5 Gün Sonra
Mete’nin artık daha fazla yanımda kalmasına dayanamıyordum. Onu gördükçe kapanmayan yaralarım açılıyordu bebeğimin yokluğu bile içime içime oturuyordu. Mete beyimiz ise inat etmiş kovsam neredeyse kapının önünde yatacaktı.
Hem onu benden uzak tutmanın hem de bu işleri kökten bitirmenin bir yolu vardı aslında. Birkaç gün öncesinden dedemle görüşmüş ve işleri üzerime almıştım artık tüm yönetim bendeydi o yüzden bütün ayarlamaları da kendim yapmıştım.
Mete bir saatlik bir iş için babasının şirketine gitmişti ben ise ona kısa bir intihar mesajı atacaktım. Sonrasında ise olanlar olacaktı zaten bu kez oda beni affetmeyecekti bence ama ikimizde temiz bir sayfa açmış olacaktık.
Özür dilerim Mete. Seni böylesine bir acının içine çekmek istemezdim ama belki de her şeyin iyisi bu olacaktır lütfen benim için üzülme ben bebeğimizin yanında mutlu olacağım ve belki de ilk ve son kez söyleyeceğim seni seviyorum :)
Mesajı gönderdiğimde telefonu sehpaya gönderip sehpanın üzerinde duran bıçağı aldım ve bileğime tuttum. Küçük bir kesik atacaktım fazlasını atarsam damara denk gelirdi sahiden ölürdüm o yüzden dikkat etmem gerekiyordu.
Dikkatli bir şekilde bıçağı hareket ettirdiğimde dişlerimi sıktım ve sağ bileğimi kestim diğerini de kestiğimde sırtımı koltuğa yaslayıp kollarımı iki yanıma serbest bıraktım. Birkaç dakika geçmişti titreyen ellerimi hissediyordum anlımdan boncuk boncuk terler akarken görüşüm bozulmuştu umarım damarımı falan kesmemişimdir.
Bir on dakika geçmişti kapı kırılırcasına yumruklanmaya başladı. Kapının kırıldığını duyduğumda gözlerimi yumdum Mete’nin kokusunu aldığımda ister istemez tebessüm etmiştim yanıma gelip ellerini yanaklarıma dokundurdu.
“Karaca! Sen ne yaptın ya adamı deli edersin!”iki tane bez parçası bulup bileklerime sardığında beni kucağına aldı. Şuan canını yaktığım için o kadar üzülmüştüm ki bir anlığına vazgeçsem mi diye düşündüm? Ama bu kadar bileklerimi feda etmişken vazgeçemezdim.
Beni arabaya bindirdiğinde içim gidiyordu resmen o kadar üzülmüştü ki. Kendisi de bindiğinde kendimden geçtiğimi hissettim Allahtan her şeyi ayarlamıştım yoksa bayılmam sorun olacaktı. Gözlerim sahiden kararırken bilincimi kaybettiğimi hissettim.
Gözlerimi araladığımda kendimi hastane yatağında kolumda serumla bulmuştum. Egemen hemen yanı başımda bekliyordu bileklerim sarılıydı bütün bu organizasyonu ben baygınken o ayarlamıştı.
“İyi misin?”dediğinde kafamı olumsuzca salladım.
“Ne oldu?”
“Her şey planlanan gibi gitti işte Mete senin öldüğünü zannediyor yarın öğlen cenazen var deden cenazeni almaya gelecek falan filan işte.”dediğinde dudaklarımı ısırdım.
“Beni yalnız bırakır mısın?”
“Tamam.”odadan çıktığında bende yatakta cenin pozisyonu aldım. Kafamı yastığa gömerken usulca ağlamaya başladım, Mete’nin canı çok yanmıştır şimdi kim bilir onun yüzünden intihar ettiğimi sanıyordur.
Ben bu fedakarlığı ikimiz için yapıyorum. Benim kim olduğum ortaya çıkmadan her şeyi sonlandıracaktım, nede olsa herkes beni ölü bileceklerdi ve ölü bir insanı hedef alamayacakları için ben onları beklemedikleri bir anda indirecektim.
Hepsiyle olan hesaplaşmamız bittiğinde Mete’nin karşısına çıkacaktım bana çok kızacaktı tepkisi çok olacaktı ama eninde sonunda affederdi değil mi? Beni affetmesi için her şeyi yapardım, her şey olacağına vardığında birlikte tertemiz bir sayfa açardık bir çocuğum olmaz ama belki bir tedavisi vardır kim bilir?
Ellerimi karnımın üzerinde birleştirirken gözlerimden damlayan ve yanaklarımdan süzülüp yastığımla buluşan gözyaşlarımı izledim. Usul usul ağlarken kapının ardından Egemen’in beni izlediğini biliyordum bunca yıllık arkadaşımı tanıyordum eminim oda şaşkındı beni ağlarken görmeye.
Mete ile tanıştığımdan beridir işlerim rast gitmiyordu doğru ve ben hiç yaşamadığım duyguları da yaşıyordum bu sayede. Mete’yi seviyordum kendime söylemekte en çok zorlandığım şeyi yeni yeni itiraf edebiliyordum önceden basit gelip geçici bir hoşlantı sanıyordum.
Egemen kapıyı hafifçe tıklattığında hızlıca gözlerimi silip ona döndüm odaya girdiğinde yanıma ilerledi, yanımdaki sandalyeye oturduğunda eliyle saçlarımı okşadı.
“Ağlama Karaca.”dediğinde eline vurdum ama bileğim sızlamıştı.
“Ne ağlayacağım be! Ağlak mıyım ben?”
“Hıh hiçte burnundan kıl aldırmıyorsun maşallah!”göz devirdiğimde hemşire gelip kolumda biten serumu çıkarttı.
“Çıkış işlemlerinizi Egemen Bey haletti gidebilirsiniz.”dediğinde kalktım yattığım yerden. Egemen koluma girdiğinde birlikte hastaneden çıkmıştık beni kendi arabasına bindirdiğinde kendi evine getirmişti.
Birlikte lüx apartmandan içeriye girdiğimizde asansöre bindik. Aslında beş gün boyunca sürekli aklımda dönüp dolaştırıp bunu düşünmüştüm bir süre hepimizin iyiliği için bu duruma katlanmak zorundaydım.
Bileklerimin birkaç gün iyi olmalarını beklemem gerekiyordu bu halde silah kullanırsam eğer ellerimin titreme olasılığı çok fazlaydı. Ben düşmanlarımızın hedefinden çekildiğime göre sadece Mete kalmıştı kendimi bir an önce toparlayıp onun güvenliğinden emin olmam gerekiyordu bunun içinde dinlenmem lazımdı.
Acaba benim yokluğumda Mete bir başkasına bakar mıydı? Gerçi ne saçmalıyorsam biz sevgili bile değildik ki. Mete benim yaşadığımı öğrendiğinde asıl beni tefe koymazsa iyidir umarım hayatımız birazcık olsun yola girebilirdi.
Egemen’in koltuğuna uzanırken sıkıca yastığa sarıldım. Egemen ise karşıma oturduğunda beni izliyordu yanıma gelip dizlerinin üzerine oturduğunda sakince elimi tuttu ve kafasını koltuğun kenarına yasladı.
“Üzgünsün biliyorum ama her şey düzelecek biliyorsun değil mi? Ben sana yardım etmek için elimden gelenin fazlasını yapacağım Karaca birlikte halledeceğiz.”
“Burada olmam seni de tehlikeye atabilir ayrı bir ev lazım.”
“Bileklerin biraz iyileşsin Karaca o zamana kadar bizde işlerimizi ayarlarız.”dediğinde kafamı salladım ve oturur pozisyona geldim.
“Bize bir fotoğrafçı ayarla yani bizim adamlarımızdan olsun Mete’nin her hareketini görmek istiyorum bize her günün fotoğraflarını getirsin. Sonra Berkay’ı da fotoğraflayacak ve adım adım takip edecek birini ayarla mümkünse yani ne kadar başarabilirsen Mete’nin amcasına ulaşacak bir yol bulmalıyız ben dedemin bana telefonunu verdiği adamı arayacağım zaten.”kendi cebinden benim telefonumu çıkartıp bana vermişti kazadan sonra bana yeni bir telefon almışlardı çünkü eskisi param parça olmuştu.
Telefonu aldığımda eski hattımı taktım ve açılmasını beklemeye başladım. Açıldığında rehbere girip Bülent’in numarasını aradım bulduğumda çaldırdım birkaç çalış sonrasında açılmıştı.
“Buyurun efendim?”
“Bülent senden bir şey isteyeceğim.”
“Tabi efendim.”
“Hala Aslan Karan’ın yanında çalışıyorsun öyle değil mi?”
“Elbette emirlerinizi bekliyorum.”
“Harika, senden adım adım ne yaptığını nerelerde dolaştığını depolarını Berkay’ın babası ile olan ortaklığı vs her şeyi raporlamanı istiyorum bana.”
“Merak etmeyin efendim.”
“Harika o halde sen bana her gün böyle böyle mesaj atarsın ya da ararsın.”
“Peki efendim.”telefonu kapattığımda yüzümü buruşturdum efendim kelimesi bana çok kötü görünüyordu hoş bulmuyordum ama yapacak bir şey yoktu bunca adamın düzenini değiştiremezdim alıştıkları buydu.
“Şimdi benden ne istiyorsun ben ne yapayım?”dediğinde derin bir nefes aldım.
“Mekanlara göz kulak olacak biri lazım.”dediğimde kocaman gülümsedi.
“Harika yani ne kadar mekanınız olabilir ki?”hafifçe dudağımı ısırırken düşünmeye başladım.
“Bir tane inşaat şirketimiz var, altı tane kumarhane var sadece bu şehirde zaten diğer şehirlerdeki seni ilgilendirmiyor sadece gidip bir işleyişi görmeni istiyorum. Ondan sonra altı bar ve sekiz gece klübü var iki tane de meyhane var.”
“Hepsine anladım da meyhane ne alaka?”
“Dedem nostajı eski zaman meyhaneleri falan çok severdi öyle şeyleri.”
“Senin dedende maşallah bir şehirde ne kadar mekan varsa doldurmuş şehir dışındakileri Allah bilir artık.”
“Çok konuşma Egemen yapamayacaksan ben yaparım utanmıyorsun değil mi hasta hasta beni koşturmaya?”vicdan yaptır Karaca vicdan!
“Tamam be giderim bakarım ne olacak hepsinde bir sorumlu vardır nasıl olsa ben sadece işleyişe birkaç belgeye bakacağım değil mi?”
“Aynen öyle.”şirince gülümsediğimde ayaklandı.
“İyi o halde ben çıkayım çünkü isteklerini ayarlamam gerek.”
“Tamam geç kalma bide bana yemek sipariş et açım ben sabah beri serum yiyorum zaten.”
“Tamam söylerim yemek.”hızlıca evden çıktığında bende koltuğa oturdum ve televizyonu açtım. Yemeğin gelmesini beklerken televizyona odaklanmıştım ki kapı çaldı hızlıca ayağa kalktığımda kapıya doğru ilerledim.
Yemeğin bu kadar hızlı gelebileceğini düşünmemiştim kapıyı yavaşça açtığımda karşımda gördüğüm kişi ile küçük dilimi yutacaktım neredeyse. Eymen amca gelmişti bana dik dik bakarken ne yapacağımı şaşırmıştım tabi herkes beni ölü sandığı için adamın burada olmaması gerekiyordu.
“Beni içeriye almayacak mısın?”dediğinde kafamı hızlıca salladım kenara çekildiğimde içeriye geçmişti.
Koltuğa oturduğunda bende kapıyı kapatıp yanına geldim ve karşısına oturdum ne diyeceğini deli gibi merak ediyordum.
“Siz beni nasıl-“
“Olan biteni Mete bize anlattı geçte olsa bu kazadan onu sorumlu tuttuğun için mi ona böyle bir oyun oynuyorsun?”dediğinde ağzım açık kalmıştı.
“Tabi ki hayır böyle bir şeye mecbur kalmasam yapmazdım ama madem anlattı son olanları farkındaysanız altından kalkamayacağım kadar psikolojik darbe aldım. Benim gibi güçlü bir kadının bile kolay kabullenebileceği şeyler değildi yaşananlar o yüzden artık bu işe bir son vermemiz gerekti o oros- yani pislikler hak ettiklerini bulmak zorundaydılar. Bende böyle bir plan oluşturdum ve hedeflerinden çıktım beni ölü olarak bildikleri için Mete’yi hedef alacaklardı bende onlar beni ölü sandıkları için güçlü bir darbe vurabilecektim böyle yani bende çok üzülüyorum Mete için inanın böyle olsun istemezdim.”beni dikkatle dinlediğinde hafifçe tebessüm etti.
“Sana yardım etmek isterim.”
“Önce beni nasıl bulduğunuzu oyunumu nasıl çözdüğünüzü anlatır mısınız?”dediğimde arkasına yaslandı.
“Benim isteyip de öğrenemeyeceğim hiçbir şey yoktu güzel kızım.”
Mete’den
Ölenler ölümü bilmez ölüm kalanlar içindir diye okumuştum bir yerde. Gerçekten de öyleymiş giden gidiyor kalanlara ise yazık oluyor, Karaca benim yüzümden ilk önce anne olamayacağını öğrendi sonra da intihar etti.
Ben onu sandığımdan daha güçlü bir kız olduğunu düşünmüştüm ama beni o kadar şaşırttı ki bana yolladığı mesajda bir anlığına bile olsa şaka yaptığını düşünmüştüm. Aklım hala almıyordu onun öldüğüne nasıl inanabilirdim ki? Bileklerini kesmişti onu o halde bulmak resmen canımdan bir parça kopartmıştı.
Kucağımda o ölüymüş gibi yatışı iki yanında sallanan kana bulanmış kolları bir türlü aklımdan gitmiyordu. Gözümün önüne geldikçe nefes alamıyordum tıkandığımı hissediyordum sanki kalbim sıkışıyordu.
Aramızın düzeleceğini bizim düzeleceğimize o kadar inanmıştım ki hatta onunla bir aile olabileceğimize o kadar inanmıştım ondan bir çocuğumun olacağını düşlemişken her şey tepetaklak olmuştu. İkimizde hiç hak etmediğimiz şeyler yaşamıştık belki de şimdiye kadar yaptığımız tüm kötülüklere karşılık bir bedel olarak ödüyorduk bunca yaşananı.
Bir gün geçmişti cenaze üzerinden ama o cenaze sanki benim üzerimden geçmişti sanki ölen benmişim ama ruhum bir türlü huzura kavuşamamış gibiydi. Gözyaşlarım arasında telefonumdaki resme baktım, o uyurken çekmiştim bu resmi.
Kızıl saçları her zaman ki gibi yastığın üzerine yayılmıştı uyuduğunda sıcaktan al al olan o yanakları ile daha bir pembeleşen dudaklarıyla o kadar tatlı duruyordu ki. Parmaklarımı telefon ekranında gezdirdiğinde buruk bir tebessüm ettim ve dudaklarımı ısırdım.
Sürekli onunla birlikteyken onun yokluğu koymuyordu ama hiç düşünmemiştim ki bir gün onun da gidebileceğini. Başıma ne geleceği umurumda bile değildi ne olursa olsun bütün bunlara sebep olanlardan intikamımı alacaktım.
Onun evindeydim onun eşyaları arasında sanki o hiç gitmemişçesine buradaydı birazdan içeriden çıkacak da bana küfür edecekmiş gibi geliyordu. Bana hiç seni seviyorum dememişti belki ama hoşlandığını da inkar etmemişti bu hoşlantı elbet sevgiye dönerdi ama o sözünde durdu bir gün benimle evleneceğine ölmeyi tercih ederim demişti ve öldü.
Yapayalnız bir kadının ölmekten korkmayacağını bilmem gerekirdi onu bir an bile bırakmamam gerekirdi yaşanan onca şeyden sonra onu böylece bırakıp çıkmak aptalcaydı. Bir suçlu varsa oda bendim Karaca her ne kadar kapalı bir kutu da olsa içine girdiği psikolojiyi anlamam gerekirdi ama bir yerde haklıydı bebeğimiz onun karnından zorla koparılmıştı ben onun gibi hissedemezdim.
Şimdi ise bebeğimizin yanında hiç görme şansımız olmadığı bebeğimizin yanında acaba kız mı erkek mi? Sanırım bunun cevabını bende ancak ölünce öğreneceğim ama bütün bunların hesabını sormadan da ölmeyeceğim herkesten keseceğim bir hesap var sonra söz veriyorum karagül yanınıza geleceğim bende…
Karaca’dan
Karşımda oturan Eymen amcaya baktım ve hafifçe oturduğum yerde dikleştim ona sormak istediğim bir sürü şey vardı aklımda dönüp dolanan bir sürü soru işaretleri vardı.
“Size sormam gerekenler var aslında.”dediğimde kafasını olumlu anlamda salladı.
“Tabi ki.”
“Ben size güvenmiyorum yani sonuçta o adam sizin kardeşiniz ve siz fazla ketum birisiniz sizin hakkınızda bir şey bilmiyorum belki sizde Mete’ye zarar vereceksiniz nereden bilebilirim?”dediğimde hafifçe güldü.
“Bende seni tanımıyorum belki sende Aslan’ın adamısın ben bunu nereden bileceğim?”dediğinde hak vermiştim.
“Anlaşılan birbirimize pek güvenemeyeceğiz olsun ama ben yine de merak ettiklerimi sorabilir miyim?”
“Tabi ki.”
“Bu sizin kardeşinizle aranızda ne var? Yani neden Mete’den nefret ediyor insan neden öz yeğeninden nefret eder ki?”
“Bu durum biraz geçmiş ile alakalı. Bizim Aslan ile babalarımız bir annelerimiz ise ayrıydı benim annem onun annesini öldürdü yani anlayacağın gayrı meşru olan istenmeyen çocuk Aslandı. Tabi ki ben onu hiçbir zaman öyle görmedim hatta Mete’nin annesi şahit ben ona ağabeylik ettim ama o beni ağabeysi gibi göremedi.”
“Bu yüzden mi kini?”
“Mete o zaman daha doğmamıştı Selen Melikeye hamileyken Aslan ona bir şey dedi. Ben küçüklüğümde gayrı meşru olduğum için ne kadar aşağılanıp ne kadar hakarete uğradıysam aynısını Eymen’in çocuğu da yaşayacak demişti ama beceremedi çünkü engel oldum.”
“Ve onu tımarhaneye kapattınız.”
“Doğru başaramadı ama belli ki vazgeçmedi daha da bilendi onu o zaman öldürmem gerekirdi ama yapmadım farkındasın zaten nasıl bir ruh hastası olduğunun. Asla mutlu insanlara tahammül edemiyor bir bebeğiniz olacaktı ona bile katlanamadı deli o bir deliğe kapatılması gereken bir ruh hastası.”dediğinde ona hak vermiştim adam zır deliydi zaten akıllı insan işi değildi bu.
“Kardeşinizin nerede olduğunu biliyor musunuz peki?”
“Biliyorum.”
“Neden o halde bir şey yapmıyorsunuz?”
“Elimden şuan bir şey gelmiyor çünkü saklandığı delik gerçekten çok korunaklı dışarıda bir ordu var artı olarak keskin nişancı koruması ile korunuyor o tımarhanede nasıl bu kadar güçlenmeyi başardığını inan bana bilmiyorum.”
“Keskin nişancı koruması var ise roket atar da atamayız.”sende taktın roket atara Karaca.
“Bırak roket atarı evi gözleyen uzak bir tepeye bile çıksan indirirler seni.”derin bir nefes aldım ve yanaklarımı şişirdim.
“Yani onu bir şekilde o delikten çıkarmamız gerekiyor.”
“Aynen öyle yardım ister misin?”dediğinde kafamı olumsuz anlamda salladım.
“Bilgiler için teşekkürler ama hala size güvenmiyorum.”hafifçe dişlerini göstererek güldüğünde ayaklandı bende ayaklandım onu kapıya doğru geçirirken bana döndü ve hafifçe omzuma vurdu.
“Bu işi uzatma Mete perişan oluyor.”yüzüm düşmüştü Mete’nin adını duymak bile moralimi dehşet şekilde düşürmüştü onun bu suçluluk duygusunda boğulması beni yeterince geriyordu ama kendime hakim olmak zorundaydım eski Karaca olmak zorundaydım.
“Bitirmeye oynuyorum zaten keyfimden ölmedim ben.”tövbe tövbe sanki harbiden öldün. “Ya ben Mete’ye bir şekilde oynayamaz insanları inandıramaz ya da ne bileyim içinizde bir köstebek vardır diye söylemedim ama siz benim yaşadığımı bir şekilde öğrendiyseniz eğer-“
“Hastanenin arka tarafında arabam vardı gizlice çıkarken gördüm saçlarından tanıdım bir de bileklerindeki bandajdan yani benden başkası görmedi merak etme.”
“Ha anladım sağ olun.”gittiğinde ardından kapıyı kapatacakken yemek siparişi gelmişti hızlıca ayakkabılıkta duran para ile ödediğimde getiren kişiden yemeği aldım ve kapıyı kapatıp salona geçtim.
Benim cins bir huyum vardı ne kadar yatak odası da olsa ne kadar rahat yatağım da olsa ben dönüp dolaşıp yine salondaki koltuklarda kendimi rahat buluyordum. Ameliyat olduğumda da evimin koltuğundaydım Egemen’in evindeyken de koltuktayım aslında içeride benim için ayırdığı bir oda var ama işte ben koltuğu seviyorum.
Ne bileyim koltuk bana daha rahat salon bana evde sanki yalnız değilmişim izlenimi veriyordu. Sanki koltukta uyursam içeriden fotoğraflardan tanıdığım annem gelecekmiş de üzerimi örtecekmiş gibi geliyordu ya da babam gelip saçlarımı okşayacakmış gibi hissediyordum.
Tabi bunların hiç biri olmuyordu ama bir umuttu işte öylece salonda uyuyordum en azından rüyamda gelseler olmaz mıydı? Bazen kendimi o kadar yalnız hissediyordum ki ölümün bile bana insanlardan daha yakınmış gibi geliyordu.
Bunca yalnızlıkla yıllarca tek başıma savaşmışken şimdi etrafımda birilerinin varlığına alışmak bana feci koymuştu. En başından belliydi birilerine bağlanmamam gerektiği ama ben Mete’yi ilk gördüğüm anda beri bir etkileşim vardı gıcıklık ve nefretle başlayıp hoşlantıya dönen bir etki.
Ne demişler haddini aşan her duygu zıttına dönüşür. Haddimi aşan nefretim zıttına dönüştü ve sevgi oluştu kalbimde ki enkazın aralarında Mete’ye kocaman bir yer açıldı keşke açılmasaydı canımız bu kadar yanmazdı.
Keşke ikimizde düşman olarak kalsaydık belki bu kadar acı çekmezdik. Ben ona karşı sadece ufak bir hoşlantı duyarken bile her şey o kadar güzeldi ki tabi hayat bizi bu tatlı rüyadan da uyandırmayı başardı. Gerçekleri ve kim olduğumuzu düşmanlarımızı yüzümüze çarpmakla kalmadı üzerimize üzerimize yollayan hayata selam olsun.
Acaba bebeğimiz doğsaydı cinsiyeti ne olurdu? Kız ya da erkek ne fark eder ki sonuçta bizim olacaktı ikimizden bir parça. Elimi karnıma götürdüm ve hafifçe gülümsedim, şimdi bebeğim burada olsaydı karnım hafifçe şişmiş olacaktı ve ben onun varlığını hissedebilecektim.
Şimdi ise bomboş bir rahmim bile yok artık asla çocuğum olamayacak Mete’nin karşısına çıktığımda ise benim yaşadığımı gördüğünde bunca acıyı ve suçluluğa boşuna direndiği kendini paraladığını gördüğünde beni affetmeyecekti.
Kendimi böyle böyle paralamamın bir anlamı yoktu. Sehpadaki soğumaya yüz tutmuş olan yemek poşetini açtığımda bana dürüm söylediğini fark ettim. Paketi açıp ayranı da aldığımda oturduğum yerde yemeğe başladım.
Egemen ona kilitlediğim onca işten sonra anca akşama gelirdi zaten eve. Yemeğimi bitirdiğimde poşeti ve paketi toparlayıp çöpe attım ve banyodan ilk yardım kutusunu alıp bileklerimdeki dikişlere pansuman yaptım. Bileklerimi sardığımda güzelce bantladım ve ilaçlarımı alıp mutfakta suyla birlikte içtim.
Ellerimi düz tuttuğumda titreyip titremediğini anlamaya çalıştım. Çok fazla değildi ama hafif bir titreme vardı sanki zamanla oda geçecekti ve ben işlerime bakacaktım. Ne zamandır programlarımı kontrol etmiyordum zaten sayfayı geçici süreliğine dondurmuştum.
Berkay’ı tufaya düşürüp Aslan’ı bir şekilde ininden çıkarmam gerekiyordu bizim ormanlar kralının önüne bir yem atmak gerekiyordu ve gerekirse o yem ben olurdum. Gözümden akan yaşı silerken hafife güldüm, Mete’yi o kadar özlemiştim ki.
Sadece bir gün geçmişti ve yokluğu çok koymuştu benim yokluğumda canını bu kadar acıtmış mıdır? Beni özlüyor mudur yoksa benim ölümümden kendini sorumlu tutuyor mudur? Bunların cevaplarını şuan alamam ama elbet bir gün bu çile bitecek ve biz kavuşacağız.
Gözlerimi kapattım ve koltuğa uzandım kollarımı kendi bedenime sararken sanki o bana sarılıyormuşçasına bir hayale kapıldım. Kendimi o kadar kaptırdım ki kafamı yasladığım yastığı bile onun göğsüymüş gibi hayal ettim gözyaşlarım bir bir damlarken aslında onun benden bir parça olduğunu fark ettim.
O benim kalbimden bir parçaydı o benim nefesimdi benim her şeyimdi.