4. Bölüm
"Peki akşam ben otele gelirim sen buraya gelme." Dedim.
...
Dün sabah düşündüğüm gibi kendime güzel bir elbise aldım. Beyaz ve siyah uyumunu çok güzel konsept edilmiş, uzun kollu, derin göğüs dekoltesi bakan herkesin fazlasıyla dikkatini çekecek kadar muazzamdı. Uzun eteğinin önde boydan boya olan yırtmaçı, bacaklarımı da tamamen gözler önüne sermişti. Saçlarıma dalgalı fön çektirdim ve biraz yoğun yaptığım makyajla güzelliğimi ön plana çıkarttım. Cihan beni seçmek için hiç düşünmemeliydi.
Saat 20.40 da suitin kapısı vuruldu. Yemek servisi olduğunu tahmin etmiştim. Yemeler hazır bir şekilde masadaki yerlerine görevliler tarafından yerleştirildi. Herzaman ki gibi neşeli kız bu gün beni terk etmiş yerine soğuk görünümlü soğuk bakışla biri gelmişti. İnsanlara güvenmeden bakan biri. Bu kendi isteğimle yaptığım bir tavır asla değildi. İçimden gelen ve kontrol edemediğim bir hisdi ruhumu ele geçiren. Soğuk bir teşekkürle adamların gitmelerini beklerken kapı tekrar vuruldu. Cihan kucak dolusu beyaz gül göndermişti bana. Birde küçük not yazmış.
"uğurumsun..!"
Odanın kapısını çalındığında tek bir kırmızı gülle gelen bu sefer Cihan dı. Odaya girdiği an iri bedeniyle içerisini doldurmuştu. Üzerindeki lacivert takım elbise karizmasına karizma katmış gözüme daha bir yakışıklı gözüküyordu.
Benim onun için hazırlandığımı görünce gözlerinin içi parladı, bir anda daha farklı bakmaya ve dudaklarını yana kıvırarak gülümsemeye başladı. Büyükçe bir-iki adım atarak yanıma geldi. Gözlerinde beni öpmek için yanan ateşi görüyordum. Kan kırmızısı rujumun dağılmasına aldırış etmeden yapıştım karşımdaki adamın dudaklarına o da beni sömürerek öpüyordu. birkaç dakika hiç ayrılmadan öpüşmeye devam ettiğimiz için nefes nefese kalmıştık. Cihan’ın gözleri daha derinleşti beni kucağına aldığı gibi odanın geniş ve büyük camına yasladı. Buradan Işıl ışıl şehri izlemeyi sevdiğimi biliyordu. Dudakları dudaklarımdan kaymış boynumdan göğsüme inmişti. Ağzı ve dili her yerimi ufak ufak ısırıklar atarak geziyordu. Sonunda dizlerinin üzerine çöktü elbisenin eteğini hafif kaldırıp yırtmaçından içeri başını soktu ve bana hazzın en büyüğünü yaşatmaya başladı.
Kadınlığımdaki ağızdan gelen seslerle zevkle çığlık çığlığa inlemeye başladım. Cihan beni orada dileğiyle boşaltmak üzereydi iki elimle kafasın kafasından tutup iyice kendime doğru bastırdım belki de nefes almıyordu bilmiyorum ama bana verdiği zevk yaşattığı haz muhteşemdi.
“ hadi!” diye inledim
“hadi… Boşalmak istiyorum.” Kadınlığınımdaki dudakları iyice gömerek daha hırsla emmeye başladı arsız dilini içimde hissediyordum dayanamayacaktım artık kendimi sıkmaktan vazgeçtim titreyerek ağzına boşaldım , çömeldidiği yerden kalktı ve beni ters çevirdi, ellerimi cama yasladım.
Pantolonu tamamen çıkarmadan sadece sertleşmiş erkekliğini çıkartı arkamdan rahmimin içine tek hamleyle girdi Cihan. Ben tüm şehri inleyerek izlerken oda içimde sertçe gidip geliyordu. Boğazından kaçan hırıltılar zevkten deliye döndürmüştü. Sonunda içime boşaldığında başım gerçekten dönüyordu.
“Sadece masum bir öpücük istemiştim beni çılgına çevirmeni değil.” dedi soluk soluğa.
Dudaklarını kulağıma yaklaştırdı "aklımı başımdan alacak kadar güzel gözüktüğünüzü umarım benden önce söyleyen olmamıştır." diye fısıldadı.
Az önceki tutkulu sevişmenin etkisinden hemen çıkmam gerekiyordu bu geceyi böyle hayal etmemiştim. Dudaklarım hafif yana kıvrılmış halde;
"Emin ol senin gibi içten duygularla kimse söylemedi. Tabii buraya gelene kadar bana hayran hayran bakan gözleri saymassak." dedim. Üzerime çekidüzen vermeye başlamıştım.
“İç çamaşırımı göremiyorum!” diye inledim. Odaya göz artığımda görünmüyordu.
"Hımmm...! Peki yaklaşık kaç çift göz bakmıştır? Var mı bi tahminin?"
Gülümsemem derinleşti artık dişlerimin hepsi gözükecek şekilde “Boş ver onları şimdi. Ben çok açıktım yemekler soğumadan yiyelim." dedim.
"Bende çok acıktım önce yemeği sonra seni tekrar yemeyi düşünüyorum."
"İç çamaşırımı gördün mü?"
“Hayır, boş ver onu zaten biraz sonra tekrar çıkacak”
Ellerimden kibar şekilde tuttu ve sandalyeme oturmama yardım etti. Küçük masada tam karşıma yerleşti. Karnımızı doyuruken onun işlerinden konuştuk. Aslında pek iş konuşmayı sevmezdi ama önemli bir ortaklığın tüm yetkisi bu gün sadece kendine verilmişti. Çok mutluydu başarının kendisini mutlu ettiğini söylediğinde karısının sözleri aklıma geldi. Belki onunla sırf para ve güç için evlenmişti? Belki o güzel kadınının ilk düşünceleri doğruydu? Kadın aklıma geldikçe gülümseyen yüzümün yine solmaya başladığını hissediyordum. Artık içimde tutamazdım az önce kendimizden geçerek seviştiğimiz şimdi ise ellerim ellerinin arasında gözlerime aşkla bakan adam elbette beni seçecekti.
"Dün tüm gün nerde olduğumu ve neden o halde, soğukta, göl kenarında oturduğumu sormayacak mısın?"
"Aslında sormayı çok istiyordum. Fakat sanırım bir tahminim var, ve doğruluğuna nerdeyse emin olduğum bir tahmin." Cihanın sözleri beni şaşırtsada tahminini merak etmiştim.
"Tahmininin ne olduğunu öğrene bilir miyim?."
"Tabii ki..." Dedi ve yerinden kalktı. Birkaç adım attı. Makyaj masasını ilk çekmecesinden çıkartığı ince uzun zarfı bana getirdi ve önüme bıraktı.
"Dün bunu okudun ve karasız kaldın değil mi?" Zarfda ne yazdığını öğrenmek için içini açtım ve okuduklarımla şok olmuştum. Ünlü bir sohw kanalına çıkmam için hayatımda görmediğim bir para teklif edilmişti. Dahası aynı televizyona yapımcılarına ait çok ünlü bir dergi içinde röpörtaj isteği vardı. Cihan kağıtta yazılanları okurken beni izlemiş. Değişen yüz ifademden anladığı burda yazılanları ilk defa okuduğum olmuştu. Ellerimin arasından hızla kağıtları çekiştirerek gözlerime bakmaya başladı.
"Sen dün bunun için ortadan kaybolmadın değil mi? Ahh ne aptalım..! Bende benim için o programa katılmayacağını ve bunun için biraz üzüldüğünü düşünmüştüm." Sözünü keserek ben konuşmaya başladım.
"Senin için katılmayacağımı nerden çıkardın?"
"Ne demek şimdi bu. Senin yerin benim yanım daha anlamdın mı bunu?" Yarışma oyundu bitti. Her şeyi bıraktığını görmüyormuyum sanıyorsun benim için bara dahi şarkı söylemeye gitmiyorsun. Çünkü biliyorsun senin eğlence için kullanılmana dayanamıyorum. Benden başkasına bırak şarkı söylemeni mırıldanmanı bile hazmedemiyorum."
"Peki sen benim için nelerden vaz geçtin? Söylermisin bana..?" Cihan adeta donup kalmıştı ne imâ ettiğimi tahmin etmeye çabalayan yüz ifadesinden anladığım fırtına öncesi sessizlik. Bir kaç saniye gözlerini dahi kırpmadan yüzüme bakmaya devam etti. Belliki ne söylemek istediğimi ya da neyi ne kadar bildiğimi ölçmeye çalışıyordu.
"Ne demek şimdi bu?"
"Ne duyduysan o demek... Benim için sen nelerden vazgeciyorsun demek... Ya da vazgeçmeye hazırsın demek...
Hatta bak şöyle yapalım ben senin istediğin her şeye tamam deyim, sende bir daha Türkiye'ye dönmemeye tamam de. Oradaki yaşantının üzerine koca bir çizik at."
Cihan'nın düşünceli hali rengine yansımıştı resmen yüzünün esmer rengi koyulaşmış kap kara bir adam olmuştu. Boynundaki kıravatı sertçe gevşeterek nefes almayı kolaylaştırmaya çalıştı. Gözleri artık gözlerime bakmıyor sanki kaçacak yer arıyordu.
Sustuk uzun bir süre ikimizde tek kelime etmeden sustuk. Ama benim istediğim bu değildi. Bana sevdiğini söylerken gibi korkmadan "kabul" demeliydi. "Senin için her şeye varım" demeliydi. Peki bana söylediği sevgisi yalan mıydı? Yalan olsa kalbim bilmez miydi? Peki bir kalpte iki sevgi aynı anda var olur muydu? Sorular... Sorular... Binlerce soru beynimde hareket ederken benim tek cevabını istediğim soru cevapsız kalmıştı.
"Birden bire nerden çıkardın Türkiye meselesini?" Konuştuğumuz konuyla alakası bile yok."
İçimdeki fırtına yükselirken "Karın bize mutluluk dilemeye gelmiş de ondan çıkarttım." Demeyi istesemde suskunluğumu korumayı başardım.
"Senden istediğimle senin benden istediğinde aynı bence. Sen bana hayallerinden vazgeç sadece benim ol diyorsun, bende sana sadece tüm benliğinle benim ol diyorum."
"Sanırım anlamadığın ya da anlamak istemediğin bir gerçeği gözardı ediyorsun. Ben yaşadığım her şeyin parasını Türkiye'de ki işimle kazanıyorum. Orayı terk etmek sıfıra düşmek demek."
"Ben senden para istemiyorum... Sadece seni istiyorum. Sadece benim olmak zor mu gelecek sana, yoksa ayrılmaya dayanamayacağını sadece para ve itibar mı?"
"Sen neler saçmalıyorsun farkında mısın? 'Para ve itibar' ben bunları dişimde tırnağımda kazanmak için yıllarca nelere katlandım, sen biliyor musun?" Cihan gerçekten sinirlenmeye başlamıştı. Gözlerinin yeşili renk değiştirmiş göz bebeği gibi siyah olmuştu. Beyazları da renk değişimimden nasibini almış kırmızı damarlar iyice belirginleşmişti. Kaç aydır kendimi verdiğim adam resmen gerçek görüntüsünü ilk kez göstermişti.
"Yorulma artık anladım ben seni."
"Kadın! Sen bu gece beni delirtmeyemi çalışıyorsun ? Amacın, derdin ne..? Söylesene neyi anladın..?"
"Senin gerçek yüzünü anladım. Senin için hayallerimden vazgeçecek kadar aptal olduğumu anladım. Ve şunu sakın unutma sen hiç birşeye değmezmişsin." Kelimer ağzımdan kızgınlıkla yükselerek çıkarken oturduğum yerden ayaklandım. Ellerimi masaya dayayarak Cihanın suratına yaklaştım. Gözlerinde beni kaybetme korkusu vardı. Hissede biliyordum.
"Cihan Yavuz ! Dün sevgili karınız bana müjdeli haberle geldi. Teprik ediyorum ikinci bir çocuğun oluyormuş." Ve beklediğim tepki Cihan dan geldi. Soluk alışları hızlandı, kalbi ritminin yükseldiği şakağındaki atan damardan belli oluyordu. Ve alnında terdenden oluşan su damlacıkları ne kadar tedirgin olduğunun kanıtıydı.
Sustu başını yere eğdi ve sustu. Ben ne kadar süre onun beni yalanlamasını isteyen bir yanıma yenik düştüm belli değil. İnsan gerçekten sevgiyi tadınca, gerçekten yürekten sevince, yalan bile olsa bir sevdiğini kaybetmek istemiyor. Kalbini boydan boya bir sızı kaplıyorki utanmadan acısından bağırmak.. haykırmak istiyorsun. Gözlerim dolmaya başlayınca kendime geldim. Karşımdaki adam olmayan adamdan ses gelmeyecekti belli olmuştu. Yavaşca ellerimi dayandığım masadan çektim, arkamı dönüp yoluma bakmalıydım artık. Her nekadar ona sımsıkı sarılmayı dudaklarımı saçlarının arasına gömmeyi arzulasamda yapmadım. Gururum artık benim tek aşkımdı. Adımlarım odanın kapısında durdu. Titrememeliydi ellerim, öylede oldu. Kapıyı açtım ve ardıma son birkez bakmadan yoluma devam ettim.
***
Yarışmayı kazanalı bir yıl olmuştu. Menajerim hamile olduğumu fark ettiğinde ben 6. Ayımı bitirmiştim. Single çalışmalarını hazırlamış ama bu sorun ortadan kalkmadan piyasaya sürmeme kararı almıştık. Ben zaten bir çocuğumun olduğunu kimselerin bilmesini istemiyordum. Hale (HALE (Heli) ismi hem İngilizler hemde Türklerin kullandığı bir isim yazılışı aynı söylenişi farklı.) doğduğunda annemin sesi kulaklarımda telaşla doktor Hugo'ya sorun olup olmadığını soruyordu.
Doktor anneme küçüğün gayet sağlıklı ve çok arsız bir kız olduğunu söyledi. Yanıma bırakılan bebek bana unutmak için çok çabaladığım birini yeniden hatırlatmıştı. Evet Cihan'dan bir kızım olmuştu ama ben anne olmak için hiç hazır değildim. Hamileliğimi ve yaşadıklarımı bir kaç yakın arkadaşım dışında kimse bilmedi...
Haftalar geçtikçe kızıma alışacağım yerde ona bakmaya, dokunmaya çekinir olmuştum. Kendimi bebeğime adamak, annem gibi fedakar olmayı aylarca düşünsemde, yapamayacağım bir şeydi.
Artık zamanı gelmişti Hale yi anneme bıraktım ve ışıltılı hayatıma adım attım. Hale annemle büyüdükçe daha mutlu olur sanmıştım. Çünkü ben gerçekten değişmiştim. Kimseyi sevmeden kimseye güvenmeden yaşamayı öğrenmek için en sevdiğimden vazgeçmiştim. Kalbimden....
...