- 18 -

2905 Kelimeler
Zeki Müren’in de dediği gibi “beklesem saçlarıma aklar dolacak, unutsam aşkıma yazık olacak.” Biliyorum biliyorum biraz ikizler burcu gibiyim ama inanın burcum ikizler değil, sanırım pişman oldum. Mete çekip gittikten sonra düşünmeye epeyce vaktim olmuştu bir şekilde ona kendimi affettirmem gerekiyordu ve artık bir çocuğumun olabileceğini de bilmesi gerekiyordu daha fazla vicdan azabı çeksin istemiyordum. Her nerede ise dışarıya çıkıp onu bulmalıydım onu bulana kadar bildiğim her yere bakacaktım. Odama girip dolabı açtım ve mavi bir kot pantolon ile beyaz bir tişört giydim yeşil bir mevsimlik ceket giydiğimde saçlarımı salık bıraktım ve dışarıya yöneldim. Telefonumu ve Egemen’in araba anahtarını alıp çıktığımda aşağı garaja indim. Garajdaki arabayı bulup bindiğimde çalıştırdım ve ilk bakacağım yer olarak onun kendi şahsi evini seçtim. Benimle kapıştıktan sonra benim evimde gidip kalacak hali yoktu. Evine geldiğimde arabadan inip ilerledim kapıyı defalarca çalmama rağmen açan olmamıştı demek ki evde değildi acaba Eymen amca nerede olduğunu biliyor muydu? Ya da Melek bunu öğrenmek için onlara gitsem iyi olacak sanırım. Hızlıca arabaya geri döndüğümde bindim ve çalıştırdım ailesinin evine sürdüm yarım saatlik bir yolun ardından geldiğimde yüksek güvenlikten geçip içeriye girdim ve eve ilerledim evden içeriye de girdiğimde salonun girişindeki Meleğin yanında durdum. “Selam.”beni gördüğünde gülümsemişti her zamanki neşeli sesi ile cıvıldadı. “Selam hayırdır hangi rüzgar attı seni buraya.”belli ki aramızdaki yaşananlardan haberleri yoktu bence ölüp hortladığımı bile bilmiyorlardı. “Mete’yi soracaktım onu bulamıyorum.” “Ha evet kafasını dinleyeceğini söyledi dağ evinden falan bahsetmişti sanırım orada olmalı ama emin de değilim.” “Tamam sorun değil gidip bakarım.” “Konum atarım sana bu arada telefonunu kapatmış onu bulursan annemi aramasını söyle merak etti çünkü.” “Tamam teşekkür ederim Melek.” “Bir şey değil.”beni yolcu ettiğinde evden ve güvenlikten geçip tekrar arabama bindim ve telefonuma attığı konumu açıp oraya sürmeye başladım. Yol oldukça uzun sürmüştü dağ evi şehre oldukça uzaktı ve oraya gitmem yaklaşık iki saatimi almıştı. Vardığımda arabadan inip eve doğru yürüdüm giriş kapısı açıktı belki de buradaydı. Tam kapının önüne geldiğimde usulca kafamı içeriye doğru uzattığımda hafifçe öksürdüm ve seslendim. “Mete burada mısın?”içeriye doğru bir adım attığım anda arkamdan patlayan silah ile bacağımdaki acı çığlık atmama sebep olmuştu. Bacağımdan vurulmuştum arkamı döndüğümde Mete’nin amcasını görmek beklediğim en son şey bile değildi bana doğru yaklaştığında hızlıca evin kapısını kapatmıştım şansıma kapının anahtarı üzerindeydi hızlı davranıp kilitlediğimde bahçe kapısındaki camın önüne geldim. “Merhaba duydum ki beni öldürmenin bir yolunu arıyormuşsun?”hafifçe gülümsediğinde bacağımdaki acıyla zar zor ayakta duruyordum. “Bende düşündüm ki ufak bir oyun oynaya biliriz hem sen oyunlara bayılırsın öyle değil mi? Senin de sonun bir oyunla bitebilir.” “Mete nerede?”dediğimde omuz silkti. “Bilmiyorum buraya hiç gelmedi.” “Benim buraya geleceğimi nereden biliyordun o halde?” “Karanların evindeki adamım konuşmalarınızın bir kısmına şahit oldu diyelim kısa sürede anca böyle bir şey hazırlaya bildim kusuruma bakma lütfen.”dediğinde bir adım geriledi elinde beni vurduğu silah vardı ve aramızda sadece bir cam vardı. “Şimdi orası senin bölgen Karaca dışarısı da benim eğer dışarı çıkarsan seni öldürürüm ama evde olduğun sürece sana dokunmam ve eve girmem. Ha bu arada unutmadan elektrik yok, internet bağlantısı sıfır ve hat çevrimdışı haberin olsun.”ellerini havaya kaldırıp kısa bir alkış tuttuğunda bana döndü. “Oyun başlasın.” Camın önünden ayrılıp salondaki koltuğa oturduğumda cebimdeki telefonu çıkardım. Haklıydı hat yoktu internet yoktu evde elektrik bile yoktu pekala kendimi savunacak bir şeyler bulmalı ve bacağımdaki kanı durdurmam gerekiyordu. Sekerek diğer odaları gezmeye başladım banyoya bulduğumda içeriye girdim ve dolapları kurcaladım temiz havlular ve kolonya vardı. Bir havlu ve kolonya alıp pantolonumu çıkardım, kolonyanın kapağını açıp yaranın mikrop kapmaması için birazını üzerine boşalttım. Kurşun yarasının kolonya etkisi ile yanmaya başlaması ile birlikte ister istemez avazım çıktığı kadar bağırmıştım. Kendimi zar zor sakinleştirdiğimde biraz yanmanın geçmesini bekledim ve havluyu bacağıma sardım sıkabildiğim kadar sıktım ve bağladım. Bu kan kaybını biraz olsun durduracaktı ve bana zaman kazandıracaktı ondan bir şekilde kurtulup buradan çıkmam gerekiyordu. Evin elektriklerini kesmiş olmalıydı bunun için de şartelleri bozmuş ya da dışarıdaki elektrik kutusundaki kabloları kesmiş olmalıydı telefon hatlarına gelince evin yakınında aktif bir cemır olmalıydı. Birini aramak için cemır’ı bulup kapatmak çok zamanımı alır dışarıya çıkarsam beni öldüreceğini söylemişti kolay yem olurum. Bu bacakla hızlı koşmam da imkansız görünüyor kaçamam eğer saklanıp beklersem de kan kaybından ölürüm çok az vaktim var. Titrediğimi hissediyorum hava sıcak olmasına rağmen ürperiyorum buda şimdiden çok kan kaybettiğimin göstergesi görüşüm bozuluyor dakikalar geçtikte daha kötü olacak. Ellerimi kaldırıp tırnaklarıma bakmaya başladım bu kez, tırnaklarım morarıyor vaktim daralıyor terliyorum bir şekilde ondan kurtulmam gerekiyor. Resmen ava giderken avlanmıştım ve zamanım kısıtlıydı gittikçe uyuşmaya başlayacaktım yürüyemeyecektim ayağa kalkamayacak ve göremeyecektim bu işi hızlıca halletmem gerekiyordu ve tek bir çaresi vardı. Kaçamam, saklanamam, bekleyemem tek bir yolu var oda onu öldürüp buradan çıkmam bunun içinde kafamı çalıştırmam gerekiyor. Mutfak! Hızlıca mutfağa ilerledim ve içeriye girdim beynimin bile uyuştuğunu hissediyordum, çekmeceleri açıp kapadım ve koca bir et bıçağı aldım ama onda bir silah vardı uzaktan beni kolayca indirirdi. Onu bir şekilde eve yaklaştırmam gerekiyordu. Madem oyun oynamak istiyordu o halde oynayacağız, tezgahın üzerindeki ketıl dikkatimi çekti ama elektrikler yoktu bende dolaptan bir çaydanlık alıp içine su doldurdum ve çekmecelerden birinde bulduğum kibrit ile ocağı yaktım. Çaydanlığı üzerine bıraktım suyun ısınmasını beklemeliydim. Suyun ısınmasını beklerken içeriye ilerledim ve tekrardan odalara bakındım ama bir şey bulamamıştım bende merdivenlerden aşağıya depoya indim. Dakikalar harcandıkça daha çok üşümeye başladığımı hissediyordum titreyen vücuduma engel olamıyordum bacağımdaki acı yüzünden hızlı da davranamıyordum. Bodrumda karıştırdığım eski kutuların içine bir tane çocuk sapanından bulmuştum. Bir sapan bir tane de taş gerek yada onun kadar sert bir başka cisim. Gözlerimi yumup düşünmeye başladım onun kadar sert ne bulabilirdim burada gözlerimi araladığımda kutuları kurcalamaya devam ettim. Eski çocuk oyuncakları vs vardı demir bir kutunun içinde oyuncak bilyeler döküldüğünde içinde avucum kadar bir tane bilye vardı. Yeşil mavi karışımı büyük bilyeyi aldığımda ellerimin titrediğini fark ettim. Bu bilye işimi görürdü daha fazla zaman kaybedemezdim sapan ve bilyeyi alıp yukarıya çıktım. Kaynadığından emin olduğum çaydanlığı aldım ve koridora bıraktım hızlı davranıp evin kapısını açık bıraktığımda koridora geçip elime sapanı aldım ve bilyeyi yerleştirdim. Birkaç kez gözlerimi kırpıştırıp netlik kazandıra bildiğim kadar kazandırdım ve sanki başıma bir şey gelmişçesine çığlık atmaya başladım. Ellerim titriyordu görüşüm bozuktu ama ne yapıp edip bu bilyeyi kafasına atıp sersemlemesini sağlamam gerekiyordu. Tam düşündüğüm gibi çığlığıma karşılık açık kapıdan içeriye girmişti koridorun başında görüş alanıma girdiğinde elimdeki sapanın lastiğini serbest bıraktım ve koca bilyenin anlının biraz üzerine çarpmasını sağladım. Hızla ayağa kalktığım için hem canım yanmış hem de başım dönmüştü ama kendimi toparlaya bildiğim en iyi şekilde toparlayıp çaydanlıktaki kaynar suyu üzerine fırlattım. O hem kafasına yediği bilyenin sersemliği hem de kaynar suyun acısı ile sırt üstü yere düşüp bağırdığında hızla üzerine çıktım ve cebimdeki et bıçağını çıkarıp ona saplamak için havaya kaldırdım. Bacağımdaki yaraya elini atıp acımasızca sıktığında ruhumun çekildiğini hissettim canım o kadar acımıştı ki elimdeki bıçağı düşürmüştüm. Beni üzerinden ittiğinde rolleri değişmiştik o benim üzerime çıkmış ve iki elini boğazıma götürüp sıkmaya başlamıştı. Bende ellerimi ellerine çıkardım ama gücüm kalmamıştı giderek uyuşuyordum dokunuşlarım eskisi gibi değildi deli gibi üşüyordum üzerine boğazımdaki baskı yüzünden nefes alamıyordum. “Merak etme zaten ayrıldınız öyle değil mi umurunda olacağını sanmıyorum senin gibi bir canavar kimin umurunda olur!”diye bağırdığında yüzündeki yanıklara bakıp ona inat sırıtmaya çalıştım. “Se- senden ala ca- canavar mı var?”zar zor sarf ettiğim kelimeler onu daha çok sinirlendirmişti beynimin basınçtan patlayacağını sandım ama birkaç saniye içerisinde üzerimdeki baskısı gitmişti. Mete onu üzerimden atıp beni hızlıca koltuk altlarımdan tuttuğu gibi evden çıkartmıştı. Ben bahçede büyük bir nefes alma mücadelesi verip öksürük krizine girerken o tekrardan eve girmişti tek el silah sesi duyduğumda amcasını evden çıkarıp bahçeye fırlattı. Bizim ormanlar kralını göğsünden vurmuştu yerde boylu boyunca uzanıp kahkahalarla delirmişçesine gülen adama yaklaştığımızda Mete elindeki silahı tepesine dikmişti. “Dünyaya elveda demeye ne dersin amca?”dediğinde koluna dokundum ayakta zor durduğum için kolayca tek kolunu bana sarıp beni sıkıca kendine yaslayıp tuttu. “Öldür onu.”dediğimde Aslan Karan’ın bakışları bana döndü. “Yerinde olsam bunu yapmasını istemezdim.”dediğinde kaşlarımı çattım. “Ne demek istiyorsun?”dediğimde Mete atıldı. “Siktir et öldürelim gitsin bir pislikten kurtulacağız alt tarafı.”dediğinde Aslan gözlerini üzerime dikmişti. “Yaşayan bir kardeşin olduğunu biliyor muydun?”dediğinde bir anda duraksadım. “Ne?”hafifçe güldüğümde göz devirdim. “Kurtulmak için yalan söylüyorsun.”mırıldanmama karşılık hafifçe öksürdü ve devam etti. “O katlettiğin aileler senin anneni satmışlardı öyle değil mi?”dediğinde titrek sesimle karşılık verdim. “E- evet.” “Annen ölmemişti onu bir adama sattılar o adamın tecavüzünden bir çocuğu daha oldu.” “Annem yaşıyor mu?”titremelerim arttığı için tamamen Mete’ye yaslanmak zorunda kalmıştım. “O adamı da öldürüp intihar etti ama kardeşin ortada kaldı ve bir aile onu evlat edindi kimin evlat edindiğini biliyorum kardeşinin kim olduğunu bilmek istemez misin?” İlk öfke her zaman tehlikelidir en yanlış ve zamansız kararları o zaman alırsınız bir şey hakkında karar vermeden yada konuşmadan önce sakinleşmeyi beklemek her zaman en doğrusudur. Bizim yaptığımız da öfkemizi birbirimizden çıkartmaktı. Nicola Teslanın da dediği gibi nefretiniz elektriğe dönüştürebilseydi, bütün dünyayı aydınlatmaya yeterdi. Karşımızda duran Aslan Karan’a daha fazla tahammül edebilecek durumda değildim çünkü bilincimin kapanmasından ve bayılmaktan korkuyordum. “Kardeşim kim söyle?”diye mırıldandığımda kafasını olumsuz anlamda sallamıştı. “Ancak buradan sağ salim çıkarsam sana kim olduğunu söylerim.” “Sana nasıl güveneceğim?” “Güvenemezsin ama başka çaren yok.”tamam bu konuda haklıydı kardeşimin kim olduğunu söylediği an onu öldürürdük bunu üçümüzde biliyorduk, şerefsiz piç canını garantiye almadan ortaya çıkmayacağını bilmeliydim. “Tamam hadi Mete gidelim artık.”bana emin misin dercesine baktığında kafamı usulca salladım. Artık her ne bok yiyecekse onu orada bırakıp Mete’nin arabasına ilerledik ben yürüyemediğim için Mete beni kucaklamak zorunda kalmıştı. Beni arabaya bindirdiğinde kendi de yan tarafa oturdu bakışlarımı ona çevirdiğimde görüşüm iyiden iyiye bulanıklaşmıştı. “Neden geldin hani ölün ölümeydi?” “Ben sana gelmedim ben dağ evine geldim.”hafifçe güldüm. “Bende sana gelmiştim ama bahtıma amcan çıktı.” “Bizim karşılaşmamız iki yönden de iyi oldu o halde hem canını kurtardım hem de sakince bir konuşma borçluydum.” “Lütfen hastaneden sonra konuşalım sanırım bayılacağım.”kelimeler dilime dolanırken kendimi sere serpe koltuğa bırakmıştım saniyeler içerisinde görüşüm giderken bilincimin kaybolduğunu hissettim. Saçlarımda hissettiğim yumuşak dokunuşlarla gözlerimi araladığımda kendime gelebilmek adına birkaç kez gözlerimi kırptım. Gözlerimi tavandan çekip yanımda saçlarımı okşayan Mete’ye çevirdiğimde hafifçe öksürdüm. “Seni özledim.”diye mırıldandığımda hafifçe güldü. “Daha birkaç gün bile olmadı.” “Olsun ben hatalıydım.” “Şimdi burada mı bunları konuşmak istiyorsun?”dediğinde omuz silktim. “Her yerim uyuşmuş.” “Çok kan kaybetmişsin sana kan vermek bana düştü bir an kendimde kan kalmadı sandım aldılar da aldılar.”hafifçe güldüm ama bacağım sızlamıştı. “Yavaş bak yeni dikiş attılar.”kafamı sallamakla yetindim sadece. “Dalga geçme sende vermeseydin o zaman çok kıymetli kanını.”diye çıkıştığımda göz devirdi. “Hiçte alttan alma hemen kuyruğunu dik tut aman bir tarafına bir şey olur.” “Yine de sinirim sana tamam bir halt ettim ama hepimizin iyiliği için yaptım keyfimden değildi sen ağzına geleni saydın ağır konuştun bana.” “Hayret hatayı ilk defa kendinde gördün azıcık da olsa gelişme var ama hala aynı Karaca aynı ukalalık.” “Ne istiyorsun benden ya bende hepiniz kadar kötüyüm, kompleksliyim buyum oğlum ben! Ayrıca hatamı kabul ettim ya daha ne yapayım öleyim mi?”kafasını hafifçe salladığında göz devirdi. “Ukalalığa devam.” “Şu kolumdaki serumu çıkarıp kafanda patlatacağım yemin ederim.” “Bende asabiyet ne zaman başlayacak diyordum.”kendimi sıkarken zoraki gülümsedim. “Mete beyciğim acaba özrü şerifimi münasip bir şekilde kabul eder misiniz?”hafif bir kahkaha attığında bana döndü. “Kendini biraz daha sıkarsan sinirden pancara döneceksin.”kendimi bıraktığımda derin bir nefes aldım. “Şimdi barışmış mı olduk?” “Yo öyle bir şey demedim bu konuşmayı burada yarılayacağız ve ilişki gidişatımıza işlerimizden sonra devam edeceğiz malum ölmesi gereken bir Berkay Keskin ve bulunması gereken bir kardeşin var.” “Berkay’ın nerede olduğunu biliyor musun peki?” “Senin doktor vahşetinden sonra kaçmıştı ama ben izini buldum yani sayılır biraz daha kurcalayıp emin olmam gerek birkaç günümü alır sende bacağını dinlendirirsin.” “Aslan Karan artık yaşadığımı bildiğine göre saklanmamın bir anlamı kalmadı sonunda evime dönebilirim.”dediğimde gözleri fal taşı gibi açılmıştı. “Hemen mi?”dediğinde göz devirdim. “Yok seneye falan, manyak mısın sen tabi eve gideceğim nereye gideceğim.” “He tamam ya.”ifade bana garip gelmişti tedirgin gibiydi acaba ben yokken evimi havaya falan mı uçurmuştu? Birkaç saat içinde yapılan tetkiklerden sonra ilaçlarımın reçetesini de aldığımızda hastaneden çıkmıştık. Yarı yolda Mete inip eczaneye girmişti eczaneden bir tane de hastane bastonu ile çıktığında sinirden dişlerimi kıracaktım hayır yani ben yürüyebiliyorum ne gerek var. Arabaya döndüğünde ilaçları falan arkaya bırakıp sürmeye başladı benim evime geldiğimizde arabayı park etti ve indi. İlk önce ilaçlarımı ve bastonu aldı ve kapımı açtı bastonu bana uzattığında itiraz istemeyen bakışları ile sertçe elinden aldım. Bastonu kullanmadan ayağa kalktığımda dikişlerin verdiği acı ile direk bastona yaslanmıştım Mete bana bilmiş bilmiş sırıtırken bastonu kafasına geçirmeyi düşünmüştüm. “Hadi bakma öyle öküzün trene baktığı gibi kapıyı aç!”dediğimde bir an duraksadıktan sonra evin kapısını açıp kenara çekildi. Bastonla ağır ağır içeriye girdiğimde karşılaştığım manzara ile neredeyse öfkeden çığlık atacaktım. Yerler eşyalar kir toz içindeydi ama bu normal olan yanıydı anormal olan yanı ise sanki evimde bir aydır birisi yaşıyormuş gibiydi. Evimden tusunami geçse bu kadar pislik olmazdı herhalde, her yer boş içki şişesi pizza vs yiyecek kutuları ile doluydu. Salondaki sehpanın üzeri, yerler, Amerikan tarzı mutfaktan görünen kısım ve dağ olmuş bulaşık ayrıca benim etrafa saçılmış bir sürü kıyafetim vardı. “Burasının benim evim olduğuma emin miyiz?”diye mırıldandığımda hafifçe yutkunup kafasını salladı. “Ne oldu lan benim evime?” “Şimdi şöyle ben seni öldü sanınca tabi bir ayımı buralarda geçirdim süründüm falan işte.”koltuğun bir kısmına oturduğumda yere saçılmış kıyafetlerimi gösterdim. “Bunlar?” “Hepsinde kokun vardı hasret gideriyordum.”hafifçe eğilip koltuğun kenarında duran kırmızı südyenimi parmak ucumda tutup havaya kaldırdım. “Südyenimle de mi hasret gideriyordun pis sapık?”sanki az önce ona hitaben konuşmamışım gibi gözlerini etrafta gezdirmeye başladı. “Acaba bir temizleme şirketini mi çağırsam?”aslında bütün buraları sana yalatmak lazımdı ama dua et aramız bozuk yoksa bak ben sana neler ederdim. “Ara bir zahmet yemin ederim televizyondaki çöp apartmanına dönmüş evim.”ayağa kalkıp korka korka yatak odama ilerledim. Benim evime hırsız girmiş olsaydı eğer vallahi bu kadar dağıtmazdı ya hatta hırsız şu manzarayı görse bu ev allahlık olmuş der giderdi. Yatak odama girdiğimde yüzümü buruşturdum kaç gündür havalandırılmadığı için leş gibiydi yatak yorgan ve dolabımdaki her şey etrafa saçılmıştı ki buna iç çamaşırlarımda dahil. “Mete yemin ederim sapıksın sen.” “Senin sapığındım!”diye karşılık verdiğinde ister istemez içimde bir burukluk oluşmuştu senin sapığınım demesi gerekirdi senin sapığındım değil. “Aradın mı temizlik şirketini?”diyerek salona döndüğümde kafasını salladı. “Bir saate gelirler.” “Her zamanki temizlik şirketi değil mi?” “Evet, ya biz bu Aslan’ı niye depoya almadık ki eninde sonunda konuşurdu nasıl olsa.”kafamı olumsuzca salladım. “Ölmemek için tek garanti kozuydu işkence etsek bile konuşmazdı o yaşamak istiyor öteceği anda onu öldüreceğimizi biliyordu asla konuşmazdı bizde yorulduğumuzla kalırdık.” “Doğru ama bir şansımızı denerdik gene de neyse olan oldu iyi misin ağrın falan var mı?” “Şuan ki tek ağrıyan yerim içim darala darala bir hal oldu ağrımaya başladı bu evin hali ne ya ne pis insansın sen.” “Pisliğimden değil de acımdan diyelim yani kokun gitmesin diye camları açmadım.” “Mete ev yemek, tuvalet ve senin konunun karışımı iğrenç bir şey kokuyor kalkıp tüm camları açar mısın yoksa seni belediyenin çöpçülerine ihbar edeyim mi?”göz devirip ayaklandığında evdeki tüm camları tek tek açmaya başlamıştı. Sehpanın üzerinde küflenmiş pizzaya bakarken yüzümü buruşturdum midemi bulandırmıştı bu görüntü. Bir saatlik bir aradan sonra temizlik şirketinden gelenler evi temizlemeye başladıklarında biz geçici süreliğine evin bahçesine transfer olmuştuk. Bahçede çimenlere uzandığımızda içeridekilerin işlerini bitirmelerini bekliyorduk. Teyzeler ellerinde bir sürü çöp poşetleri ile çıkıyorlardı ama işleri bir türlü bitmiyordu onlardan bütün kıyafetlerimi atmalarını istemiştim dolabımı en başından düzecektim şahsen o pisliğin ortasında bir daha o kıyafetleri giyebileceğimi sanmıyordum. Ayrıca o kıyafetleri giysem bile yaram mikrop kapardı kesin. “Karnım acıktı benim.”diye mırıldandığımda bakışlarını bana çevirdi. “Ne yemek istersin?”omuz silktim. “Hadi suşi yiyelim.” “Suşi ne ya hastaneden çıktın sen mis gibi çorba falan söyleyelim işte.” “Ne bileyim canım çekti bir an aklıma düştü.” “İyi suşi söylerim o zaman birer tane de tarhana çorbası hastalığa bire bir.” “Gören grip oldum falan sanacak alt tarafı bacağımdan vuruldum.” “Tabi bu gripten daha hafif bir şey ya.”kıkırdadım. “Söyle artık şu yemekleri.”o telefonunu çıkartıp diklendiğinde bende uzandığım yerden gökyüzünü izlemeye devam ediyordum. Yazardan Karaca ve Mete her zamanki gibi bahçedeki didişmelerine devam ederlerken evin içinde ne olup ne bittiğine dikkat etmemişlerdi. Onların dışarıdaki aralarının bozuk olmasına rağmen erittikleri buzların arasından kurdukları muhabbet ilerlerken içeride işler karışıktı. Temizlik şirketinin gönderdiği dört temizlik elemanlarından birinin aslında Berkay’ın gönderdiği bir kadın olduğundan habersizlerdi bu dikkatsizlikleri onlara kim bilir nelere maal olacaktı. İçerideki kadın salonun girişine gizli bir kamera sakladığında onu başlatıp kalan temizlik işine geri dönmüştü. Berkay’ın gözü kulağı olacak olan kamera kim bilir Karaca ve Mete’nin başına ne işler açacaktı?
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE