Elif Yılmaz Lunaparkta geçirdiğimiz o güzel saatlerden sonra ikimiz de hafif bir yorgunluk hissetmeye başlamıştık. Arabaya doğru yürürken Savaş birden durdu, başını hafif yana eğdi ve o çocuk gibi gülümsemesiyle bana baktı. “Bir dondurma yer miyiz?” diye sordu. Gözlerim parladı. “Tabii ki!” Bir lunapark klasiğiydi sonuçta. Eğlencenin, mutluluğun üstüne gelen o tatlı dokunuş... En yakın dondurmacıya yürüdük. Savaş benim için çilekli ve limonlu karışık bir külah aldı, kendine de sade bir top seçti. Külahlar elimizde, sokak lambalarının altında ağır adımlarla yürüyorduk. Gece hafiften serinlemişti ama içimde tarifsiz bir sıcaklık vardı. Her şey mükemmeldi. Öyle düşünüyordum en azından. Dondurmamdan bir ısırık almak üzereyken, Savaş’ın telefonunun titreşim sesi duyuldu. Cebinden çıkardı

