Kübra Valizimin tekerlekleri kaldırım taşlarının üstünde çatır çatır ses çıkarıyordu. Gri gökyüzü, şehirdeki ağır havayı iyice bastırıyordu sanki. Hatay’ın ara sokaklarında adımlarımı hızlandırdım. Kalbim güm güm atıyordu. Ama korkudan değil, sabırsızlıktandı. Savaş... Artık kaçamayacaktı benden. Buraya, onun hayatına yeniden girmek için geldim. Ne pahasına olursa olsun. Bir köşe başındaki küçük bakkalın önünde durdum. Yağmura benzer bir toz serpintisi vardı havada. Dükkanın sahibi yaşlıca bir amcaydı, şalvarı ve takkesiyle küçük taburede oturmuş çay içiyordu. Derin bir nefes aldım. Sonra en sahte gülümsememi takınıp ona yaklaştım. “Merhaba amca,” dedim tatlı bir sesle. Adam başını kaldırdı, gözlüklerinin ardından beni süzdü. “buyur kızım.” Bir an ne diyeceğimi toparladım. Doğru

