7. Bölüm: Sevgili

2573 Kelimeler
Hayatımda yakalanmak veya yakalanmanın verdiği hisse kapılmak başıma gelen bir şey değildi. Bu hisse oldukça yabancıydım. Ama özellikle Çağrı'nın yanımda olduğu zamanlarda panikleme oranım artmıştı. Ne zaman onun yanında olsam kontrolümü kaybediyordum. Ya da o yanımda olduğu zaman mutlaka başıma bir şey geliyordu.  Yere yapıştığım için sırtımda bir acı hissetsem de düşündüğüm şey o değildi. Yüzümü buruşturup yere düşen sandalyeye de bakarken Çağrı ve Duru'dan hala bir tepki gelmediğini fark ettim. Acaba benim düştüğümü anlayamamışlar mıydı?  "Duru!" dedi Çağrı telaşla ve sandalyesinden kalkıp bana doğru eğildi. "İyi misin?"  Gerçekten teşekkür edesim gelmişti. Sonunda beni fark edip tepki vermişlerdi yani. Sırtım acısa da yine de bozuntuya vermemeye çalıştım ve başımı salladım. Arkaya doğru düşmüştüm. Çağrı elimden tutup beni ayağa kaldırdıktan sonra güldü. Yerdeki sandalyeyi kaldırdı. Muhtemelen dalga geçecek bir şey bulduğu için çok mutlu olmuştu ve tabii ki bunu hemen kullanacaktı. Klasik Çağrı hareketleri. "İyi düştün ama he!" Kaşlarımı çatıp düşmeme rağmen elimde tuttuğum defterimi masaya koyduktan sonra dirseğimle karnına bir tane geçirdim. "Of!" dedi acıyla. "Elin de ağırmış." Onu umursamayarak Pelin'e döndüm. Hâlâ şaşkın şaşkın bize bakıyordu. Sandalye ile birlikte yere yapışmama bile bir tepki vermemişti. Onun kafasından geçen senaryoların ne kadar fena olduğunu tahmin ettiğimde Pelin yüzünde bir nevi hınzır ifadeyi de hayal etmiş oldum. Çağrı ile beni yakaladığı pozisyon onun için büyük bir kozdu. Ne de olsa onun hayal ettiği bir şeydi. Ama hala şaşkınlıkla bana bakıyordu. Arada bir de Çağrı'ya dönüyordu. "Pelin niye dondu?" diye sordu Çağrı. Kınayan bakışlarımı ona çevirdim ve tabii ki her zamanki sırıtmasını gördüm. Aslında Pelin'in neden böyle şaşırıp kaldığını çok iyi biliyordu ama bozuntuya vermiyordu. Böylesi onun işine daha çok geliyordu. "Oha!" dedi Pelin bir anda. Beyin fonksiyonları daha yeni açılmış gibi bir tepki vermişti. Kafasında kurguladığı senaryonun şaşkınlığını daha yeni yeni dışa vurduğuna emindim. Yüzü bir anda ağlamaklı bir hal aldı. Neden böyle bir hale geldiğini anlamayıp kaşlarımı çattım. "Yoksa ben gelmesem öpüşecek miydiniz? Allah kahretsin beni!" diye hüzünle konuştuğunda gözlerimi kocaman açtım. "Pelin!" dedim uyararak. "İnanmıyorum," dedi ve üzülüyormuş gibi burnuna sıktı. Sonra elini burnunda çekti ve yeniden benim gözlerime baktı. "Gerçekten olacaktı, değil mi? Yazıklar olsun bana. Bunun olmasını en çok ben isterken yine ben engel oldum. Bu nasıl bir acı?" dedi abartılı abartılı konuşarak. Anlattığı şey sanki çok acıklı bir şeymiş gibi bir de efkarlanıyordu. "Pelin sen neyin kafasını yaşıyorsun ya?!" diye sinirle konuştuktan sonra devam ettim. "Saçma sapan-"  "Tamam tamam," dedi sözümü keserek. Ellerini sakin olmamızı istercesine oynatırken konuşmaya devam etti. Bir de arada bir derin bir nefes alıyordu. Şaka gibi. "Ben şimdi gidiyorum. Siz hiç gelmemişim gibi az önceki pozisyona geri dönün ve devam edin o sahneye. Tamam mı? Odaklanın, dikkatiniz yine birbirinizde olsun. Başarabilirsiniz." Arkasını dönüp gidecekken bağırdım. "Pelin!" Tekrar bize döndü. Yüzündeki o acı ifade hâlâ geçmemişti ve sanki istediği olacakmış gibi yüzünde bir umut ifadesi vardı. Bize o şekilde karmakarışık bakarken yeniden acıyla konuştu. "Abla ne olur o sahneyi baştan alalım. Yoksa gerçekten ben gece uyuyamam. Bak-" "Sus Pelin sus!" diye sinirle konuştuğumda dudaklarını birbirine bastırıp başını salladı. Ama yine de bir beklentisi olduğu belliydi. Ona tehditkar bir şekilde baktıktan sonra Çağrı'ya döndüm, sırıtarak bizi izliyordu. Kaşlarımı çatarak koluna vurdum. "Sırıtma sen de!" O da aynı Pelin gibi dudaklarını birbirine bastırıp başını salladı. Gözlerimi devirdim. İkisi de anlaşmış gibi hiç seslerini çıkarmadan beni izlerken az önceki olan şey yüzünden yutkundum. Tekrar o anı hatırlayınca gerilmiştim. Hem Cagri'ya hem de Pelin'e karşı rahat gibi gözükmeye çalışırken Çağrı'ya baktım. "Bence sen artık gidebilirsin," dedim ve boğazımı temizledim. "Projenin üstünden geçtik. Önemli olan her yeri anladım. Bugün projeyi incelemeye devam edip taslağımı oluştururum. Bir veya iki gün içinde de çizime başlarım. Çizime başlar başlamaz haberin olacak, merak etme." Gözlerime şöyle bir baktıktan sonra başını salladı. Gözlerindeki eğlenen ifade yerli yerindeydi ve düştüğüm durumun onu eğlendirdiğini gayet belli ediyordu. "Tamam," dedi ve bilgisayarını toplamaya başladı. "Arada bir gelirim buraya." Keyifli sesi ile başımı iki yana salladım. Hâlâ beni anlamıyordu ve kendi dediğini yapacağına da emindim. "Yaramaz bir çocuk gibisin Çağrı," dedim homurdanarak. Gülmeye devam etti. Bilgisayarını topladıktan sonra bilgisayar çantasını omzuna taktı ve Pelin'e döndü. Bana bir bakış attıktan sonra onun yanına doğru ilerledi. Pelin'in yanağını sıktıktan sonra konuştu. "Nasılsın?" diye yumuşak bir sesle sorduğunda ister istemez gülümsemiştim. Her ne kadar ikisinin de yaramazlıkları beni sinir etse de aralarındaki iletişim hoşuma gidiyordu. Pelin'in yanında birilerinin daha olduğunu hissetmesi ona iyi gelirdi. Üstelik Çağrı ile bayağı eğleniyordu. İkisi de kanka gibiydi. Asla kıskanmıyorum. Asla. "İyiyim Çağrı Abi," dedi Pelin. Yüzünde çok tatlı bir gülümseme vardı. "Sen nasılsın? Ablam ile ortak olmuşsunuz." Ben ilgisiz bir şekilde omuz silkerken Çağrı bana bakıp gülmüştü. Pelin ise bana imalı bakışlar atıyordu. "İyiyim ama ablan bundan pek memnun değil. O yüzden beni öldürmemesi için çaba harcıyorum," dedi Çağrı. Pelin gülerken ben de gözlerimi devirdim. "Daha çok seni öldürmem için çabalıyorsun bence," dedim ona cevap vererek. Kollarımı göğsümde bağlayıp ona bakarken beni baştan aşağı süzmüştü. Ardından bir ıslık çaldı. "Şu hareketlere, şu endama bakar mısın Pelin? Ablan tam bir kraliçe," dediğinde ona sinir olsam da gülmüştüm. "Bak güldü Çağrı Abi. Bu da bir gelişme," dedi Pelin. "Hem benim ablam her şeye karşı memnuniyetsiz. Sen kafana takma. Ama memnun olmadığı ne varsa sonradan çok sevdiği de olmuştur. Sen de onlardan biri olabilirsin." "Pelin!" dediğimde omuz silkti. "Ne var?" Başımı iki yana salladım. "Sen cidden yaramaz bir kızsın. Biraz büyü." Yine omuz silkti. Umrunda olmadığı çok açıktı. Ne olursa olsun kendi dediğini yaptırmak istiyordu ya da benim onun dediğine gelmemi bekliyordu. Çağrı'ya böyle sözler söylemesinin sebebi de buydu. "Neyse," dedi Çağrı. "Bence ben artık gideyim. Yoksa ablan hem beni döver hem de seni." Pelin sesli bir şekilde gülüp başını salladı. Onun bu neşeli hali benim kalbimi sıcacık etmişti. Pelin'in yüzündeki o tatlı ifadeye bakarken dudaklarım kıvrıldı. Çağrı'ya bunun için teşekkür edecektim. Eh yani. Bunu hak etmişti. "Görüşürüz güzellik. Kendine iyi bak," dedi Çağrı yine konuşarak. Dikkatimi onlara verdim. Pelin iç çekip gülümsedi. "Sen de Çağrı Abi. Görüşürüz." Çağrı onun saçlarını karıştırdığında Pelin yine güldü. Çağrı salondan çıkıp kapıya doğru gittiğinde ben de hemen onu takip ettim. Kapıyı açıp eğildi ve ayakkabılarını giydikten sonra tekrar ayağa kalktı. Birbirimize bakarken dilimin ucuna gelen kelimeler bir türlü çıkmadı ve inanılmaz bir gerginlik yaşadım. Ona açıkça bir şeyleri söylemek bazen çok zor geliyordu. Bunu aşmam lazımdı. "Görüşürüz o zaman," dediğinde boğazımı temizledim ve başımı salladım. "Görüşürüz," diye cevap verdiğimde içimi nedensiz bir sıkıntı kapladı. Çağrı tam arkasını döndüğü sırada ona seslendim. "Çağrı?" Bana döndü ve tek kaşını kaldırdı. "Efendim? "Şey diyecektim," dedikten sonra ağzımda bir şeyler geveledim ama ben de anlamadım. Çağrı bana merakla bakarken derin bir nefes alıp verdim. "Bazen sana teşekkür etmek çok zor geliyor ya da sana karşı bir şey söylemek," diye itiraf ettiğimde kaşlarını kaldırdı. "Bu da nereden çıktı? Neden teşekkür edeceksin?" Ses tonundaki o merak duygusu kendini belli etmişti. Kapının pervazına yaslandım ve gülümsedim. "Pelin'e iyi geliyorsun. Seni abisi gibi görüyor. Ya da arkadaşı ya da ailesinden biri gibi. Onun çevresinde senin gibi birinin olmasına seviniyorum. Her ne kadar sana gıcık olsam da," deyip güldüğümde o da güldü. Sonra iç çektim. "Teşekkür ederim Çağrı. Pelin'in yanında olman beni mutlu eder. Sen benim inadıma ve huysuzluğuma aldırma. Pelin'in ile iletişimine hiç karışmayacağım." Gülümsedi. "Buna sevindim. Ben de bizim iletişimimizi onaylamıyorsun sandım." Tek kaşımı kaldırdım. "İkiniz bir olup benim üstüme gelirseniz o zaman çok da yumuşak davranmam. Kusura bakmayın," dedim hemen. En azından çizgimi korumak istemiştim. "Merak etme. Biz seni hiç üzmeyiz," deyip şirin şirin bana baktı. Evet. Şirin şirin... Çağrı'ya sempati duymaya başladım galiba. Hayırdır inşallah... Ama sadece Pelin için yani. Sadece ondan. "Neyse," dedi Çağrı ve uzanıp yanağımı sıktı. Bu hareketine karşılık olarak kendimi geri çektiğimde sırıttı. "Proje sayesinde her zaman iletişim halinde olacağız zaten. Bana her türlü ulaşabilirsin. Gecenin bir saati de olabilir yani." Ben de uzanıp koluna bir tane yapıştırdım.  "Allah'tan bir teşekkür ettik. Hemen bir gevşe. hemen." Pis pis sırıttı ve bu sefer de burnumu sıktı.  "Önemli değil. Biliyorsun, seninle ilgili her şeye ben de dahil olurum."  "Bilmez miyim?" dedim homurdanarak. "Görüşürüz Çağrı Bey," dedim bey kelimesinin üstüne bastırarak. Bey kelimesini baskın söylediğim için kaşlarını kaldırmıştı ama yüzündeki sırıtan ifadesi yerli yerindeydi.  "Hoşça kalın Duru Hanım," dedikten sonra bana göz kırptı. Arkasını dönüp merdivenlerden inmeye başladığında gülümsedim.  Her ne kadar beni sinir etse de en azından onunla sohbet edebiliyordum. İç çekerek kapıyı kapattım ve hem alttan hem de üstten kapıyı kilitleyip arkamı döndüm. Salona gittiğimde Pelin'in telefonunda olan bakışları bana döndüğünde işaret parmağımı ona doğru salladım. Konuşmasını engellemenin tek yolu buydu. Yoksa beni günlerce deli ederdi ve Çağrı ile aynı ortamda bulunduğum zaman hep az önceki olayın konusunu açardı. "Sakın!" dedim gözlerimi kısarak. "Sakın tek kelime etme." Elimi indirdiğimde ofladı.  "Ama çok güzeldiniz ya!" dedi sızlanarak. "Dışarıdan ne kadar güzel göründüğünüzü bir bilsen sen de ikna olursun." Dedikleri ile yutkundum. Neden bir an için kendimi Çağrı ile hayal ettiğimi anlayamadım. Kafam karışırken gözlerimi kırpıştırdım. Şu an için duygu karmaşası yaşamak istemiyordum. "Pelin!" diyerek ses tonumu yükselttim. Bu kızı uyarmaktan bıkmıştım ama o benimle uğraşmaktan bıkmamıştı. "Ay tamam tamam. Pelin de Pelin. Adımı ezberliyorsun sanki! Anladım ve susuyorum," dedi o da sinirle. Dudaklarım kıvrıldı. Bu kadar erken yola geleceğini bilmiyordum ama işime gelmişti.  "Aferin," dedikten sonra orta sehpanın üstündeki poşete baktım. "O ne?" diye sordum merakla. Az önceki somurtkan ifadesi kayboldu ve sırıttı. "Pastaneden tatlı aldım. Yer miyiz şimdi?" dedi tatlı tatlı. "Of, çok iyi olur. Çay da hazırlarsın o zaman?" dediğimde güldü ve ayağa kalktı. "Tamam, hemen hazırlıyorum," deyip sehpanın üstündeki poşeti aldı. "Pelin?" dediğimde bana döndü. "Efendim?" Kaşlarımı merakla kaldırdım. "Senin paran var mı? Eğer yoksa bana söyle." Gülümsedi ve ardından nefesini dışarı verdi. Yavaşça koltuğa oturdu. "Sana söylemedim ama arkadaşlarımla buluştuğum zaman bazen sahil kenarında gitar falan çalıyorum. Gitarımı bazen bu nedenle götürüyordum. Gitar çantasının içine de gelen geçen para atıyor. Nefesim yettiği kadar ben söylüyorum. Nefesimin tıkandığı yerlerde arkadaşım devam ediyor." Şaşkınlıkla gözlerimi açtım. Böyle bir şey beklemediğim için birkaç saniye konuşmadım. Kendimi toparlayıp Pelin'in gözlerine baktım. "Çok şaşırdım," diye mırıldandım. "Ama çok da sevindim. Kendi alanınla ilgili bir şey yapmak güzel olmalı." Yüzündeki bir tebessüm oluştu ve sanki hayallerini düşünüyor gibiydi.  "Evet abla," dedi ve güldü. "O an bir şarkıcıymış gibi hissettim. Çok güzel bir histi. Müziğe ve gitara olan aşkımı zaten biliyorsun." Güldüm ve onun yanağını sıktım.  "Bilmez miyim?" deyip elini tuttum. "Ve günün birinde hayalindeki gibi çok başarılı olacağına da eminim." Gülümsedi ve başını salladı. "İnşallah abla," dedi ve yeniden ayağa kalktı. "Mükemmel çaylar birazdan geliyor." Dudaklarım kıvrıldı ve başımı salladım. O gidince bir süre onu düşündüm. Hayallerini gerçekleştirmesi için bir kez daha dua ettim. Kötü düşünmeden veya kötü düşünmemeye çalışarak ayağa kalktım. Masanın üstündeki defterimi ve çizimleri topladım. Çağrı örnek çizimleri ve modelleri bana göndermişti zaten. Bilgisayarımı da kapatıp masanın üstüne kenara koydum. İç çekerek masanın üstündeki kağıt rulolarına baktım. Umarım bu projeyi halledebilirdim. Çağrı ile birlikte çalışacaktım. Şaka gibi geliyordu hâlâ. Yaşadığımız an aklıma gelince elim benden bağımsız dudaklarıma gitti. Dudaklarıma dokununca yutkundum. Pelin gelmeseydi gerçekten beni öpecek miydi acaba? Öpseydi muhtemelen güzel bir tokat yerdi benden. Başımı iki yana salladım. Daha fazla Çağrı'yı düşünmek istemiyordum. Elimi dudaklarımdan çektim ve yine o sakin, oldukça otoriter Duru'ya büründüm. *** Çağrı ile çizimler hakkında konuşmamızın ardından iki gün geçmiş ve ben çoktan çalışmaya başlamıştım. Sırf daha erken bitirmek için saatlerce bilgisayar başında çalışıp her çizimi kontrol ediyordum. Not aldığım her detayın üstünden geçiyordum. Çizdiğim her nokta içime sinmediyse yeniden deniyordum. Nergis Hanım için kusursuz bir çizim yapmak istiyordum. Sıfır hata. Çünkü bu onun için çok önemliydi. Bana olan güveninin karşılığını vermek istiyordum. Öte yandan Pelin'in doktoru ile konuşmalarım sürüyordu. Dün Pelin birdenbire fenalaşmıştı. Nefes nefese kalmıştı. Nefes alamadığını, kalbinin çok sıkıştığını söyleyip durmuştu. Onu hastaneye götürene kadar aklımı kaybedecek gibi olmuştum. Doktor ise ilaçları düzenli kullanmaya devam etmesini söylemişti. Pelin birkaç defa aksattığını bana söyleyince onunla biraz tartışmıştım. Sonra onu kaybetmenin korkusuyla yeniden sarılıp öpmüştüm. Benden özür dileyip ilaçlarını gözlerimin önünde içmişti. Ona ne kadar değer verdiğimi ve onun için ne kadar çabaladığımı söyleyince suçlulukla başını sallamıştı. Onu hiçbir zaman yargılamamıştım. Psikolojisini, hissettiklerini, yaşadığı dengesiz duygu değişimini hep anlamıştım. Ama kendini bırakmasına da izin veremezdim. Yurt dışındaki doktor bizim için hastanede yer ayıracağını söylemişti. Ancak hastane ücret talep ediyordu. Doktor başta ücret konusunda ılımlı yaklaşsa da çalıştığı hastanenin sıkıntı çıkardığını öğrenmiştim. O doktora götürmeyi çok isterdim. Hastane ücret talep etmeseydi bile yurt dışına çıkacak bütçem yine yoktu. Bunları düşündükçe başıma ağrı girdi ve oflayarak çizime ara verdim. Ne yapacağımı bilmiyordum. Çok berbat bir durumdu. Her şey üstüme üstüme geliyormuş gibi hissediyordum. Ama yine de bu karmaşıklığın içinde çaba göstermeye, sonuna kadar gitmeye devam ediyordum.  Kapı zili çalınca irkildim. Pelin'in geldiğini anladım ve ayağa kalktım. Arkadaşıyla birlikte yürüyüş yapmak istemişti. Temiz hava ona iyi geliyordu. İzin vermemiştim ama çok ısrar edince kabul etmiştim. Arkadaşı da göz kulak olacağını söyleyince ikna olmuştum. En azından biraz hava alıp rahatlaması gerçekten iyi olurdu. Gidip kapıyı açtığımda Pelin'i değil Çağrı'yı görünce ofladım. "Yine mi sen?" Sırıttı ve başını salladı. "Evet. Yakışıklı Çağrı geldi. Her kızın hayali." Sinirle inledim. Yine başlamıştı. "Valla sana hiç tahammül edemem. Def ol git!" Cıkladı hemen. Sonra başını iki yana da salladı. "Çok ayıp. Ben çalıştığın şirkette proje ortağıyım. Yakıştıramadım sana," deyip burun kıvırdı. "Çağrı!" dedim sinirle. "Pelin dün fenalaşmış. Onun için geldim," diye pat diye söylediğinde kaşlarımı kaldırdım. "Nereden biliyorsun?" diye sordum. "Ha tamam," dedim ardından. "Onunla konuştun hemen, değil mi?" dedim bilmiş bir tavırla. "Evet, ablası biraz yabani de bana. Ablasıyla konuşmaya korkuyorum," dedi imayla. Omuz silktim. "Eee yani? Pelin'in evde olmadığını da biliyorsundur." Başını salladı. "Evet, biliyorum. Ama konuşmak istiyorum seninle." Tek kaşımı kaldırdım. Benimle ne konuşacağını tahmin edemiyordum. "Ne konuşacaksın?" diye sordum merakla. "İçeri al da söyleyeyim." Gözlerimi devirip kenara çekildim. En iyisi hemen konuşmak ve kurtulmaktı. Ayakkabılarını çıkarıp içeri girdi. Kapıyı kapattım. Beraber salona gittiğimizde koltuğa oturduk. Bakışları masadaki bilgisayarıma ve kağıtlara döndü. "Bayağı çalışıyorsun galiba. Yorgun gözlerinden de belli," dedikten sonra bana baktı. Yüzünde bana karşı çok samimi bir gülümseme vardı. Sanki bana kıyamıyormuş gibi... Boğazımı temizledim. "Elimden geldiğince erken bitmesini sağlamak istiyorum. Ayrıca kusursuz olsun istiyorum. Nergis Hanım için çok önemli. Projenin yapımına başladığı an rahat bir nefes alacak," diye cevap verdim. Başını salladı. "Evet," diye mırıldandı. "Bir an önce başlamak istiyoruz biz de." "Eee?" dedim. "Ne konuşacaksın?" "Pelin'in anlattığına göre yurt dışında onun tedavisine devam edilebilirmiş. Oradaki doktor önerilmiş. Ayrıca orada organ nakli de çabucak gerçekleşebilirmiş." İç çektim. Pelin ile her şeyi konuştuklarını anladığımda pek tepki vermedim. Artık tepki vermenin de bir anlamı yoktu. Onunla konuşmak en mantıklısıydı. "Evet, öyle. Organ nakli için bekliyoruz ama hâlâ bulunamadı. Geçenlerde bir tane bulundu ama Pelin'in yaşlarındaki bir çocuğa nakledildi. Onun durumu daha kritikti. Keşke Pelin'e de bulunsa hemen. Her yeri araştırıyorum. Araştırsam da kalp nakli bekleyen çok hasta var. Bize ne zaman sıra gelir, bilmem. Şu an için ameliyatı halletmeye çalışacağım," dedim kısık bir sesle. "Anladım," dedi düşünceli bir şekilde. "Hem zaten hastane ücret de talep ediyor. Ayrıca hastane ücret istemese bile yurt dışı masraflarını yine karşılayamam ben," dedim üzgün bir şekilde. "Yani uygun kalp beklemeye ve araştırmaya devam da edebilirim. O kadar karışık ki her şey. Ameliyatı halletmek de çok büyük bir şeymiş gibi geliyor. Fena bir çelişkinin içindeyim." "Aslında," dedi kelimeyi uzatarak. "Hiçbir şeyi beklemeyebilirsin." Kaşlarımı kaldırdım. "Nasıl yani?" dedim büyük bir ilgiyle ona bakarken. "Her masrafı ben karşılarım. Pelin'in o hastaneye yatırılmasını sağlarım hemen." "Saçmalama," dedim kaşlarımı çatarak. "O kadar parayı sana nasıl geri ödeyeceğim ben? Aylar sürer. Ben hallederim bir şekilde. Teşekkür ederim düşündüğün için." Düşünmesi benim için zaten büyük bir incelikti.  "Karşılığında bir şey isteyeceğim zaten. Para istemeyeceğim ki," dedi gözlerime bakarak. Şaşkın bir şekilde yüzünü inceledim. "Nasıl yani? Ne isteyeceksin?" diye sordum merakla. Derin bir nefes alıp verdi ve dudaklarını araladı. Verdiği cevabı ise hiç beklemiyordum. "Sevgilim olmanı."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE