Çağrı'nın sunmuş olduğu teklifi kendi içimde düşünüyordum. Kafamda binlerce senaryo oluşurken tam olarak rahat hissedemediğimi fark ettim. Birinden gelen yardım elbette çok güzeldi ve en zor zamanlarda çok yardımcı oluyordu. Ama birilerinden yardım istemek benim için hep zor olmuştu.
Kişiliğimden midir, bilinmez. Ama ne zaman birisi bana yardımcı olsa hep kötü hissederdim. Daha doğrusu sonrasında kötü hissederdim. Kendimi ona karşı borçlu görüp bu borcumu nasıl ödeyeceğimi düşünüp dururdum. Hayatım boyunca bu hep böyleydi. Bunu düzeltemiyordum. Birisi bana yardım ettikten sonra omuzlarımda bir yük oluyordu. Özellikle maddi konuda yardım ediliyorsa sürekli kafama takardım.
Lisedeyken sıkışık olduğumuz zamanlarda arkadaşım bana borç verdiği zaman o parayı geri ödemek için elimden geleni yapardım. Ya da çok ihtiyacım yoksa parayı hiç kabul etmezdim. Arkadaşlarım bana bu konuda kızsa da bu huyum hiç değişmemişti.
Şimdi ise Çağrı'nın yapacağı yardımı düşünüp ona bakarken aynı zamanda Pelin'in ona ne diyeceğini de merak ediyordum. İkimiz birlikte oturup Pelin'in gelmesini bekliyorduk. Çağrı onunla konuşacağı için beklemeye devam ediyordu. Zaten Pelin ile konuşmadan gitmezdi. Gerekirse saatlerce beklerdi. Aklına koymuştu. Onu tanıdığım kadarıyla da biliyordum ki, Çağrı bir şeyi yapacağım diyorsa mutlaka yapardı.
"Ne düşünüyorsun?" diyen sesini duydum. "Özellikle bana bakıp bir şeyler düşünüyorsun galiba. Hayırdır?" dedi sırıtarak.
Aklı fikri hep başka yerdeydi. Onun bir davranışımı bile kendine çevirip kendiyle ilgili bir yorum ortaya koymadığı tek bir an görmemiştim. Bunu sürekli yapıyordu. Kendini her zaman bir olaya katıyor ve bir şekilde o olaya dahil olmayı da başarıyordu.
"Evet," dedim rahat bir tavırla. "Seninle ilgili çok pis planlarım var." Sözlerime karşılık olarak yüzünde heyecanlı bir ifade oluşunca istemsiz bir şekilde güldüm. Bundan gerçekten keyif alıyordu. Allah'ın manyağı.
"Öyle mi?" diye sordu merakla. Gözlerindeki parıltıyı fark ettiğimde koluna vurdum.
"Çağrı hemen rolüne bürünüyorsun ya! Biraz insan ol," dedim çemkirerek. Omuz silkti ve yine benim uyarılarımın umurunda olmadığını belli etti. Yaramaz bir erkek çocuğu gibiydi. İnatçı bir erkek çocuğu.
"Bana ne kızım," dediğinde kaşlarımı kaldırarak ona baktım. "Benimle ilgili pis planların beni heyecanlandırdı. Sen de söylemeseydin." Şaşkınlıkla ona baktım.
"Sen cidden-"
"Çok tatlıyım, değil mi?" dedi sırıtarak. Gözlerimi kıstım. Bu adam, bu davranışlarından hiç yorulmuyor muydu gerçekten? Hayır yani. Bu kadar çaba insanı bir yerden sonra yorardı, insan bıkardı. Ama Çağrı her şeye rağmen benimle uğraşmaya devam ediyordu. Hatta benimle uğraştıkça enerjisi artıyor gibiydi.
"Ne demezsin?" dedim alayla. "Ne tatlısın, ne tatlısın!" Sırıtmaya devam etti.
"Sen var ya bir gün bu laflarının hepsini yiyeceksin," dedi kaşlarını kaldırıp indirirken. "Bundan bayağı eminim ve o gün geldiğinde ben sana, bana karşı sergilediğin bütün davranışların hepsini hatırlatacağım." Kendinden emin konuşması kaşlarımı çatmama neden olurken söylediği sözlerin gerçekleşmemesi için de içimden dua ediyordum.
Büyük konuştuğum bazı zamanlar olmuştu ve bazıları başıma da gelmişti. Ama Çağrı konusunda kesinlikle başıma bir şey gelmesini istemiyordum. Eğer onun dediği olursa bunu yıllarca dile getirirdi. Yanımda olmasa bile bana mutlaka hatırlatırdı. Her türlü.
"Hiç belli olmaz," dedim gayet sakin bir ses tonuyla. Asla sinirlenmedim. Kaşlarımı bile düzeltmiştim. Çünkü ne zaman ona karşı sinirlensem ve sakinleşmek istesem asla başarılı olamıyordum. En iyisi ona istediğini vermemekti. Belki o da kendini biraz geri çekebilirdi. "Büyük konuşmamaya çalışırım. Ne olacağını bilemeyiz. Ama sen de benim ne kadar inatçı olduğumu unutma Çağrı. Sen üstüme geldikçe ben senin tam tersini yapmaya devam edeceğim." Sözlerimle başını salladı.
"Biliyorum. Biz zaten bu kısır döngüden hiç kurtulamadık. Aynı şeyleri tekrar edip duruyoruz," diye söylendi. Haklı olduğunu bildiğim için cevap vermedim. Zaten ne diyeceğimi de bilmiyordum. Birbirimizi ya sinir ediyorduk ya da bazen geri çekilir gibi oluyorduk.
"Pelin'in ne diyeceğini merak ediyorum," dedi Çağrı birkaç dakikalık sessizlikten sonra. Başımı salladım.
"Ben de merak ediyorum," diye mırıldandım. "Pelin sana olumsuz bir cevap vermez. Yani bence olumlu bir dönüş yapacak. Ne de olsa seni seviyor," deyip güldüğümde o da güldü.
"Ha şunu bileydin," dedi artist artist. Ben ona biraz alay dolu bir sesle söylemiştim ama yine de hiç alınmamıştı. Alınmasına da gerek yoktu. Pelin onu gerçekten çok seviyordu. Annemi ve babamı kaybettiğimizde Pelin ile biraz da olsa ilgilenmişti. Onunla bağı belki de bu yüzdendi.
İkimiz de yeniden sessiz kaldık ve ben bakışlarımı hiç ona yöneltmedim. Ama Çağrı'nın telefonuna mesaj gelince Çağrı telefonunu aldı ve ekrana baktı. Bakışlarım tamamen ona dönmüştü. Dikkatim ona yönelmişti. Mesaj önemli olmalıydı ki, dikkatli bir şekilde ekrana bakıyordu. Onun yüzündeki her mimiği takip ederken aslında nasıl bir kişiliğe sahip olduğunu da anlamaya çalıştım. Çağrı bazen bambaşka biri oluyordu. Sanki içinde iki kişi vardı da, sürekli rolünü değiştiriyordu.
Düşününce bütün insanların öyle olduğunu fark ettim. Hatta kendimin bile. Her ne kadar kendim hakkında öyle değilim diye düşünsem de aslında öyleydim. Bazı ortamlarda bambaşka olduğum zamanlar olmuştu. Çağrı bunu bilse muhtemelen dalga geçerdi. Telefonundan bir şeyler yazıp yeniden ekrana baktıktan sonra bakışları bir anda bana döndü. Benim bakışlarımı yakaladığı için de hemen sırıtmıştı.
"Ne o? Beni mi kesiyorsun?" Hiç bozuntuya vermeden başımı salladım.
"Evet," diye cevap verdiğimde şaşkınlıkla bana baktı.
"Kabul ediyorsun yani?" dedi çok büyük bir şey yapmışım gibi.
"Evet," deyip yeniden başımı salladım. "Seni kesiyordum." Yüzünde hınzır bir sırıtma oluştu ve kaşlarını kaldırıp indirdi.
"Demek öyle," dedi imalı imalı.
"Senin düşündüğünün aksine ben seni anlamaya çalıştığım için sana bakıyorum ama senin aklın hemen başka yerlere kaydığı için hemen böyle pis pis sırıtıyorsun. Uyuz oluyorum senin şu gereksiz ve gıcık sırıtışına." Güldü ve telefonunu sehpaya bıraktı. Bana doğru dönüp bir kolunu koltuğun arkasına doğru attı.
"Beni anlamaya çalışmana da şaşırdım. Sen beni bir kez tanımlayıp hep o kişi olarak görmüşsün. Senin kafandaki Çağrı profilinin değişeceğini hiç sanmıyorum," dediğinde mırıldandım.
"Olabilir." Sonra derin bir nefes alıp verdim. "Neyse belki de zamanla bazı şeyler değişir." Kaşlarını kaldırdı.
"Ne oldu sana? Bir anda durgunlaştın? Pelin'e karışmayacaksın. Benimle ılımlı konuşuyorsun. İlginç." Omuzlarımı kaldırıp indirdim.
"Bilmiyorum," dedim iç çekerek. "Sadece bazı şeylerden kendimi geri çekmek istiyorum. Ama sonra yeniden bazı şeylere aşırı tepki gösteriyorum. Bazen ne yaptığımı ben de anlayamıyorum. Sanırım çok inişli çıkışlı bir dönemdeyim." Gülümsedi ve anlayışlı bir şekilde bana baktı.
"Bunlar çok normal. Üniversitede her zaman tutarlıydın. Hep bir çizgin vardı." Başımı salladım.
"Evet," diye mırıldandım. "Gerçekten de öyleydi. Ama şimdi o çizgi nerede pek bilmiyorum," diye devam ettiğimde istemsiz bir şekilde gülmüştüm. Çağrı da hafifçe güldükten sonra nefesini dışarı verdi.
"Yaşadığın şeyler yüzünden yıprandın Duru," dedi yumuşak bir sesle. Sanki biraz daha yumuşak konuşursa yine ağlayacakmış gibi hissediyordum. Pelin'e yansıtmasam da gerçekten çok yorulmuştum. Bir an önce bizim için de güzel günlerin gelmesini istiyordum. "Ama düzelecek. İnan bana." Çağrı'nın sözlerine karşılık dudaklarımı birbirine bastırdım.
Düzeleceğine ben de inanmak istiyordum. Her ne kadar içimde bir umut olsa da yine de tereddütlerimin önüne geçemiyordum.
"İnşallah," dedim kısık bir sesle. Yine bir sessizlik olunca gerildim. Ama sonunda kapı çaldığında rahatladım ve ayağa kalktım. Pelin nihayet gelmişti. Tam salondan çıkacakken Çağrı'ya döndüm ve gözlerimi kıstım.
"Sakın Pelin'in yanında saçma sapan konuşma. Sana libido falan neymiş gösteririm!" Yine ona karşı uyarı dolu konuşmalarıma geri dönmüştüm. Ama en azından bu konuda haklıydım. Pelin'in yanında o şekilde konuşursa yerin dibine girerdim. Pis pis sırıttı ve bana hülyalı bir şekilde cevap verdi.
"Keşke göstersen," dediğinde birkaç adım attım ve sinirle koltuktaki yastığı alıp ona fırlattım. Sesli bir şekilde gülerken aynı zamanda yastığı da tutmuştu. Reflekslerinin güçlü olması da ayrı bir sinirimi bozmuştu. En azından yastıkla ona bir tane yapıştırıp rahatlardım.
"Tamam tamam," dedi yastığı diğer koltuğa atarken. "Sinire bak. Bir gün beni geberteceğine yemin edebilirim. Ama kanıtlayamam." Zil bir daha çalınca Çağrı'ya söylendim yine.
"Saçma sapan konuşma. Son uyarım," dedim ve işaret parmağımı ona doğru salladım. Uslu bir çocuk gibi başını salladı ve ağzına fermuar çeker gibi yaptı. Salondan çıkıp kapıya koştum. Kapıyı açtığımda Pelin kaşlarını çattı.
"Abla nerdesin ya?!" Ben de kaşlarımı çattım.
"Anahtarın yok mu senin?" Güldü.
"Var ama çantamdan çıkarmaya çok üşendim." Gözlerimi devirdim. Ay gerçekten Pelin ve Çağrı'nın kardeş olduğunu, benim de yabancı olduğumu düşünmeye falan başlamıştım. İkisinin arasındaki gıcıklık oranı yüzde yüzdü. Hem de bana karşı.
"Gir içeri hadi. Çağrı geldi," dediğim anda gözleri parladı. Kız kardeşim beni görünce bu kadar mutlu olmuyordur. Nedir bu Çağrı sevdası?
"Sahi mi? Ay Çağrı Abi'nin işi yoksa film izleriz," dedi sevinçle. Hemen ayakkabılarını çıkarıp içeri girdiğinde çantasını kenara atınca ofladım.
"Nedir bu çektiğim?" dedim homurdanarak. Resmen Çağrı için uçmuştu. Pelin salona gidince kapıyı kapattım ve Pelin'in çantasını düzgünce dolaba bıraktım. Derin bir nefes alıp verdim ve kendime bazı sözler verdim.
Sakin olacaksın ve Pelin ne isterse ona göre hareket edeceksin. Her şeye itiraz etme Duru. Lütfen.
Birkaç saniye daha kendimi ikna etmeye çalıştıktan sonra salona gittiğim. Pelin çoktan Çağrı'nın yanına oturmuş, gülerek sohbete başlamıştı. Onun bu haline gülümsedim. Nasıl da hemen kendine gelmişti. Birilerinin hayatına girmesi ve özellikle Çağrı ile sohbet etmesi ona iyi geliyordu. Asla beni evlendirmek için değil. Asla.
"Pelin?" dediğimde bana döndü.
"Efendim abla?" dedi neşeli sesiyle.
"Bir sakin ol. Çağrı kaçmıyor. Ya da kaçırmıyorlar," dedim alayla. Güldü ve Çağrı da onunla birlikte güldü. İkisi çoktan moda girmişlerdi.
"Çağrı Abi yanağına ne oldu senin? Hafif morarmış sanki?" diye soran Pelin ile alt dudağımı ısırdım. Çağrı sırıtacak gibi oldu ama sonra kendini toparladı. Beni ele vereceğine emindim.
"Önemli bir şey değil ya. Ufak bir kaza," dedi geçiştirerek. Kaşlarımı şaşkınlıkla kaldırdım. Vay canına, beni ele vermemişti. Pelin tek kaşını kaldırıp onun yanağına bakmaya devam etse de başını salladı. Bir rahatlama gelmişti. Yoksa bir de bunun için dalga geçerlerdi benimle. Gıcıklar.
"Çağrı'nın seninle konuşmak istedikleri var," diye konuşup araya girdim. Daha fazla dayanamamıştım. Söylemezsem delirecektim. Bir an önce onun kararını duymak istiyordum. Pelin bana döndü, kaşlarını kaldırdı ve ardından Çağrı'ya baktı.
"Ne konuşacaksın Çağrı Abi?" Ben de hemen karşılarındaki koltuğa oturdum. Çağrı derin bir nefes alıp verdikten sonra bekledi, konuşmadı. Sanırım konuya nasıl gireceğini bilemiyordu. Birkaç saniye beklediğinde Pelin de bir şey demedi ve o da bizim gibi bekledi. Çağrı sonunda boğazını temizleyip Pelin'e gülümsedi.
"Kalbin çok zorluyor mu seni?" diye sordu önce. Yutkundum. Kalbim kasıldı. Pelin'in ne zaman kalbi ağrısa sanki benimkinde de bir baskı oluyordu. Pelin buruk bir şekilde gülümsedi.
"Bazen," diye mırıldandı. "Eskisi kadar dayanıklı değilim maalesef. Dün de fenalaştım." Çağrı başını salladı. Onun böylesine sakin hali hoşuma gitmişti. Pelin ile nasıl konuşması gerektiğini anlamış gibiydi.
"Anladım," dedikten sonra sustu yine. Her ne kadar görünüşü sakin olsa da silinin ucuna gelecekler kötü bir şeymiş gibi konuşamıyor gibiydi. Nasıl konuşması gerektiğini bilse de, sakin olsa da belki de yanlış anlaşılmaktan korkuyordu. İlk defa Çağrı'nın konuşurken zorlandığına şahit oluyordum. O her zaman rahat bir adamdı. Ama demek ki bazı durumlarda o sırıtan yüz ifadesi devreye girmiyordu.
"Duru ile de konuştum. Sana açık olacağım," dedi dayanamayarak. Anlaşılan konuya bodoslama girip bir an önce söylemek niyetindeydi. "Benim öyle çok fazla muhatap olduğum insan yoktur. Sizinle de çok fazla iletişimim olamadı ne yazık ki. Ama sizi tanıdığım an çok benimsedim. Hiç unutmadım. Seninle de konuşmuştuk az da olsa. Ara sıra da olsa," dediğinde Pelin başını salladı.
"Evet ve ben de seni hiç unutmadım. Keşke hiç gitmeseydin yurt dışına," dedi üzgün bir şekilde. Çağrı tebessüm etti.
"Şartlar öyle gerektirdi," dedikten sonra iç çekti ve ardından Pelin'e tam döndü. "Sana yardım etmek istiyorum. Tedavine yani. Eğer istersen?" diye pat diye sordu.
"Nasıl yani? Ne anlamda?" dedi Pelin şaşkın bir şekilde. Bana da bir bakış attığında omuzlarımı kaldırıp indirdim. Bana bakmayıp kendisinin karar vermesini istiyordum.
"Her anlamda. Bak, bizim bir aile dostumuz var. O da yurt dışında ve kalp cerrahı. Onunla da tanışırsınız. Kendi araştırdığınız doktorla da konuşursunuz. Ben size her imkanı sağlamaya çalışırım." Bir an bir sessizlik oldu. Pelin Çağrı'nın sözlerini kafasında ölçer gibiydi.
"Yurt dışında tedavi olursam daha masraflı olacak. İlaçlarım çok pahalı iken tedaviyi düşünemiyorum," dedi Pelin. Aynı benin gibi düşünüp masrafları dert ettiğini anladım. Kimin kız kardeşi olduğu nasıl da belli oluyor...
"Yemişim parayı," dedi Çağrı ve sonra güldü. "Zaten yiyorum. O ayrı." Son dediklerine Pelin ile aynı anda istemsiz bir şekilde güldük. Laf arasında konu ciddiyse ortaya komik bir şeyler söylemesi gerçekten çok iyi oluyordu. Çağrı'nın bu huyunu sevmeye başlamıştım. "Her imkanı sağlarım," diye devam etti Çağrı. "Para önemli değil. Karşılık beklemiyorum. Şey gibi düşün. Sana burs veriyormuşum gibi." Pelin önce şaşkın şaşkın Çağrı'ya baktı, ardından iç çekti ve bana döndü. Bakışları beni bulduğu an Çağrı yine konuştu.
"Duru'ya bakma. Bana bak Pelin," dedi ciddi bir sesle. "Duru'nun da fikirleri önemli, biliyorum. Ama söz konusu sensin Pelin. Bir an önce iyileşmeni istiyorum. Tedavin için ne gerekiyorsa yaparım ve buna karar verecek olan da sensin. Ablan kararı sana bırakacak." Pelin, Çağrı'nın sözleriyle kararsız gözlerini Çağrı'ya çevirdi.
"Çok pahalı ama Çağrı Abi. Tamam, parayı boş ver diyorsun. Ama bu süreçte para dışında yorulacaksın. Her imkanı sağlarım diyorsun. Ben seni de yıpratmak istemiyorum. Ablam gibi seni de yormak istemiyorum," dedi kısık sesiyle. Sözlerine karşı kaşlarımı çattım. Bu konuda ona böyle düşünmemesi gerektiğini söylememe rağmen kafasına takmaya devam etmişti demek.
"Pelin o ne demek? Bir daha duymayayım," dedim hemen. Üzgün bakışlarını görünce içim acıdı.
"Ama öyle abla," dedi iç çekerek. "Yoruyorum seni." Yutkundum ve ayağa kalktım. Yanına gittiğimde ortaya doğru kaydı. Yanına oturdum. Omzundan tutup kendime çektikten sonra yanağını öptüm.
"Bunu seninle konuşmuştuk," dedim yumuşak bir sesle. "Sen beni yormuyorsun. Lütfen artık böyle düşünme."
"Ablan haklı. Sen ablan için ne kadar önemlisin, bunu bilmiyor musun Pelin? Böyle konuşma," dedi Çağrı. "Ayrıca ben yorulmam. Sence böyle yakışıklı, karizmatik, çekici, kaslı, güçlü ve kuvvetli-"
"Ay yeter!" dediğimde Pelin güldü. Yine başlamıştı pis serseri. Ama ne yapmaya çalıştığını anlamıştım. Pelin'i neşelendirmeye çalışıyordu. Kendini överek beni oldukça sinir ederek. Çağrı sırıtıp yeniden konuştu.
"Yani kısacası..." dedi kendini göstererek. "Benim gibi muhteşem biri yorulabilir mi?" Pelin yeniden güldü ve benim gözlerime baktı.
"Bilmiyorum," dedi sonrasında. "Abla sen ne düşünüyorsun?" diye merakla sorduğunda ise iç çektim.
"Yalan söyleyemeyeceğim. Çağrı yardımcı olacağı için ilk başta hemen reddettim ama söz konusu olan sensin. Sen nasıl istersen, nasıl rahat edersen ben de her zaman yanında olacağım bir tanem," deyip gülümsedim. "Tedavi için ne gerekiyorsa olsun. Daha fazla beklemezsin." Tebessüm etti ve başını salladı.
"Kararı bana bıraktığın için teşekkür ederim abla," dedi tatlı tatlı. Dayanamayıp yanağını sıktım. Hafifçe güldü.
"Çağrı Abi ben biraz düşünebilir miyim bunu?" diye sordu Çağrı'ya bakarak. Çağrı başını salladı.
"Tabii ki düşünebilirsin. Ama çok uzun sürmesin. Kabul edersen hemen başlayacağım araştırmalara ve görüşmelere. Senden haber bekleyeceğim güzellik." Çağrı'nın sözleriyle Pelin de başını salladı.
"Tamam," diye mırıldandı. "Çok teşekkür ederim." Onun minnet dolu sesi ile Çağrı tebessüm etti.
"Ne demek güzellik," deyip kollarını açtı. "Gel bakayım buraya." Gülümsedim. Pelin benden ayrılıp ona sarıldığında hayranlıkla ikisini izledim. Pelin'in tarifsiz mutluluğu ve Çağrı'nın onu gerçekten kız kardeşiymiş gibi sahiplenmesi... Gerçekten çok güzeldi. "Sen benim kız kardeşim gibisin Pelin. Aramızda kan bağı olmasına gerek yok. Ben seni öyle görüyorum. Her zaman yanındayım," dedi Çağrı.
"Biliyorum Çağrı Abi. İyi ki varsın," dedi Pelin ve sonra geri çekilip Çağrı'ya baktı. "Peki ya ablam? O da mı kız kardeşin gibi?" Konu yine bana nasıl gelmişti? Çağrı her zamanki gibi sırıttı.
"Tabii ki hayır. O benim kardeşim olamaz," dedi bana bakarken. Gözlerimi devirdiğimde ikisi de gülüyordu.
"Duru bana kardeşim derse otururum, ağlarım," diye devam etti Çağrı. Bu arada yapardı. Ben onun böyle yapacağına emindim. Gülerek başımı iki yana salladım ve cevap vermedim. Onunla inatlaşmayacaktım. İkisi de bana gülüp eğlensin bakalım.
"Film izler miyiz Çağrı Abi?" diye sordu Pelin.
"İzlemez miyiz? Hemen seçelim bir tane dur." İkisi beraber ne izleyeceklerine karar verirken ben de onları izledim. Çağrı Pelin ile konuşup onu her güldürdüğünde ben de Pelin'in gülüşüne gülüyordum.
Her ne kadar Çağrı'yı hayatımın dışında tutmak istesem de Çağrı her zaman hayatıma dahil oluyordu. Bir şekilde hayatıma girmenin bir yolunu buluyordu. Engel olamıyordum. Gerçekten onun da dediği gibi bir kısır döngü içindeydik. O hep bana geliyordu. Ben ise engellemeye çalışıyordum. İç çektim.
Belki de engel olmamam gerekirdi.