Eve girdiğimde adımlarım hala sarsaktı, kalbim ise o ofiste bıraktığım fırtınanın etkisiyle deli gibi çarpmaya devam ediyordu. Sessizce annemin odasına süzüldüm. Derin, huzurlu bir uykudaydı. Onu öyle görünce içimi tarifsiz bir suçluluk kapladı ama şu an bu duyguyla baş başa kalamazdım; darmadağın olmuştum ve birinin beni toplamasından ziyade, sadece yanımda durmasına ihtiyacım vardı. Hemen telefonumu çıkarıp en yakın arkadaşım Alya’yı aradım. Sesim titremesin diye dudaklarımı ısırdım. "Alya... Lütfen hemen bize gel. Hiç iyi değilim, her şeyi anlatmam lazım." Alya daha soru sormadan "On dakikaya oradayım," dedi ve kapattı. Titreyen ellerimle mutfağa geçtim. Üzerimdeki o zümrüt yeşili, artık "günah" kokan elbiseyi çıkarıp rahat bir şeyler giydim. Ama tenimdeki o sıcaklık hala geçmemi

