Herkesin ilgi duyduğu bir alan mutlaka vardır. İnsanlar bir şeylerle meşgul oldukları zaman kendilerini daha iyi hissediyor ve dolu dolu zaman geçirdikleri gerçeği ile mutlu oluyorlardı. Bomboş bir vakit geçirdiklerinde ise vicdan azabı yaşıyorlardı.
Ben de elimdeki sanat dergisini karıştırırken oldukça keyifliydim. Sanat dergilerine bayılırdım ve mutlaka kaçırmadan alırdım. Pelin pek sevmese de bana arada bir alırdı. Denk geldiği dergileri bana getirince mutluluğumu görüp bana gülerdi. Sanatı sevmek bile beni mutlu ediyordu. Dergiyi karıştırmaya devam ederken çayımı yudumladım. Günün en huzurlu anını yaşıyor gibiydim.
Derginin bir sonraki sayfasını çevirip bir tabloya denk geldiğimde uzun uzun baktım ve kendimce yorumladım. Tabloya dikkatlice bakıp başka ayrıntılar bulmaya çalışırken kaşlarımı da farkında olmadan çatmıştım. Bir şeye odaklanırken kaşlarımı hep çatardım ve bunu da sonradan fark ederdim. Sanırım çoğu kişi bunu yapıyordu.
"Yia ama ben bunları yerim," diyen Pelin'e duyduğumda dikkatim dağıldı ve tabloya bakmayı bırakıp çayımı içmeye devam ederken bakışlarım Pelin'i buldu. Elindeki kitabı okurken yüzünde aşık olmuş bir gülümseme vardı. Ben dergiyi incelerken o da kitap okumaya başlamıştı.
"Ne oldu?" diye sordum derginin kapağını kapatırken. Biten çayımı nedeniyle de bardağımı sehpanın üstüne bıraktım. Ayağa kalkıp dergiyi salondaki kitaplığı koyduktan sonra yeniden Pelin'e döndüm. Sanki beni daha yeni duyuyormuş gibi başını kaldırıp bana baktı ve tekrar aynı gülümsemeyi bana sundu. Yüzündeki ifadeden anladığım kadarıyla kitapta onu mutlu eden muazzam bir olay olmuştu.
"Ay abla ben bu çifti çok sevdim! Bu kitabı oku. Kız çok inatçıydı. Adama yüz vermiyordu. Sonra adama karşı bir konuşmaya başladı. Adam da dayanamadı, öptü onu. Yerim ben bunları, yerim!" dedi sevinçle. Yüzümü buruşturdum. Ardından alayla konuştum.
"Ne saçma," dedim gözlerimi devirerek. "Klasik olaylar." Böyle bir yorum yaptığım için o da gözlerini bana karşı devirip kitabın arasına ayracı koydu ve kitabın kapağını kapattı. Bana dik dik baktıktan sonra ofladı.
"Sen zaten memnun olsan şaşırırdım ben," dediğinde omuz silktim ve masaya geçtim. Üstündeki çizimlere bakarken konuştum.
"Bana saçma geliyor. Ne yapayım?" dedim gözlerim hâlâ çizimlerdeyken. Bir yandan da bilgisayardan diğer detaylara bakıyordum.
"Abla ben sana her gün beddua ediyorum, biliyor musun?" Söylediği şey kaşlarımın çatılmasına neden oldu ve başımı hemen kaldırdım. Yüzündeki rahat ifadeyi fark ettim.
"Ne?" dedim gözlerimi kısarak. "Niye beddua ediyorsun sen bana? Valla nankörsün he," diye homurdanarak konuşmaya devam ettiğimde sırıttı.
"Öyle değil abla. Başka türlü beddua ediyorum," dedi bilmiş bilmiş. Demek kendince bedduaları çeşitlendirmişti. Onun adı Pelin. Mutlaka yapardı, ben inanıyorum onun içindeki inanılmaz güce ve sevgiye.
"Nasıl bir beddua ediyorsun bana?" diye sordum tek kaşımı kaldırarak. Sırıtmaya devam etti. İyice Çağrı'ya benzemişti.
"Böyle diyorum ki: Allah'ım ne olur ablam sırılsıklam aşık olsun. Deliler gibi sevsin. Çılgınca sevsin. Ne kadar saçma bulduğu şey varsa hepsini teker teker yapsın!" dediğinde içinin yağları eriyormuş gibi anlatması beni dehşete düşürdü. Gözlerimi büyüttüm. Cidden bana bu hainliği yapıyor muydu?
Beddua edilecek ne yaptım? Pis Pelin.
"Sen gerçekten gıcıksın Pelin. Resmen kız kardeş terörüsün. Ayrıca asla yapmam!" dedim sinirle. "Aşık falan da olmayacağım. Sen de çok beklersin. İnşallah hiç evlenmem de sen kudurursun." Onu sinir etmeye çalıştığımı çok iyi biliyordu.
"Hıı kesin olmazsın," dedi alayla. "Benim bedduam tutar. Boku yedin," deyip sesli bir şekilde güldü. Sandalyeden hızla kalktığımda çığlık atıp o da ayağa kalktı. Gidip yastık alıp ona vurmaya başladım. Bütün hıncımı ondan alıyormuş gibi vurduğum için hem kendini koruyordu hem de eğleniyormuş gibi gülüyordu. Allah'ın delisi.
"Ne biçim konuşuyorsun sen? Ablanım ben senin!" dedim ona bağırarak. Ani bir hamle ile hemen koltuğun üstündeki yastığı alıp bana vurdu kendini korumak için. Elleriyle müdahale edemediği için yastık almayı seçmişti. Güzel, o bana bir yastıkla vursun bana beş yastıkla cevap veririm.
"Abla kabul et. Çok gıcıksın bu aşk konularında. Sana iyi bir aşık olma iyi gider," dediğinde gerçekten dayak yemek için nasıl bir çaba harcadığını anladım. Yani resmen gel beni gebert diyordu. Yastıkla kafasına bir kez daha vurdum.
"Ya sen niye bu kadar kafayı taktın bana? Sana ne ya? Ben aşık olmak veya evlenmek zorunda mıyım? İstediğim neyse onu yaparım. Kardeş terörü yaşıyorum hep şu konuda." Sözlerime karşılık olarak güldü ve kaşlarını kaldırıp indirdi.
"Tamam tamam," dedi biraz da nefes nefese kaldığı için derin bir nefes alıp verirken. "Artık vurma. Beyin hücrelerimin yarısı öldü," diye konuşmaya devam edip güldüğünde başımı iki yana salladım. Ama ardından sırıttım ve vurmayı kestim.
"Ama yine de peşindeyim abla. Sadece sessizce bekleyeceğim. Sana bir şey demeyeceğim," dedi pes etmediğini belli ederek. Gözlerimi devirdim.
Pelin de aynı Çağrı gibi asla vazgeçmeyip inatla aklındaki şeyi yapmak için elinden geleni yapıyordu. Hem Çağrı ile hem de Pelin ile uğraşmak cidden zordu. İki tane yaramaz çocuğum varmış gibi hissediyordum. Ama ikisine karşı yetecek gücüm hâlâ vardı. Onlar yılmıyorsa ben hiç yılmazdım.
"Aman!" dedim pek umurumda değilmiş gibi. En azından ne kadar umursamaz olduğumu görmesini istiyordum. "Sus zaten. Sen konuşunca sinirlerim tepeme çıkıyor. Çağrı da Çağrı diye beynimi yiyorsun. İstediğin kadar söyle. Benim fikrim de tavrım da hep aynı olacak." Sırıttı ve bir şey demedi. O da benim gibi ciddiye almıyordu. İkimiz de kafamızdakini yapmaya meyilliydik.
"Eee?" dedim sonrasında. Biraz da konuyu değiştirmek istemiştim. "Çağrı'nın teklifi hakkında ne düşünüyorsun? Karar verdin mi?" Sorduğum sorularla ciddileşti ve boğazını temizledi. Sonra tek kaşını kaldırıp sanki kendi içinde bir şeyler düşünüyormuş gibi bir hale büründü.
"Kafam karışık ama şu yönden," diye mırıldandı. Merakla ona baktım. "Senin ne düşündüğünü de anlamaya çalışıyorum abla. Ne bileyim sen sanki... biraz olumsuz baktın?" Sözleriyle hâlâ benim açımdan düşündüğünü ve sırf benim yüzümden kabul etmeyeceğini hissettim. Çağrı ile olan iletişimim ve Çağrı'nın yapacağı masrafların beni rahatsız edeceğini düşünüyordu. Evet, biraz da olsa rahatsız oluyordum ama önemli olan onun iyi olmasıydı. Pelin'in bir an önce iyi olması için elimden geleni yapacaktım. Bakışları yüzümde dolanıyordu, vereceğim cevabı merakla beklediğini anladım. Tebessüm ettim ve nefesimi dışarı vererek koltuğa oturdum. O da hemen benim yanıma oturdu. Elimde tuttuğum yastıkla oynarken iç çektim.
"Aslında ilk başta olumsuz baktım," dedim açık sözlülükle. Pelin'e karşı her zaman gerçek duygularımı yansıtmıştım. "Çünkü Çağrı'nın ödeyeceği miktar ve bu süreçte yapacağı şeyleri herkes yapmaz, yapamaz. Çağrı'yı pek fazla bilmiyorum o yönden. Sana yardım etmekte ısrarcı. Karşılık da istemiyor. Kabul etmedim başta. Ama sonra Pelin'in hayatı bu dedi bana. Ben de kararı tamamen sana bıraktım. Ama kabul edersen de mutlu olurum Pelin. İyileşmen tek odak noktam olacak artık. Bunun nasıl olduğu ile ilgilenmeyeceğim. Çünkü gerçekten bir an önce senin iyi olmanı istiyorum. İyi hissetmene benim de ihtiyacım var," dedim tebessüm ederek. Gülümsedi.
"Sen bence Çağrı Abi yardım ediyor diye kabul etmedin. Belki de başka biri etse kabul ederdin. Çağrı Abi'ye olan gıcıklığın bunu da etkiledi," dediğinde kaşlarımı kaldırdım. Sözlerine karşı başımı salladım. Ama hepsi doğru sayılmazdı.
"Yalan yok," dedim hemen. "Çağrı'ya gıcık oluyorum. Ama bu benim kişisel problemim. Seninle ilgili bir şeye engel olmasına izin vermem. Ayrıca başka biri olsa da hiç kabul etmeyebilirdim. En azından Çağrı'yı biraz olsun biliyoruz." Biraz duraksadım ve tekrar konuştum. "Sen kendini düşün ve kararını ver. Kararın ne olursa olsun, ben senin hep yanında olacağım," deyip yanağını sıktım. Dudakları yeniden kıvrıldı. Bana yaklaşıp başını göğsüme yasladı. Bu hareketine karşılık içimdeki sevgi dolup taşarken saçlarıyla oynadım.
"Teşekkür ederim abla," diye mırıldandı. "Ve sanırım... Ben kararımı verdim. Bu hayatta belki de güvenebileceğim Çağrı Abi var bu konuda. Akrabalarımızın durumu belli. Hepsinin çocuğu var. Hepsinin masrafı var. Yardım etmeye çalışsalar bile benim ilaçlarıma bile zor yetiyordu. En iyi çözüm yolu Çağrı Abi. Sen de güven ona," dedi beni ikna etmek istercesine. Saçlarını okşadım ve mırıldandım.
"Onu zamanla görürüz." Sonra Çağrı'nın hallerini hatırlayınca gözlerimi devirdim. "Şu kendini beğenmiş halleri yok mu? Boğasım geliyor. Bir de hep böyle halleriyle yaklaşıyor bana. Bir kez olsun düzgün iletişim kurmuyor. Beş dakika ciddi olsa bile hemen beni sinir edecek bir şey buluyor. Benimle uğraşmasa içi rahat etmez." Pelin geri çekildi. Kaşlarını kaldırdı. Evet, Pelin'den bir eleştiri gelecekti. Kendimi hazırladım ve ne diyeceğini beklemeye başladım.
"Abla kusura bakma ama sen de adama hiç şans vermedin. Bir kez bile tanımaya çalışmadın ki." Kaşlarımı çatsam da bir şey diyemedim. Haklılık payı vardı sanki. Zaten ben artık kendimi de anlayamıyordum. Bir an önce hislerimi ve ne düşündüğümü çözmem gerekiyordu. Kendime de çok kızıyordum. Bu kadar tutarsız olmamalıydım. Her zaman belli bir çizgim vardı. O çizgiyi yeniden çizmem gerekiyordu.
"Neyse dondurma yiyelim biz," deyip konuyu değiştirdiğimde Pelin güldü. Hemen de anla sen zaten. Cadı seni.
"Konuyu istediğin kadar kapat. Ama unutma. Çağrı Abi hep karşına çıkacak. Bu zamana kadar hep böyle oldu," dediğinde ona cevap vermemiştim. "Dondurmaları hazırlayıp geliyorum," deyip ayağa kalktığında ise ben dalgın dalgın elimdeki yastığa bakmaya devam ettim. Pelin salondan çıkıp mutfağa gittiğinde iç çektim.
Evet, aynen Pelin'in olmuştu. Bundan sonra da ne olacağını bana zaman gösterecekti. Belki de Çağrı hayatımdan çıkacaktı. Ya da belki de.. hep hayatımın bir noktasında inatla durmaya devam edecekti.
***
Her zamanki gibi şirkette çizimlerle ve ekstra işlerle ilgilenirken Başıma başka işler de çıkmıştı. Normalde onları başka mimarlar yapacaktı ama nedense ben aranmıştım ve Nergis Hanım'ı aramam gerektiğini düşündüm. Telefonumu elime aldım ve Nergis Hanım'ı aradım. Üçüncü çalışta açıldı.
"Efendim Duru?" dediğinde boğazımı temizledim.
"Merhaba Nergis Hanım, ben şirketteyim de eğer müsaitseniz sormam gereken bir şey var?" dedim.
"Elbette," dedi sevecen bir sesle. "Sorabilirsin. Ne oldu?" Derin bir nefes alıp verdim.
"Çizim üzerinde çalışmaya devam ediyorum. Çağrı ile sürekli iletişim halindeyim. Öncelikle bunu söyleyeyim dedim. Yalnız bana daha öncesinde verdiğiniz çizimleri de istiyoruz diye şirketten aradılar. Siz o çizimleri başka birine vermediniz mi acaba?" diye sorduğumda ne kadar hızlı konuştuğumu sonradan fark ettim. Daha sonrasında ise Nergis Hanım konuştu.
"Evet. Sana daha öncesinde verdiğim çizimleri başka bir mimara verdim. O devam edecekti. Ama sanırım bir karışıklık olmuş. Ben hemen arar, söylerim." Gülümsedim ve bir anda rahatladım. Bir an için o çizimleri de yapacağım için strese girmiştim. Zaten yeterince uğraşmam gereken iş vardı.
"Peki, Nergis Hanım. Teşekkür ederim. Görüşmek üzere," dedim minnet dolu sesimle.
"Tamam tatlım. Bir sorun olursa beni ararsın yine. Görüşürüz," dediğinde gülümsedim.
"Tamamdır." Telefonu kapattığım an kapım tıklatıldı. Yine kim geldi diye düşünürken aklıma Çağrı geldi. Zaten ondan başka sürekli benim yanıma gelen başka biri yoktu.
"Gel," diye seslendiğimde içeriye sırıtarak giren Çağrı'yı gördüm. İşte, ben demiştim. Bana doğru yürürken yüzündeki sırıtan ifadeye baktım. Her daim sırıtmak da zor olmalıydı.
"Selam ortak," dedi keyifle.
"Sana da selam," diye mırıldandım. "Niye sürekli şirkete geliyorsun?" diye sordum hemen. "Hayırdır?" Sorum üzerine karşımda durdu ve ciddi bir ifadeyi yüzüne yerleştirdi. Boğazını temizledikten sonra konuştu.
"Ben projeme önem veriyorum Duru. Projemi çizen mimarı sürekli kontrol ederim. Başkası çizse yine böyle olurdum." Kaşlarımı kaldırdım. Resmi bir şekilde konuşmuş ve sanki bu konuşma tarazını da sırf ben ona inanayım diye seçmişti.
"Şahsen ben yedim," dedi iç sesim.
Ben de yedim. Ben de...
"Hıhım," diye mırıldandım alayla. Karşımdaki ofis sandalyesine oturdu. Bilgisayarımı kendine çekecekken elini tuttum.
"O eline hakim ol sen bence. Proje sahibisin diye bilgisayarıma izinsiz bakamazsın," dedim ciddi bir sesle. Boğazını temizledi yine. Sanki boğazını temizleyip sesini düzeltince ben onun ciddi ve tutarlı olacağına inanacakmışım gibi davranıyordu.
"Doğru. Özür dilerim," dedikten sonra sırıttı. Evet, ciddilik seviyesi bu kadardı. "Ama elime hakim olmasam olur mu? Sen elimi tutup bana hep hakim olabilirsin." Ben de ne zaman konuyu bana ve kendine çekecek diye merak ediyordum. Gözlerimi devirdim. Elini bırakıp başımı iki yana salladım ve bilgisayarımdan dosyayı açıp ona çevirdim.
"Bak bakalım. Bu kısım senin istediğin yerlerden oluşuyor. Elimden geleni yaptım ve sizin şirketteki mimarların görüşünü de aldım," dediğimde bakışları bilgisayara döndü. Bir süre çizimi inceledi ve ardından tekrar bana baktı.
"Ben bir eksik veya hata göremedim. Her zamanki gibi ciddiyetle çalışmışsın. Tıpkı üniversitedeki gibi," dediğinde yüzünde bir tebessüm oluştu. Benim ne kadar düzenli çalıştığımı bilmesi bir yandan da hoşuma gidiyordu. En azından gerçekten bu projeyi ciddiye aldığımı anlıyordu. Dudaklarım kıvrıldı ve başımı salladım.
"Ben her işimi ve projemi ciddiye alırım Çağrı," dedim kendimden emin bir sesle.
"Bilirim," dedikten sonra derin bir nefes alıp verdi. "Pelin kararını vermiş. Kabul etti." Konu bir anda Pelin'e gelince ister istemez sevindim. Çünkü bir an önce ne yapılacağını konuşmak istiyordum. Başımı salladım ve birkaç saniye sonra konuştum.
"Haberim var. Az önce konuştuk. Tedavisi için olabildiğince hızlı olmanı rica ediyorum senden," dedim nazik bir dille. Pelin'i ne kadar önemsediğimi ve bir an önce de iyi olmasını istediğimi biliyordu. Onun tedavi sürecini hızlandırmak için elinden geleni yapacağın emindim. Çünkü o da Pelin'e en az benim kadar değer veriyordu.
"Merak etme," deyip gülümsedi. "Her türlü destek olacağım. Bir de şey düşünüyormuş. Yurt dışında giderse oradaki müzik kulüplerine bakacakmış. Oradaki üniversite şartlarını da araştıracakmış." Kaşlarımı kaldırdım. Şaşırmıştım. Çünkü Pelin bana bundan hiç bahsetmemişti. Müzikle ilgili neredeyse bütün hayallerini bilirdim ama bundan hiç söz etmemişti.
"Allah Allah," dedim şüpheyle. "Bunu bana hiç söylemedi." Söylediğim şey Çağrı'nın hoşuna gitmiş olacak ki, artist artist sırıttı.
"Çünkü ben onun Çağrı Abi'siyim. Bana söyler." İstemsiz bir şekilde güldüm. Hemen her zamanki moduna girip kendini övmüştü.
"Tabii tabii," dedim alayla.
"Neyse işte," dedi güldükten sonra. "Konservatuvar ile ilgili bütün araştırmaları yapacağını söyledi. Eğer şartlar da uyarsa iyileştikten sonra yurt dışında okumak istiyormuş." Pelin ile bunu pek konuşmamıştık ama bir ara yurt dışındaki öğrencilerin müzik gruplarına bakıp heyecanla araştırma yaptığını biliyordum. Hatta merak edip sorduğumda kısaca anlatmıştı. Sonra da konusu hiç açılmamıştı. Onun heyecanlı hallerini hatırlayınca tebessüm ettim.
"Bir ara araştırma yapıyordu. Şimdi hatırladım," dedim ve ardından iç çektim. "Bunu isterse onu tutmam zaten. Müzik onun en büyük tutkusu haline geldi. Küçüklükten beri müziğe aşık. Pelin'i başka bir meslekte göremiyorum. Bir gün şarkıcı olacağım demişti bana. Göreceksin demişti. Görelim bakalım. Kardeşimin sevdiği alanda başarılı olması için ben de destek olurum."
"Bak bu tavrını sevdim," dedi Çağrı. Tek kaşımı kaldırdım. Bilgisayarımı kendime doğru çevirip dosyaları kapattım ve ardından konuştum.
"Ne tavrı?" diye sordum merakla.
"Olaylara daha yumuşak bir düşünce ile yaklaşıyorsun. Hele ki benimle daha bir yumuşak konuşuyorsun. İlginç." Gözlerimi kısarak ona baktım.
"Şansını zorlamasan iyi edersin Çağrı. Çünkü ne zaman bunu desen beş dakika sonra kendimi sana saldırırken buluyorum." Güldü ve ayağa kalktı. Masanın üstüne ellerini koyarak bana doğru eğildi. Dudaklarımız arasında kalan azıcık mesafe ile bir an için bocaladım. Neden böyle ani bir hareket yaptığını anlayamadım.
"Şansımı zorlamayı severim ben Duru," diye fısıldadı dudaklarıma doğru. "Özellikle konu sensen." Yutkundum. Bu şekilde davranması beni aşırı geriyordu ve o an mantıklı düşünemediğimi fark ediyordum. Ben bir şey demeyince kaşlarını kaldırarak gözlerime bakmaya devam etti. "Neyse," deyip geri çekildi. "Beraber bir öğlen yemeği yer miyiz?",
"Olur olur, yeriz yeriz," dedi iç sesim.
Hep Pelin aklıma sokuyordu şu replikleri. Saçma sapan videolar açıp benim aklıma şunları sokmaktan zevk alıyordu. Hayır yani, bir de unutamıyordum. Gün boyu söylemeye devam ediyordum.
"Duru?" dedi tekrar Çağrı. Kendimi toparladım.
"Şey... Tamam. Yani yeriz. Olur." Gülerek yüzümü inceledi. Şu anki halim hoşuna gitmiş olmalıydı. Çünkü onun yanında kolayca bocalamazdım ben. Her zaman güçlü cevaplar verip bir an bile pasif olmazdım.
"Tamam. Aşağıda bekliyorum," dedikten sonra sırıtarak odadan çıktı. Yutkundum ve bilgisayarımı kapatırken kendi kendime söylendim.
"Kendine gel Duru. Senin dikkatini dağıtmaya çalışıyor. Kanma ona. Hem ben niye böyle gardımı indirdim hemen? Salak Duru." Kendime kızarken bir yandan da Çağrı'ya kızıyordum. Çünkü benim dikkatimi dağıtmak için sarf ettiği çabanın da haddi hesabı yoktu. Resmen beni alt etmek için akşamdan çalışıp gelmiş bir öğrenci gibi davranıyordu. Sonra kaşlarımı çattım. Ya da belki de onun davranışı hiç değişmemişti. Belki de değişen bendim. Bunları düşünürken ayağa kalktım ve ceketimi giydim.
Ona karşı en ufak davranışımı bile değerlendiriyordu. Ben ise eskisi gibi değildim. Hemen tepki vermediğim zamanlar oluyordu ya da bazen bana olan tavrı nedense bana garip hissettiriyordu. Zaten sorunda buydu. Bu garip hissi anlayamamam ve kendimden emin olamamam.
Ama yine de yaramaz bir adamsın sen Çağrı. Bu düşüncem hiç değişmeyecek.