- 13 -

3236 Kelimeler
Şimdiye kadar acı çekmek ne demek yanlış anlamıştım belli ki ben acı çekmek ne demek asıl şimdi anlıyordum. Acı çekmek bayılana dek dayak yemek değildi ya da bir yerin kesildiğinde hastaneye gidip dikiş attırmak değildi. Asıl acı; kalbi baştan aşağıya sancılara boğan, insanlara sırrını kimselere anlatmadan ölmeyi arzulatan bir şeydi. İçimdeki acıyı bastırıp yutkunduğumda telefonumu alıp Mete’yi aradım birkaç çalışın sonunda telefon açılmıştı. “KARACA!”telefonu kulağımdan hafifçe uzaklaştırırken dudaklarımı dişledim, telefonu böyle böğürerek açmasını beklemiyordum. “Efendim?”sesim içime kaçmış gibi çıkmıştı hafifçe öksürdüğümde tekrar konuştum. “Ne bağırıyorsun be?” “NEDEN BAĞIRMAYAYIM NEREDESİN LAN SEN ÜÇ GÜNDÜR? UYURKEN YANIMDAN KALKTIN GİTTİN O GÜNDEN BERİ BUHAR OLUP UÇTUN SANKİ.”gel de doktoru öldürdüğünü söyle şimdi vallahi tırsmadım değil. “Senin evine geliyorum lütfen böğürme bir daha.” “BAĞIRIRIM BAĞIRMAM LA-“telefonu suratına kapatıp cebime sıkıştırdım daha fazla kulak zarımın hasar almasına izin veremezdim. Arabayı çalıştırıp Mete’nin evine sürdüm kısa sürede evine geldiğimde arabadan inip kapıya ilerledim. Kapıyı çaldığımda öfkeyle açmıştı gözleri öfkeden kızarmıştı beni kolumdan tuttuğu gibi içeriye itmişti kendimi bozmadan salona doğru ilerlediğimde öfkeden kuduruyordu koltuğa oturduğumda tam önümdeki sehpaya oturdu. “Konuş neredeydin üç gündür?”hafifçe sırıttığımda yutkundum. “Kızmak yok ama.”göz devirdiğinde eliyle anlını sıvazladı. “Ne bok yedin Karaca?” “Bebeğimi alan doktorun icabına baktım.”dediğimde öfkeyle kalktı oturduğu yerden. “Bravo.”alkış tuttuğunda bana doğru dönüp tekrar bağırdı. “ÇÜNKÜ O SADECE SENİN BEBEĞİNDİ DEĞİL Mİ? BEN ÇAM BABASIYDIM ÇÜNKÜ! ÇÜNKÜ BU BİR TEK SENİN İNTİKAMINDI DEĞİL Mİ?”sustum haklıydı neden ona haber vermedim gerçekten bilmiyordum ama arayamamıştım işte. “Doğru sende onun babasıydın ama hiçbir zaman benim gibi hissedemezdin Mete.”elini tutup karnımın üzerine götürdüm. “Bizim bebeğimiz buradan gitti benden koptu zorla koparıldı bunu benden çok istemiş olamazsın benim yaşadığım o çaresizliği yaşamadın bile o siyah zarf gelmese kaybolduğumu bile fark etmeyecektin belki de!” “Bak Karaca bu yaptığın iğrençti tamam mı? O benimde çocuğumdu en azından o şerefsizin ölümünü görmek hakkım-“onu susturduğumda telefonumu çıkardım ve otomatik kaydettiğim görüntüleri açıp eline verdim. “Kaydetmiştim.” “En azından bunu akıl etmişsin.”yanıma oturduğunda izlemeye başladı ben ise canlı canlı şahit olduğum için izleme gereği duymuyordum. Kafamı onun omzuna yasladığımda koluna sıkıca sarıldım derin bir nefes aldığım burnumu derin mentol kokusu yakmıştı. Sertçe kolunu çektiğinde bana hala öfkeli olduğundan emin oldum koltuğun sonuna kaydığında elimdeki telefonumla yaptıklarımı izliyordu. Onun kalbini kırmak istememiştim ama öfke o kadar gözümü kör etmişti ki onu tamamen unutmuştum bencillik etmiştim. “Bu işin içinde amcanla Berkay’da varmış.”bakışları ağır ağır bana döndüğünde omuz silktim. “Berkay senin olsun hayrını gör.”diye mırıldandığımda psikopatça sırıttı. “Senin gibi bencillik etmeyeceğimden emin olabilirsin.”imasını çakıp bakışlarını telefona çevirdiğinde bende ona sırtımı dönüp koltuğa uzandım. Bacaklarımı karnıma kadar çekip öylece durdum bir süre sonra ayağa kalktığında telefonu bana fırlatıp çıktı evden. Telefonumu alırken bende ayaklandım ve koşturarak peşinden ilerledim bir ilki yaratıyordum şuanda bir adamın peşinden koşturuyordum. Mete arabasına bindiğinde bende evin kapısını çarpıp resmen uçarak yan tarafına bindiğimde bakışları bana döndü. “Ne bakıyorsun ayı mı oynuyor?”diye çemkirdiğimde bana inat olsun diye oda sinirle söylendi. “Kemerini bağla kemerini!” “Sen bağla önce.” “Sana ne araba benim değil mi?” “Trafik kuralları da senin değil bağla sende kemerini!” “Arabayı da sikerim kuralları da sikerim in lan aşağıya!” “İnmiyorum indir lan götün yiyorsa.”sinirle direksiyonu sıktı ve arabayı çalıştırdı gaza bastığında bir an irkilsem de toparladım. Daha ana yola bile çıkmadan hızlanmıştı hız normalde hoşuma gitse de öfkesi yüzünden kontrolü kaybede bileceği gerçeği beni ürkütmüştü. İntikam işlerimi bitirmeden ölmeyi pek düşünmüyordum. “Yavaş ol atlı kovalamıyor.”diye mırıldandığımda göz devirdi ve daha çok hızlandı. Sırf bana inat yapmıyorsa bende Karaca değilim şeytan diyor suratına bir tane yapıştır işte hatalı olmasam yapardım ama suç bende. “Kaza yapacaksın.”diye mırıldandığımda patladı bu kez. “NE O KORKTUN MU HANİ ŞU HİÇ BİR ŞEYDEN KORKMAYAN KIZIMIZ KORKTU MU?” “BAĞIRMA BANA!” “BAĞIRMIYORUM.” “DOĞRU BAĞIRMIYORSUN ALT TARAFI ANIRIYORSUN.” “NE DİYORSUN LAN SEN?” “DUYDUN NE DEDİĞİMİ KES SESİNİ!” “KARACA ASIL SEN KES SESİ-“kulaklarımı sağır edercesine çalan korna sesi ve gözlerimi bile açmamı zorlaştıran o keskin farların ışığı ile ikimizin de çığlıkları yüksek bir gürültü ile karanlığa ulaşmıştı. Mete’den Karaca adı gibi gözleri kara kadın. Bir bencillik etti beni son derece öfkelendiren bir bencillik kendi intikamını kendi aldı ama ölen sadece onun bebeği değildi. Karnındaki bebeği tek başına yapmış gibi davranması beni zaten sinir etmişti ama bir şekilde yutkundum şimdi bu yaptığı ise beni hepten deliye döndürmüştü. Bu sinirle patladığımda peşimden gelmesini beklemiyordum doğrusu ama gelmişti. Bir de teselli eder gibi Berkay’ı sana bıraktım demesi beni çılgına çevirmişti. Arabadayken tutuştuğumuz kavga sonrasında eğer kaza yapacağımı bilseydim çıtımı bile çıkartmazdım neye sebep olabileceğimi önceden görebilseydim hiçbir şey böyle olmazdı. Gözlerimi araladığımda hastane odasındaydım. Tek kolum alçıdaydı vücudumda ise ezikler olmalıydı ki fazlasıyla ağrım vardı etrafıma bakınırken hemşireyi görmem ile sağlam olan elimle bileğini tuttum. “Karaca!”diye inlediğimde kadın bana dönmüştü. “Ameliyatta merak etmeyin oda iyi olacak siz şanslıymışsınız baya ucuz yırtmışsınız aslında.”dediğinde kaşlarım çatıldı. “Siktir şimdi benim durumumu Karaca nasıl?”diye sinirle söylendiğimde kadın hafifçe yutkundu. “Arabanın kırılan ön camı vücudunda ki bir yere denk gelmiş ölümcül bir şey değil ama her kadın için korkunç denilecek bir şey-“ “Ne? Ne oldu be kadın geveleme!”kadın bir an irkilse de söyleyip söylememe arasında kalmıştı derin bir nefes aldığında sonsuza dek pişmanlığını yaşayacağım o sözleri etti. “Rahmi geri dönülemez bir zarar görmüş almak zorunda kaldılar.”aklımda defalarca dönüp dolaştı o cümle defalarca, hemşire odadan çıkıp gittiğinde bile kulaklarımda onun sesi vardı. “Rahmi geri dönülemez bir zarar görmüş almak zorunda kaldılar.” Bir daha çocuğu olamayacaktı benim yüzümden üstelik. Hem bebeğimizi kaybetmişti üstüne üstlük benim hız yapmam yüzünden bir daha asla da çocuğu olamayacaktı. Karaca beni asla affetmeyecekti belki de yüzümü bile görmek istemeyecekti onu kaybetmek istemiyordum ama bu olanı nasıl affettireceğimi de bilmiyordum. Elbet o ameliyattan çıkacaktı gözlerini açacaktı gerçeği öğrenecekti işte o zaman belki de benden nefret edecekti. Yavaşça yatakta diklendiğimde kolumdaki serumu zorlanarak çıkarttım ve hastane yatağından indim. Canımı acısını umursamadan çıktım odadan üzerimde kan sıçramış kıyafetler vardı kazanın izleri yüzümden belli oluyordu. Koridorda duvarlara tutunarak yürümeye başladım danışmadan hangi ameliyathane de olduğunu öğrenmiştim. Elimden geldiğince hızlı bir şekilde oraya gitmeye çalışıyordum ben tam bekleme yerine vardığımda onu gördüm. Ameliyattan çıkmışlardı birkaç hemşire sedye ile onu götürüyordu bende peşlerine takıldığımda birlikte asansöre binmiştik. Elimi hafifçe saçlarına uzattım parmak uçlarımla dokunduğumda sanki canı yanacakmışçasına çektim elimi. Onun da yüzünde kazanın izleri vardı birkaç çizik ve bir tane de derin bir yara vardı elimle tek tek yaralarına dokunup iyileştirmek isterdim. “Bey efendi sizin odanızda olmanız gerekirdi dinlenmeniz.”hemşirenin konuşmasını sallamamıştım bile birlikte asansörden çıktığımızda benim çıktığım odaya doğru ilerlemeye başladık. Odaya girdiğimizde benim yatağımın yanındaki hasta yatağına geçirip yatırmışlardı kolundaki damar yoluna serum bağladıklarında odadan çıkmışlardı. Sandalyeyi çekip yanına oturduğumda elimi yüzünde gezdirdim. Yanaklarına dokundum canını yaktığımı bilmek ona böylesine zarar verdiğimi bilmek hissetmek sanki kalbimi ikiye yarıyordu ne zaman ona bu kadar tutulduğumun farkında bile değildim. Eğer bugün bu kadar öfkelenmemiş olsaydım asla böylece saçmalamazdım ve biz bu kazayı yapmamış olurduk. Eğer günün birinde bir evlenme şansımız olsaydı bile bunu Karaca’nın nefretini kazanarak mahvetmiştim sevdiğim kadına paha biçilemez bir zarar vermiştim onun elinden anne olma şansını sonsuza dek almıştım. Beyaz tenine baktım yastığa dağılmış kızıl saçlarına hayatımda hiç bu kadar güzel renkli bir saç tonu görmemiştim o kadar göz alıcıydı ki. Moraran dudaklarında parmaklarımı gezdirdim ona bütün acılarını unutturmak isterdim onu sımsıcacık sarıp sarmalayıp ne kadar yarası varsa kapatmak isterdim ama ben tam tersini yapmış ve onun yaralarına kapanmayacak bambaşka derin yaralar katmıştım. Hafifçe ayağa kalkıp anlına ufacık bir öpücük kondurduğumda gözümden tek damla yaş aktı, gözümden akan yaş onun göz pınarına düşüp öylece süzüldüğünde içim titremişti. Tekrar sandalyeye otururken doya doya izledim onu belki de son kez böylesine doyarak izliyordum kim bilir? Karaca’nın gazabından da öfkesinden de korkmuyordum tek korkum onu böylesine yaralamış olmaktı. Bir insanın hayatında en son isteyeceği şey sevdiği bir insanı yaralamak olurdu sanırım ben asla böyle bir şeye sebep olmak istememiştim. O kadar öfkeliydim ki üzülmesine bile dayanamadığım insanın canı yansın istedim ben nasıl hissediyorsam oda öyle hissetsin istemiştim bu yüzden kızmıştım daha fazla patlamamak adına oradan uzaklaşmak istedim ama ardımdan gelmişti. Ben beni anlasın derken canı yansın derken asla böyle bir şeyi hayal etmemiştim ama keşke olacakları görebilseydim o halde her şey daha güzel olabilirdi biz bu kazayı hiç yapmamış olurduk. Ağır ağır gözlerini açtığını fark ettiğimde hemen ayaklanıp başına üşüşmüştüm. Tek elimle saçlarını okşarken yaşlı gözlerimle sıcacık gülümsedim, gözlerini birkaç kez kırpıp bakışlarını bana yönelttiğinde yüzünde buruk bir tebessüm vardı. “İyi misin?”diye mırıldandığında sesi pürüzlü çıkmıştı. “İyisin güzelim buradasın yanımdasın kurban olduğum.”anlına bir öpücük kondurduğumda elini hareket ettirip üzerindeki örtünün altının yarasının üzerine getirdiğinde kaşları çatıldı. “Bu ne?” Diyemedim tek kelime edemedim sebep olduğum şeyi açıklayacak ne yürek ne de dil vardı bende onun elinden anneliğini almıştım ben anneliğini! Bir kadına verilmiş en kutsal şeyi ben ondan almıştım bu kazanın sorumlusu bendim yaptığım şeyin bedelini de ben ödeyecektim o bedeli de bana Karaca biçecekti. *** Bir melodi yeter yıllarca bastırdığın duyguları gün yüzüne çıkarmaya ya da içinde barınan bazı duyguları ortaya sermeye. Uzandığım hastane yatağında kukuman kuşu gibi düşünüyorum doktorun gelip bana Mete’nin yapamadığı açıklamayı yapmasından beri ikimizden de çıt çıkmıyordu. Kaç saat geçmişti bilmiyorum ama yüzüne bakmamıştım birkaç kez lafa girmeye çalışmıştı ama umursamadığımı görünce çekinerek vazgeçmişti. “Bu kadar öfkeleneceğini düşünemedim üzgünüm.”diye mırıldandığımda şaşırdı. “Karaca asıl ha-“ “Lütfen gider misin bir daha yüzünü görmek istemiyorum.”sözlerimle dumur olmuşçasına kala kalmıştı. Elimi tutmak için uzandığında elimi çektim, tamam ilk hata benden çıkmıştı ama benim yaptığım affedilemeyecek bir şey değildi ama Mete yüzünden olan şey benim hayatımın gidişatını ciddi anlamda etkileyen bir şeydi. Ben bir daha asla anne olamayacaktım oda bunun farkındaydı yüzüne bakamıyordum çünkü yüzüne bakarsam ne kadar pişman olduğunu görürsem yumuşarım diye korkuyordum. İçimde bir yer o kadar yaralıydı ki kendime yedirememiştim onun hala yanımda olmasını. “Git artık!”diye sinirle söylendiğimde ayaklandı her ne kadar istemesem de saçlarıma zoraki bir öpücük kondurdu ve titreyen sesiyle konuştu. “Özür dilerim senin için ne kadar değerli olduğunu bilmeme rağmen ruhunda böylesine derin bir yaraya sebep olduğum için affet beni.” “Git Mete.”yumruklarını sıktı ona da ağır geliyordu gitmek istemiyordu benimde bir yanım ona bu kadar bağlanmışken sımsıkı sarılıp ağlamak istiyordum ama bir diğer yanım bana verdiği zarar yüzünden öfkeliydi. Her ne kadar istemsizce bir kazaya sebep olmuş olsa da ona dedim yavaşlamasını söyledim inat etti kimse sonucunun nelere maal olabileceğini bilemezdi ama benim için paha biçilemez bir yara açtı. Asla kapanmayacak ve derinlerde bir yere gömülecek her çocuk sesi duyduğumda anımsayacağım ve derinlerden çıkıp gelecek bir yara. Beni yalnız bırakmaya karar vermiş olacak ki odadan çıkıp kapıyı kapattığında yıllar önce kendimi teselli etmek için kurduğum o cümleyi tekrarladım. “Yalnız savaşmayı öğren. Seninle başlayan bir çok kişi seninle bitiremeyecek.” Yumruklarımı sıkarken gözlerimi de sıktım ve yutkundum. Öfke rüzgar gibidir, bir süre sonra diner ama dal kırılmıştır bile bizim olayımızda buydu Mete patlamıştı ama onun ufak bir patlaması bizim depremimize sebep olmuştu. Hafifçe çarşafı indirip karnımın altında duran beyaz bandaja baktım. Tırnaklarımı avuç içime bastırdım anne olmaktan korkuyordum evet ama belki bir gün kim bilir bir çocuğum olsun isterdim sessiz sakin bir hayat isterdim ama artık oda imkansız. Dedim ya hayal kurmak benim neyime diye hayat bütün kaderimi eze eze yazmış zaten. Bir an önce tüm tetkiklerim bitse de hastaneden çıksam diye bekliyordum bu Mete şimdi benim peşimden de gelirdi kesin. 2 Gün Sonra Bugün taburcu oluyordum ve yanımda kimseyi istemediğim için kimseye haber vermemiştim. Bir tek Mete vardı yanımda oda inadından gitmiyordu sürekli didişmekten artık bizi hastaneden atacaklardı ama sakız gibi yapışmıştı. “Mete bir git ya.” “Gideceğim seni eve bırakacağım sonra da gideceğim ama sen bu halde tek başına eve gidemezsin Karaca.” “Maşallah çok düşüncelisin ya sen keşke yavaşla dediğimde de yavaşlasaydın!”sinirimi ondan çıkarırken üzgünce kafasını eğmişti. Yataktan kalkmaya çalıştığımda zorlanmıştım daha doğrusu dikişim acımıştı. Mete’nin yardımına ihtiyacım olduğunu fark ettiğimde daha fazla ağzımı açmadım. Yavaşça koluma girdiğinde birlikte yavaşça yürüyerek çıktık odadan. Mete’ye sitem edip senin kullandığın arabaya binmem ben diye ortalığı ayağa kaldırdığımda taksi çağırmıştı. Birlikte hastaneden çıktığımızda taksiye bindik benim evime geldiğimizde Mete ücreti ödemişti. İnmeme yardımcı olduğunda eve girdik, Mete hızlıca salondaki koltuğa bir yastık bıraktı koltuğa uzanmama yardımcı olduğunda kenardaki küçük battaniye ile üzerimi örttü. “Tamam git şimdi.”diye huysuzlandığımda koltuğun ucuna oturdu. “Hiçbir yere gitmiyorum Karaca en azından toparlanana kadar ister kız ister söv ister kov hiç fark etmez sen bu haldeyken ve o Berkay iti hala dışarıdayken burada kalıyorum.” “Senden yardım isteyen mi oldu acaba gitsene ya?” “İyi gideyim bakalım biri yardım etmeden tuvalete kadar gidebiliyor musun? Dikişlerin daha yeni dikkat et de patlamasınlar.”haklıydı kıpırdayınca bile acıyordu. “İyi kalırsan kal domuz!”kafasını diğer tarafa döndürdüğünde bana güldüğünü fark ettim sehpanın üzerinde duran televizyona kumandasını alıp kafasına fırlattım. “Ah! Ne yapıyorsun be?” “Sen bana mı güldün az önce?” “Yo ne münasebet aklıma bir şey geldi ona güldüm.”kafasını ovarken gülmemek için dudaklarını ısırdı resmen benimle alay ediyordu. “Seninle tanıştığımdan beri hiçbir işim rast gitmiyor ya lanetledin resmen beni!”diye bağırdığımda alt dudağını ısırırken bana döndü. “Pişman mısın beni tanıdığına?”dediğinde bir anda ağzımdan çıkanlara engel olamadım. “Pişmanım!”gözlerinden geçen hüznü gördüğümde pişman olmuştum ama geri adım atamadım zar zor yutkundum. “Pekala sorun değil.”ruhumda açılmasına sebep olduğu yarayı biliyordu bu yüzden ne kadar kırılırsa kırılsın kendini affettirmeye çalışıyordu onu öylece affedeceğimi sanıyorsa çok yanılıyordu ama kendi kaşınmıştı. “Açım ben.”dediğimde telefonunu çıkardı. “Ne yersin ne söyleyeyim?”dediğinde bu kez sehpada duran kitabı fırlattım kafasına. “Hastayım ben hasta dışarıdan mı söyleyeceksin ayıp ya git bana sen kendin yemek yap.” “Ben mi?”dediğinde hafifçe yutkundum inşallah zehirlenmem. “Evet sen beğenemedin mi?” “Tamam canım neden yapamayayım bak harika fırında balık yaparım dolapta varsa eğer?” “Buzlukta var ama sadece balık olmaz çorba da yap bana.”diye inatlaştığımda derin bir nefes aldı. “Tamam.”kalkıp mutfağa doğru ilerlediğinde sırıtarak onu izledim. Amerikan tarzı olduğu için onu rahatlıkla izleye biliyordum acaba bu durumdan faydalanıp bütün evi Mete’ye mi temizlettirsem evet bu olabilir. Mete telefonunu çıkartıp annesini ararken bir tencere aldı dolaptan ve ocağın üzerine koydu annesi telefonu açmış olacak ki konuşmaya başladı. “Ya anne şey bana çorba nasıl yapılır bir tarif etsene.”dediğinde haline kıkırdadım. Üzerine yemek masasının üzerinde duran mutfak önlüğünü taktığında çok tatlı olmuştu bunu inkar edemezdim ama olmaz onu affetmeyeceğim bu kadar kolay değil. Annesinden aldığı direktiflerle çorba yaparken bir yandan da buzluktan çıkardığı erimiş balıkları hazırlayıp fırın tepsisine koydu. Beklemekten sıkılmıştım keşke kumandayı kafasına fırlatmasaydım en azından televizyon izlerdim göz devirirken Mete’ye döndüm. “Mete!”hızlıca mutfaktan çıktığında bana döndü. “Kumandayı ver.”hemen kumandayı alıp bana verdiğinde suratsızca çektim elinden. Televizyonu açtığımda Müge Anlı vardı bende mecburen onu izlemeye başlamıştım. Kollarımı sıkıntı ile göğsümde birleştirirken arada bir Mete’yi dikizliyordum. Acaba ne yapsa da delirtsem diye düşünüyordum madem gitmiyordu ben onu göndermesini bilirdim. Yemekler piştiğinde gelip sehpanın üzerine ufak bir sofra kurmuştu önüme bir kase çorba ve tabağıma bir dilim balık doyduğunda yanıma oturdu. Çorbayı kucağıma alırken biraz karıştım ve bir kaşık ağzıma aldım hafifçe yüzümü buruşturduğumda öksürdüm. “Bir şeye de benzememiş ama olsun o kadar.”yemin ederim bir gün çarpılacaktım biraz kıvamı kötüydü ama allahı var tadı çok güzeldi. Mete’nin suratında öyle bir ifade oluşmuştu ki suçlu olmasa elimdeki kaseyi çekip yeme lan o zaman diyecek gibiydi. Çorbayı ağır ağır içip sehpaya uzanıp bıraktığımda balık tabağını aldım. Şerefsiz herif ya balığı da o kadar güzel yapmış ki utanmasam onun tabağındakini de yerdim. “Saman gibi.”dediğimde bir anda tabağı kafama atacak sanmıştım ama pis pis bakmakla yetindim sadece. “Balıktandır o afiyet olsun.”dedi ama içten içe haram zıkkım olsun der gibi bakmıştı. “Ne bakıyorsun lan dik dik yesene yemeğini.”önüne döndüğünde bende yemeğe devam ettim yemekler bittiğinde bakışlarımı Mete’ye çevirdim. “Böyle dağınık kalmasın hadi topla şunları madem burada benimle kalacaksın ha unutmadan bulaşık makinesi bozuk bulaşıkları yıkarsan sevinirim çöpü de at balık var ya kokmasın şimdi.”ciddi olup olmadığımı anlamaya çalışıyordu en sonunda ciddi olduğuma karar vermiş olacak ki kalktı. Aslında bulaşık makinesi de bozuk falan değildi sadece sürünsün istiyordum acaba tuvaleti de hiç hijyenik değil deyip temizlettirsem mi yoksa çok mu gaddarca olur aman yap gitsin işte. Çöpü atıp geldiğinde bulaşıkların arasına girişmişti köpüklerle boğuşup tabakları yıkarken onu izliyordum. Mete Müge Anlıdan daha heyecanlıydı. Bulaşıkları yıkadığında derin bir nefes aldı ve yanıma geldi ben ise hafifçe öksürdüğümde direk ayaklanmıştı. “Ay buralar hep toz olmuş beni de rahatsız etti görüyor musun? Hem ben hastaneden yeni çıktım yaramın mikrop kapmaması lazım sana zahmet olmazsa içeride süpürge var şöyle bir güzel süpür de sil tamam mı koçum hadi.”omzuna hafifçe vurduğumda bana şokla baktı. “Şaka yapıyorsun öyle değil mi?” “Yo hasta bakacağım diye tutturmadın mı? Yap işte.” “Pekala bunu da yapacağım.”ayaklandığında içeriye doğru ilerledi kendimi tutamayıp kıkırdadığımda onun ev temizliği ile boğuşmasını izlemeye başladım. Önce her yeri bir güzel süpürmüş sonra da temizlemek için içeriye ilerlemişti ki bağırdım. “Mete!”yanıma geldiğinde hafifçe sırıttım. “Şey vileda bozuk da sen kovasına su ve deterjan dök sonra orada bir bez var onunla sil her yeri.” Sabrını fena sınıyordum dudaklarını ısırdığında kafasını hırsla sallayıp hiçbir şey demeden içeriye gitti. Birkaç dakika içerisinde onu yerde elinde bezle döşemeleri silerken gördüğümde gülmemek için yastığı yüzüme bastırmıştım. “Gülme!”diye söylendiğinde yastığı yüzümden çektim. “Sana gülmüyorum aklıma bir şey geldi ona gülüyorum!”diye onu taklit ettiğimde göz devirdi. “Acısını böyle mi çıkartıyorsun?”dediğinde yüzüm düştü. “Hiçbir şey içimdeki kaybın acısını çıkartmaya yetmez.”onun da yüzü düştüğünde yerleri silmeye devam etmişti ki yarım ağız sırıtırken ona döndüm. “Sarma sarabilir misin ya canım bir sarma çekti şöyle yoğurtlu falan.”gözleri dehşetle açıldığında gür bir kahkaha atmıştım. Elindeki bezi sinirle yere vurduğunda katıla katıla gülüyordum kendimi toparladığımda sırıttım. “Eee hala kalmakta ısrarcı mısın?” “Gitmiyorum ulan inat değil mi gitmiyorum!”sinirle yumruklarımı sıktım. “Tuvalette temizlenmemişti mikrop kaparım ben git tuvaleti  de temizle.” “Onu da temizlerim ama inadım inat lan gitmeyeceğim beni affedene kadar gitmiyorum!” “Bana bak seni polise ihbar ederim yemin ederim haneye tecavüz diye!” “Et! Ulan polis benim bu halimi görse beni evin sahibi zanneder be.”bu konuda haklıydı sanırım. “Her şeye de bir lafın var maşallah yapıştın sakız gibi bırakmıyorsun!” “Bırakmıyorum lan suç mu?” “Bak kibar kibar git diyorum laf anlamaz mısın sen arkadaşım siktir git!”bezi yerde bırakıp kalktığında karşıdaki tekli koltuğa oturup inatla kollarını göğsünde bağladı. “Gitmiyorum hadi gönder bakalım bende göreyim.”elimdeki televizyon kumandasını bir kez daha ona fırlattığımda bu kez kaçmayı başarmıştı ama benim kumanda pert olmuştu sanırım binlerce parçaya bölünmüştü. “Ya!”sinirle bağırdığımda karşımda oturmuş kıs kıs gülüyordu. “Affetmiyorum affetmiyorum ya inat değil mi affetmeyeceğim.” “Affedeceksin senin ki inatsa benim ki de inat sen affedene kadar buradayım!”
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE