- 19 -

4989 Kelimeler
“Siktir git lan evimden seni evime alıp insan yerine koyanda kabahat!”avazım çıktığı kadar bağırmıştım Mete’ye önümdeki sehpaya bir tekme attığında parmağını tehditkarca salladı. “Seni bırakacaktım orada geberip gidecektin!” “Bak hala evimde duruyor siktir git diyorum oğlum sana!”kollarından tuttuğum gibi iteleye iteleye yaka paça sokağa attım Mete’yi artık onun buralarda fazla görünmemesi gerekiyordu çok bile kalmıştı zaten. Bundan sonra ne yapacağımı biliyordum telefonumu alıp evime alışveriş yapmak için kullandığım uygulamayı açtım ve organizasyon için ne kadar alkol varsa sipariş ettim. Yarım saat içindeki sipariş ettiğim bütün alkoller geldiğinde parasını ödeyip poşeti aldım ve mutfağa geçtim. Yedi şişeyi de lavabodan aşağıya boşalttım ve içlerine su doldurdum. Şişeleri sanki hiç açmamışım gibi getirip salondaki devrilen sehpayı düzeltip üzerlerine koydum. Terlediğimi hissettiğimde üzerimdeki tişörtü sıyırıp attım ve sadece südyenimle kaldım. Koltuğa uzanıp tüm dertlerime hitaben su doldurdum şişenin tekini alıp kafama diktim. Böyle böyle neredeyse tüm şişeleri bitirdiğimde bir an altıma kaçıracağım sanmıştım. Sanki sarhoşmuş gibi tuvalete kadar ilerledim ve içeriye girdim işimi görüp çıktığımda yenilediğim odama ilerledim ve dolabımı açtım. Dolabımın ardındaki her zaman ki gizli bölmeyi açıp bir tane şok silahı aldım ve pantolonumun cebine sıkıştırdım. Kapının çaldığını duyduğumda hafifçe sırıttım beklediğim an gelmişti işte, sarhoş taklidime devam edip düşe kalka kapıya ilerleyip kapıyı açtığımda karşımda siyahlara bürünmüş Berkay’a bakıp göz kırptım. “Aaa gelmiş kaçakkk!”ağzımı yayarak konuştuğumda omuzlarımdan tutup evimden içeriye benimle birlikte girmişti. Aklıma dün yaşananlar geldiğinde Berkay’ı kendi kazdığı kuyuya düşürmenin zevkini yaşıyordum. 1 Gün Önce (Flashback) Temizlik görevlileri işlerini bitirdiğinde bizde eve girmiştik Mete ile birlikte kıyafet ve yiyecek alışverişine çıkmaya karar verdiğimiz için kapıyı kapatmadan önce üzerinde kendi oylamamı yaptığım güvenlik sistemini çalıştırdım. Sistemin şifresini girip aktive ettiğim anda evin içini inleten bir alarm sesi dolup taşmıştı. Bu alarmı ben özel olarak eklemiş bilgisayar programı ile güvenlik programına katmıştım. Bu sistem evdeki benim kurduğum kamera, ses kaydedici vs benden ayrı programa girişi yapılmamış yabancı cisimlerin evdeki varlığının sinyalini aldığı anda devreye giriyordu. Mete bana şaşkınca bakarken ben alarmın şifresini tekrar girip sireni kapattım ve hızlıca mutfağa ilerledim mutfak masasında duran bilgisayarımı aldığımda açmaya çalıştım ama ne zamandır burada olmadığım için şarjı yoktu. Hızlıca şarja takıp bilgisayarı açtığımda şifremi girip kendi özel güvenlik programıma geçiş yaptım. Mete ne yaptığımı izlerken bende hızlı bir tarama başlattım, evdeki mikro kameraların içlerinde özel bir görünmez ışın vardı ve bütün evi tarayacak alana sahipti. Benim kullandığım güvenlik sistemi şirketlerin sattığı o uyduruk sistemlere benzemezdi bunları bana hackerlığı öğreten kod adı cambaz ile birlikte yaptığımız ama piyasaya sürmediğimiz sadece kendimizin kullandığı bir sistemdi. Dakikalar içerisinde benim programa eklediğim kodun dışında bir kamera tespit etmişti sinyali salon tavanındaki kartonpiyerin altından geliyordum fark etmemem çok normaldi. İyi ki bu sistemi ondan almışım diyordum hızla ayağa kalktım ve Mete’nin kolundan tuttuğum gibi evden çıkardım henüz hiçbir şey anlamadığı için mal mal bakmakla meşguldü. “Ne oluyor?”dediğinde kapıyı kapatıp ona döndüm. “Evimde böcek varda bir ilaçlama gerekecek ya da tuzaklasak da olur bilirsin böcekler tuzaklara düşmeye bayılırlar çünkü aptaldırlar.” “Pekala var mı aklında bizim böceği düşüreceğin bir tuzak?” “Ne zaman olmadı ki?”gözlerimi gözlerine çevirdiğimde otuz iki diş sırıttım. “Ufak bir tiyatro gösterisine ne dersin?”dediğimde yüzünü buruşturdu. “Oyunculuğum bok gibidir.” “Sıkıntı değil hallederiz her türlü.” “O halde önce bir alışverişimizi yapalım işin derinliklerini alışverişte konuşuruz.” (Flashback son) Birlikte salona geçtiğimizde hala sarhoş ayaklarına devam ediyordum. Beni koltuğa ittiğinde karşımdaki sehpaya oturup üzerime eğildi. “Sarhoşken aşırı savunmasız görünüyorsun bebeğim.” “Hmm ama bir şey diyeyim mi Berkay?” “De bebeğim.” “Tam bir orospu çocuğusun ve ben senin bütün uzuvlarını keseceğim.”ona ima ettiğim şeyi anladığında yüzü sinirle gerildi. “Sarhoşken ve böyle ayakta bile duramazken beni tehdit edip kışkırtmasan mı diyorum?” “Benim bebeğimi öldürme fikri kimden çıktı?”diye mırıldandığımda güldü ve elini göğsüne vurdu. “Benden çıktı sonuçta hamile olduğunu bilen bendim.”seni sikmez miyiz biz şimdi? Gerizekalı beyinsiz. “Hıhı ama bir şey diyeyim mi? Sen akıllı olduğun kadar salaksında.” “Nasıl yani?”elini saçlarımda gezdirirken arka cebimden şok cihazını çıkardım ve sırıttım. “Ağzımın alkol kokmadığını anlayamayacak kadar salaksın!”şok cihazını boynuna yasladığım gibi çalıştırmıştım bu onu yarım saat boyunca etkisiz kılacaktı. Şok cihazını kenara bıraktığımda yerde titreyen Berkay’ı es geçip evin kapısını açtım ve kısa bir ıslık öttürdüm. Benim ıslığımdan sonra Mete, Sarp abi ve birkaç adam geldiklerinde kusursuzca onu benim evimden kimseye görünmeden çıkartmıştık. Şimdi sıra alacağımız intikamdaydı bu kez bencillik yoktu bu kez tek değildim ve bu bizim intikamımızdı. Mete ile aramızda geçen kısa bir bakışmanın ardından birlikte arabaya bindik. Sarp abiler öndeki araçta Berkay’ı götürürlerken biz Mete ile arka araçta başbaşaydık. Birlikte şilenin çıkışında eski bir fabrikaya geldiğimizde indik ve içeriye ilerledik. Burası şehirden epey uzak ve ıssız bir yerdi kimsenin kolayca arayıp da bulabileceği bir yer değildi tam da işimizi göreceğimiz yerdi. Berkay’ı içeriye sokup sandalyeye bağladıklarında buranın eski bir ağaç kesme fabrikası olduğunu fark ettim. Fabrikanın içinde hala bir sürü makine vardı ama eskiydiler umarım hepsi çalışıyordum şahsen Berkay’ı ağaç kesme makinesinde ikiye bölecek kadar büyük bir nefret var içimde. Ayılmasını beklemek istemiyordum bir şeyleri beklemek çok sıkıcıydı. Adamlardan birisi yere buz gibi su dolu bir kova bıraktıklarında kovayı kaldırıp suratına tüm suyu fırlattım. Buz gibi suyun şiddeti ile yerinde sıçramıştı hafif çaplı bir çığlıkla etrafına bakınmaya başladığında bakışları ortada duran ben ve Mete’ye kaydı. “Günaydın uyuyan güzel.”dedi Mete dalga geçercesine. “Seni öperek uyandırmak isterdim ama maalesef senin prensin olabilecek bir gay değilim.”dediğinde Berkay yüzünü buruşturdu doğrusu şakası bile mide bulandırıcıydı Mete’nin Berkay’ı öptüğünü düşünmek mi? İğrenç. “İyi uyudun mu?”diye mırıldandığımda bakışları bana döndü. “Çok zeki bir kadınsın.”dediğinde omuz silktim. “Abartıyorsun konu benim zekam değil senin salaklığın. Birincisi ben kolay kolay sarhoş olan birisi değilim o kadar şişeyi içmiş olsaydım bile öylesine kendimden geçmezdim beni yeterince iyi tanısaydın bunu bilirdin ve ayrıca benim evime öyle elini kolunu sallayarak gelmek gerçekten büyük beyinsizlikti.” “Kapında koruma yok, adam yok tek başına bir evde yaşıyorsun.”dediğinde güldüm. “Herkesin kendini koruma tarzı ayrıdır evimin dışarıdan korumasız görünmesi içeride koruma olmadığı anlamını taşımaz merak etme benim de kendime göre bir güvenlik ağım vardır.” “Pekala muhabbet bitti bence artık sorgulama vakti ne dersin Karaca?”dedi Mete. “Bence de fazla bile yaşadı.”diye mırıldandığımda korumaların getirdiği büyük çantanın içini açtı. İçinde bir sürü malzeme vardı anlaşılan Berkay’a acık cerrahi muayene falan yapacaktı. “Ona nasıl bir ceza verelim?”diye bana sorduğunda Mete’ye bakıp burukça güldüm. “Bebeğimi aldırma fikri ondan çıkmış o fikrini ortaya atan dilini kesmeye ne dersin?” “Güzel ceza bu hak ettiği bir şey.”arka cebinden çıkardığı çakıyı açtığında Berkay’a doğru yanaştı onunla birlikte iki koruma daha hareket ettiğin birlikte Berkay’ın kafasını tuttular. Zorla ağzını açıp dilini yakaladıklarında midenin bulandığını hissettim. Normalde tepki bile veremeyecek kadar soğuk kanlı olduğum şeylerin şuan neden midemi kaldırdığı hakkında en ufak bir fikrim bile yoktu. Mete bıçağı ağzına yanaştırıp tek hamlede dilini kesip attığında hafifçe öksürdüm neden bilmiyorum ama gerçekten midemi alt üst etmişti. “İyi misin?”diye soran Mete’ye bakıp hafifçe gülümsedim. Yanımda duran çantanın içinden elime bir üzerinde asit yazan bir şişeyi aldığımda hızlıca davrandım ve kapağını açıp pantolonunun üzerinden erkekliğinin üstüne boşalttım. “Fazla iyiyim ve sinirimi atıp aklımı boşaltmaya ihtiyacım var.”mide bulantımı düşünmemem ve aşmam gerekiyordu. “Bu çocuğumu elimden aldığın içindi!”acı içinde kıvranıp yanan fazlalık uzvunun derdine düşüp inim inim inlerken onu izledim gözümden tek damla yaş düşmüştü ama bu ona karşı bir şey değil kaybettiğim çocuğumun anısına karşı bir şeydi. “Pekala sıra bende.”dediğinde eline bir balyoz almıştı. O balyozla neresine vuracağını bilemiyordum ama her neresine vuracaksa kırılmadık kemiği kalmayacağı kesindi.  Elindeki balyozu Berkay’ın çenesine indirdiğinde kemik kırılma sesleri kulağımı doldurmuştu midemin o sesle ayaklandığını hissettiğimde zar zor yutkundum. Mete elindeki balyozu attığında yanıma geldi ve elini yüzümde gezdirdi. “İyi olduğuna emin misin?”kafamı hafifçe salladığımda devam etmesini işaret ettim. “Sen benim sıramı da oyna.” “Hay hay siz kadınlar tırnaklarınıza bir şeyler yaptırıyordunuz hani?”dedi bana bakarken. “Manikür?”dediğimde kısa bir alkış tutup çantanın içinden bir tane kerpeten çıkardı. “Berkay’ın manikürü gelmiş baksana elleri at toynağına dönmüş resmen ayaklarına da şey lazım hah pedikür sahi kaç numara arkadaşın ayakları.”dediğinde Berkay’ın yanında duran koruma kaldırıp ayakkabısının altına baktı. “45 Abi.”dediğinde Mete yüzünü buruşturdu. “Ulan bilseydik nal çakardık 45 numara ayak mı olur?”Mete gelip devrilen sandalyenin arkasına çöktüğünde tek tek tırnaklarını çıkarmaya başlamıştı. Yavaş yavaş kendime geldiğimi hissettiğimde sopası kenarından sarkan küçük baltası aldım ve öfkeyle bacağına geçirdim. Bacağından fışkıran kan suratına atladığında irkilip birkaç adım geri gittim ve yüzümdeki kanı elimle sildiğimde sağlam bir küfür savurdum. “Yüzüm de bu kansızın kanına bulandı hay sikeyim ya!”tişörtümle yüzümü silerken huysuzca yerimde kıpırdanıp durdum. “Balta bacağına yakışmış yeni bir hava katmış moda ikonları senin şu halini görseydi eğer yeni moda sen olurdun eminim.”dedi Mete kalkıp kanlı elleri ile yanıma geldiğinde yerde sesini bile zar zor çıkarıp kıvranan Berkay’a kısa bir bakış attık. “Berkay et yemeği çok sever.”diye mırıldandığımda kaşlarını çatıp Sarp abiye döndü. “Araba da kıyma makinesi var mı?”diyen Mete ile bu kez benim kaşlarım çatıldı. “Hayırdır kıyma mı çekeceksin yeğenim?”dedi Sarp abi. “Aynen abi bir getirsenize.”Sarp abi depodan çıktığında on dakika içerisinde geri dönmüştü ben Mete’nin ne yaptığını merakla izlerken Berkay’ın iki kulağını kesip kıyma makinesinden geçirdi ve çıkan kıymayı ağzına tıktı. Bu kez midemi tutamamıştım arkamı dönüp olduğum yere kustuğumda herkes şaşırmıştı aslında şaşırmakta haklıydılar bende şaşırmıştı. Normalde soğuk kanlı bir seri katil olmama rağmen neden böyle olduğuna anlam verememiştim üşütmüş olmalıydım başka bir açıklaması olamazdı. “Sen iyi değilsin gidelim artık.”deyip koluma girdiğinde kafamı olumsuz anlamda salladım ve ağzımı sildim korumanın uzattığı bir şişe suyu alıp kafamı diktiğimde tekrar Berkay’a döndüm. Kesilmiş kulaklar ağzındaki et parçaları ve kırılmış çenesiyle bağlandığı sandalyede boylu boyunca yerdeydi bacağın balta vardı ve erkekliği yanmıştı. O kadar kötü bir manzaraydı ki yüzümü buruşturmama sebep olmuştu sadece birkaç dakika sonrasında kan kaybından öleceğinden emindim. Böylece kan kaybıyla ölmesini istemiyordu vurucu bir bitiriş yapabiliriz Mete’ye döndüğümde sırıttım oda sırıtıyordu galiba aynı şeyi düşünüyordum. “Kereste fabrikasındayız.”dediğinde kafamı salladım. “Ağaç kesme makinesi var.” “O halde aynı fikirdeyiz.”kafamı usulca salladığımda durdum midem daha fazlasını kaldırır mıydı bilemiyorum doğrusu. “Ben dışarıdayım.”diye mırıldanıp yürümeye başladım Berkay son çırpınışlarını yapıyordu ama umurumda değildi gebersin piç! Hızlı hızlı adımlarla fabrikadan çıktığımda arabaya ilerledim. Arabaya bindiğimde koltuğa yayılıp bacaklarımı kendime çektim mide bulantım durmuştu ama bu kez de karnımda bir sancı vardı galiba doktora gitsem iyi olacaktı. Telefon sesi tüm arabayı doldurduğunda telefonumu cebimden çıkardım, bilinmeyen numaraydı açıp kulağıma yasladığımda derin bir nefes aldım. “Alo?”karşı taraftan da ses geldiğinde kimin aradığını adını bile söylemeden anlamıştım. “Sana kardeşinin adını söyleyecektim sözümü tutayım dedim.” “Sonunda üzerinden iki gün falan geçti.” “Bende vurulmuştum hatırlarsan kendimi toparlamam gerekiyordu.”dediğinde içten içe bir heyecan vardı yüreğim de ama o heyecanı içimde bastırdım. “Eee kimmiş sözde benim kardeşim.” “Şu ailesini öldürdüğün.” “Ben sayamayacağım kadar aile öldürdüm Aslancık o yüzden tam bir isim verir misin?” “Yaren Özsoy.” ***  Eğer gerçekten Yaren benim kardeşimse ortalık feci karışacak gibiydi ama ondan önce bu bilginin gerçek olup olmadığını anlamam gerekiyordu. Mete arabaya döndüğünde benim eve sürmeye başladı. Eve geldiğimde indim ardımdan gelecek mi diye kısa bir bakış attığımda benden tarafa bile bakmadığını gördüm. Kendi bilirdi ama onunla konuşmam gereken bir şey vardı hala bilmesi gereken bir şey. “Mete sana önemli bir şey söylemeliyim.”bakışlarını bana çevirdiğinde gülümsedim artık anne olabileceğimi bilmesi gerekiyordu bu vicdan azabı ile ortalıkta dolaşmasına izin veremezdim. “İşim var Karaca sonra.” “Ama Mete bu önemli.”dediğimde beni dinlememişti. “Sonra dedim.”arabayı çalıştırıp sürmeye başladığında sokaktan çıktı. Artık bir daha ki görüşmemize kalmıştı bu konuşma ne kadar işim var dese de benden kaçtığı bariz bir şekilde belliydi. Belki de beni görmeye tahammülü bile yoktu ya da sadece sinirliydi. Neyse siniri elbet geçecekti ve biz yüzleşecektik bu er ya da geç olacaktı sadece sabretmem gerekiyordu her ne kadar ilk yüzleşmemiz kadar sert olmasa da daha çetin olacağı belliydi. Aramızdaki ilişki hakkında bir karar vereceğini söylemişti aramızdaki belirsiz ilişkiyi belki de tamamen kopartıp atacaktı. Ya bana evlenme teklif ederse? Gerçi bunca olan şeyden sonra bana evlenme teklif ederse herhalde aklını kaçırdığını düşünürdüm. Birbirimize yararımızdan çok zararımız vardı mesela ilk tanışmalarımız hep olaylıydı onu ilk gördüğümde deli gibi sinir olmuştum onu öldürecek kadar üstelik. Ben Mete’yi kaçırdım onun adamları beni vurdu sonuç olarak birbirimizi öldürmeye çalıştık. Ben onun kuzenini öldürttüm hem de Mete’yi kaçırtabilmek uğruna o ailede ne gibi bir yerim olabilirdi ki? Ben o aileden birini öldürmüştüm öyle değil mi? Sonra birbirimize dövüş teklif ettik. Hangi sağlıklı ilişkide çiftler birbirinin ağzını burnunu kırar ki? Sonra hamile kaldım istemediğimi düşündüğüm ama için için sadece birkaç günde bile varlığını benimsediğim bebeğimi kaybettim. Sonra Mete ile olan kavga ben daha bebek olayını atlamamışken yaptığımız kaza benim çocuk sahibi olamayacağımı söylemeleri o kadar çok şey yaşadık ki tanıştığımız günden beri, kendimi toparlamakta çok zorlanıyordum. Sanırım gerçekten bir araya ihtiyacımız vardı ikimizin de yalnız kalıp bir süre kafamızı toparlayacağımız birbirimizden ayrı geçirip uzun uzun düşüneceğimiz sakin zamanlara ihtiyacımız vardı. Eğer oda benim gibi düşünüyorsa yolumuz belliydi ya bir süre görüşmezdik ya da hiç görüşmezdik. Ortada kalan sadece iki düşmanım vardı Aslan ve Berkay’ın ailesi. Onları bitirmek istiyorsam eğer hataya yer vermemem gerekiyordu eskisi gibi olmam gerekiyordu. Bunun içinde zaman gerekiyordu bir süre ciddi anlamda inzivaya çekilme vakti gelmişti. Ama inziva vaktinden önce Yaren ile ilgili kafamdaki soruları oturtmam gerekiyordu. Sehpa da duran telefonumu aldım okul gurubundan numarasını bulmuştum ve iyi ki de silmemişim. Ona kısa bir mesaj atıp Berkay hakkında konuşmak istediğimi söyledim ve okulun arka sokağındaki parkta olmasını söyledim. Birkaç dakika sonra mesajıma yanıt verdiğinde bende evden çıkmıştım. Garajda yatan motoruma bindiğimde kaskımı taktım ve çalıştırdım. Oldukça makul bir hızla okulun arka sokağındaki parka geldiğimde indim ve kaskı çıkardım. Parka girip banklara oturduğumda onu beklemeye başladım hava kararmak üzereyken geldiğinde hafifçe gülümsedi. “Selam? Ne konuşacağını merak ettim doğrusu.”güleç, sevecen ve bu hassas tavırları ile bile ne kadar masum olduğunu görebiliyordum. Bütün arkadaş gurubunun içinde tek masum olan kız buydu herhalde kabul biraz şımarıklığı vardı ama kötü birisi olduğunu gözlemlediğim zamandan beri hiç düşünmemiştim. Bütün gurubun kullandığı kişisi bunların gurubunda Yarendi o kadar naifti ki sinirlenirken bile doğru düzgün birine kızmayı beceremiyordu. Onları yıllarca takip ettiğim için bütün bunlara aşinaydım ailesinin yaptığı işleri hiçbir zaman onaylamadığını da biliyordum. “Berkayla aranızda bir şey mi var?”diye mırıldandığımda gülümseyerek parmağını gösterdi. “Sanırım evleneceğiz neden sordun?” “Yanlış bir adım atmak istemiyorum yani Berkay’ın tavırları malum.”dediğimde yüzü düşmüştü. “Evet öyle.” “O seni sevmiyor öyle değil mi?”dediğimde kafasını hafifçe salladı. “Öyleyse neden hala onun gibi birisiyle birliktesin?”somurttu. “İlk başlarda ailem istediği içindi şimdi ailem yok öldüler ama bu kez de bir başıma kaldığım için bunu kendime yapıyorum sanırım yalnız kalmaktan korkuyorum.”dediğinde parmağındaki yüzükle oynuyordu. Sanırım ailemizin katillerini öldüreceğim diye kardeşim olabilecek kızın hayatını sikmiştim ya da tam tersi hayatını kurtarmıştım. “Hayatım boyunca ailem ne isterse onu yaptım. Büyük bir ailenin kızıydım ben her şeyim kusursuz ve hatasız olmalıydı evde sadece yemek masasında bir sohbet geçerdi oda her şey yolunda mı sıkıntı istemiyorum vs vs. O akşam yemeklerinden sonra da evin içinde herkes labirent gibi kaybolurdu. Derslerimden hep tam not almam gerekirdi bir not bile beni azarlayıp ezmelerine yetiyordu. Aslında Berkay ile ilk başta evlenmeyi hiç istememiştim ama bana soran da olmamıştı.” “Şimdi elinde bir fırsat var ailen yok artık kendi hayatını kendin yönete bilirsin sende kendi krallığının kraliçesi olabilirsin.”parmaklarıyla oynarken dolu gözlerini gözlerime çevirdi. “Ben tek başıma nasıl yaşayacağımı ya da nasıl kendimi idare edeceğimi bilemiyorum. Henüz okulumu bitirmedim babamın işlerini ise yapmak istemiyorum ve nereden başlayacağımı hiç bilmiyorum.” “Sende bir çıkış yolu olarak Berkay’ı görüyordun. Eğer onunla evlenirsen alışık olduğun hayatı yaşar her şeyi kusursuz yapmaya kaldığın yerden devam eder ve olan bitenden uzak olurdun öyle değil mi?” “Sanırım öyle.”dediğinde ayaklandım oda kalktığında hafifçe omzuna vurdum. “Siktir et her şeyi ve hayatını yaşa.”bana sarıldığında bende bu anın gelmesini bekliyordum. Kollarımı ona dolayıp karşılık verdiğimde elimi saçlarına geçirdim ayrılırken hafifçe çekip birazını yolmuştum ki acıyla inledi. “Ahh özür dilerim çok özür dilerim parmaklarım takıldı gerçekten canın yandı mı?”dediğimde eliyle kafasını ovdu. “Sorun değil çok acımadı.” “O halde sonra görüşürüz?” “Görüşürüz.”ikimizde parktan tam tersi yönlerden çıkmıştık ben motorun yanına geldiğimde avucumdaki saç yumağına baktım, saçları cebime koyup cebimin fermuarını çekerek kapattım ve kaskımı takıp motora bindim. Motora çalıştırdığımda dedemin yaptırdığı hastaneye geldim motordan inip içeriye girdim ve baş hekimin yanına çıktım. Meseleyi tek düze anlattım ne kadar etik olmasa da bana karşı çıkamayacağını da biliyordu. Kendi saçımdan alıp bir zarfa kopardığım diğer saçları ise cebimden çıkarıp diğer zarfa koymuştum. Sonuçların bir hafta içinde çıkacağını söylemişti ve çıkar çıkmaz bana haber vereceklerdi. El sıkışıp ayağa kalktığımda karnıma ani bir sancı girmişti ne olduğunu anlayamamıştım ama sanki kasıklarıma bıçak saplanır gibi olmuştu. “Karaca Hanım iyi misiniz?”diye koluma tutan baş hekim Emreye doğru döndüğümde kafamı olumsuz anlamda sallamıştım. “Neren ağrıyor?”dediğinde acıyla inlerken iki büklüm oldum. “Kasıklarım sanki bıçak saplanıyor bugün ikinci oluyor bu!” “Acaba ameliyatla ilgili bir sorun mu oluştu?”dediğinde ona korkuyla baktım ameliyatı bu hastanede olduğum için gidişattan haberi vardı. Ve eğer ameliyat olduğum yerle ilgili bir sorun varsa ki bunu düşünmek bile istemiyorum bir umudum varken onu kaybetmek istemiyorum. “Şuraya otur hemen geliyorum.”deyip beni koltuğa oturttuğunda kollarımı karnıma sararken acıyla olduğum yerde inliyordum. Kasıklarımda öyle bir acı vardı ki tarifi yoktu daha önce hiç böyle bir şey yaşamamıştım. Bir tekerlekli sandalye getirdiğinde yanındaki hemşire ile oturmama yardım etti, hareket ettikçe canım daha çok yanıyordu. Birlikte ne olduğunu anlamak için ultrason odasına gelmiştik boş olan odaya girdiğimizde görevli doktor da gelmişti. Sedyeye uzandığımda karnımı açtı ve jel sıkıp ameliyatlı olan yerim de dahil gezdirmeye başladığında kaşları şaşkınca havaya kalktı. “Ne? Çok mu kötü yoksa uymamış mı bana rahim?”diye titreyen sesimle sorduğumda hem Emre hem de görevli doktor şaşkınca bakıştılar bu kez, Emre hafifçe güldüğünde bana döndü. “Sana bir ihtimalden bahsetmiştim hatırlıyor musun ameliyat öncesi? Eğer tedavi umduğumuzdan daha düzgün ilerlerse milyon da bir de olsa çok erken bir şekilde çocuk sahibi olabilirsin diye.”gözleri mutlulukla parıldarken ellerimi şaşkınca açık kalan ağzıma çıkardım. “Be- ben hamile miyim?” “Evet yaklaşık bir buçuk haftalık olmalı.”dedi ultrasonun başındaki adam. “Doğru hamilesin ama seni uyarmam gereken şeyler var bu milyonda bir ihtimalin riskleri ile ilgili.”dediğinde kafamı salladım. “Seni dinliyorum.” “Ameliyat oldum ilaç tedavisinin sürmesi gerekiyordu ama bu durumda ilacı hemen kesmen gerek ilacı kestiğinde ise çok dikkatli olman gerek. Vücuduna yeni yeni uyum sağlamaya başlayan bir rahime şans eseri tutunmuş bir fetüs var içinde. İlaçları kestiğinde yediklerini, içtiklerine ve yaptıklarına çok dikkat etmen gerek. Sana yemen gerekenlerin listesini vereceğim ve bir egzersiz kataloğu da onun dışında üşütmemen, soğuk su vs gibi şeyler tüketmemen gerek kendine o kadar iyi bak ki hasta bile olma. Ondan sonra sinir, stres bir süre yasak asla!”dediğinde göz devirdim benim hayatımda sinir, stres hiç eksik olur muydu? “Ben ciddiyim Karaca bebeğini kaybedersin zaten oldukça riskli bir gebelik geçireceksin bu sancılar kasılmalar hep olacak mide bulantıların katlanarak gelecek duygu bozuklukları bunlar genel şeyler zaten. Kesinlikle kendini yormaman gerek artık bu dokuz yağmur ormanlarına mı taşınırsın bilemem ama stresten uzak bir yerde ol. Sana sürekli olacak kasılmaların için parasetamol vereceğim merak etme bebeğe bir zararı olmaz.” “Tamam teşekkür ederim Emre.” “Bir şey değil.”dedi ve hemşireye döndü. “Hanım Efendiye bir doz parasetamol yapalım kasılmaları için.”dediğinde bana uzatılan peçete ile karnımı sildim. Hemşire eline aldığı enjektöre ilacı enjekte ettiğinde yanıma geldi, ilacı bana verdikten yarım saat içinde etkisini göstermiş ve zerre ağrım kalmamıştı. Hazırlanıp elimdeki kitapçıklarla hastaneden çıktığımda motora bindim sanırım bu son kez motora binişim olacaktı çünkü sakin yolculukları tercih etmem gerekiyordu artık. Ve Mete ile konuşacak artı bir konum daha oluşmuştu ama bu bebeğin onun vereceği kararları etkilemesini istemiyordum. Bebeği ona sonra söyleyecektim biz asıl sorunlarımızı konuştuktan sonra yoksa bu bebek yüzünden asıl vereceği kararları etkilemiş olurdu onun yanımda zorla değil bir bebek için değil sadece beni sevdiği için kalmasını istiyordum. Evime geldiğimde motoru garaja bırakıp kaskı çıkardım, kaskı da motorun üzerine bıraktığımda eve ilerledim. Kapıyı açıp evimden içeriye girdiğimde ışıkları yaktım ve üzerimdeki kıyafetleri çıkardım, hızlıca odamdan pijamalarımı giyip mutfağa girdim. Kendime rahatlamak adına bir bardak papatya çayı yaptım ve salona geçip koltuğa oturdum. Çayı sehpaya bıraktığımda elimi karnımın üzerinde gezdirdim. Bu kez kimseye bundan bahsetmeyecektim onu bir kez daha kaybetmeyecektim. Ara ara sehpaya bıraktığım çayı yudumlarken karnımdakiyle gülümseyerek konuşmaya başladım. “Ben kardeşini çok erken kaybettim bilemiyorum belki de allahın bana verdiği bir cezadır o kadar istemiyorum demiştim çünkü gücüne gitmiştir belki de. Ama yemin ederim seni istiyorum kız yada erkek engelli ya da sağlam hiç fark etmez sen benim bebeğimsin ve ben seni her ne olursa olsun daima seveceğim ve koruyacağım söz veriyorum. Annene güven tamam mı minik fasulye tanesi gerçi henüz o kadar var mısın onu da bilemiyorum ama olsun. Sen benim gibi olmayacaksın ben kendi krallığımı kurdum ama sen bunun üstesinden bir başına gelmek zorunda kalmayacaksın sende her çocuğun hakkı olan o güzel aileyi alacaksın sana söz veriyorum diğer çocuklar gibi annesinin biricik prensesi ya da prensi olacaksın.” Ellerimle karnımı okşarken kocaman gülümsedim onun varlığını henüz hissedemesem bile orada olduğunu bilmek bana yetiyordu. “Evet annenin bu listelere göre sabah öğle akşam olmak üzere düzenli ve sağlıklı beslenmesi gerek ne kadar sıkıcı öyle değil mi? Ama ne yapalım güzel bir şeylerin olması için sabretmemiz gerek. Öyle değil mi biriciğim acaba kız olursan adını babanla Biricik mi koysak?”hafifçe dudağımı ısırdığımda güldüm. “Ahh senin şu baban gördüğüm en yakışıklı sarışın erkek genelde sarışınlar tipsiz olur derler ama yemine ederim babanı tanıdığında o senin hem kahramanın hem de ilk aşkın olacak ve sen herkese en yakışıklı ilk aşkını göstereceksin. Yalnız bir konuda anlaşmamız lazım onu benden çok sevemezsin sevdirtmen duydun mu beni? Hayır yani sesimiz çıkmıyor diye kıskanç değil miyiz? İlerde kendi aşkını bulur doya doya seversin.”kendi kendime duraksadığımda hafifçe yutkundum. “Ne yapıyorum ben ya çocukla konuşmayı bırak tartışmaya başladım daha doğmadan psikolojisi bozulacak.”karnımı tekrar okşadığımda hafifçe güldüm. “Sana kızmıyorum ben anneciğim tamam mı? Sana nasıl kızılır ki zaten? Hadi sen uyu annede uyusun artık.”koltuğa uzandığımda çayımdan kalan son yudumu içtim ve koltuğun tepesinde duran kırmızı ince battaniyeyi üzerime çektim. 1 Hafta Sonra Meteyle en son görüşmemizin üzerinden tam bir hafta geçmişti o bir haftada ona ulaşıp konuşmaya çalışmıştım ama sürekli benden kaçıyordu. En sonunda cingar çıkardığımda biraz yalnız kalıp düşüneceğini söyleyip beni yine geri plana atmıştı. Mete’ye bu süreçte ne ameliyatı ne de hamile olduğumu açıklayamamıştım fırsat vermemişti ki? Doğru düzgün konuşamamıştık bile. Benden kaçması beni çok sinir ediyordu karşıma bile çıkmıyordu kardeşi olmasa yaşadığını bilmeyeceğiz. O günden bu güne ara ara sürekli sert kasılmalar yaşamıştım ama aldığım ilaç o kasılmaları geçirmeye yetiyordu bazen o kadar dayanılamayacak gibi oluyordu ki canımdan can gittiğini hissediyordum. Şimdi ise arabama binmiş ve hastaneye gelmiştim DNA testi sonuçları içeride beni bekliyordu Yaren’in kardeşim olup olmadığı bugün ortaya çıkacaktı işte. Arabayı park edip indiğimde hızlıca içeriye ilerledim aşağı kata inip laboratuar’a ilerledim. Önüne geldiğimde durup görevli kadına döndüm ve kimlik numaramı verip çıkan sonucu aldım. Zarfın içinde Yaren’in benim kardeşim olup olmadığı yazıyordu. Eğer gerçekten kardeşimse ne yapacağımı bilemiyordum. Hastaneden çıkıp tekrar arabama döndüğümde oturdum ve derin bir nefes aldım daha fazla gerilim yapmadan hızlıca paketi yırtıp açtığımda en sona baktım. DNA Sonuçları %95 uyumlu. Kağıdı yan koltuğa bıraktığımda sırtımı koltuğa yasladım ve derin bir nefes çektim içime. Yaren benim kardeşimdi annemin kızıydı aslında hiç olmaması gereken bir bebekti ama olmuştu bir kere ve ne yazık ki benden başka akrabası da yoktu. Evet doktor bana en son stresten uzak durmamı söylemişti öyle değil mi? Ama bilmiyor ki stres benim ikinci adım. Pekala bir yanda Mete bir yanda Yaren gerçekten artık kafayı yiyeceğim ama telefonumu çıkardığımda Mete’yi aradım. Birkaç çalıştan sonra açıldığında onun konuşmasına fırsat vermeden ben konuşmaya başladım. “Yeter artık ne konuşmamız gerekiyorsa konuşalım böyle kaçarak köşe bucak saklanarak olmayacak dayanamıyorum ben.”dediğimde birkaç saniye sessizlik oluşmuştu ardından ise onun sesi tamamen kulaklarımı doldurdu. “Peki şilede piknik alanlarının oraya gel baş başa konuşalım.” “Tamam geliyorum.”sinirimden gözümden gelen yaşı sildiğimde anahtarı çevirip arabayı çalıştırdım. Şiledeki piknik alanlarının olduğu yere yaklaşık yarım saatte geldiğimde inmiştim ben ondan önce gelmiştim. Piknik masalarından birine oturduğumda bacak bacak üzerine attım ve yüzümü yalayıp geçen rüzgarın ortasında toprak yolu izlemeye başladım. Mete’nin gelişini gördüğümde rahatlamıştım arabasını benim arabamın yanına park ettiğinde hızlıca inip yanıma ilerledi ve karşıma geçip oturdu. “Karaca ben düşündüm.” “Ne düşündün acaba çok merak ediyorum?”dediğimde gözlerini gözlerime çevirdi. “Ben bu akşam gidiyorum.”dediğinde kalbim ağzımda atıyordu sanki. “Nereye?” “Londraya artık daha fazla burada kalmayacağım en azından bir süre belki dönerim belki dönmem bilmiyorum tek düşündüğüm artık seni görmek istemediğim ve artık sende beni görmemelisin Karaca.”gözlerim dolduğunda kendimi sıktım. “Neden birbirimizi görmemeliyiz?” “Çünkü birbirimize hiç olmadığımız kadar psikolojik şiddet uyguluyoruz bilmem farkında mısın ama ikimizde çok acı çekiyoruz artık bunun bitmesi gerekiyor birbirimizi unutmamız gerekiyor bir şeyler yaşandı ve bitti hepsi bu.”dediğinde hafifçe gülümsedim. “Doğru hepsi bu ama sana söylemem gereken önemli bir şey var-“dediğimde elini kaldırıp beni durdurdu. “Her ne söyleyeceksen söyleme çünkü beni burada tutacak hiçbir şeyi duymak istemiyorum. Sen en başında haklıydın bizim bir evlilik hayalimiz bile olamaz evlenmek istemezken o kadar haklıydın ki ben bunu fark edemedim ve şimdi gidiyorum ne olursa olsun dünya da yıkılsa gideceğim ve söyleyeceğin önemli şey her ne ise inan bana merak etmiyorum.”deyip ayaklandığında bende kalktım. “Mete!”durmadı arkasını da dönmedi ve arabasına ilerledi. Arabasına bindiğinde bana son bir bakış attı ve burukça gülümsedi elini kaldırıp bana veda edercesine salladığında gözyaşlarıma engel olamamıştım. Bende elimi kaldırıp hafifçe salladığımda arabasını çalıştırdı ve kısa sürede görüşümden çıktı. Dizlerimin üzerine düştüğümde ağlıyordum kalbimdeki acı karnımdaki sancıyla birleşmişti ama umursayamayacak kadar canım yanıyordu acı bedenimi uyuşturuyordu sanki. İçimdeki acıyı atmak istercesine çığlık atmaya başladım. Avazım çıktığı kadar bağırıyordum bütün orman çığlıklarımla inlerken tırnaklarımı avucuma batırdım. Avucum kesilip kandamlaları yerdeki çimenlerin üzerine tek tek damladığında ben boğazım acıyana kadar bağırmaya devam etmiştim. Bu benim fiziksel acımdan değildi bu benim paramparça olan yüreğimin acısındandı bu benim bütün evrene olan haykırışımdı acıların harmanlandığı özgürlükle aşkına ulaşmaya çalışan buruk bir kadının çaresiz acı çığlığından başka bir şey değildi. Yerden kalktığımda sesim kısılmış gözyaşlarım kesilmiş ama bertaraf olmuştum. Arabaya kadar yerle bir olmadan ilerlediğimde kendimi zar zor sürücü koltuğuna atmıştım. Üzerim başım ellerim her yerim çamurdan ibaretti ama umurumda değildi. Yapmam gereken son birkaç şey vardı ondan sonra bende çekip gidecektim. Arabayı çalıştırdığımda sürmeye başladım sancım vardı ama çekilmeyecek kadar kötü değildi. Bir kırtasiyenin önünde durduğumda hızlıca arabadan inip içeriye girdim ve bir mektup kağıdı, zarf ve kalem aldım. Arabaya geçtiğimde sırtımı koltuğa yasladım ve dizimi kırıp kağıdı üzerine yerleştirdim ve içimden geçen her şeyi yazmaya başladım. Merhaba Yaren Sana böyle bir mektup yazmak inan aklımda yoktu her şey bir anda gelişti. Yaklaşık bir hafta önce kardeşim olduğunu öğrendim ve bir DNA testi yaptırdım sonuç pozitif çıktı bilmem bilir misin ama sen evlatlıkmışsın. Bu biraz ağır bir şey biliyorum bunun için üzgünüm bir abla olarak bunu kendime borç bildiğim için yapıyorum. Ailen sandığın insanları ben öldürdüm çünkü onlar benim ailemi senin de anneni öldürdüler. Bildiğim kadarıyla sen bir tecavüz çocuğusun ama bunda senin hiçbir suçun yok sakin kendini üzme yada kendinden nefret etme olur mu? Benden nefret eder misin bilemiyorum ama onlar bizim annemizi sattılar ve sattıkları adamdan sen doğdun. Annemiz o adamı da öldürüp intihar etti neden bilmiyorum ama Özsoy ailesi senin kim olduğunu bile bile seni evlat edindi belki de ilerindeki kalan son vicdanın kırıntısını da rahatlatabilmek adınadır bilmiyorum. Berkay’ı da ben öldürdüm. O zaten seni hak etmeyen aşağılık pislik hem sapık hem de doğmamış bir bebeğin katiliydi. Benim bebeğimin katiliydi belki benden nefret edersin ama olsun o seninde yeğenindi. Sana kalıp ablalık yapmak isterdim ama inan bana yaşadıklarımdan sonra bir yüzleşmeyi daha kaldıra bilecek bir durumda değilim. Ben gidiyorum uzun bir tatil yapacağım eğer benimle her şeye rağmen yüzleşmek ve kimsesiz olmadığını hissetmek istiyorsan sana ablalık yapmama izin veriyorsan tüm iyi niyetimle seni kucaklayacağıma yemin ederim. Beni bulmak için yapman gereken tek şey Egemen Alkoç’a ulaşmak olsun o bana haber verir. Kendine iyi bak ve umarım benden iğrenmezsin… -Karaca Aksoy- Kağıdı katlayıp zarfın içine koyduğumda zarfın yapışkanlı kısmını açıp sıkıca kapattım. Zarfın üzerine de Yaren Özsoy’a diye yazdım. Yaren’in ailesinin evine geldim arabasından hala burada yaşadığını anlamam uzun sürmemişti ilerleyip zarfı kapının kenarına bıraktım ve kapıyı bir kez çalıp hızlıca çıktım oradan. Arabama binip uzaklaşmam sadece birkaç dakikamı almıştı. Arabaya bindiğimde hızlıca olduğum yerden uzaklaştım iyice uzaklaştığımdan emin olduğumda bu kez telefonumu alıp Egemen’e mesaj çektim. Gönderilen: Egemen Egemen ben Bodrum’a gidiyorum. Uzun bir tatil yapacağım eğer gelmek istersen beklerim yazlıkta olacağım ayrıca beni soran olursa direk bana uçur tamam mı? Sonra görüşürüz. Telefonu yan koltuğa attım ve sürmeye devam ettim. İstanbul’un çıkışına kadar sürdüm Bodrum’a kadar araba ile gidecektim. Yaklaşık yedi sekiz saatlik bir yolculuğum olacaktı ve tek başımaydım, hava kararana kadar duraksamadan sürmüştüm sanki dursam dayanamayıp geri dönecekmişim gibi geliyordu. Yola yeterince odaklanamıyordum bir yerde durup dinlenmem ve bir şeyler yemem gerekiyordu ama canım hiçbir şey istemiyordu. Bakışlarım bir anlığına yoldan çektim tekrar yola odaklanmak için döndüğümde karşımda duran şey ile iki ayağımla birden frene asılmak zorunda kalmıştım arabayı güçlükle kıl payı durduğumda karşımda duran kişi ile az kalsın yapacak olmanın kaza korkusu ile neredeyse dilimi yutacaktım.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE