İnsanın ağzından tek bir kelime bile çıkmaması, tıkanıp kalması, yorum yapamaması... İletişim kurarken bundan daha kötüsü yoktu galiba. Bir şeyler hissediyordum ama bu hissi dışarı yansıtamıyordum. Dilimin ucuna gelen birçok his kelimelerle beraber dışarıya dökülmek istiyordu. Ama olmuyordu. En kötüsü de karşı tarafa bir şeyler söylemek istesem de ne söyleyeceğimi kendimin bile kestirememesiydi.
Tam olarak buydu. Çağrı'nın arka plandaki kararlarını şu an öğrenmem, herkesin bakışlarının bende olması, Çağrı'nın çekindiği için gözlerime bakmaması, Halit Bey'in sinirli gözleri, Çağrı'nın dedesinin meraklı gözleri ve odada o kadının şaşkın gözleri. Hepsi birbirine girmişti ve ben olduğum ortamdan sıyrılıp kaçmak istemiştim. Garip bir ortam oluşmuştu.
Şirkete ne için geldiğimi hatırlayıp konunun nasıl buralara geldiğini anlamaya çalışıyordum. Bunu anlamaya çalışırken diğerleri de benim gibi konuşmamış, hiç kimse bir yorumda bile bulunmamıştı. Çağrı'nın konuşmasını beklemiştim ama o da benim gibi ya da herkes gibi susmayı tercih etmişti. Bana ne diyeceğini bilmiyormuş gibi bakıyordu. Ya da sanki benim ona kızacağımı düşünen bir yüz ifadesine bürünmüştü.
Kimsenin bir şey dememesi üzerine beni geren sessizlik devam etmişti ve en sonunda Çağrı'nın dedesi bana dışarı çıkmamı söylemişti. Ben de bunu bekliyormuş gibi hemen başımı sallamış ve hızlı adımlarla Halit Bey'in odasından çıkmıştım. Benden hemen sonra o genç kadın da odadan çıkmıştı. Benimle konuşmaya çalışacağını anladığımda ise buna fırsat vermeyip asansöre doğru yürümeye başlamıştım.
Asansöre binip giriş kata indiğimde psikolojik olarak herkesin bakışlarının bende olduğunu hissettim. Ama etrafa göz gezdirdiğimde herkesin kendi işiyle ilgilendiğini fark ettim. Kendi kendimi germeye devam ediyordum. Sonunda şirketin kapısından çıktığımda serin hava yüzüme çarptı. Bu beni kendime getirirken temiz havayı içime çektim. Ciğerlerime çektiğim her havayı tekrar geri verirken aynı zamanda yavaş adımlarla yürüyüp Çağrı'nın arabasına gidiyordum.
Arabanın dibine geldiğimde arabanın arka tarafında kalan kaldırıma oturdum. Kimsenin beni buradan görme ihtimali yoktu. Görünmek istemiyordum. Kendi başıma düşünmek istiyordum. Çağrı'nın evlenme ihtimalinin beni neden bu kadar sarstığını kendime sormam gerekiyordu. Benim yüzümden neden yurt dışına gittiğini de ona sormam gerekiyordu. Ellerimle oynarken kalbimdeki ağırlığı daha yoğun hissetmeye başladım.
Hislerim çok farklıydı. Daha önce hissetmediğim bir şeyler hissettiğim kesindi. Çağrı'ya karşı birtakım duygularımın ortaya çıktığını düşündüm. Kendimden emin olmam gerekiyordu. Onunla ilgili bir şey olduğunda eskiden bu kadar etkilenmezken şimdi beni hemen sarsması da beni alt üst ediyordu. Üç sene önce başkasıyla evlilik fikrini öne atsaydı muhtemelen tepkisiz kalırdım. Ama şimdi ona hesap bile sorasım geliyordu. Hem de hakkım olmamasına rağmen.
Bu normal miydi?
Bence değildi. Dengesiz tavırlara sahiptim ve bununla harekete geçmek pek de mantıklı olmazdı. İç çekerek kendimi sakin tutmaya çalıştım. Çağrı buraya gelip beni bulduğunda veya gördüğünde muhtemelen bir şeyleri konuşacaktık. Ama önce benim sakin olmam gerekiyordu.
Pelin'e de haber verememiştim. Çantam arabada olduğu için telefonumu da alamıyordum. Aslında şu an Pelin'in gitme işi olmasa hemen onun yanına gidip bana sarılmasını ve duygularımın hepsini dinlemesini isterdim. Hissettiğim ne varsa ortaya döktüğümde bana güzel bir tavsiye vereceğinden emindim. Konuşabileceğim sadece oydu. Çağrı ile konuşma ihtimalini düşündükçe bayağı geriliyordum. Ama eninde sonunda konuşacaktım.
Etrafa bakınıp hâlâ gelmediklerini anladım. Kimse ortada yoktu. Muhtemelen Çağrı'nın dedesi ve Çağrı, Halit Bey'e karşı hâlâ bir savaş içindeydi. Bu savaşın ortasına da Halit Bey beni birdenbire atmıştı. Tam bir saçmalık. Böyle bir şey varsa bile Çağrı'dan öğrenmeliydim. Halit Bey'in imalı bakışları ve alay dolu sözleriyle değil. Kendini bilmez ve gevşek bir adamdı. Onun saçma tavırlarını ve iğrenç imalarını düşündükçe sinirleniyordum.
"Sakin kal Duru," diye mırıldandım. "Onun seni sinirlendirmesine izin verme." Kendi kendime konuşurken bir yandan söylediği o lafları onun yanına bırakmayacağıma dair kendime söz verdim. Haddini bilmeyi öğrenecekti. Pislik.
"Duru?" diyen sesi duyduğumda irkildim ve başımı kaldırdım. Çağrı'yı gördüğümde yutkundum. Yanında duran dedesini görmem ile de daha bir gerildim. Dedesi sanki bunu hissetmiş olacak ki, bana gayet samimi bir şekilde gülümsedi. Ben de zor da tebessüm ettim ve ayağa kalktım. Çağrı ile göz göze geldikten sonra boğazımı temizledim ve nefesimi dışarı verdim.
"Pelin," dediğimde duraksadım. "Pelin gidecek mi? Bir sorun var mı şu an?" diye sordum merakla. Çağrı'nın dudakları kıvrıldı ve başını iki yana salladı.
"Hayır," deyip dedesine bir bakış attı. "Hasan reis geldi. Asla bir sorun çıkmaz." Sözleriyle dedesinin isminin Hasan olduğunu öğrenmiş oldum. Onun gözlerine minnetle bakarken elimi uzattım.
"Ben Duru. Gerçekten çok teşekkür ederim. Siz olmasanız muhtemelen sorun yaşayacaktık ve olay büyüyecekti," dediğimde elini uzatıp elimi sıktı.
"Hasan," dedi önce ismini tekrar ederek. "Hiç önemli değil güzel kızım. Çağrı'nın yaptığı bir şey varsa bildiği bir şey de var. Çağrı bir şeye tamam derse ben de derim." Gülümsedim. "Ve tanıştığıma memnun oldum," diye de ekledi.
"Ben de," dediğimde ne kadar nazik bir adam diye de içimden geçirmeyi ihmal etmemiştim. Halit Bey ile alakası yoktu.
"O zaman siz hemen gidin. Uçak da bugün mutlaka kalkacak. Başka bir fani engelleyemez bunu," derken gülmüştü. Onun bu samimi tavrı beni de güldürürken göz ucuyla Çağrı'ya bakmıştım. Çağrı da bana bakarak gülüyordu. Yüzünde bir ifade vardı ama çözemedim. Konuşmamız gerektiğini o da bana gözleriyle anlatmaya çalışıyor gibiydi. Zaten konuşacaktık. Kaçışı yoktu.
"Tekrar teşekkür ederim," dedim ve boğazımdaki kuruluğu gidermek için yutkundum. "Zaten Çağrı'nın ve aynı zamanda sizin bu iyiliğinizin karşılığında ne yapacağımı bilemiyorum." Mahcup çıkan sesimle Hasan Bey omzuma dokunup hafifçe okşadı.
"Çağrı sana ve aynı zamanda kız kardeşine değer veriyor. Bunu çok iyi anladım. Ve sen de bunu bilmiyorsan şimdi öğren. Çağrı değer verdiği insanlar için her şeyi yapar," dedi kaşlarını kaldırıp indirerek. Yüzünde imalı bir ifade vardı. Yanaklarımın yandığını hatta kızardığını hissederken boğazımı temizleme gereği duydum.
"Valla Duru da benim ona ne kadar değer verdiğimi gayet iyi biliyor dede," dedi Çağrı tatlı bir sırıtmayla. "Yani... Bilmesi de lazım. Değil mi?" diye sordu. Bu soruyu sorarken de bana bakarak söylemişti. Başımı salladım.
"Evet," dedim kesin bir dille. "Verdiğin değerin farkındayım ve buna minnettarım," diye devam ettiğimde de gözlerinde bir parıltı oluştu sanki. Parlayan gözlerle bana bakarken kaşları da havalanmıştı. Benden açık bir şekilde bu sözleri söylememi beklemediğini anlamıştım.
"Hadi bakalım," dedi Hasan Bey araya girerek. "Daha fazla oyalanmayın." Başımızı salladık. Hasan Bey'in sözleriyle Çağrı ile bakışlarımız ayrılmıştı. Yoksa ayrılmayacak gibiydi. Bana olan derin bakışları karşısında artık zorlanıyordum.
"Ben sana haber veririm," dedi Çağrı. Hasan Bey başını salladı.
"Tamam oğlum," dedikten sonra Çağrı'nın omzunu sıktı. "Sen de babanı kafana takma. Onun ne kadar değiştiğini biliyorsun. Ben nefes aldığım sürece sana asla bir zararı dokunamaz." Çağrı gülümserken ben de gülümsemiştim. Çağrı'nın arkasında duran Hasan Bey, gerçekten güçlü bir adamdı. Çağrı bu konuda oldukça şanslıydı.
"Sağ ol dedem," dedi Çağrı minnet dolu bir sesle. "İyi ki varsın ve Allah sana uzun ömürler versin." Hasan Bey sırıttı.
"Amin," dedi. "Daha gençliğimin baharındayım." Çağrı gülerken ben de güldüm.
"Görüşürüz dede," dedi Çağrı.
"Görüşürüz yakışıklı torunum," diye cevap verdi Hasan Bey. Yakışıklı derken bana bakarak söylemişti ve sanki Çağrı'yı işaret etmişti. Siz de mi Hasan Bey? Bunu sesli olarak da söylemek istemiştim. Pelin gibi, Fadime Teyze gibi şimdi de Hasan Bey Çağrı ile benim hakkımda imalara başlamıştı. Hepsi çok yaramaz.
Hasan Bey'e başımla selam verdiğimde o da nazikçe başıyla selam verdi. Çağrı direksiyon başına geçerken ben de ön koltuğa gidip kapıyı açtım ve oturdum. Arabanın kapısını kapatıp çantamı da kenardan aldım. Çağrı arabayı çalıştırırken Pelin'e hemen sorun olmadığını belirten bir mesaj attım. İçinin bir an önce rahatlamasını istiyordum. Meraktan kafayı yediğine emindim. Mesajı attıktan sonra telefonun ekranına bakmaya devam ettim ama ne için baktığımı ben de bilmiyordum.
Pelin'den daha mesaj gelmemişti. Ama ben yine de Çağrı'ya bakmamak için telefonumla ilgileniyormuş gibi yapmaya devam ediyordum. Çağrı yolda arabayı dikkatle kullanırken göz ucuyla ona bakıp tekrar ekrana bakmıştım. Onun gözleri yoldaydı ve bir şeyler düşünüyor gibiydi. Tam o esnada Pelin'den mesaj geldi. Sevindiğini belirten mesajı atmıştı ve şu an mutluluktan delirdiğine yemin edebilirdim. Evden çıkarken yüz ifadesini görmüştüm. Aksilik çıkacak diye ödü kopmuştu.
Neyse ki Çağrı'nın dedesi gelmişti ve olay daha çok uzamadan hallolmuștu. Sanki benim o an istediğim mucizeye yanıt olarak Hasan Bey gelmişti de, isteğim kabul olmuştu. Dudaklarım kıvrıldı ve Pelin'e bir emoji gönderdikten sonra mesaj kutusundan geri çıktım. Telefonun kilitledim ve tekrar çantama koydum. Bir nefes alıp verdikten sonra camdan dışarı baktım. Yolu seyrederken Çağrı'ya şu an bir şey söylemeli miyim diye düşünüyordum. Ne diyeceğimi bilemiyordum.
"Konuşacağız," dedi Çağrı bir anda. Daldığım için irkilmiștim. Düşüncelerimden sıyrılıp yoldan gözlerimi ayırdım ve bakışlarımı ona çevirdim. Bir saniyeliğine bana bir bakış atıp tektar yola döndü. "Konuşmamız gerek." Başımı salladım.
"Evet," dedim kısık bir sesle. Aynı zamanda sesim biraz çatlak çıkmıştı. Bu nedenle boğazımı temizleyip daha güçlü bir sesle konuştum. "Konuşmamız gerek." Onunla aynı cümleyi kurduktan sonra yüzünü inceledim. Herhangi bir ifade yok diyebilirdim ama birçok ifade de barındırdığına emindim. Çağrı şu an bütün duygularını saklıyordu.
O konuşmayınca ben de başımı cama yasladım. Ne zaman konuşacağımızı bilmiyordum ama şu an olmayacağı kesindi. Çünkü Pelin ile gideceklerdi ve benim aklım tamamen Pelin'e ve gidişine takıldı. Kalbim yine bir tuhaf olurken iç çektim. Kardeşimin gidişi beni üzüyordu ama en azından o mutlu olacaktı. Buna inanıyordum.
İyileşecekti, buna da inanıyordum.
İnanmaya devam edip ona her anında destek olacaktım. Moral verecektim. O nasıl isterse öyle yapacaktım. Pelin'i sıkmak istemiyordum. Hayatını kısıtlamak da istemiyordum. Bu tedavi süreci biter bitmez bana geri gelecekti. Lütfen diye geçirdim içimden. Lütfen dedim tekrar en içten bir şekilde. Bana geri gelsin yeter. O iyi olsun, her şeyi yavaş yavaş yoluna sokardık.
O iyileşince gerisi gelirdi.
Yoldayken buruk bir şekilde dudaklarım kıvrıldı. Eve gidince onun hazırlanmasına yardım edecektim ve sonra uçak için evden çıkacaktık. Uçağa bineceği anı düşünüp durdum. Sanırım deliler gibi ağlayacaktım.
Pelin'in gidişinden sonra evde tek kalacaktım ve buna hazır değildim. Gözlerim yanınca kendimi tuttum. Bir sürü tedirginlik dalgası beni sararken rahatlamaya çalıştım.
Her şey yoluna girecekti. Tek umudum buydu.