Beni tanıyanlar neden şeytana uyduğumu soruyorlar bazen bunu bende kendime soruyorum. Şeytana uymak istemiyorum aslında ama puştun muazzam fikirleri oluyor bazen. Gerçi kazandığım kadar kaybettiğim de oluyor ama bunlar beni üzemez. Kaybetmeyi bilmezsen kazanmanın tadını alamazsın kendi yaptığım her şeyden memnunum hatalarımdan bile sonuçta ben yaptım.
Egemen’in zoraki ısrarlarına yenilip hastaneye geldim ve ameliyat öncesi bir sürü testten ve muayene geçmiştim. Testlerin sonucunu beklerken ameliyat olmaktan vazgeçtiğimi söyleyip inada binmiştim o is beni bu inadımdan vazgeçirmeye çalışıyordu.
“Karaca sen manyak mısın? O kadar test yaptırdık yarına ameliyat günü aldık son dakika vazgeçmek ne?”
“Yapamam anlamıyor musun? Ben şimdi ameliyat olursam en az bir hafta ayaklanamam ya bu süreç içinde Mete bir delilik yaparsa ona engel olup onu korumam gerek benim.”
“Ya eşek kadar adamı niye sen koruyorsun kendini korusun.”
“Mete zaten benim için üzgün Allah bilir aklı beş karış havadadır onun intikam alması için önce kendi toparlamalı ayrıca ya intikam alacağım diye saçma sapan bir işe kalkışırsa.”
“Babasıyla konuşuruz bir ortak yol buluruz.”
“Umarım.”
“Ameliyat olman için ne yapmam gerekiyor?”dediğinde kaşlarımı çattım.
“Mete’nin başını belaya sokmadığından emin olacağız en azından bir hafta ben ayaklanana kadar artık babasıyla birlikte ne yaparsınız ben bilmem!”dediğimde hafifçe sırıttı.
“Mete’yi geçici süreliğine hapse attırabilirim istersen?”dediğinde ona dönüp hafifçe sırıttım.
“Harbi yapabilir misin?”
“Üzerine bir suç yıkarız sen ayaklanana kadar da yardım ediyor ayağına oyalanırız bir haftanın sonunda da olayın aslını çözmüş gibi yapar Mete’yi aklarız.”dediğinde gözlerim parlamıştı.
“Bunu yap yemin ederim iyileşene kadar adım atmam.”
“Tamam sadece senin için ama!”
“Eee nasıl bir suç yıkacaksın üzerine Mete’nin?”
“Darp. Şimdi doktor bir arkadaşım var Mete’nin çevresinden birine darp raporu aldıracağız ve birkaç tane de sahte şahit bulacağız tabi bunu Eymen amca ile konuştuktan sonra ayarlarım bir hafta kadar yatar içeride ondan sonra bizim adama şikayeti geri çektiririz.”hafif sesli bir kahkaha attığımda bana dehşetle baktı.
“Yemin ederim bizden korkulur.”diye mırıldandım.
“Beni okuttun ettin Allaha şükür ama kendine benzettin ben hiç pis iş yapacak adam mıydım?”dediğinde omuz silktim.
“Sen benim avukatımsın seni okutan da benim maaşını veren de benim Egemenciğim!”yanaklarını sıktığımda yüzünü buruşturdu.
“Arada kendi mesleğimi de icra edebiliyorum Allaha şükür hep pis iş pis iş nereye kadar biri yakalasa yandı benim avukatlık.”
“Merak etme ben izin vermem sen benim kardeşim gibisin.”ona sıkıca sarıldığımda oda kollarını belime dolamıştı. Hemşire tahlil sonuçlarımın çıktığını söylediğinde birlikte doktorun odasına girmiştik, ameliyat için uygun olduğumu belirttiğinde bu geceden hastaneye yatmıştım Egemen ise Eymen amca ile konuşmaya gitmişti.
Ben ameliyat olduğum sırada muhtemelen onlar Egemen’in aklındaki planı gerçekleştirmiş olacaklardı. Yine de aklım Mete de kalacaktı kendi başına bir iş yapsın istemiyordum ya başı derde girerse? Ona bir şey olursa ben dayanamazdım.
Mete’yi de kaybedersem eğer gerçekten insanlıktan çıkabilirdim. Ne derler bilirsiniz şu dünyadaki en tehlikeli insan hiçbir şeyi kalmamış insandır en çok onlardan korkmanız gerekir çünkü hiçbir şeyi kalmayan birisinin düşünecek bir canı da olmaz.
Bana sürekli ya başına bir şey gelirde ölürsen diyenlerle hep şu şekilde kafa bulurdum hızlı yaşa hızlı öl cesedin güzel olsun diye gerçi ben yaşarken de güzelim. Hiç mütevazi olamayacağım ne kızlar var taş gibiler kendilerini kaldırım betonu gibi görüyorlar ama ben bu güzelliği inkar edemeyeceğim maşallah bana!
Hastane yatağında uzanırken yan tarafımdaki diğer hasta ile göz göze geldiğimde burnunun ucuna gelen gözlüğü geriye doğru tek parmağı ile itti ve suratının tamamını elindeki kitabı ile örttü. Ben ise telefonumu alıp sırtımı hastane yatağına yaslarken rast gele bir film açıp izlemeye başladım.
“Sesini kısar mısın?”dediğinde kafamı usulca salladım ve kıstım. Hemşire geldiğinde koluma damar yolu açmıştı ben ise yarını iple çekiyordum şayet burada böylece beklemek o kadar sıkıcıydı ki. Tam filme odaklanmışken sert bir şeyin düşmesi ile korkuyla yerimde sıçramıştım.
Yan taraftaki kıza gözlerimi belerterek baktığımda keskin bakışlarını benden çekmeden yere düşen kitabını aldı ve ürkütücü bir şekilde kitabı komodine koydu. Öyle bir bakışı vardı ki gören onu yiyeceğimi falan düşünürdü acaba psikiyatri hastasını yanlışlıkla benim odama falan mı koymuşlardı şayet bu kadın deli falan olabilirdi.
Telefonumdaki filme dönerken ara ara bakışlarımı ona çeviriyordum. Beni izlediğini gördüğümde bakışlarımı kaçırıp tekrar filme çeviriyordum bakışları beni her ne kadar rahatsız etse de belli etmemeye çalışıyordum.
Arkadaş uçakta, hastanede her yerde bütün cinsler beni buluyor. Tekrar kafamı ona çevirdiğimde bakışlarını yakalamam ile telefonu sinirle yatağa bırakıp ona döndüm.
“Ne bakıyorsun kardeşim ayı mı oynuyor?”bir an kızgın sesimle irkildiğinde kendine gelmişti.
“Pardon dalmışım ayrıca ne abarttın be deli mi ne?”arkasını bana dönüp yattığında haksız yere yediğim azarın şaşkınlığı ile kalakalmıştım. “Tövbe tövbe.”bende sırtımı ona dönüp yattığımda uyumaya korkuyordum.
Bu tımarhane kaçkını gece bana bir şey yapmaya kalkışmaz inşallah kalkışırsa bile yemin ederim ağzıyla burnunun yerini değiştiririm zaten gıcık oldum.
Yaklaşık yarım saat geçmişti tam uykuya dalacakken kulağımda hissettiğim nefes ile çığlık atıp diklenirken burun buruna geldiğim kadınla bakışmaya başladım.
“Kantine iniyorum bir ihtiyacın var mı?”diye fısıldadığında kadına dehşetle baktım.
“Benden uzak ol yeter.”burnumun dibinden çekilip odadan çıktığında tuttuğum nefesimi geri bıraktım. Kadın resmen ruh hastasıydı arkadaş hayır anlamıyorum zaten neden bütün anormal kişilikler beni buluyor hayattaki şansım mı bu benim?
Hastane odasında mıyım yoksa korku filminin içinde miyim belli değil? Demek ki benden daha tımarhanelik ağır vakalar da varmış kendime şükür etmem lazım ya bu kadın gibi ruh hastası olsaydım aman aman Allah korumuş resmen.
Hastane yorganını kafama kadar çektiğimde oda arkadaşım olan manyağı düşünmemeye çalıştım. Yarın ameliyat olacaktım ve şuan ona odaklanmak istiyordum kafamı yastığa gömerken uyumaya çalıştım.
Mete
Arabanın anahtarını bir anlığına çift gördüğümde gözlerimi kırpıştırdım. Düzeldiğimden emin olduğumda arabanın kapılarını açtım Yarenin kafası baya iyi olduğu için kullanmak bana kalmıştı ama bende pek sağlam sayılmazdım en azından kullanamayacak kadar kötü değildim.
İkimizde arabaya bindiğimizde çalıştırdım ve yavaşça sürmeye başladım. Elimden geldiğince yavaş sürüyordum çünkü bir kaza olayı daha geçirmek istemiyordum. Yarenin evine geldiğimizde durdum arabadan indiğinde bir anlığına dona kalmıştı.
Kapının önündeki dehşet dolu ifadesi onun ayıldığına işaretti bana döndüğünde bir terslik olduğunu anladım. Arabadan indiğimde yanına doğru ilerledim öldürülmüş ve kapının kenarına çekilmiş iki korumayı gördüğümde onu arkama alıp belimde tuttuğum silahı çıkardım.
Tam konuşacaktı ki parmağımla susmasını işaret ettim. Tek elimle bileğinden tuttuğumda birlikte yavaşça eve ilerledik. Evden içeriye girdiğimizde bile cesetler bitmiyordu tek tek odaları kontrol ettiğimde evde yabancı kimsenin olmadığı kararına vardım.
Güvende olduğumuzu düşündüğümde Yarenin elini bırakmıştım oda koşa koşa salona girmişti ve girdiği anda bir çığlık koparmıştı irkildiğimde bende arkasından koşturarak salona girdim. Gördüğüm manzara feciydi anne babası vurulmuş yerde kanlar içinde yatıyordu büyük ihtimalle ölmüşlerdi de.
“Ben polisi arayacağım.”dediğimde hızla ayağa kalktı.
“Sakın! Mete sakın.”kaşlarım çatılırken ona döndüm.
“Ne oldu?”
“Babamın odasında ya da evde polise açıklayamayacağım şeyler olabilir polise haber veremeyiz.”dediğinde hafifçe yutkundum. Geriye babamı aramaktan başka çare kalmıyordu bize o yardım edebilirdi bu durumları en iyi o bilirdi sonuçta.
“Tamam ben halledeceğim.”dediğimde babamı aradım evden çıkmamızı kendisinin halledeceğini söylemişti. Yareni anne babasından koparmak her ne kadar zor olsa da eşyalarının birazını alıp evden çıkarmıştım. Onu bu halde nereye götüreceğimi bilemediğim için mecburen annemlere götürdüm birlikte evden içeriye girdiğimizde ne zamandır buraya uğramadığımı fark ettim.
Durumu anneme kısa bir özet geçip Yareni emanet bırakırken bende çıktım. Kendimi en çok ait olduğum yere gitmek istedim Karacanın evine. Arabaya binmeden önce gözüme camdan dışarıyı izlerken ağlayan Yaren çarpmıştı, annemde hızlıca evden çıkıp yanıma geldiğinde arabanın kapısını kapattım.
“Ne oldu anne?”
“Oğlum senin arkadaşındı değil mi şey Yaren hani?”
“Evet.”
“Bence sen burada kal bugün yazık kıza baksana perişan olmuş senden başka kimseyi de tanımıyor burada kendini iyice yalnız hissetmesin.”dediğinde biraz düşündüm aslında hiç burada kalmak istemiyordum Karacanın kokusu burnumda tütüyordu o eve gitmek istiyordum ama annemin öyle bir bakışı vardı ki onu da kıramıyordum.
“En azından uyusun sakinleşsin öyle gidersin.”dediğinde kafamı salladım ve arkasından bende içeriye ilerledim.
Salona girdiğimde cam duvardan ağlayarak dışarıyı izlediğini görmek beni de üzmüştü. Daha birkaç saat önce gülüşerek Karacayı anlattığım kadın şimdi camın önünde ailesine ağlıyordu perişandı. Kim olsa perişan olurdu ailesi katledilmişti ama benim asıl merak ettiğim kimin yaptığıydı?
Eskiden olsa tam Karacalık iş derdim ama ölmüş bir insanın hortlayıp birilerini katledemeyeceğine göre bu imkansızdı. Bu işin içinde başka bir iş vardı yanına geldiğimde omzuna dokundum bana döndüğünde ağlayarak sarılmıştı.
Ailesi ölmüş birine nasıl bir teselli verilebilirdi ki? “Nişanlını aramamı ister misin?”dediğimde geri çekilip hafifçe burnunu çekti.
“Umurunda olacağını sanmıyorum.”
“Adı Berkay demiştin öyle değil mi? Soyadı ne peki?”
“Berkay Keskin neden sordun ki?”Keskin benim bebeğimin ölümüne sebep olan Keskin! Hafifçe yutkunurken kendimi sıktım ters bir tepki vermemeye çalıştım.
“Hiç acaba tanıyor muyum diye ama tanımıyor muşum?”
“Anladım.”kafasını eğip ağlamaya devam ettiğinde benim aklımda sadece o Berkay’a yapacaklarım vardı. O herifi bulup lime lime edecektim her şey onun yüzünden olmuştu ve ben bu işi giderek uzatmıştım.
Yareni koltuğa oturtup bir hışımla evden çıkacaktım ki açtığım kapının karşısında duran polisle karşı karşıya kaldığımda son derece şaşkındım.
“Buyurun memur bey bir sorun mu var?”diye mırıldandığımda bana yönelik konuşmaya başladı.
“Mete Karan siz misiniz?”dediğinde kafamı hafifçe salladım.
“Bir sorun mu var?”
“Hakkınızda şikayet var karakola kadar gelmek zorundasınız.”
1,5 Hafta Sonra
Güç erkeğe güzellik kadına verilmiştir. Ama her güç elbet bir güzelliğe yenilir demiş Oscar Wilde. Bende zekam, bilek gücüm ve güzelliğimle bütün erkeklere taş çıkarabilecek bir kızım bütün yeteneklerim beni dengeliyor.
Yaklaşık bir buçuk hafta önce ameliyat olmuş şimdi ise kendimi çokça toparlamıştım. Doktor ilaçları düzenli kullanmamın sonucunda iyileşip hamile kalabileceğimi söylemişti. Koltukta oturmuş elimdeki kahveyi içerken Egemen salondan içeriye girmişti.
“Nasılsın?”dediğinde omuz silktim.
“Harikayım hatta harekete geçeceğimi belirte bilirim bu ameliyattı falan çok uzadı artık.”
“Ayaklanır ayaklanmaz mı?”
“Kalp ameliyatı olmadım Egemen.”
“Olsun yine de dikkat etmen lazım.”
“Dikişlerim bile alındı artık farkındasın öyle değil mi?”
“Olsun kızım dikkat et gene de.”dediğinde elimdeki kahveyi sehpaya bıraktım ve ayaklandım hızlıca yanına geldiğimde kollarımı ona sardım.
“Beni koşulsuz şartsız seven insanlardan birisin Egemen bu yüzden bende seni çok seviyorum kardeşim.”dediğimde oda beni sıkıca sarmıştı.
“Eyvallah ne diyelim artık birlikte büyüdük istemesek de kardeşiz yapacak bir şey yok.”ondan ayrılıp kafamı dizlerine yatırdığımda yüzümde buruk bir tebessüm vardı.
“Saçlarımı okşar mısın?”
“Annen gibi mi?”
“Evet, hiç tanımadığım annem gibi.”saçlarımı okşamaya başladığında titrek bir nefes aldım.
“Bir plan yapmış olmalısın anlatacak mısın bana?”
“Tabi.”hafifçe öksürdüğümde anlatmaya başladım. “Yusuf Çukur’un ailesi kaldı geriye. “
“Yusuf şu kazayla kardeşini öldüren değil mi?”
“Evet.”
“Planım şu evlerine gireceğim bu gece bir davette olacaklar Ebru Hanım’ın eşi Cahit Bey muhtemelen her zaman ki gibi fazla kaçıracak içkiyi biliyorsun zaten alkolik bir adam. Bende onlar davetteyken eve gireceğim onları bekleyeceğim geldiklerinde Ebru Hanım’ı kocasının kasasında sakladığı silahla vuracağım ve silahı temizleyip sarhoş kocasının eline vereceğim ve kocasının o güzel pahalı gömleğine biraz kan süreceğim her şey benim dışımda olup bitecek yarın sabahta buyurun cezaevine.”saçlarımı okşayan eli kafamda gezinmeye devam ederken bir anda durdu.
“Ebru Çukur sana ne yaptı ki diğerlerinden kötü? Onu anlatırken gözünde bambaşka bir karanlık vardı.”tırnaklarımla oynarken küçüklüğüm geldi aklıma tek tük hatırladığım şeylerden birisi sadece, beni satmak için hazırladıkları o an geldi o kadın vardı karşımda Ebru Hanım.
Saçlarımı hunharca karıştıran ellerini kafamdan çektiğinde karşımdaki o süslü kadına kısa bir bakış attım. “Anneme mi gideceğiz?”diye mırıldandığımda yüzüme bir tokat inmişti, gözyaşlarım küçük şişko yanaklarımdan kayarken bana ve kanayan dudağıma sırıtarak baktı.
“Güzel oldu şimdi daha inandırıcı mutlaka seni de alacaklardır.”
“Kim alacak?”diye sorduğumda üzerimdeki kıyafetleri yırtıp paçavraya çevirmişti.
“Ne kadar soru soruyorsun sen öyle hıh Şulenin kızı ne olacak işte.”
“Ama ben nereye gideceğim?”dediğimde şiddetle kolumu tutmuş ve sıkmıştı küçük elimle kolumu sıktığı parmaklarını açmaya çalışıyordum.
“Türkiyenin öbür ucuna çalışmaya yok öyle ben çocuğum beleşe yaşarım sana kaç para ödeyeceklerini biliyor musun sen? Gideceksin o adamlarla orada artık dilenir misin? Hırsız mı olursun ben bilmem biz alacağımız paraya bakarız.”
“Ama Ebru teyze-“
“Ben nereden senin teyzen oluyorum o orospu anneni de sevmezdim zaten seni de sevmiyorum!”
“Ovv fenaymış.”dediğinde kafamı kucağından kaldırdım.
“Benim gibi o kadının elinden böyle kaç çocuk geçmiştir Allah bilir orospu çocuğu!”öfkeyle inlediğimde elini omzuma koyup destek olurcasına sıktı.
“Sakin ol biraz defterini dürmeyi planlamışsın nede olsa.”kafamı sallamakla yetindim sadece.
“Motorunu kullanacağım.”
“Sormana gerek bile yok senindir biliyorsun benim olan her şey senindir.”hafifçe tebessüm ettiğimde ona döndüm.
“Sağ ol Egemen.”
“Aklında kalan iki isim için planların var mı?”
“Henüz değil diyorum ya yavaş yavaş sindire sindire plan yaparım ben ki tutsun dakikasında yapılan plandan bir halt olmaz.”
“Hastane yatağında iken ince ince düşündün yani.”
“Her an aklımdakiler yer değiştire biliyor. Mesela Çukurların evine girmek biraz zor çünkü koruma sayısı fazla diğerleri gibi değil için için korkak bir aile onlar güvenliği abartırlar hep. Bunlar davete gidecekler dedim onlar davetteyken ben arabalarının bagajına saklanacağım yani bir nevi beni evlerine kendileri sokacaklar.”
“Garajda inip eve gireceksin sende peki işini bitirdikten sonra nasıl çıkacaksın?”hafifçe dudağımı yaladığımda konuştum.
“Karanlık olacak zaten gece yarısı eğer kimseye görünmeden bahçe duvarının yanındaki ağaca çıkmayı başara bilirsem duvardan atlayarak çıkarım.”
“Riskli.”
“Biliyorum ama yapacak bir şey yok.”
“Peki sana engel olamayacağımı zaten biliyorum o yüzden bol şans.”
“Sağ ol şimdi hazırlanmam gerek.”ayaklandığımda bana kuşkuyla baktı o eve girdiği gibi çıkamamamdan korkuyordu ama bu korkusu yersizdi ben ne zaman girdiğim bir yerden çıkamamışım ki? Görülmüş duyulmuş şey değil.
Odama girdiğimde dolabımı açtım ve beyaz bir tişört giydim onun üzerine siyah bir tulum giydiğimde saçlarımı mısır örgüsü yaptım. Her zamanki siyah şapkayı kafama taktığımda saçlarımı arkasından geçirdim malzemelerimin içinde olduğu sırt çantamı aldığımda içine kulaklık da attım.
Çıkmadan önce elime eldivenleri geçirip mutfaktan sakız aldım ve çiğnerken çıktım. Asansöre inip garaj katına indiğimde Egemen’in motoruna ilerledim. Motora binip anahtarı taktım ve çalıştırdım garajdan çıktığımda sürmeye başladım.
Hızla davetin olduğu yere sürdüm davetin olduğu mekanın birkaç sokak ötesinde indim. Motoru park edip şapkamı kafama sabitledim ve yüzümü göstermeyecek şekilde iyice örttüm. Davet mekanının garajına indiğimde hızlıca kafamdaki plakayı aramaya başladım.
Plakayı bulduğumda hızlıca arabanın yanına geldim ve sırt çantamı çıkardım. Çantamdan aldığım birkaç küçük malzeme ile hızlıca ve biraz zorlanarak da olsa araba bagajını açtım. Hızlıca çantamı alıp bagajın içine girdiğimde ardımdan kapıyı kapattım.
Telefonumu çıkarıp oyalanmaya başladım. Yaklaşık birkaç saat orada oyalanmıştım artık uykum gelmeye başlamıştı sonunda arabaya döndüklerini arabayı çalıştırmalarından anlamıştım. Yolculuk başlar başlamaz telefonumu kapattım ve arka cebime koydum.
Arabanın geçtiği yolları sarsıldığı kavisleri her şeyi hissedebiliyordum bir yere gelip durduğunda mekanik bir ses duyulmuştu muhtemelen garaj kapısı kapanmıştı. Bir on dakika bekledikten sonra bagajın kapağını usulca açtım ve ucundan dışarıya bir göz attım.
Kimsenin olmadığını karanlık garajda yapayalnız olduğumu gördüğümde hızlıca indim ve eve açılan kapıya ilerledim. Kapıyı açıp kafamı hafifçe uzattım ve kısaca bakındım hızlıca adımlarla çıktım oradan kimseye görünmeden gizli saklı üst kata çıktığımda aklımda sadece evin krokisi vardı.
Kafamdaki krokiye göre elimle koymuş gibi bulmuştum çalışma odasını. Hızlıca açıkta duran kasanın başına geldiğimde çantamdan alet edevatımı aldım kasayı açmak adına hızlıca elimdeki şeyi kasaya yasladığımda kulağımı da öbür ucuna koyup dinlemeye başladım.
Eski türlü bir kasa olduğu için oldukça sessiz olmam gerekiyordu. Elimle çevirdiğim şifre şeyini dinlemeye başladım o küçücük varla yok arası tık sesini algıladığım anda durdum ve kilidi çevirip kapağını açtım.
Paralara veya dosyalara dokunmak amacım değildi sadece adamın silahını aldım ve odadan çıktım. İçeriden gelen sesleri takip ettiğimde yatak odalarının önüne gelip bakındım, kocası sere serpe yatağa uzanmıştı büyük ihtimalle kafası çoktan uçmuştu bile elinde hala içki bardağı vardı anlaşılan eve geldiğinde bile içmeye devam etmişti.
Ebru Hanım ise üzerindeki kıyafeti çıkarıp mavi saten bir gecelik giymişti kocasının önünde durduğunda sinirle sesiyle soludu.
“Yeter artık bıktım bu halinden kes içmeyi!”
“Sana ne be!”yayık ağzıyla karşılık veren kocasına göz devirdi ve aynanın karşısına doğru geçti. O aynada kendine bakınırken bende çantamdaki susturucuyu silaha taktım ve odaya girdim tam arkasında durduğumda aynada yansımamı görmüştü.
Silahı ona çevirdiğimde korkuyla bana döndü kocası ise o kadar sarhoştu ki eminim burnunun ucunu bile göremeyecek haldeydi kendi kafasına göre yayık ağız rastgele bir şarkı mırıldanıyordu.
“Selam Ebru teyze beni tanıdın mı?”diye mırıldandığımda kocaman gülümsedim.
“Kimsin sen? Ne işin var evimde nasıl girdin evime?”diye dehşetle sorduğunda ağzımdaki sakızı patlattım.
“Beni kendi evine kendin soktun Ebru teyze ay yoksa fark etmedin mi? Yazık sana.”
“Seni küçük orospu çık git evimden!”
“O küçük diline söyle sesi fazla çıkmasın yoksa kopartırım!”dediğimde irkilmişti bir adım geri attığında hafifçe yutkundu.
“Ne istiyorsun benden? Para mı? Hepsi senin olsun al ve git.”
“Yok ya sağ ol paralık bir durumum yok Allaha şükür ekmeğimizin peşindeyiz.”hafifçe güldüğümde tekrar ağzımdaki sakızı patlattım ve kenardaki kadife bordo renkli tekli koltuğun üzerine oturdum.
“Ne istiyorsun o zaman?”
“Canını.”dediğimde bana dehşetle baktı. “Merak etme kimse seni hatırlamayacak hatta şu kocan olacak cibilliyetsiz var ya seni öldürmekten bir on beş yıl yer bence tabi adaletin başka planları varsa bilemem yani sonuçta bir devlet değilim.”
“Saçmalama!”diye korkuyla söylendiğinde göz devirdim.
“Fazla uzattık çenem düştü benim kusura bakma.”ani bir hareketle tetiği çektiğimde tam iki kaşının ortasında patlamıştı mermi. Bedeni öylece yere yığıldığında silahı kenara bıraktım ve sızmış kocasını koltuk altlarından tutup az önce oturduğum koltuğa oturttum.
Silahı sanki adam tutup ateş etmiş gibi eline tutuşturdum ve parmak izlerinin geçmesi için iyice bastırdım. Ortamı hazırladığımda hızlıca odadan çıktım ve aşağıya indim alt kattaki hizmetçileri atlatıp kamera odasına girdim ve bütün görüntüleri silip kameraları devre dışı bıraktım.
İşlerimi bitirdiğimde kamera odasından da çıktım ve usulca arka tarafa yöneldim çamaşırhane benzeri odaya girdiğimde oradaki pencereyi açtım. Duvarı aşan ağaç bu pencerenin tam karşısındaydı ama oraya biraz mesafe vardı, hızlı ve sessiz adımlarla alçalarak oraya doğru koşturmaya başladım.
Son anda ağacın arkasına saklandığımda korumalardan birisinin feneri az önce benim geçtiğim yolu aydınlatmıştı birkaç dakika sonra koruma oradan geçip gittiğinde hızlıca ağaca tırmanmaya başladım. Ayağımın kaymasıyla az kalsın düşüyordum ağzımdan ufak çaplı bir çığlık kaçtığında büyük bir soğukkanlılık ile hızlıca ağacın tepesine çıkmıştım.
Benim varla yok arası çıkan sesimi duyanlardan birisi ağacın yakınına gelip doğru duyup duymadığını kontrol etmek adına etrafa bakındığında diğer taraflara doğru gezinmeye başladı. Ağacın üzerinden çekilip duvarın üstüne çıktım ve karşı tarafa geçip aşağıya atladım.
Ters bir düşüş olmuştu ayağımı incittiğim için sesimi çıkarmamak adına olduğum yerde kıvranmıştım. Hesaplarımda duvarın bu kadar yüksek oluşu yoktu tabi ki de ayağımı incitmek hiç yoktu, yavaşça oturduğum yerde ayağa kalktığımda seke seke yürümeye başladım.
Bir süre sekerek ilerlediğimde ayağımı daha iyi hissettiğim için daha düzgün yürümeye başladım. Bir ara sokağa girdiğimde herhangi bir apartmanın içine girip üzerimdeki kıyafetleri çıkardım ve çantamda önceden ayarladığım mini etek ve bluzu giyip diğer eşyaları kucağıma aldım.
Hızlıca apartmandan çıktığımda kucağımdaki kıyafetleri sokağın başındaki çöp kutusuna atıp caddeye çıktım caddeden bir taksi çevirip hızlıca bindim ve Egemen’in evini tarif ettim. Eve geldiğimde sanki bir arkadaş buluşmasından gelmişçesine apartmana girip asansöre bindim saçımı başımı düzeltip asansörden çıktım ve eve girdim.
Saat gecenin üçüne geliyordu ve Egemen koltukta dosyaların arasında uyuya kalmıştı. Onun üzerini örtüp camın önüne geldiğimde siteye bir arabanın girdiğini gördüm Mete’nin arabasıydı!