Karnına yattığım aslanın ipek kadar yumuşak tüyleri yanaklarımı gıdıklarken gözlerimi bembeyaz bulutların dans ettiği mavi gökyüzünden ayıramıyordum. Üzerimizde gökdelen gibi uzanan yemyeşil ağaçların gölgesi güneşin yakıcı ışınlarına bir kalkan görevi görüp huzurla bizi sarmalıyordu. Rüzgarın tatlı esintisi ağaçların yapraklarını hışırdatırken, kuşlar neşeli cıvıltılarıyla bu muhteşem anı bir orkestraya dönüştürüyordu.
Kanatları pembe ve mor renk cümbüşüyle kaplı bir kelebek burnumun üzerine hafifçe konup tekrar havalandı. Ah, hayatımda gördüğüm en güzel kelebekti! Birkaç saniye yüzümün üzerinde uçtuktan sonra narin kanatlarıyla spiraller çizerek benden uzaklaşmaya başladı. Hayır! Onu daha fazla seyretmek istiyordum.
Hızla yerimden doğrulup oturur pozisyona geçtim. Kelebek çimlerin arasındaki papatyalara dokunacak kadar yakından uçarak aramızdaki mesafeyi açmaya başladı. Panikle ayağa kalktım. Kelebeğe doğru bir adım attığımda sırtımda nefesini hissettiğim aslanın derinden gelen hırıltısını duydum. Arkama doğru temkinli bir şekilde döndüm.
Aslan arka ayaklarının üzerinde otururken gözleri bana kilitlendi. İçimde kısa bir anlığına olsa da panik yüzeye çıktı. Ön ayaklarının üzerinde hafifçe kalkarken gözlerini benden ayırmadı. Burnu tuhaf bir koku alıyormuşçasına hafifçe hareket ediyordu. Tüm azametliyle havaya kalktığında kendimi onun yanında bir karınca kadar küçük hissettim. Bana doğru yaklaşırken birkaç adım geriledim. Ben geriledikçe aslan benden daha büyük adımlarla aramızdaki mesafeyi kapatıyordu. Çıplak bacaklarım hafifçe titrerken sırtımın buz gibi bir ağacın gövdesine dayandığını hissettim. Ama gözlerimi önümdeki aslandan ayıramıyordum. Sanki gözlerimi ondan bir saniye ayırsam üzerime atılmaya fırsat bulacak ve parçalara ayıracaktı. Aramızdaki tüm mesafeyi kapattığında yüzüm yelelerine değecek kadar yakındı. Bana zarar vermek isteseydi bunu çoktan yapabilirdi, ama o yalnızca gözlerime bakmaya devam ediyordu. Gözlerinde buz gibi yanan bir alevin ışığını gördüğümde onu sakinleştirmek için bir elimi başımın üzerinden şelale gibi akan yelelerine yaklaştırmaya başladım.
Bu çok aptalca bir fikir de olabilirdi. Yapmak üzere olduğum şeyin riskiyle nefes almak bile aklıma gelmiyordu. Kanım korkuyla vücudumu yakmaya başladı. Kulaklarım kalp atışımın sesiyle davul gibi çalıyordu. Güm güm… Güm güm… Güm güm…
GÜM…
GÜM…
GÜM…
‘’Kalk artık!’’
Aslanın gözümün önündeki heybeti silikleşirken ona tutunmaya çalıştım. Dudaklarımdan sessiz bir fısıltı döküldü. ‘’Gitme!’’
Güm…
‘’Tüm gün burada seni bekleyemem!’’
Ellerim kocaman bir boşluğu kucakladığı an farkındalıkla gözlerimi sonuna kadar açtım.
Gün ışığı tüm parlaklığıyla odamı dolduruyordu. Gözlerimin ışığa alışması için birkaç defa açıp kapattım. Derin bir nefes alıp yatakta doğrulmaya çalıştığımda belimi saran güçlü bir kol tarafından yatağa geri çekildim.
‘’Şşşş! Kapıyı şu an açamazsın.’’ Arkamdan bana sarılan kolun sahibi fısıldayarak konuşmuştu.
O anda ne olduğunu idrak edebilmiştim. Leomord gece kendi odasına geri dönmemişti. Peki biz tüm gece birbirimize sarılarak mı uyumuştuk? Midemde rahatsız edici bir kıpırtı hissettim. Bu kesinlikle açlıktan kaynaklı bir kıpırtı değildi. Vücudumu yavaşça sırtımı dayadığım adama çevirdim. Yüzlerimiz en ufak ayrıntıya bile hakim olacak kadar birbirine yakındı.
Uyku sersemi mavi gözlerinde biraz oyalandım. Tanrım! Gerçek olamayacak kadar parlaktılar. Bu düşünce midemdeki hissin şiddetlenmesine sebep oldu.
‘’Senin gideceğini sanıyordum.’’
Gözlerini dudaklarım ve çenemde gezdirirken sessizce cevap verdi. ‘’Ben de öyle sanıyordum.’’
Güm…
Güm…
‘’Artık içeride öldüğünü düşünmeye başlıyorum!’’
Natalie’nin yüksek sesi bizi kendimize getirdi. İkimiz de aramıza koca bir boşluk açıp yataktan fırladık. Leomord ellerini panikle saçlarında gezdirdi. Tamamen çıplak vücudunda sabah ereksiyonunun izlerini görebiliyordum.
Ben şokla olduğum yere çivilenmişken o aceleyle gözlerini yerde duran giysilerin üzerinde gezdirdi. Yerde duran iç çamaşırını bacaklarına geçirip bir köşeye atılmış gömleğini yerden kaptı ve telaşla üzerine geçirdi.
‘’Ne yapacağız?’’
Sorusu ve tavırları karşısında tüm mantığım devre dışı kalmıştı. ‘’Yatağın altına gir!’’
Hızlı adımlarla aramızdaki boşluğu kapattım ve onu kolundan çekiştirmeye başladım.
‘’Leila! Saçmalama. Sence ben oraya sığabilir miyim?’’ Yüzündeki panik gitmiş yerine muzip bir ifade gelmişti. Ben onu çekiştirmek için ecel terleri dökerken o kaya gibi yerinden kımıldamıyordu. Yanaklarım panikle yanmaya başladı. Natalie ısrarla kapıya vurmaya devam ediyordu.
‘’Dur.’’ İki eliyle kollarımı tuttu ve beni kendine çevirdi. ‘’Ben balkona çıkacağım, sen de Natalie’yi bir şekilde gönder.’’ Şu an o kadar mantıklı konuşmuştu ki onu öpebilirdim!
Ellerini kollarımdan nazikçe ayırırken bir aptallık yapmamdan korkuyormuş gibi gözlerimin içine bakıyordu. ‘’Sakin ol!’’
Kahretsin. Bu olay beni neden bu kadar germişti ki? Ona ihtiyatla baş salladım. Aklımın yerine geldiğinden emin olmuş olacak ki büyük adımlarla balkon kapısına gidip gözden kayboldu.
Yerde duran takım elbisenin ceketini ve pantolonunu odadaki gardıroba tıkıştırıp aceleyle kapıya doğru yürüdüm.
Kapıyı açtığımda Natalie sinirli gözlerini devirdi. ‘’Hiç açmayacaksın sandım.’’
Beni kenara itip odaya daldı.
Bizi ele verecek bir şeylerin ortada kalmış olmasının telaşıyla gözlerimi odada dolaştırdım. Dün gece giydiğim yeşil elbise ve ayaklarımdan ne zaman çıktığını bilmediğim topuklu ayakkabılarım bir ceset gibi odanın ortasında seriliydi. Makyaj aynamdaki bazı eşyalar yerlere düşmüştü. İç çamaşırımsa yatağın tam ayak ucunda gözler önündeydi. Siktir! Şu an da iç çamaşırı giymediğimi tamamen unutmuştum.
Natalie telaşlı tavırlarımı fark etmiş olacak ki tek kaşını kaldırarak yüzüme baktı.
‘’Ne sikim oluyor burada?’’
Elimle yüzüme düşen saçları geriye ittim. ‘’Hiç… hiçbir şey. Sadece güzel bir rüya görüyordum ve sen her şeyin içine ettin.’’ Nefeslerim titrek çıkmıştı.
‘’5 dakikadır kapıyı yumrukluyorum Leila, gerçekten başına bir şey geldi sandım.’’ Arkadaşıma daha dikkatli bakınca kapıyı açtığımda gördüğüm şeyin aslında endişe olduğunu fark ettim. Benim için oldukça endişelenmişti.
Ona doğru yaklaşarak yatağın ayak ucunda durdum. İçini rahatlatabilecek bir şey söylemem gerekiyordu. ‘’Dün gece odama geldiğimde çok sarhoş olduğumu hatırlıyorum. Alkolün etkisi sanırım hala üzerimde. Bunun için kapıyı duymamış olabilirim. Üzgünüm.’’ Eh yalan da sayılmazdı.
Arkadaşım anlayışlı bir şekilde kafasını salladı. Gözleri ayaklarımın ucunda duran iç çamaşırıma takılınca kafası karışmış bir şekilde yüzünü yeniden bana kaldırdı.
‘’Dün gece buraya tek başına mı geldin?’’ Sorusu tek başıma gelmediğimi bildiğini ima eder gibiydi.
‘’Hıhıı…’’ Sesim çok güçsüz çıkmıştı. Arkadaşıma yalan söylemenin rahatsızlığıyla yerimde kıpırdandım. ‘’Tek başıma geldim.’’
Üzerimdeki beyaz tişörte ve tişörtün bittiği noktaya odaklandı. ‘’Peki külotun neden bacaklarının arasında değil?’’ Sesi beni sıkıştırmaktan keyif alıyor gibiydi.
‘’Tam olarak hatırlayamıyorum.’’ Onu ikna etmek için elimi alnıma götürdüm ve gözlerimi kısıp düşünüyor gibi yaptım. Kahretsin, hiç iyi bir oyuncu değildim. Benim bu halim onu her geçen saniye eğlendiriyormuş gibiydi.
‘’Dün gece seks yapmadın yaniiii?’’ Son kelimesini uzatarak söylemişti. Bana doğru biraz daha yaklaştı kısılan gözleriyle beni baştan ayağa süzdü. ‘’Bana şu an çok ‘seks sonrası tazeliğindeymişsin’ gibi geliyor.’’
Tanrım o kadar anlaşılıyor muydu?
Bu soru dün geceyi hatırlamama ve kanımın yeniden kaynamasına sebep olmuştu.
‘’Hey! Sessiz ol.’’ Natalie’nin koluna ufak bir çimdik attım. Sonuçta Leomord hala balkondaydı. Ah! Ne güzel bir de uğraşmam gereken o vardı değil mi? ‘’Odama gelip sadece uyudum.’’
İnanmadığını belli edercesine muzipçe yüzüme baktı. ‘’Dün çakmak adam senin ardından salondan apar topar çıktı. İkiniz de geri dönmediğinizde sonunda onu gerçekten becerdiğine ikna olmuştum.’’ Yüzüne sahte bir üzgünlük ifadesi yerleştirdi. ‘’O aşırı seksi adamla yalnızca sohbet ettiğine inanmamı beklemiyorsun herhalde.’’
Beni fena halde sıkıştırıyordu.
Boğazımı temizledim. ‘’Aslında neredeyse sadece sohbet ettik.’’ Hay aklıma sıçayım, ben niye aptal bir kız gibi sürekli pot kırıyordum?
‘’Neredeyse?’’ Tek kaşını havaya kaldırdı.
Ona karşı biraz dürüst olmaya karar verdim çünkü bu durumu toparlayabilecek zekaya şu an sahip değildim.
‘’Önce biraz konuştuk. Tam yakınlaştığımız sırada biri tarafından rahatsız edildik. Sonra da o gitti.’’
Lütfen daha fazla soru sorma. Lütfen! Lütfen!
‘’Kim tarafından?’’ İyice üstüme gelmeye başlamıştı. Kafamı toparlayıp hikâyenin gerçeklerini ona yalnızca bilmesi gerektiği kadar anlatmaya karar verdim.
‘’Leomord. Bizi o şekilde görünce ve ben biraz sarhoş olunca adamın beni rahatsız ettiğini düşünmüş.’’ Kısık bir nefes alıp devam ettim. ‘’Sonra beni odama getirdi.’’
Natalie şimdi biraz sinirlenmiş görünüyordu. Odanın köşesine yürüyüp koltuğa kendini bıraktı. ‘’Bana lütfen şaka yaptığını söyle. Tam cesaretini toplamışken bu had bilmez adama ağzının payını verdiğini söyle.’’
Şimdi nabza göre şerbet vermem gerekiyordu. En az onun kadar sinirli görünmeye çalıştım.
‘’Tabi ki verdim! Had bilmez işte. Güya kendinin kahramanlık yaptığı sanıyordu!’’ Sesim gerçekten öfkeli çıkıyordu. Güzel. ‘’Ben de ona siktirip gitmesi gerektiğini söyledim ve kendimi odaya attım.’’
Natalie söylediklerimden sonra biraz daha gevşemiş gözüküyordu. At kuyruğu yaptığı sarı saçlarını bileğinin etrafında bir kere döndürerek bir of çekti. ‘’Tatlım, üzülme! O adamla bir araya gelmen için elimden geleni yapacağım. Eğer onu yeniden göremezsek de sana en az onun kadar seksi başka bir şarj aleti bulacağım.’’ Kendinden çok emin görünüyordu. Bu beni çok korkutuyordu çünkü Natalie aklına koyduğu şeyi kesinlikle yapardı.
Gözlerini oda da yeniden dolaştırdığında yüzünde farklı bir şüphe kırıntısıyla bana baktı. ‘’Peki seks yapmadıysan neden külotsuz uyudun?’’
Siktir. Buna gerçekten ne cevap verecektim? Panik başımdan aşağı kaynar sular gibi dökülmeye başladı. Aklıma gelen ilk cevap verdim.
‘’Odaya geldiğimde… şey, hala yaşadığım anın heyecanındaydım. Anlıyorsun ya.’’ Yine saçma sapan konuşmaya başlamıştım. ‘’Kendim tatmin olmaya çalıştım…’’ Ağzımdan çıkan laflardan sonra utançtan yüzümün kıpkırmızı olduğuna adım kadar emindim.
Kahkahası tüm odayı çınlatmaya başladı. İyi yanından bakarsak ikna olmuştu.
‘’Bu çok… haahahh çok iyi. Aferin kızıma.’’ Koltukta gülmekten sarsılan karnını tutuyordu. Bu kadar yeterdi. Oda da huzursuzca adımlayım karşısında geldim.
‘’Natalie bugün kendimi çok yorgun hissediyorum. Biraz daha uyuyup öğleden sonra size katılırım.’’ Bu konuyu kapatmak için oldukça güzel bir zamandı.
Onay verir bir şekilde kafasını sallarken hala gülüyordu. ‘’Tamam tamam, hazır olduğunda beni ararsın. İyi uykular pornocu afet!’’ diyerek sallana sallana odadan çıktı.
Odadan çıktığında derin bir nefes vererek kendimi büyük bir gürültüyle sırt üstü yatağa attım ve gözlerimi kapattım.
‘’Ne eğlenceli bir sohbetti ama!’’ Gözlerimi açtığımda Leomord’un gülmekten ikiye ayrılmak üzere olan yüzüyle karşılaştım.
Yataktan doğrulup parmağımı yüzüne salladım. ‘’Sen orada dikilip bizi mi dinledin?’’
‘’Teknik olarak hayır ama arkadaşın o kadar gürültücü ki sohbetiniz birazcık dikkatimi çekmiş olabilir.’’ Gülüşü gamzesini gözüme sokmak ister gibiydi.
‘’Bu çok ahlaksızca bir davranış!’’ Sesim hafiften yükselmişti.
Ona uzattığım parmağımı tutup incelemeye başladı. ‘’Kendini tatmin etmenin de çok ahlaklı olduğunu sanmıyorum.’’
‘’Ben kendimi tatmin etmedim!’’ İşte şimdi sinirlenmiştim.
‘’Canım, bunu zaten biliyorum.’’ Halinden çok keyif alıyormuş gibiydi. ‘’Dediğin gibi bana ‘ağzımın payını’ çok güzel verdin.’’
Ne söylemek istediğini anlayınca küçük bir çığlıkla omzuna yumruk attım. O ise karşımda dikilip sadece gülüyordu. Bir insan güne daha ne kadar kötü başlayabilirdi?
‘’O kadar sinir bozucusun ki seni şu an boğabilirim.’’ Sesim ancak yavru bir kedi kadar tehditkar çıkabilmişti. Parmağımı ellerinin arasından kurtarıp banyoya gittim.
Aynadaki görüntüm karşısında minik bir şok geçirdim. Yanaklarım hafif bir kızarıklıkla sağlıkla parlıyordu. Gözlerim dün geceden kalan makyaj kalıntılarının arasında birer zümrüt gibiydi. Bu seks denen şey gerçekten de insanın yüzünden okunabiliyordu demek.
Yüzümü soğuk suyla yıkayıp tüy kadar yumuşak bir havluya kurulayıp banyodan çıktım. Gardıroba gidip pembe dantel bir külot giyerken Leomord’un koltuğa oturmuş beni izlediğini fark ettim. Yüzümü ona dönmeden ‘’Neden hala buradasın?’’ diye sordum.
‘’Pantolonum olmadan buradan ayrılırsam bir saate kalmadan tüm otel bizim eğlenceli gecemizi konuşmaya başlar.’’
Tabi ya, onun kıyafetlerini dolaba tıkıştırmıştım. Hızlıca gardırobun kapağını açıp siyah pantolonuyla ceketini çıkardım. Kıyafetlerini ellerimle top yapıp onu doğru fırlattım.
‘’Her erkeğe bu kadar kaba mısındır? Belki bu yüzden şimdiye kadar hiç kimseyle seks…’’
Öfkeyle parlayan gözlerimi gözlerine dikmemle sözleri yarıda kaldı. Bakışlarım onun muzip ifadesini anında ciddileştirmişti. Onunla bir kereliğine seks yapmış olmam ona geçmişimle ve deneyimlemeye fırsatım olmadığı konularla ilgili konuşma hakkını vermiyordu.
‘’Söylediklerine dikkat et Leomord. Geçmişim hakkında hiçbir şey bilmiyorsun!’’ Sesim normalden biraz daha yüksek çıkmıştı. Belki de birazcık da üzgün. ‘’Seninle seks yapmış olmam bu konuda her aklına geleni söyleyebileceğin anlamına gelmez.’’
‘’Üzgünüm.’’ Yüzündeki ifade tamamen ciddiye dönerken yavaşça pantolonunu giymeye başladı. Ceketini de üzerine geçirdikten sonra bana doğru birkaç adım attı. Aramızdaki mesafeyi kısaltarak konuşmaya devam etti. ‘’Dün gece yaşananlar aramızda kalacak, buna söz veriyorum. Ve bir daha tekrarı olmayacak. Buradan ayrıldıktan sonra her şeyi unutacağım. Seni kırdıysam ya da incittiysem özür dilerim.’’ Sesinde normalden farklı bir ton vardı.
Kafamı hafifçe aşağı yukarı salladım. ‘’Teşekkür ederim.’’
Kaşlarını çatarak bakışlarını dudaklarımda gezdirmeye başladı. Bana doğru minik bir adım atmasıyla göğüslerimiz birbirine değebilecek kadar yakınlaştık. Sıcak nefesini burnumun ucunda hissederken bakışlarım boncuk gibi gözlerinden dün gece öperken adını inlediğim enfes dudaklara kaydı. Tanrım, bir adamın yüzünün bu kadar yakışıklı olması da günah sayılmalıydı. Çünkü ben bu günaha bir kez daha kanabilecek kadar yakındım. Karnımın alt kısmı istekle kıpırdanırken dudaklarımı onun dudaklarına dokundurmamak için kendimle sessiz bir savaş veriyordum. Her yerim bir kez daha dudaklarının yumuşaklığını hissetmek için yanıyordu. Boynum kontrolümden çıkmış gibi santim santim dudaklarıma bakan adamın yüzüne doğru yükseliyordu. Leomord’da benimle aynı savaşı veriyormuş gibi çenesini sıkmaya başlamıştı.
Dudaklarımızın arasında yalnızca birkaç santim kalmışken aramızdaki yakınlaşmayı durduran o oldu. Yavaşça yutkundu ve geri çekildi. Az önce gözlerinde gördüğüm istekli karanlık, yerini adını koyamadığım soğuk bir ifadeye bıraktı. İçimde nedenini bilmediğim bir boşlukla beni baş başa bırakıp ‘’Ben gitsem iyi olacak.’’ Dedi.
Leomord kararlı adımlarla odanın kapısına vardığında ben kaldığım yerde huzursuzca kıpırdandım. Kapıyı açarken bana dönüp yumuşak bir gülümsemeyle gözleriyle üzerimi işaret ederken ‘’Bu arada sana yakışmış’’ demesi ‘’teşekkür ederim’’ diyebilecek kadar beni kendime getirmişti.
Sonra hafif bir tıkırtıyla kapıyı kapattı.
***
Leomord gideli 4 saatten fazla olmuştu ama ne uyuyabilmiştim ne de yataktan kalkabilmiştim. Kendimi aptal gibi hissediyordum. İki dakika önce sinirlerime hakim olamadan ona bağıran ben, iki dakika sonra beni öpmesi için umutla yüzüne bakacak kadar nasıl kendimi kaybetmiştim? Gerçekten de tam bir aptal gibi davranmıştım! Ne bekliyordum ki? Bana açıkça ilişki istemediğini söyleyen bir adama ikinci bir seksi mi? Üstelik yalnızca bir kerelik bir şey istediğimi de ona söylemişken.
İyi yanından bakmak gerekirse ben istediğimi fazlasıyla almıştım. O da yaşananlardan hiç şikayetçi değildi. Bu tam anlamıyla bir ‘kazan kazan’ olayıydı. Yani arada duygu falan olması mümkün değildi. Onun beni tekrar öpmesini istemem tamamen hormonlarımla alakalı bir durum olsa gerekti. Lanet hormonlar az kalsın beni rezil edecekti. Şu an umduğum tek şey Leomord’un bunu fark etmemiş olmasıydı. Ama geçirdiğimiz kısa vakitte onu tanıdığım kadarıyla fark etseydi kesinlikle benimle dalga geçecek cinsten biriydi. Bunu her fırsatta benimle uğraşmasından ve uygunsuz esprilerinden anlayabiliyordum. Bazen üzerine yerleşen çelik gibi ciddiyeti saymazsak sanki yaşam amacı geriye bir şey kalmayana kadar eğlenmekti.
Dün gece yaşananlar zihnimin kenarından süzülünce yatağa iyice gömülme dürtüsünü bastıramadım. Harika bir şey yaşamıştım. Ama bu beraberinde pişmanlığı da doğurmuştu. Kendimi yıllarca bundan mahrum bıraktığım için içimden sessizce küfürler ediyordum. Dün gece her anlamda bambaşka biri gibiydim. Bu yeni halimi çok ama çok sevmiştim. Fakat bunu bir daha yaşayabilecek cesareti kendimde bulamamaktan da korkuyordum. Beynimin içinde sessiz bir ‘ya bundan sonrakiler seni bu kadar memnun etmezse?’ sorusu dönmeye başladı. Korktuğum bir diğer şey de işte buydu. Bu tecrübesiz halimle bile gerçekten üst düzey bir deneyim yaşadığımı biliyordum. Çünkü aktif cinsel hayatı olan kadınların çoğu bile hayatlarında tam anlamıyla bir ‘gerçek’ bir boşalmayı deneyimleyemiyordu. Ama ben bunun nasıl bir his olduğunu ilk seferimde öğrenmiştim. Bu mükemmellik yeni deneyimlerim için cesaretime ket vurabilecek bir gerçekti.
Yataktan kalkıp duşa girdiğim zaman zihnim biraz rahatlamıştı. Yine de suyun altındaki her hareketimde vücudumdaki tatlı sızlamalar dün gecenin anılarını haykırıyor gibiydi. Her haykırış aklıma Leomord’u bir kez daha getiriyordu. Gözlerimi kapattığımda karşıma onun güzel yüzü ve bir tanrı kadar kusursuz vücudu geliyordu. Beni kollarının arasında sanki bir minyatürmüşüm gibi kontrol eden gücü, vücudumda gezinen yumuşacık parmakları, alev alev yanan mavi gözleri, dudaklarıma değen kor gibi dudakları… Siktiğimin adamı bu kadar yakışıklı olmasaydı belki onu kafamdan atmam daha kolay olabilirdi. Ama bu sabah bunun tekrarı olmayacak bir şey olduğunu çok net bir şekilde söylemişti. Ben de zaten ‘ilişki adamı olmayan’ biriyle bir şeyleri oldurmaya çalışmayacak kadar aklı başında biriydim. Kendisi bana söylemişti ‘ben senin ilişki yaşayabileceğin türden biri değilim.’ Acaba gerçekten ‘ben’ mi onun ilişki yaşayamayacağı türden biri değildim yoksa ben ve tüm kadınlar mı böyleydi? Neyse. Önemli değildi çünkü burada 3 haftadan az bir zamanım kalmıştı. Beni bekleyen karmaşık dünyama döndüğümde Leomord yalnızca ufak bir anı olarak geride kalacaktı…
***
Duştan çıktığımda biraz uyuyabilmiş kafamı toparlamıştım. Akşama kadar odamda kalıp sonunda Natalie’nin ısrarıyla akşam yemeğinde onlara eşlik etmiştim. Şükür ki, yemek sırasında da dün ile ilgili çok fazla konuşmamıştık. Sadece gecenin ne kadar harika olduğu ve benim muhteşem performansım konuşulmuştu.
Dünkü etkinlikten sonra otelde bugün için büyük bir organizasyon düzenlenmemişti. Bizde bu sakinliği fırsat bilerek sahile gidip biraz temiz hava almaya karar verdik. Sahilde yine küçük gruplar ateş çukurlarının başında oturmuş biralarını içiyordu ama bugün kalabalık önceki günlere göre daha azdı.
Kendimize içecek bir şeyler aldıktan sonra boş bir ateş çukuru bulup başına oturduk. Robert omzunu Natalie’ye atmış onu kendine iyice yapıştırmıştı. İkisinin bu hali içimi sıcacık bir duyguyla doldurdu.
‘’Gerçekten sizin adınıza çok mutluyum.’’ Sözler ağzımdan çok sakin ve huzurlu çıkmıştı.
Robert Natalie’nin sarı saçlarına bir öpücük kondurup bana döndü. ‘’Ben de hayatıma anlam katan bir kadın bulduğum için çok mutluyum. Aynı zaman da çok şanslı.’’ İkisi birbirine sevgi dolu gözlerle baktı.
‘’Bir gün sen de yanındayken sana tüm dünyayı unutturacak bir adam bulacaksın.’’ Natalie sıcak bakışlarıyla beni inceliyordu. Elimde tuttuğum koladan bir yudum aldım.
‘’Bir gün…’’ Gözlerim biraz uzaklara baktı. ‘’Size bir şey itiraf edeyim mi?’’
İkisi de söyleyeceğim şeyi bekliyordu. Kola şişesinden nemlenen elimi siyah şortuma sildim.
‘’Ben çocukken hep bir adamın gelip beni olduğum çukurdan çıkarmasını bekledim. Kendime o kadar inancım yoktu ki kurtuluşu hep başkasında aradım.’’ Bunları yüksek sesle söylemek beni zorluyordu. Ama bir psikiyatrist olarak içimde tuttuğum şeylerin bana ne kadar zarar verdiğini ve bunları dışa vurmanın da iyileşmenin başlangıcı olduğunu biliyordum. O yüzden konuşmaya devam ettim.
‘’Babamın benim fikrimi almadan Elliot’la bir evlilik anlaşması yapması bile bana kendimi güvende hissettirmişti. Çünkü onun iyi biri çıkma ihtimali benim gerçekten özgürlüğüm olabilirdi. İlk başlarda da öyle sandım. Gayet nazik, kibar ve hoş biriydi.’’ Derin bir nefes alıp birkaç saniye içimde tuttum.
Natalie devam etmem için başını hafifçe öne salladı.
‘’Fakat içimden bir ses her zaman onun kendini bana gösterdiği kişi olmadığını biliyordu. Belki bunun için bana kızacaksın Natalie…’’ arkadaşımın anlayış dolu gözlerinin içine baktım. ‘’ama bunu bile bile yine de onunla evlenecektim.’’ Beni yargılamayan şefkat dolu kahverengilikleri inceledim. Robert ise sanki sessizce bana destek oluyordu.
‘’Sizi son günlerde böyle gördüğümde içimde minik bir umut hissetsem de artık benim kurtuluşumun ya da mutluluğumun kaynağının bir erkek olmadığını biliyorum. Bundan sonra ben kendimin kurtuluşu olacağım.’’ Bu sözler ağzımdan dökülürken göğsümde bir rahatlama bulutu gezindi.
Natalie’nin gözlerinin belli belirsiz dolduğunu fark ettim ama bir şey söylemedi.
Gecenin kalanında çok fazla konuşmadan yalnızca dalga seslerini dinledik. İlerleyen saatlerde diğer gruplar gibi bizde oradan ayrılıp sessizce odalarımıza döndük.
— — — — — — — — — — —
Merhaba kitap kurtları… 🐛
Sizce Leila’nın söylediği gibi ‘Leomord ufak bir anı olarak’ kalacak mı? 😌🔥
📖
🔥