraz ısrarcı olsam da." Gözlerimi kıstım.
"Normalde vermemeleri gerekiyor. Yanlış yapmışlar. Mutlaka bilgiyi sana vereni uyaracağım." Gözlerini devirdi.
"Her yerden beni engellemeye devam et. Pelin bana adresi verir. O benim tarafımda." Kaşlarımı çattım.
Kardeşimin aklını çeldiğini şimdi gayet iyi anlıyordum. Kendince Pelin'i de tamamen kendi tarafına çekmeye çalışıyordu. Bunu açıkça söylediğine göre onu gebertmemem için bir sebep yoktu.
"Kardeşimin aklını çelmene izin vermem. Ayrıca daha dün sabah konuştuk işi. Hemen role girmişsin," deyip kollarımı göğsümde bağladım.
"Girmez miyim ortak?" dedikten sonra içeriye baktı. "Eee? Beni almayacak mısın içeri?" Cıkladım.
"Hayır. Benim için davetsiz misafirsin. Ne diyeceksen de ve git. Çalışmam gerek. Rahatsız edilmek istemiyorum." Güldü.
"Ben çizim örneklerini getirdim ama. Neyse... Madem eve almıyorsun, gidiyorum." Elindeki bilgisayar çantasını fark ettiğimde çizimlerin onda olduğunu fark ettim. Arkasını dönüp gidecekken sinirle elimi ısırdım. Şöyle bilerek bana karşı bir şeyler yapmasına ve elinde sürekli bir koz olmasına sinir oluyordum.
Pislik.
"Tamam. Dur," dedim elimi ısırmayı bıraktıktan sonra. "Gir hadi eve. Pislik." Bana döndü ve gülerek ayakkabılarını çıkardı. Yüzüme doğru eğilip konuştu.
"Çok güzel vakit geçireceğiz." Gözlerimi kıstım ve sinirle ona bakmaya devam ettim.
"Gir hadi içeri ve bana yaklaşma bu kadar," dedim homurdanarak.
"Etkilendin mi?" diye sordu. Yüzünde muzip bir ifade vardı.
Sırf ondan etkilenmem için elinden geleni yapacak bir potansiyeli vardı. Çağrı'dan bir gün hoşlanırsam diye düşündüm. Muhtemelen çıldırırdı ve mutluktan ne yapacağını bilemezdi. Bu onun için güzel bir his olsa da ona bu karşılığı veremezdim. Her zaman dediğim gibi. Ona karşı bir şey hissetseydim bu zaten çoktan olurdu.
"Etkilendin galiba?" diyen Çağrı ile kendime geldim ve onun gözlerine baktım.
"Hı," dedim alayla. "Bayağı hem de." Sırıtarak içeri girdi. Ben de kapıyı kapattım. Beraber salona gittiğimizde masanın üstündeki çizimlere doğru yürüdü ve sandalyeye oturdu. Çizimlere bakıp elindeki bilgisayar çantası masaya koydu ve bilgisayarını çıkardı. Çantayı yere koyup bana baktı.
"Otursana. Kendi evin gibi rahat et," dediğinde onu boğmak istedim.
"Ne komiksin Çağrı!" dedim iğneleyerek. Güldü. Bilgisayarını açtıktan sonra bana baktı tekrardan.
"Hadi gelsene. Valla yabani hayvan muamelesi görüyorum hep senden. Çok ayıp." Gözlerimi kısarak oturdum ve açtığı bilgisayardan gösterdiği plana baktım.
"Yanlardaki eklemelere baksan daha iyi. Onlar benim için önemli. Mimarlarla beraber çalıştım ve istediğim şeyleri beraber düzenledik. Tabii ben işin ehli değilim. Mimar sensin. İncelesen iyi olur." Sözleriyle bilgisayardaki çizim planına bakıp incelemeye başladım. Kaşlarımı kaldırdım ve ona döndüm.
"Alışveriş merkezinin hemen yan tarafında bir oyun parkı var. Not almışsın." Başını salladı.
"Bu alışveriş merkezinden bağımsız olacak ve ücretsiz olacak. Orası bana ait olacak yani. Her çocuk girecek oraya. Alışveriş merkezinin içinde ise çocukların zaman geçireceği büyük bir salon yer alacak. O da yeni eklendi. Salonun içinde çocuklar için çeşitli oyuncaklar, boyalar, kitaplar olsun istiyorum." Gülümsedim.
"Fikrini beğendim." Sırıttı.
"Aslında alışveriş merkezi olmasını istemiyordum. Ama babamı ikna edemedim. Tutturdu alışveriş merkezi diye. Ben de o zaman istediklerim eklenecek yoksa projeyi almam dedim." Güldüm.
"Nasıl da artist." O da güldü.
"Eee? Sen ne diyorsun?" diye sordu. İç çektim.
"Detayları beğendim. Ama alışveriş merkezinin ferah olması gerek bence. Çok boğucu olmasın. Yani sonuçta projenin başında duracak kişi sensin. Boğucu olmaması iyi olur. İnsanları kendine çeksin." Başını salladı.
"Ben de öyle istiyorum. Aslında o civarlarda alışveriş merkezi yokmuş ve talep de varmış. O yüzden her ihtiyaca yönelik olması lazım. Yani insanlar oraya girdiği zaman her ihtiyacına anında ulaşmalı, memnun kalmalı. Oradaki eksilik tamamen giderilmeli." Projeye şöyle bir baktıktan sonra yine onun gözlerine döndüm.
"Peki ne yapacaksın bunun için?" diye sordum. "Başka mimarlardan da fikir aldın mı?" Sırıttı.
"Hayır. Benim gözde mimarım sensin."
"Çağrı," dedim bıkkın bir şekilde. "İlla ciddiyeti bozacaksın."
"Tamam tamam. Sen söyle şimdi. Bu projeyi gerçekten çizmek istiyor musun?" Derin bir nefes alıp verdim.
"Şirket için önemli. Kendi kişisel isteklerim için vazgeçmek istemiyorum."
"Kişisel istek mi?" dedi kaşlarını kaldırarak.
"Evet. Mesela seninle çalışmak istememem gibi," dedim sırıtarak. Gözlerini kısarak bana bakmaya başladı.
Benim ne kadar açık sözlü bir insan olduğumu gayet iyi biliyordu. Ne hissediyorsam ve bana sormuşsa açıkça söylerdim. Hissettiğimden başka bir şey söylemezdim. Ya da lafı asla dolandırmazdım.
"Bak sen nasıl bir tipsin. Biliyor musun Duru?" dediğinde Çağrı'ya baktım. Yine bana ne diyeceğini merak etmiştim.
"Nasıl bir tipmişim?" diye sordum alayla. Sağ kolunun dirseğini masaya yaslayarak dikkatle bana baktı. Boğazını temizledi ve konuştu.
"Hani bir insanın bir hareketine sinir olursun ya, artık her yaptığı gözüne batar. Doğru bile olsa. İşte sen öyle bir tipsin. Sen bir kere bana gıcık olmuşsun. Artık ne yapsam gözüne batıyorum." Başımı salladım.
Gerçekten de öyleydi. Biri benim gözüme battıysa onun kafamdaki profili kolay kolay değişmiyordu. Bir türlü ısınamıyordum. Ondan bir samimiyet de göremiyordum ve bulamıyordum. Muhtemelen Çağrı'ya karşı da hissettiğim tam olarak buydu.
"Evet, öyle," diye dürüst bir şekilde cevap verdim.
"Kızım sen zalim misin?" dedi homurdanarak. "Bari öyle deme. Üzüyorsun bak beni."
"Yalan mı söyleyeyim? Öyle." Gözlerini devirdi.
"Duru klasiği. Asla Çağrı'ya tolerans göstermez." Sırıtarak başımı salladım.
"Aynen öyle. O zaman çalışmaya başlayalım. Hepsini gözden geçirelim. Ben önemli yerleri not alacağım defterime. Sen de söyle bana." Gülümsedi.
"Demek hâlâ her şeyi not etme huyun var." Kaşlarımı kaldırdım.
"Hâlâ derken?"
"Üniversitede de fakültenin bahçesinde hep bir not defteriyle görürdüm seni. Çizim çantanın yanında mutlaka bir not defterin de olurdu. Sürekli bir şeyler yazardın. Detaylar varsa mutlaka not alırdın." Beni gözlemlemiş oluşu ile yutkundum.
Gözlerinin sürekli benim üstümde olduğu gerçeğini bir kez daha anlayınca istemsizce gerilmiştim. Benim her hareketimde gözlemlemiş ve beni çoğu yönden tanımıştı. Kafam karışırken kendimi toparladım.
"Evet," diye mırıldandım. "Hâlâ öyle. Yani detaylar benim için önemli. Not alıp çalışırken gözden geçiririm." İç çekti ve bir şey demedi. Sadece başını salladı. Dikkatini çizimlere verdiğinde ben de dikkatimi çalışmak için toplamaya çalıştım.
Birlikte çalışmaya başladığımızda bakışlarının ara ara bende durduğunu fark ediyordum. Bakışlarını yakaladığım zaman ise yakalanmış olmasına rağmen sırıtarak bana bakmaya devam ediyordu. Ben ise gözlerimi kısıyordum sadece. Birlikte uzun süre bilgisayara baktığımız için çok yorulduk ve biraz dinlenmeye karar verdik.
Detayları tıpkı az önce de dediğim gibi not almıştım. Önemli gördüğüm noktaları not alırken Çağrı da bana gülümsemişti. Anlaşılan bu halim bayağı hoşuna gidiyordu. Bakışlarım defterimdeyken Çağrı birden not defterimi alınca kaşlarımı çattım.
"Versene onu. Niye aldın?" dedim yine ona sinir olurken.
"Niye? Neler not aldın, merak ettim." Defterimi çekiştirip söylendim.
"Ya sana ne! Ver şunu."
"Allah Allah," dedi kaşlarını kaldırarak. "Hayırdır? Ne var bu defterde?"
"Sana ne? Özel eşyalara dokunulmaz. Kaç yaşına gelmişsin, öğrenememişsin." Sırıttı.
"Ama bak benim de projemi not almışsın. Bilmeye hakkım yok mu?"
"Yok," deyip defteri çektim ve aldım. "Nasıl not ettiğim beni ilgilendirir." Aslında çok da önemli bir şey yoktu ama olsundu. Çağrı'ya uyuzum ben. Birden yüzüme doğru eğildi ve o gıcık sırıtması yüzüne iyice yayıldı.
"Mesleki sır diyorsun yani?" dedi fısıldayarak. Dudaklarıma olan yakınlığı yüzünden tuttuğum defteri sıktım hafifçe.
"Evet," dedim gözlerine bakarak. Bakışları ben konuşunca dudaklarıma indi. Sonra hayran hayran yüzümü inceleyip biraz daha yaklaştı. Yutkundum ve hemen kendimi toparlayıp bir şey diyecekken başka bir ses duyuldu.
"Abla?"
Pelin'in sesini duyar duymaz gözlerim kocaman oldu ve sanki kötü bir şey yapmışım da yakalanmışım hissine kapıldım. Çağrı'dan biraz uzaklaşıp telaşla geri çekildiğimde yaptığım bu ani hareket beklemediğim gibi sonuçlanmadı ve benim düşmeme neden oldu.
Evet, sandalye ile birlikte yere yapıştım.
Doğru tahmin.