Geçmiş zaman 3.bölüm

1358 Kelimeler
3. Bölüm Cihan'ın gelmesiyle iki haftadır mutluluktan ayaklarım yerden kesilmiş gibi olsa da onun sıkıntılı hali gözümden kaçmıyordu ve bu ona hamile olduğumu söylemeyi engellemişti. Ama artık iki aylık hamileydim, yakında karnım büyüyecek ve vücudumun en ince ayrıntısına kadar bilen birinden saklamak zor olacaktı. Sanırım söylemenin zamanı gelmişti. Beraber kaldığımız süitden alışveriş için ayrıldım. Bu güzel haberi güzel geçen bir gecede vermek için hazırlanmam gerekiyordu. Kendime ilk göz kamaştırıcı bir elbise almaya karar verdim. Otelin biraz ilerisinde güzel mağazalar olması yürüyerek gitmem için yeterliydi ama ben bisikletimden kesinlikle kopamazdım. Tam bisikletimle yolun karşısına geçmiştim ki son model bir araba aniden önüme kırarak beni sıkıştırdı. Sinirle arabaya doğru bağırmaya başladığımda şoför arabadan indi. Benim nasıl olduğuma bakması gerekirken, az daha arabanın altına alacağı sanki ben değişmişim gibi umursamadan önümden geçip aracın arka kapısını açtı. İçerde oldukça güzel görünen, bir kadın vardı. Daha önce onunla bir yerde karşılaşmış mıydık ya da birkaç sözlük bir muhabbet etmiş miydik bilmiyorum bu televizyondaki yarışmadan sonra bazen böyle değişik insanlarla karşılaşabiliyordum. Sıradan biri değildi içinde bulunduğu lüks araç ve kıyafetleri ile belli oluyordu. Gözüne taktığı gözlükleri çıkartarak bana baktı bakışları beni küçümser gibiydi "Seninle konuşmamız gerekiyor.” diye seslendi. Bana bakışını ve tavrını sevmediğim kadına öfkeyle "Sen kimsin be kadın! Az daha beni ve bebeğimi öldürüyordun" diye bağırdım. Ağzımdan çıkan bebeğim kelimesinde elim karnıma gitmişti ama ne söylediğim ne de yaptığım hareket bilinçli değildi. "o zaman vakit kaybetmeden konuşmalıyız-Şoföre döndü- çabuk kızı arabaya sok.” dediğinde, iri yarı adam bir anda beni arabaya zorla bindirmeyi başardı. Karnımdaki bebek olmasa elbette bu kadar kolay teslim olmazdım. Kafamda kurduğum yer dışında içerisinin oldukça kalabalık olduğu bir kafeye gelmemize şaşırmıştım. Sipariş ettiği kahveler gelene kadar birbirimizi incelemeyi sürdürdük. Karşımda oturan kadın aslında oldukça zarif gözüküyordu. Ortalama benim boyumda beyaz tenli, gri gözleri saçlarının kızıl rengiyle daha belirgin duruyordu. Oda tıpkı benim gibi bir süre üzerimden meraklı bakışlarını kesmedi. Kahveler geldiğinde ben içmek istemediğimi söylemiş olmama rağmen garson yine de önüme bıraktı ve yanımızdan ayrıldı. Önce bana Türkçe olduğunu tahmin ettiğim bir kaç kelime söyledi. Ben anlamadığımı belirtir şekilde yüzüne baktığı da "Sadece Türkçe biliyor musun?" Diye sorduğunu İngilizce söyledi. Ve bilmediğimi anlamış olduğunu da. Ben artık daha fazla bu saçmalığa dayanamayacağımı söyleyerek masadan kalkmak için hareketlendim ama "Cihan benim kocam" dediğinde duyduklarımın kâbus olmasını dilerken fena halde başım dönüyordu. Halsizce sandalyeye kendimi geri bıraktım. Kısa bir süre sonra kadına kızgın bir bakış atarak “Sen ne saçmalıyorsun?" diye bağırdım. Sesim oldukça yüksek çıkmıştı. Tüm insanlar bize bakıyor olsalar da şu an hiç önemli değildi. “ Bana inanmıyorsun ya da şöyle söyleyeyim inanmak istemiyorsun. Ama bu sonucu değiştirmeyecek Cihan Yavuz benimle evli.” "Tabii ki sana inanmıyorum. Cihan'la eski bir ilişkin olabilir belli ki hâlâ onu unutmamışsın bu yüzden yalan söylüyorsun." Aslında önce söylediklerime kendimi inandırmayı istiyordum. Kadın elinde tuttuğu şık çantasından evlilik cüzdanını çıkardı ve alaycı bir şekilde gülerek bana uzattı. "Al kendin bak. Yalan mı, Gerçek mi Söylüyorum." Evet, doğru söylüyordu. Karşımdaki kadın benim deli gibi aşık olduğum, çok ama çok sevdiğim adamın karısıydı. Evlilik cüzdanında ikisinin yanyana duran fotoğraflarına bakarken kadın konuşmaya başladı. “Biz beş sene önce evlendirildik. Tamam, belki severek, birbirimizi isteyerek evlenmedik. Cihan babamın yanında yeni çalışmaya başlamış biriydi. Babam ikimiz adına karar verdiğinde, onun benim seviyemde olmamasını kendime yediremiyordum onarağmen itiraz etme hakkım olmadı. Onunda öyle bir hakkı yoktu çünkü. Daha okumaya başladığı ilk an babam elinden tutarak iyi bir okulda okumasına yardım etmişti. Mezun olur olmazda holdingde ona bir iş ayarlamıştı. Babam ikimizin güzel bir aile olacağını düşündüğünden ona karşı gelmek laf söylemek imkânsızdı. Sana bu anlattıklarım değişik gelebilir, aramızdaki kültür farkını anlamaya bilirsin. Olsun yine de anlatmak istiyorum. Evliliğimizin ilk aylarını yaşarken Cihan bana ne kadar ilgili olmaya çalışsa da onun hep bir çıkarcı olduğunu sırf babamın parası için benimle evlendiğini zannediyordum. Bunu her zaman yüzüne vurmaktan hiç çekinmedim. Ama O hep sustu. Oğlum dünyaya geldiğinde ilk onun çocuğu olduğu için kabullenmek dahi istemedim. İnsan kendi bebeğini sevmez mi bazen sevse de gururundan sevmiyor gibi yapabiliyor. Oğlumuz Tayfun dünyaya geldiğinden sonrada bir müddet ona kırıcı davrandım. En son dört ay önce bana ilk defa artık dayanamadığını ve ayrılmak istediğini söylediğinde çok sevinmiştim ya da öyle sanmıştım. Burada ki şirketin başına babam onu gönderdiğinde, tek başıma geçen günlerde ne kadar aptal olduğumu anlamam çok sürmedi. Aslında Cihan'ın beni gerçekten sevdiğini, bana karşı ne kadar sabırlı oluşundan anlamam gerekirdi. Ve ben de onu sevmişim ki bunu onsuz geçen her saatin işkence gibi gelmeye başladığında anlayabildim. Hemen avukata verdiğim boşanma dilekçesini ortadan kaldırttım. Artık ne istediğimin farkında olarak onun bana dönmesini bekledim. İstanbul’a döndüğünde ise çok farklıydı bana eskisi gibi sıcak bakmıyordu. Her zaman sıcacık gülen gözleri soğumuştu. İnsanın kalbi asla yalan söylemez biliyordum bu sefer onu çok kırmış çok üzmüştüm. Sabır sırası bana gelmişti. Ama kalbinde, belki beni gömmeye çalıştığı yerde ufak bir çatlak onun tekrar bana dönmesini sağladı. Yine de aklında galiba senle ilgili sorular vardı. Benle sevişirken oldukça hırçın oluşu, beni istemek ve istememek arasında kalışı, hepsi girdiği çıkmazdan kaynaklanıyormuş. Seni bulduğumda kafamdaki sorular cevap buldu." "Bunları bana neden anlatıyorsun?" "Bunları sana anlatıyorum çünkü onu kaybetmeye razı değilim, bu zamana kadar asla beni aldatmadı. Sen ilk ve son kalacaksın onu kimseye vermeyeceğim." "Sen kendi ağzında söyledin, onu istemeyen senmişsin. Şimdi ne değişti?" "Değişen yok! O benim ve öyle kalacak, bizim bir oğlumuz var ve ikinci bebeğimde karnımda." Karşımdaki kadın sevdiğim adamdan ikinci çocuğunu dünyaya getireceğini söylerken şimşekler beynimde çakmaya başladı. "Bende hamileyim. Peki, şimdi ne olacak? Cihan ya beni seçerse?" Dediğimde düşünceyle bana bakan kadın "Onu asla doğurmayacaksın!" dedi sinirle. "Sen ne saçmalıyorsun farkında mısın?" "Asıl sen kendine gel. Cihan seni seçerse babam ona verdiklerini geri almak için hiç de adaletli davranmaz. Sen söyle hapiste olan bir sevgili senin işine yarar mı? Seni koruyup çocuğuna babalık yapabilir mi? Bak seninle anlaşalım. Sen de en az benim kadar Cihan'ı seviyorsan buna mecbursun." "Ben hiçbir şeye mecbur değilim." "Peki, sen bilirsin. Eğer o bebeği doğurur Cihan'ı benden alırsan, ilkinize mutluluklar dilemem. Çünkü bende hamileyim ve bizim bir tanede oğlumuz var." "Kahrolası! Benden ne istiyorsun? "Sadece çık hayatımızdan hiç var olmamış gibi." "Bunun kararını sen veremezsin.” “Elbette verebilirim.” “Bana bak! Cihan beni seçerse önümde kimse duramaz ama seni seçerse kimsenin önünde durmam. Hamile olduğum şimdilik bilmiyor beni seçerse ona söylerim ama sen kazanırsan bebeği aldırırım." Dedim ve masadan kalktım. Duyduklarım öyle hemen hazmedilir cinsten değildi. Hızla masadan kalkmam başımın dönmesine neden olsa da bırakmadım kendimi. Sımsıkı gururuma tutundum ve dik bir şekilde yürümeye devam ettim. Ruhumun daraldığını hissediyordum. Kendimi dışarı atsam da sanki biraz önceki ortamdaymış gibi insanlar üstüme üstüme geliyorlardı. Ne kadar ilerledim bilmiyorum omzumda hissettiğim bir el beni sıkıca tutarak durdurdu. Beni zorla arabaya bindiren şoför bisikletimi ellerimin arasına bıraktı, hızlı adımlarla karsı caddeye geçti ve kalabalıkta kayboldu. Aslında niyetim onu izlemek değildi, bilinçsizce izlemiştim. Ve yine bilinçsizce ellerimin arasında duran bisikletime bindim, sürmeye başladım. Nereye gidiyordum, ne düşünüyordum hiç birisi benim kontrolümde değildi. Kaç fren sesi kaç korna sesi yankılandı geçtiğim caddelerde. Kulaklarım da artık yankılanmaya başlamıştı. Ama kendimi bulduğum yer Cihan'la ikimizin gibi hissettiğim göl kenarındaydım. Dakikalar... Saatlere döndü. Gölün üzerinde gün battı, yıldızlar parlamaya başladı. Üşüyordum hayatımda hiç üşümediğim kadar üşüyordum. Cihan tüm gün beni aramış ulaşamamış. En son evde olduğumu düşünerek annemi de telaşlandırmayı başarınca, burada olacağım sonunda aklına gelmiş. Yanıma geldiğinde hem bana sarılıyor hem anlatıyordu. Beni kucağında ısıtmaya başladığında kelimeler boğazımda düğümlendi, çıkmadı dışarı. Aklımda tek bir şey vardı onu kaybetmeye hazır değildim. Kollarında uyumuşum. Uyandığımda yanımda Cihan'da yatıyordu ve kendi yatak odamdaydık. Sıcacık ve sevdiğim kollarda uyumak bedenimi dinlendirmiş olsa da mide bulantısını bu en sevdiğim yerden hızla ayrılmama sebep oldu. Midemin boşluğuyla safra kusmak... Yarım saat lavaboda kalmışım. Dışarı çıktığımda iki çift telaşlı göz üzerimdeydi. Şükürler olsun ki dün gece soğukta kaldığım için böyle olduğumu düşündüler. Sevgili annem gözlerime farklı bakıyordu ama seslenmedi. Cihan ve annem anlaşmışlar gibi kahvaltı boyu sessizliklerini korudular. Nerde ve neden orda olduğum hakkında ikisi de eminin meraktan ölüyorlardı. Beni bana bırakmaları ise gerçekten en iyi karardı. Kahvaltı sonrası Cihan'a konuşmak istediğimi söylediğimde "Akşam konuşalım. Benim acil toplantım var, birazdan çıkacağım." Dedi. Gölün derinliği gibi yem yeşil gözleri gözlerimdeydi. Ellerim masanın altında karnımda birleşti. Gözleri yeşil bir bebek geldi gözlerimin önüne, tıpkı babasınınkiler gibi. "Peki, akşam ben otele gelirim sen buraya gelme." Dedim. ...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE