16. Bölüm: Sinir

1101 Kelimeler
Sonbahar kendini yavaş yavaş göstermeye başlamıştı. Ağaçlar yapraklarını döküyor, sokaklar o yaprakların dökülmesiyle mükemmel bir manzaranın oluşmasında rol oynuyordu. Sarı hatta kırmızıya çalan yaprakların arasında yürümek oldukça iyi hissettiriyordu. Etraftaki ağaçlara bakmaktan kendimi alamıyordum. Belki de en sevdiğim mevsim sonbahardı. Her ne kadar bunu söylesem de ilkbaharı da çok seviyordum. Yaprakların arasında yürümek, üzerine bastığım zaman çıkan sesleri dinlemek ve özellikle bunu yaparken yanımda kimsenin olmaması bana gerçekten iyi geliyordu. Her zaman bunu yapıp derin bir nefes alıp verirdim. Rahatlamaya çalışırdım. Kendime bulduğum yeni terapi yöntemi buydu. Evde olduğum zamanlarda ise dışarıyı izlerdim. Yağmur yağdığında da sıcak çikolatamı yapar, kendime gelirdim.  Pencereden sokağı izlerken Çağrı'nın arabasını fark ettim. Tam bizim apartmanın önüne park edip arabadan indiğini gördüm. İç çekerek onu izlemeye devam ettim. Arabasının kapısını kapattı ve arabayı kilitledi. Muhtemelen her şeyi hazırdı. Tam bizim apartmanın girişine doğru yürüyecekken başını kaldırdı. Pencereye doğru baktığında beni gördü. Dudaklarının kırıldığını ve yüzünde samimi bir gülümsemenin oluştuğunu gördüm. Ben de gülümsedim ve elimi salladığımda o da bana elini salladı. Sonra yürümeye başlayıp apartmanın girişine doğru gitti. Derin bir nefes alıp verdim.  Çağrı ve Pelin bugün gidiyordu. Birkaç saat sonra o uçak havalanacaktı ve ben öylesine gergin hissediyordum ki, bunu onlara yansıtmamak için elimden geleni yapmaya çalışıyordum. Pelin'den ilk defa bu kadar ayrı kalacaktım. Hatta son anda ben de gitmek istemiştim. Ama Çağrı bana engel olmuştu. Sakin olmamı ve ona güvenmemi istemişti. Pelin de benim kendi işlerimi ertelemememi söylemiş, yeniden bütün uyarılarını bana tekrarlamıștı. İç çekerek pencerenin dibinden ayrıldım ve perdeyi çektim. Kapıya doğru yürüyüp Çağrı kapıyı çalmadan açtım. Merdivenlerden çıkan Çağrı’yı gördüğümde ise tebessüm ettim. Gözlerime bakıp beni şöyle bir süzdü. Şu an ne durumda olduğumu anlamaya çalışıyordu ve ona göre bir tepki vereceğinin planını yaptığına emindim. Benim ne kadar gergin ve stresli olduğum bayağı belli oluyordu. Çağrı'nın da bunu fark etmemesi imkansızdı.  "Sanırım elimizde bir adet her an ağlayacak durumda olan Duru var. Ne yapabiliriz bu güzel kadın için?" dediğinde hafifçe güldüm.  "Beni de götürebilirsin," diye cevap verdim. Güldü ve ayakkabılarını çıkardı. Kenara çekildim ve onun geçmesini bekledim. İçeriye girdiğinde kapıyı kapattım ve ona döndüm. "Fadime Teyze nerede?" diye sordum merakla.  "Onu bizim çalışanlardan biri uçağın olduğu yere getirecek. Babamın evinde kalan birkaç eşyası da varmış. Onları almaya gitti. Bütün eşyalarını topladığından emin olmak istedi," dedi Çağrı. Başımı salladım.  "Anladım," diye mırıldandım. Kaşlarını kaldırdı ve bu sefer de o sordu.  "Pelin nerede?" Dudaklarım kıvrıldı.  "O da arkadaşının yanına gitti. Küçük bir veda edecekmiş. Arkadaşı çok üzülmüş, en azından bir görmek istedi." Başını salladı ve nefesini dışarı verdi. Birlikte salona gittiğimizde koltuğa oturduk. İkimiz de bir süre konuşmadık.  Ne diyeceğimi bilemedim ya da şu an ona ne söylemem gerektiğini bilmiyordum. Pelin ile birlikte gidecekti. O süreçte onların yanında olmayı çok isterdim ama eğer gidersem Nergis Hanım'ı zor durumda bırakmış olurdum. Ayrıca işim de aksardı. Hatta belki de işi bırakmam gerekirdi. Çünkü ne kadar süre orada olacağım belli değildi. Sırf bu yüzden Çağrı ilk etapta orada olacaktı.  Ben ise buradaki işlerimi daha hızlı halledip hemen gidecektim. Çağrı dönmeyip direkt beni getirtebileceğini de söylemişti. Beni almak için orada bekleyecekti.  "Üzülme," diyen Çağrı’yı duydum. Bakışlarımı ona çevirdim ve ardından ona tam dönüp dirseğimi koltuğa yasladım. Birkaç saniye gözlerinin içine baktım.  "Elimde değil. Sen bana ne kadar güvence verirsen ver. Pelin için şu an her şeyi bırakıp gelmek istiyorum." Gülümsedi ve bana yaklaştı. Aramızdaki mesafeyi en aza indirince ister istemez yutkundum. Elini yanağıma koyup okşadığında bunun beni rahatsız etmesini bekledim ama öyle olmadı. Aksine buna ihtiyacım varmış gibi yanağımı onun eline daha çok bastırdım.  "Her şeyi arkanda bırakıp gelirsen daha kötü olacak. Burada bir düzeniniz var ve onu bozmamanız gerekir. Sen de öyle yapacaksın ve Pelin'in tedavi sürecinde yine eskisi gibi çalışmaya devam edeceksin. Hem sen işin için gerekenleri yap. İki hafta içinde geleceksin. Nergis Hanım da sana yıllık iznini kullanabileceğini söylemiş. Daha ne istiyorsun? Şimdi gelmen çok mantıksız Duru. Tam olarak tedavi ilerlemeye başladığında gel ki, iznini en doğru zamanda kullan." Sözlerini o kadar yumuşak bir dille söylemişti ki, insanın istemsiz bir şekilde ikna olası geliyordu. Gözlerinin içine bakarken dudaklarım kıvrıldı.  "Haklısın," dedim kısık bir sesle. "Ama bana hep haber vereceksin. Söz verdin." Gözlerine beklentiyle bakmaya devam ederken sırıttı.  "Herhalde kızım. Beni özlersin sen. Biliyorum," dediğinde gözlerimi devirdim. Elini tutup yanağımdan çektim ve aramızdaki mesafeyi kapatıp ona sarıldım. Başımı göğsüne yasladığımda hemen beni kollarıyla sarıp saçlarımı öpmüştü.  "Sana teşekkür etmemden belki de bıktın ama ben yine de söylemeden geçemem. Çok teşekkür ederim Çağrı," dediğimde istemsizce kokusunu içime çektim. Bunun farkında vardığımda ise yanaklarım deli gibi yanmaya başladı. Çağrı'nın bunu anlamaması için içimden dua ettim. Hemen bunu kullanırdı.  "Teşekkür etmene gerek yok ama sen yine de bu şekilde etmeye devam edebilirsin," deyip güldüğünde elimi kaldırıp koluna vurdum. Yine güldü ve ben de ona eşlik ettim. Bir süre ona sarılı bir şekilde dururken Çağrı konuştu.  "Her şey yoluna girecek. Buna inan." Gözlerimi kapattım ve yine kokusunu içime çektim. Ama bu sefer bilerek yapmıştım.  Bana cidden ne oluyordu? Kendine gel Duru...  "Her şey yoluna girecek," diye tekrarladım ve söylerken de buna inanmak istedim. İnandım.  "Vay vay vay!" diyen sesi duyduğumda irkildim ve Çağrı’dan aniden ayrıldım. Başımı çevirip Pelin'in eğlenen yüz ifadesiyle karşı karşıya kaldığımda ise yutkundum. Yine yakalanmanın vermiş olduğu his beni sarıp sarmalarken Çağrı'nın da sırıttığını fark ettim.  "Pelin," diye mırıldandım. Kaşlarını kaldırıp indirdi ve kollarını göğsünde bağladı.  "Açıklama yapmana gerek yok sevgili ablam, canımın içi. Ben anlayacağımı anladım." Kaşlarımı çattım. "Pelin!" diye uyardığımda güldü. Bize yaklaşıp karşımızdaki koltuğa oturduğunda bu sefer de pis pis sırıtmaya başladı. Cidden Çağrı'ya benzemeye başlıyordu. Şaka gibi.  "Boşuna konuşma abla. Biliyorsun ki ben nasıl yorumladıysam öyle görmeye devam edeceğim." Gözlerimi kıstım ve arkamdaki yastığı alıp ona fırlattım. Başına çarpan yastığı alıp hafifçe güldü. Çağrı da onunla birlikte gülerken ben de tabii ki sinir olmaya devam ettim. Tam o esnada Çağrı'nın telefonu çaldı. Cebinden çıkarıp ekrana baktığında kaşlarını kaldırdı. Sonra ise cevap verdi.  "Efendim?" Karşı tarafı dinlemeye başladığında ben de merakla ona bakıyordum. Birkaç saniye içinde kaşları çatılı hale geldiğinde ise ben de Pelin de istemsiz bir şekilde kaşlarımızı çattık.  "Bu yetkiyi kim veriyor size?" dedi Çağrı. Sesindeki öfke kendini belli ediyordu. Yine karşı tarafı dinledi. Sonra aynı öfkeyle tekrar konuştu.  "Uçağın kalkmasını engelleyen kim?!" diye bağıran Çağrı ile irkildim ve ne olduğunu anlamaya çalıştım. Gidecekleri uçakla ilgili sorun çıktığını anlasam da bunun nedeninin ne olduğunu bilmiyorum. Ayrıca Pelin'in yüzündeki ifade de beni şimdiden üzmeye başlamıştı. Çağrı aniden ayağa kalktığında telefonu kapattı.  "Ne oldu?" dediğimde bana baktı.  "Bir dakika," derken o kadar sinirliydi ki, yutkundum. Telefonundan yine birini aradı ve kulağına götürdü. Çalma sesi bana da gelirken birkaç çalıştan sonra telefon açıldı. Çağrı ise beklemeden bağırdı ve ben Pelin ile birlikte şaşkınlıkla olduğumuz yerde dikildik, kaldık.  "Baba sen kim oluyorsun da benim işime karışıyorsun?!"
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE