17. Bölüm: Engel

1206 Kelimeler
Hayatım boyunca karşıma sürekli engeller çıkardı. Bunlarla baş etmek için de elimden geleni yapardım. Sakin kalarak sorunları çözmeye çalışırdım. Ama söz konusu Pelin olduğu zaman, özellikle de onun tedavisi ile ilgili olduğu zaman sakin durmam pek de mümkün olmuyordu. Şimdi de bedenimi büyük bir endişe sarmış ve bir Pelin'e bir Çağrı'ya bakarken ne yapacağımı düşünmeye çalışıyordum. Pelin'in tedavisinin gerçekleşmemesi ihtimali beni korkuturken bakışlarım öfkeden deliye dönen Çağrı'ya döndü. Babasından mantıklı bir açıklama bekliyor ve istediği cevabı alamayınca da ona bağırıp çağırıyordu. Pelin'in yüzü iyice asılmıştı ve sürekli bana bakıp duruyordu. Onun yanına gidip fısıldadım. "Sen odana git canımın içi. Bavullarını bir kez daha kontrol et." Gözlerime endişe ile baktığında zor da olsa tebessüm ettim. Yanağını okşadım ve ardından öptüm. Tekrar gözlerine baktım. "Biz halledeceğiz bebeğim," dediğimde başını salladı. Pek ikna olmuş gibi görünmese de salondan çıktı ve odasına gitti. Pelin'in odasının kapısının kapanma sesi gelince yeniden Çağrı'ya döndüm. Ben ona baktığımda telefonunu kapattı ve cebine koydu.  "Ne oldu?" diye sordum merakla.  "Ya ben bunun kadar adi bir insan görmedim!" diye bağırdı. "Babam olacak bir de. Bunun gibi baba olmaz olsun. Böyle babayı siksinler!" Gözlerimi şaşkınlıkla açtım.  "Çağrı!" dedim uyarırcasına. Derin bir nefes alıp verdi ve elini alnına götürüp alnının ortasını ovaladı. Bir süre öylece bekledi. Ben de onun üstüne gitmemeyi tercih edip her hareketini izlemeye devam ediyordum. Konuşmak için dudaklarını araladı ama yine sustu. Ne diyeceğini bilmiyor gibiydi. Onun karşısında durup beklemekten başka bir şey yapamıyordum. Ne diyeceğimi de bilmiyordum. Çağrı'nın babasının neden bizim işimize engel olduğunu anlayamıyordum. Bana karşı bir nefreti mi vardı? Yoksa Çağrı'dan dolayı mı böyle düşünüyordu?  Çağrı'nın hareketlerini izlerken kaşlarım arada bir çatılıyor, sonra da tekrar düzeliyordu. İkimiz de karşı karşıya durup bir şeyler düşünüyorduk ama bunu dışa vurmuyorduk. Bir türlü kelimelere dökülmüyordu. Gidecekleri uçak özel olduğundan Çağrı'nın babasının neden engel olduğunu tahmin etmeye çalıştım. Uçak ona aitti. Başka açıklaması yoktu. En azından benim için öyleydi.  "Ben gidiyorum," diyen Çağrı ile dikkatimi ona verdim. Kaşlarım yeniden çatılırken onun da kaşlarının çatıldığını gördüm.  "Nereye gidiyorsun?" diye sordum merakla. Bir yandan da endişe ediyordum. Kötü bir şey olmasını istemiyordum. Özellikle de bizim yüzümüzden Çağrı'nın olumsuz bir şey yaşaması benim çok kötü hissetmeme neden olurdu. "Ne olduğunu söyler misin artık? Ne olduğunu öğrenmek istiyorum," dedim direterek.  "Bir an önce şirkete gitmem gerek Duru. Şimdi konuşamam. Zaman kaybediyorum," dediğinde kollarımı göğsümde bağladım ve tek kaşımı kaldırarak ona baktım.  "Tamam," dedim onun gözlerine ısrarla bakarken. "Ben de geleceğim." Gözlerini devirdi ve sinirli bir şekilde başını iki yana salladı.  "Ne gelmesi Duru? Konunun benimle alakası var. Senin orada ne işin var Allah aşkına? Sen evde dur. Pelin'i yalnız bırakma." Sözlerine karşılık ben de başımı iki yana salladım. Öyle yapmaya hiç niyetim yoktu. Çünkü hiç sakin değildi ve eğer babasının yanına giderse ortalık fena karışırdı. Çağrı asla rahat duramazdı. "Çağrı geleceğim diyorum," dedim sakin kalmaya çalışırken. İkimizden birinin en azından sakin olması gerekiyordu. Çağrı öyle kadar gergin ve öfkeliydi ki, nasıl hareket ederse zararla sonuçlanacakmıș gibi hissediyordum.  "Duru," dediğinde nefesimi dışarı verdim. Benimle boşu boşuna laf dalaşına girdiğinin farkında bile değildi. Sonuç olarak ben de onunla gidecektim.  "Boşuna kendini yorma Çağrı. Sen ne desen de ben seninle geleceğim. Çünkü hiç sakin değilsin. Babanla nasıl bir ilişkin var, bilmiyorum. Ya da tanık olduklarımla da ilişkinizi anlayamıyorum, çözemiyorum. Şimdi sen bu şekilde babanın yanına gidersen muhtemelen kavga çıkacak. Yapma bunu," dediğimde ellerini saçlarına geçirdi ve sinirle inledi.  "Onun bu tavırları beni deli ediyor Duru. Ben ne yaparsam yapayım mutlaka benim hayatıma dahil olmaya çalışıyor ya da bu şekilde benim atacağım adımları engelliyor. Pelin ile ilgili hiçbir sorun çıkaramaz. Buna asla izin vermem!" dedi bağırarak. Sonra hızını alamayıp koltuğun kenarına tekme attı. İrkilsem de bir şey diyemedim. "Sikeyim böyle işi," dedi sonra da. Babası söz konusu olduğunda ona bu kadar tahammül edememesi binbir tane senaryo kurmama neden oluyordu.  "Çağrı gerçekten sakin olman gerek. Bu halde neyi çözeceksin? Biraz mantıklı ol," dediğimde ya bırak dercesine elini salladığında sinirlenmeye başladım. Çağrı'nın sinirlenince kendini kaybetmesine artık tahammülüm kalmamıştı. Arkasını dönüp bir oraya bir buraya gittiğinde göğsümde bağladığım kollarımı çözdüm ve ona doğru bir adım attım. Kolundan tutup kendime çevirdiğimde gözlerime baktı.  "Duru lütfen," dediğinde derin bir nefes alıp verdim. Kolunu bıraktım ve bu sefer de ellerimi yüzüne götürüp avuçlarımın içine aldım. İç çekti ve gözlerini gözlerimden hiç ayırmadı. Yanağını okşayıp ona bakarken biraz bekledim. Ne diyeceğimi çözmeye çalıştım.  "Bana bir şey söyle Çağrı. Babanın senden ne istediğini ya da neden böyle davrandığını öğrenmek istiyorum. Bizimle ne alakası var? Alakası var mı, onu da anlamıyorum. Bir şey söyle bana Çağrı." Gözlerim bir süre baktı ve ardından dudakları kıvrıldı. "Sana kendimi anlatmak istediğimde seni tanımak istemiyorum demiştin. Ondan sonra ben de sana kendimi anlatmayacağıma dair söz vermiştim," dediğinde gözlerim şaşkınlıkla açıldı.  "Ne?" dedim inanamayarak. "Nasıl yani?"  "Basbayağı Duru. O gün gerçekten kırıcı konuşmuştun. Sırf bu yüzden sana bir şey anlatmak istemiyorum," dedi açık açık. Sesinden bile belli olan kırgınlık yutkunmama sebep oldu. Onu gerçekten kırdığımı fark ettiğimde kalbim kasıldı. Yanaklarını tutan ellerim bile birdenbire titredi. Ellerimi geri çekecekken Çağrı engel oldu ve elleriyle ellerimi yeniden yanaklarına yerleştirdi.  "Özür dilerim," diye mırıldandım. "Ben..." dedim ama devamı gelmedi. Çünkü neyi nasıl ifade etmem gerektiğini çözemiyordum. Sustuğumda Çağrı gülümsedi ve alnını alnıma yasladı. "Çağrı gerçekten özür dilerim. Ama şu an önemsiyorum. Gerçekten öğrenmek istiyorum. Seni merak ediyorum. Seninle ilgili olan her şeyi bilmek istiyorum. Belki şu an senin için bir önemi yok. Haklısın zaten-" Kendimi daha fazla ifade etmeme izin vermemişti. Parmağını dudaklarıma bastırıp beni susturmuștu. Sonra parmaklarını çekti ve konuştu.  "Benim için bir önemi var Duru. Sadece bunu gerçekten yapmam için beni beklemen gerek. Benim rahat hissetmem gerek. Çünkü sana kendimi açtığım zaman beni içtenlikle dinlediğinden emin olmalıyım. Anlıyor musun? Sen beni sürekli her şeyle dalga geçen bir adam olarak görüyor olabilirsin ama içimde biriken, kimseye anlatamadığım veya kimseye açmak istemediğim çok şey var. İnsanlar benim hakkımda bir şey düşündükleri zaman bunu hesap etmiyorlar." Sözlerinin keskinliği kalbimi acıtmaya yetmişti.  Önceden bana bunları deseydi belki yine umursamaz davranır ve dediklerini unuturdum. Ama şimdi o kadar suçluluk duyuyordum ki, bunun yanında bir de inanılmaz bir kalp sızısı yaşıyordum. Tuhaf bir yola girdiğimi biliyordum. Beraberinde gelecek sorunları da şimdiden görebiliyordum ama engel de olamıyordum. "Tamam," dedim kısık bir sesle. "O zaman şimdi beraber gidelim ve sorun neyse beraber çözelim. Söz konusu Pelin ise ben de ne olduğunu bilmek istiyorum. Ayrıca babanın sana yüklenmesine de izin veremem." Çağrı bu halime hafifçe sırıttı.  "Ulan hemen yumuşattın beni. Babamın yanında böyle olmamam gerek. Onun karşısında sinirli olmalıyım." Gülüp ellerimi yanaklarından çektim ve omzuna vurdum.  "Hemen de başla pislik yapmaya," dedim homurdanarak. "Ama lütfen böyle kal. Sorunu halledeceğiz. Tamam mı?" Başını sallasa da yine ciddi bir hale büründü ve yine babasıyla ilgili bir şeyler düşündüğüne emin oldum.  Pelin'e sorunu çözmek için Çağrı ile gideceğimi söylemiştim. O evde dururken arkadaşı da ona eşlik ederek tek kalmasını önleyecekti. En azından Pelin'in yanında birinin olması benim rahat olmamı sağlardı. Gözlerindeki endişe yüzünden tek bırakmak istememiştim. Tedavi olamayacak korkusu kalbimi acıtıyordu. O korkuyu onun gözlerinden görmek kadar kötü bir şey yoktu. Çağrı ile evden çıktığımda içimden bir ses çok sorun yaşayacağımı söylüyordu. Özellikle son zamanlarda Çağrı'nın babası yani Halit Bey'in kendini göstermesi ve ayrıca sürekli sorun çıkarması bunun için yeterliydi. Adam sanki bir şeylere kafasını takmış gibiydi ve sonucunu alana kadar da durmayacaktı. Gözlerindeki ifadeyi hatırladım. Oldukça sinsiydi.  Bir şeyler planladığına ve bunu gerçekleştirmek için de elinden geleni yapacağına emindim. 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE