18. Bölüm: Şirket

1248 Kelimeler
Yol boyunca Çağrı pek konuşmamış ve ben de neler olacağını tahmin etmeye çalışarak yolu izlemiştim. Arada bir bakışlarım onu bulsa da bir kez olsun bana bakmamıştı Hatta benim arabadaki varlığımı bile unutmuş gibiydi. Yola odaklanmıştı ve bir şeyi düşünüyordu. Bu çok belliydi. Dış dünyanın ise farkında değildi. Bana bakmamasının verdiği rahatlıkla onu izlemeye devam edip kafasından neler geçtiğini çözmeye çalışmıştım. Ama onun iç dünyası hiç bilmediğim için ne düşündüğünü de çok fazla tahmin edememiştim. Babasına karşı bir nefret beslediğini ve bunun da bir getirisi olarak kavga edeceklerinin az çok farkındaydım. Onların kavga edeceklerinin farkında olsam da ve o ortamda olmak tehlikeli olsa da yine de Çağrı'yı yalnız bırakmak istememiştim. Yalnız bırakırsam öfkesine yenileceğine emindim. Yolda iken Pelin bana mesaj atmıştı ve arkadaşının geldiğini söylemişti. Daha sonra ise neler olduğunu sormuştu. Ben de yolda olduğumuzu söyleyerek gelince konuşacağımızı mesaj olarak yazmıştım. Sonunda şirketin önünde durduğumuzda Çağrı arabasını gelişi güzel park ederek hemen arabadan inince şaşkınlık yaşamıştım. Ama hemen ardından ben de inmiştim. Çantamı arabada bırakıp kapıyı kapatmıştım. Şimdi ise arabaya yaslanmış, şirketin devasa binasına bakıyorduk. Burada durmamızın sebebi bendim. Çağrı'nın birkaç dakika beklemesini istemiştim. Çünkü patlamaya hazır bir bomba gibi görünüyordu. Şirket sınırları içerisine girer girmez de öfkesi daha çok artmıştı. Sakinleşeceğini sanmıyordum ama en azından denemiş olacaktık. "Çağrı," deyip ona baktığımda bana dönmedi. Bakışları başından beri olduğu gibi şirket binasının girişine takılıydı. Bir an önce şirkete girip bütün öfkesini kusmak istediği belliydi. "Efendim," dedi düz bir sesle. Bakışları yine beni bulmamıştı. "Bana baksana," dedim bu sefer de. Derin bir nefes alıp verdi. Başını bana çevirip gözlerime baktı. Artık benden kurtulup şirkete dalmak istediğini belli edercesine bakıyordu. "Çağrı senin bağırıp çağırman bir işe yaramayacak. Şimdi içeri girelim ve sakince konuşalım." Güldü. Ama bu gülüş daha çok alay barındırıyordu. "Duru sana her konuda söz verebilirim. Ama bu konuda olmaz. Çünkü ikimiz de benim sakin kalmayacağımızı biliyoruz. Babam sırf bana olan hıncından benim yapmak istediklerime engel oluyor. Üstelik bu sefer Pelin'in hayatı söz konusu. Buna engel olmasına asla izin vermem," diye konuştuğunda başımı salladım. Buna ben de izin vermezdim. "Çağrı seni anlıyorum. Pelin'in tedavisine kimsenin engel olmasına ben de izin vermem. Ama baban neden böyle bir şey yapsın? Bir tedaviye engel olamaz ve-" "Duru," dedi sözümü keserek. "Neden olduğunu zannediyorsun? Benim inadıma yapıyor. Ayrıca Sen onu tanımıyorsun. Bir tedavinin yapılmasına, bir insanın hayatının kurtulmasına bile engel olabilecek potansiyelde bir adam benim babam," diye konuşmaya devam ettiğinde gözlerimi büyüttüm. Çağrı'nın doğruyu söyleyip söylemediğini sorgulamadım. Doğru söylediğine emindim ama babasının böyle bir insan olmasını aklım almıyordu. Şaşkınlıktan tepki veremiyordum ve öylece Çağrı'ya bakıyordum. Babasının ne kadar acımasız biri olduğunu tahmin ve idrak ettiğimde yutkundum. İster istemez gerilirken alt dudağımı ısırdım. Sonra Çağrı'ya bu gerginliğimi belli etmemeye çalıştım. "Tamam," diye mırıldandım ve nefesimi dışarı verdim. "İçeri girelim. Babanın nasıl biri olduğu hakkında pek bir bilgim yok. Ama haddini aştığı anda seni tutamayacağım. Bütün kinini kusabilirsin. Rahatlayabilirsin. Sana karşı bu şekilde davranmaması gerektiğini söyleyebilirsin. Sadece bunu haddini aştığı zaman yap. İçeriye gayet sakin gir. Baban seni sinirli görürse daha da mutlu olur bence. " Çağrı sözlerime karşılık olarak başını salladı. "Haklısın, elimden geleni yapacağım." Sonra omzuma dokunup okşadı. "Teşekkür ederim." Gülümsedim. "Rica ederim," dediğimde arabaya yaslanmayı kestik ve şirketin girişine doğru yürümeye başladık. İçeriye girdiğimizde ne olacağını bilmesem de yürürken bu garip bir şekilde cesaretli hissediyordum. Evet, bu bana bayağı garip gelmişti. Şirketin girişine geldiğimizde dönen kapıdan içeriye girdik ve ben görkemli tasarımlara bakarken Çağrı çoktan güvenliğin olduğu yere ulaşmıştı. Binanın içine bakmayı bırakıp hemen Çağrı'nın yanına gittim ve Çağrı hala turnikelerden geçmemişti. Bir ona bir güvenliğe baktığımda Çağrı cebinden bir kart çıkardı ve turnikeye okuttuktan sonra diğer tarafa geçti. Bana döndüğünde tek kaşımı kaldırarak onun gözlerine baktım. Gülümsedi ve yine kendi kartını basacakken güvenlik onu durdurdu. "Çağrı Bey kartlar artık kişisel olarak basılıyor. İki defa basamazsınız," dediğinde Çağrı ona döndü. Kaşlarını kaldırdı. "Ne zamandan beri bu uygulama var?" diye sorduğunda bakışlarım güvenliğe dönmüştü. "Son iki haftadır var," diye cevap verdiğinde Çağrı'nın son zamanlarda şirkete uğramadığı aklıma geldi. Gelmediği için de birçok şeyden haberi yoktu. Belki de babası başka değişiklikler de yapmış olabilirdi. Bu değişiklerin de Çağrı'ya inat yaptığını hissettim. "Zaten şirketlerde kişisel kart kullanılması daha doğru," diyerek ortamı yumuşatmaya çalıştım. "Olması gereken buydu. Çoğu şirkette bu uygulama var. Daha güvenli." Güvenlik tebessüm etti ve başını salladı. Çağrı da birkaç saniye bakışlarını üzerinde tuttuktan sonra yeniden güvenliğe baktı. "Peki Duru Hanım nasıl geçecek?" diye sordu. Ben de merakla güvenliğe dönünce adam boğazını temizledi. "Yani... Kim olduğunu bilmiyorum ama Halit Bey'in haberi olması gerek. Şirkete izinsiz girişleri istemiyor." Çağrı kaşlarını çattı. "Duru Hanım yeni projemizin ortağı. Ayrıca şu an Halit Bey'i de ilgilendiren bir konuyu konuşmamız gerek. Misafirler için de kart uygulamanız vardır herhalde. Önceden bu kadar dikkatli olmayan Halit Bey neden şimdi birdenbire böyle bir uygulamaya geçti, anlayamadım." Babasına karşı hitap ederken bastıra bastıra bey demesi sanki güvenliği de biraz germişti. Adam başını salladı ve sorun çıkmaması için yan masadan bir kart aldı. "Sizin ortağınız ise tabii ki girebilir Çağrı Bey," dedikten sonra tebessüm etti. Çağrı'nın yüz ifadesi düzeldi ve başını salladı. "Teşekkür ederiz. Bir de başka yeni uygulamalar olursa bana da haber ver. Sende telefon numaram var. Şirkete geldiğimde öğrenmek istemiyorum. Önceden haberim olsun," dedi ve güvenlik de başını salladı. "Tabii ki Çağrı Bey. Ama ben babanızın size haber vermiş olabileceğini düşünmüştüm. Kusura bakmayın." Çağrı derin bir nefes alıp verdi ve başını iki yana salladı. "Babamla iletişimim sıkıntılı. Sen bana haber ver yeter." "Peki," dedi güvenlik ve elindeki kartı turnikeye basarak bana eliyle nazikçe geçebilirsiniz işareti verdi. "Teşekkür ederim," deyip gülümsediğimde o da gülümsedi. Çağrı bana bakıp başıyla işaret ettiğinde birlikte yürümeye başladık ve asansörün önüne geldik. Asansör geldiğinde içindeki insanlar teker teker çıktı ve biz ikimiz bindik. Çağrı nerdeyse en üst katlardan birine basınca numaraya dikkat etmeden gözlerimi devirdim. "Şirketiniz bu kadar büyük olmak zorunda değildi," diye homurdandığımda güldü. "Olur mu?" dedi alayla. "Babamın kaleye benzer bir şirketinin olması lazım. Yoksa kendini kral gibi hissedemez." Babasının bu halinden kendisi de memnun değildi. Bu ortadaydı. Çağrı'nın da böyle gösteriş sevdiğini düşünmüştüm ama yanılmıştım. Aksine nefret ediyordu. "Bakalım konuşma nasıl geçecek," diye mırıldandım. Çağrı iç çekti ve asansörün içine göz gezdirdi. Neyse ki hiçbir katta durmamıştı ve biz en üst katlara geldiğimizde asansör durdu. Kaçıncı kata geldiğimize yine dikkat etmeden asansörden indim. Çağrı'yı takip edip bir yandan da etrafta bakıyordum. Katta bulunan çalışanların gözü bize takılmıştı ve önce Çağrı'ya bakıp sonra bakışlarını bana çeviriyorlardı. Ne olduğunu anlamak istercesine gözlerini bizden hiç ayırmıyorlardı. Çağrı onlara hiç bakmamıştı. Hatta görmezden bile gelmişti. En azından bir kolay gelsin arkadaşlar demesini bekledim ama direkt bir odanın kapısının önünde durdu ve kapının dibindeki sekretere bile bakmadı. Tam içeriye girecekken sekreter konuştu. "Çağrı Bey babanız müsait olmayabilir," dedi tedirgin bir şekilde. Kaşlarımı hafifçe çattım. Çağrı sinirli bakışlarını ona yöneltince yutkundum. Bir şey olduğu belliydi. "Babam bana müsait olmak zorunda," dedi Çağrı kısık bir sesle. Sanki yüksek sesle konuşmasını babasının duymasını istemiyormuş gibiydi. Sekreter hiçbir şey diyemedi ve Çağrı da bunun üzerine başını kapıya çevirdi. Kapı koluna elini koyup kapıyı pat diye açtı. İçeriye hızlı adımlarla girdiğinde şaşırdım ve ben de onun hızlı adımlarına ayak uydurmaya çalıştım. Çağrı önümden çekilince gördüğüm görüntü ise asla beklediğim bir şey değildi. Halit Bey ve genç bir kadın koltukta dip dibe oturmuştu. Halit Bey onu kendine doğru çekmiş, bir elini omzuna bir elini de kadının kısa eteğinden dolayı bacağının açıkta kalan kısmına koymuştu. Genç kadın sanki yakalandı diye korkup geri çekildi ve bize endişeli bir şekilde bakmaya başladı. Halit Bey ise önce şaşkınken sonra kaşlarını çattı. Son olarak Çağrı'ya baktığımda hiç ama hiç iyi bir görüntü ile karşılaşmadım. Çünkü Çağrı'ya kimse engel olmasa babasını öldürecek gibiydi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE