Bazı cümleleri idrak edemediğim için belki de dakikalarca karşımdaki kişi ile bakışırdım. Karşımdakinin ağzından çıkan cümleyi anlamaya çalışırdım. Ama bu cümlenin neresini anlayabileceğimi bilemiyordum. Bana söylediği şeyin farkında olup olmadığını çözmeye çalıştım.
İkimiz de birbirimize bakarken Çağrı'nın yüzündeki rahat ifade ile kendime biraz olsun gelebilmiştim. Elimi yumruk yapıp tırnaklarımı tenime batırdığımda kendime sakin olmak için uyarı veriyordum. Çünkü yavaş yavaş sinirleniyordum. Damarlarımda gezen kanın bile öfkeden kaynayacağını hissettim.
"Ne?" dedim söylediği şey karşısında. Şaşkın sesimi bastırmaya çalışıp sinirli bir şekilde yeniden konuştum. "Sen ne dediğinin farkında mısın?" Başını salladı.
"Evet, farkındayım. Bütün imkanları sağlayacağım. Ne kadar para gerekiyorsa harcarım. Sen de sevgilim olacaksın." Bunu gayet normal bir şekilde söylemeye devam edince kaşlarımı çattım. Yumruğumu daha çok sıkarken onu öldürmemek için kendimi zor tutuyordum.
Çok sakinim(!).
"Ne yani?" dedim kaşlarımı çatmaya devam ederken. Hâlâ bana bunun bir şaka olduğunu söylemesini bekliyordum. "Verdiğin para karşılığında sevgilin mi olacağım?" Normal bir şeymiş gibi başını salladığında sinirle söylendim. "Bunun ne kadar adi bir teklif olduğunun farkında mısın Çağrı. Ne istediğini bildiğine emin misin?" Yüzünde biraz bile gergin bir ifade yoktu. Gayet normaldi.
"Evet," dedi yine rahat rahat. Bir yandan da sırıtıyordu.
Yüzündeki o aptal sırıtmaya dayanamayacağımı fark ettim. Bana böyle iğrenç bir şeyi söyledikten sonra hâlâ sırıtıyorsa buna nasıl dayanabilirdim ki?
Peki ben ne mi yaptım onun bu pişkin haline?
Sıktığım yumruğuma daha yüklendim ve sanki tüm gücüm yumruğumda toplanmış gibi yüzüne sert bir şekilde vurdum.
Çağrı ne olduğunu anlayamazken acıyla geri çekilip yanağını tuttu. Acı çekmesi umurumda olmadığı için hâlâ sinirle ona bakıyordum. Bana böyle bir şeyi nasıl söyleyebilirdi? Kendini ne zannediyordu? Ona doğru atılıp vurmaya başladığımda elini yüzünden çekti ve beni tuttu.
"Duru dur!" diye yüksek sesle konuştuğunda durmadım. Bir de ona karşı sakin olmamı mı bekliyordu? Geri zekalı Çağrı.
"Seni pislik herif!" diye bağırdım. "Sen kim oluyorsun da bana bu iğrenç teklifi yapıyorsun? Hayvan!" Sesim daha da yükselirken kendimi asla frenlemedim. Yüzüne vuracakken elimi tuttu. Belimden tutarak beni kendine çektiğinde kendimi geri çekmeye çalıştım.
Onun kolları arasında debelenmeye devam ederken bir yandan da ona vurmaya çalışıyordum. Öyle sinirlenmiştim ki, sanki bütün hıncımı alamazsam içim rahat etmeyecek gibiydi. Kollarının arasından hâlâ çıkamamıştım. O beni durdurmaya çalıştıkça ben daha çok sinirleniyordum.
"Bırak beni bırak! Seni geberteceğim. Para karşılığında sevgilim ol ne demek?! Yüzsüz pislik" dedim bağırarak. Onu yeniden hırpalamaya çalıştığımda bir anda beni eğdi ve koltuğa yatırdı. Ellerimi sıkıca tutup hareket edişimi engellediğinde kaşlarımı daha da çattım. Hafifçe üzerime uzanmıştı.
Bulunduğumuz pozisyon beni oldukça rahatsız edince sıkıca tuttuğu ellerimi ondan kurtarmaya çalıştım. Ama mümkün değildi. Öylesine sıkı tutmuştu ki, biraz bile oynatamadım. Gözlerinin içine baktım.
"Beni bırakmazsan avazım çıktığı kadar bağırırım. Bütün apartmanı toplarım buraya Çağrı," dedim soğuk bir sesle. "Def ol git buradan." Öfkeyle onu bakıyordum. Gözleriyle yüzümü bir süre inceledi. Yüzümdeki ifade hoşuna gitmemiş gibiydi. Benden ne yapmamı bekliyordu ki? Derin bir nefes alıp verdi ve boğazını temizledi.
"Duru bir sakin ol," diye söylendi. "Ne yaşadın az önce ya?" diye devam ettiğinde ise gözlerimi kıstım.
"Ne mi yaşadım? Sen ne dediğini biliyor musun peki?" diye sinirli bir şekilde konuştuğumda başını salladı.
"Tamam. Ellinci defa oldu herhalde. Yine diyorum. Sakin ol." Onun sakin olmamı söyleyen hali beni sinir ediyordu. Bu kadar rahat olması beni çıldırtacak raddeye getiriyordu.
"Olamam," dedim ona nefretle bakarken ve ne o an ne hissettiğimi de söyledim. "Nefret ediyorum ya senden!" Gözlerini devirdi ve başını iki yana salladı. Bu halimden memnun olmayan tavrından sonra ismimi söyledi.
"Duru?"
"Ne var ne?! Bırak beni," dedim yine.
"Duru şaka yaptım. Öyle bir şey istemiyorum tabii ki senden. Lan elmacık kemiğimi kıracaktın az daha. Harbiden elin çok ağır." Kaşlarımı çatarak ona bakmaya devam ettim.
Şaka mı?
Çok komikti, bir daha olmasın.
Bu nasıl bir şaka? Bunun şakasının olmayacağını bilecek kadar büyümüş olması gerekirdi. Pislik Çağrı. Ona karşı birazcık bile olsa oluşan sempatim yine yerle bir olmuştu. Yine ona asla tahammül edemeyen Duru'ya bürünmüştüm. Hem de dediği tek bir şeyle.
Bence haklıyım.
"Ne biçim şaka bu?" dedim ona öfkemi kusarak. "Manyak mısın sen? Senin şakana sıçayım ben!" Tepkimden dolayı güldü. Gözlerim yanağındaki kızarıklığa kaydı. Muhtemelen moraracaktı. "Yanağın mosmor olsun da gör. Manyak herif!" dedim hemen. "Hak ettin."
"Duru sakin ol. Yemin ederim öyle bir şey yok. Tepkini görmek istedim. Görmez olaydım lan! Yanağımı siktin!" dedi homurdanarak.
"Düzgün konuş!" dedim kaşlarımı çatmaya devam ederken.
"Sen mi söylüyorsun bunu bana?" dedi sırıtarak. Gözlerimi kıstım.
"Beni bırak," dedim kendimi sakin tutmaya çalışırken. Cıkladı. Bu adamın cık demesi bile beni sinir ediyordu.
"Önce sakin ol. Ne malum yine vurmayacağın?" dedi şüpheli bir şekilde. Derin bir nefes alıp verdim.
Rahatlamaya çalıştım. Kendimi frenlemeye çalıştım. Evet, sakinleş Duru. Çağrı'nın suratına bir kez daha çakmayacaksın. Sakin olacaksın.
"Tamam, bırak. Sakinim," diye cevap verdim.
"Hayır. Daha sakin değilsin," dedi bana korkuyla bakarken. Evet, cidden korkuyla bakıyordu. "Gözlerinle bile şu an öldürüyorsun beni. Sinirden kıpkırmızı olmuş suratını görmüyorsun sen." Bir şey demedim.
Haklıydı. Kendime her ne kadar sakin olmamı söylesem de bir türlü sakinleşemiyordum ve Çağrı'yı boğmak istiyordum. Konuşmamaya devam ettim. Ne diyeceğimi de bilmiyordum artık. Konuşsam yine onunla tartışırdım. Beni o şekilde tutmaya devam ederken tutuşunu biraz yumuşattı. Ellerim gevşedi. Birkaç dakika boyunca öylece durdu ve sonra fısıldadı.
"Özür dilerim." Fısıltısı bana biraz garip gelirken gergin halimi belli etmemeye çalıştım. "Cidden şakaydı," dedi yine konuşarak. Sesi hâlâ kısık çıkıyordu. "Öyle bir şey ister miyim ben senden?" Uysal sesi sinirimi biraz olsun azaltmaya yardımcı oluyordu. Aslında sakinleşmek de istemiyordum. O an dediği şeyin hıncını da almak istiyordum ama yapmamıştım.
"Şakası bile iğrenç," dedim onun gözlerine bakarak. "Bazılarına belki basit geliyordur. Ama bir kadın para karşılığında bir erkeğin dediğini yapmak zorunda değil. Hiçbir kadına yapma bunu. Şakasını bile." Gayet ciddi bir şekilde söylemiştim. Bunu da dalgaya alırsa onu gerçekten gebertirdim. Ama öyle olmadı. Yüzündeki sakinlikle başını salladı.
"Tamam, vallahi yapmam. Gerçi... Muhatap olduğum tek kadın sensin zaten." Hayran hayran yüzümü inceleyince ne yapacağımı bilemedim. Yaptığı şakayı düşünüp ona olan öfkemi kendime hatırlattım.
İşin içine duygular girdiği zaman ne yapacağımı bilemiyordum. Belki de benim sorunum buydu. Belki de ben duygularla baş edemediğim için duygularımdan kaçıyordum. Sanki bir şeyler hissedersem mahvolacakmışım hissinden kurtulamıyordum.
Çağrı ise kafamı aşırı karıştırıyordu. Ne yapacağımı bilemez hâle gelip o an yaşadığım gerginliği ona yansıtmamaya çalışıyordum. Bu çabamın amacını da anlayamıyordum. Kendimi sıkmasam, biraz olsun serbest bıraksam belki de her şeyi yoluna koyabilirim. En azından bazı şeyleri.
"Çağrı," dedim boğazımı temizledikten sonra. Benden bir beklentisi olduğunu hissetmiştim. Çünkü yüzündeki ifadeden bu belliydi. Benim uyarı dolu sesimle gözlerime bakmaya devam ederken iç çekti.
"Tamam tamam," deyip ellerimi bıraktı ve üzerimden kalktı. Onun kalkmasıyla kendimi toparlayıp oturduğumda ona döndüm.
"İnsanı sinir ediyorsun. Neden boşu boşuna sinirlenmeme neden oldun? Ne gerek vardı yani? Allah'ın cezası," dedim homurdanarak. Sözlerime karşılık güldü ve ardından pis pis sırıttı.
"Sinirlenince aşırı tatlı bir kadın oluyorsun. Bunu görmem lazımdı," dediğinde koluna bir tane yapıştırdım ama bir şey demedim. Birkaç saniye sonra boğazını temizledi. "Şaka yaptım ama ben Pelin'in tedavisine yardımcı olma konusunda ciddiyim. Onu yapacağım Duru." Sözlerindeki kesinlik ve ciddiyet şaşırmama neden oldu.
"Allah Allah," dedim tek kaşımı kaldırarak. "Senden böyle bir şey isteyen olmadı. İstemiyorum ve artık bu konuyu kapat." Başını iki yana salladı.
Zaten onun benim dediğim bir şeye karşı çıkmamasının imkanı yoktu. Tıpkı benim gibi söylenilenin tam tersini yapıyordu. En azından biz birbirimize karşı böyleydik.
"Sen istemiyorsun ama bu beni hiç ilgilendirmiyor güzelim. Ben Pelin'e soracağım zaten. Onu bekliyorum. Pelin iyileşmesine yardımcı olacak bir yol bulduğu an kabul eder. Hele benden gelen yardımı kabul etmesi lazım. Ben de onun abisi sayılırım." Kaşlarımı çattım.
Beni araya katmaması sinirimi bozmuştu. Ben de Pelin'in ablasıydım sonuçta. Ayrıca yapacağı masraflar az miktarda bir şey değildi. Karşılayabileceğine inansa da ben daha sonradan ödeyemezdim. Buna emindim.
"Çağrı ödeyeceğin para küçük bir miktar olmayacak. Her şeyin bir masrafı olacak ve ben bunu sana geri ödeyemem. Tamam mı? Bankalarla tekrar görüşeceğim. Kredi verirler mi diye. Başta kredi almak istememiştim ama şimdi bu fikre sıcak bakıyorum. Sen karışma," dedim kesin bir sesle. Ona gayet ciddi olduğumu belli etmiştim.
"Ne kredisi kızım?" dedi kaşlarını çatarak. "Benden para alacağına bankadan kredi çekmek için başvuru mu yapacaksın? Banka daha mı iyi? Geri ödeyemezsen her şeyini alırlar." Haklılığı yüzünden bir süre sesimi çıkaramadım ama sonra yine itiraz etmek için dudaklarımı araladım.
"Çağrı-" dediğimde sözümü kesti. Konuşmama izin vermedi.
"Ben Pelin'e soracağım dedim. Sana değil. Sen istediğin kadar reddet. Bu onun hayatını ilgilendiriyor Duru. Sırf benden haz etmiyorsun diye kendi kardeşinin iyileşmesi için gelen fırsatı geri tepiyorsun." Lafı ağzıma tıktığı için konuşamadım. Haklı olduğunu kabullenmiş gibiydim. Ben konuşmayınca devam etti. "Gururu, bana olan tavrını, aramızdaki gerilimi bir kenara bırak. Ben şu an Pelin'i düşünüyorum. Pelin yardımımı isterse ben hazırım. Size hiçbir zaman yakın olmamamı istedin. Ama ben Pelin'i önemsiyorum," dedikten sonra kısık sesle mırıldandı. "Seni de." Yutkundum.
Bana karşı olan duygularını her seferinde belli edişi beni inanılmaz geriyordu ve kalbim bu aralar çok fazla sıkışıyordu. Garip bir duyguyla dolup taşıyordum. Bu duyguyu dışa vurmadığımda ise hep kötü hissediyordum. Çağrı'nın beni alt üst etmesi hoşuma gitmiyordu. Ben tutarlı bir insandım ama Çağrı hayatımda olduğu zaman iyice dengesizleşiyordum.
"Bilmiyorum," diye mırıldandım. Gözlerim yanmaya başladı. "Ama haklısın. Yani... Sana hak veriyorum. Pelin isterse ben engel olamam zaten. Onun iyileşmesi gerek." Sesim titrediği için sustum. Nefesini dışarı verdi. Biraz daha zorlarsa ağlayacak gibiydim ve bu yüzden kendimi sıktım.
Hep söylediğim gibi Çağrı yanımda olunca duygularım çok karışıyordu.
"Amacım seni üzmek değil Duru. Pelin iyileşsin yeter. İstersen yüzüme bile bakma." Alt dudağımı ısırdım ağlamamak için. "Gel buraya," deyip beni kendine çektiğinde bu beni yeterince tetikledi. Sıkıca sarıldığında göz yaşlarımı tutamadım. Sessizce ağlamaya başladığımda Çağrı sırtımı okşadı. "Ne kadar zor zamanlardan geçtiğini, hâlâ da geçmeye devam ettiğini biliyorum Duru. Geçecek. Söz veriyorum. Pelin iyileşecek." Burnumu çektim. Buna ben de inanmak istiyordum.
"Söz mü?" dedim boğuk bir sesle. Sanki az önce onu gebertmek isteyen ben değilmişim gibi onun kollarının arasındaydım. İşte dengesizliğimin en üst seviyesini de Çağrı ile anlamış oldum.
"Söz," dedi Çağrı kısık bir sesle. Nefesini saçlarımda hissettim. Saçlarımın kokusunu içine çekti. Geri çekildiğimde ise yüzüme bakıp gülümsedi. "Ağlama artık."
"Tamam," dedim gözlerimi silerken. "İyiyim." Bana inanmadığı için bir bakış attı. "Gerçekten iyiyim. Tamam," dediğimde başını salladı.
"Peki o zaman," dedi nefesini dışarı verdikten sonra. "Pelin ile geldiğinde konuşacağım. Sakın kıza engel olma." Gözlerimi devirdim.
"Çağrı kız kardeşimin hiçbir isteğine engel olmam. Ama seninle doğru düzgün bir iletişimim yok, ilişkim yok, Pelin'le bile doğru düzgün konuşmadın sen. Tek tük konuştun. Yalan mı? Bu yardımın da ne kadar büyük olduğunun farkındasın bence. Bunun karşılığını sana nasıl vereceğim ben?" diye konuştuğumda kaşları hafifçe çatıldı.
"Kızım ne karşılığı? Ben senden karşılık mı istiyorum? Ayrıca ne fark eder? Sen bankadan da kredi çekmiş olacaksın. Yani onu da geri ödemek zorundasın. Daha çok zarara girersin. Halbuki burada yakışıklı ve zengin bir Çağrı var," dediğinde istemsizce güldüm. Bu adam gerçekten sinirlerimi bozuyordu.
"Hııı," dedim alayla. "Çok yakışıklısın çok!" Kaşlarını kaldırdı.
"Değil miyim yani? Öyleyim," dediğinde hemen cevap verdim.
"Değilsin." Yine o inanamaz bakışlarını bana attı.
"Çarpılırsın kızım. Şu surata bak bi'. Tatlılık abidesi. Karizma akıyor. Yüz hatlarımdan kendini belli eden o yakışıklılık karşı tarafı çekiyor. Aklını başından alıyor insanın." Gözlerimi şaşkınlıkla çatım.
"Yuh!" diye bağırdım. "Cidden yuh. Bu nasıl kendini övme şeklidir ya?! Pembe dizi baş karakteri anlatıyor sanki." Sırıttı.
Yani gerçekten bir insan kendini nasıl bu kadar övebilirdi ki? İnanılmaz bir egosu vardı. Üniversite de de kendini durmadan över ve sırıtırdı. Sanırım Çağrı'nın hiç değişmeyen özelliği buydu. Kendini seviyordu. Ben buna her ne kadar gıcık olsam da aslında güzel bir özellikti.
"Ne alaka? Ama sen beni öyle ateşli görüyorsan sorun yok," dediğinde gözlerimi devirdim. Sırf pembe dizi dedim diye hemen pisleşmişti. Omzuna vurdum bir tane.
"Sus Çağrı sus! Edepsizsin sen cidden!" dedim başımı iki yana sallayarak. Onu onaylamadığımı belli eden bakışlar attığımda omuz silkti. Hiç umurunda olmamıştı.
"Öyleyim," dedi kabullenerek. "Bak yüzüme. Libido akıyor." Yüzümü buruşturdum.
"Sus ya!" dedim yüksek bir sesle.
"Tamam tamam," dedi gülerek. "Seni sinir etme olayı bana bayağı zevk veriyor bak. En azından sinirliyken seninle konuşabiliyorum. Diğer türlü yüzüme baktığın yok. Bari hep sinirlen de, güzel sesini duyayım." Gülüşü bir tebessüme dönmüştü. Yanağımın içini ısırdım.
"Şey yapayım ben," diye mırıldandım. "Yanağına buz koymalıydık. Geç kaldık. Bari şimdi getireyim. Aynen, ben hemen getireyim." Saçma sapan konuşup ayağa kalktım. Hafifçe güldü. Yüzünde oldukça eğlenen bir ifade vardı.
"Tamam, getir. Zaten şişti biraz. Kesin bir morluk olur orada. Hayır yani. Bari morluk ateşli bir şey uğruna olsaydı," dediğinde sinirle inledim.
"Çağrı! Edepsiz edepsiz konuşma!" diye bağırdım. "Sinir hastası edeceksin ya sen beni!"
"Of," dedi hemen. "Sinirliyken ne de güzel bağırıyor. Sesine kurban olurum." Ona umutsuz vakaymış gibi baktıktan sonra başımı yine iki yana salladım.
"Sen cidden manyaksın," dedim hiç umut yokmuş gibi. "Kafayı yemişsin." Güldü.
"Tamam, vallahi sustum. Git, buzu getir. Şaka yaptım sadece. Çağrı masum." Ona cevap vermedim ve homurdana homurdana salondan çıkıp mutfağa gittim. Buzluktan Çağrı için buz çıkarırken bir şey fark ettim.
Çağrı'nın yanında iken kalbim ilk defa ritmini değiştirip hızlanmıştı. Bu iyi bir şey miydi, emin değildim. Bana göre pek de olumlu bir şey değildi. Ne olduğunu pek anlayamasam da Çağrı ile ilgili olması beni yeterince geriyordu.
Ya da belki de sadece anlık bir şeydi. Basit bir şey.