2. bölümün adı; Anka
"İnsan kırıldığı yaştadır."
Ben doğmuştum, dünya'ya gözlerimi açtığım andan itibaren susturmuşlardı beni. Avuçlarıma dünya'nın yükü verilmişti, sorumluluklar yüklenmişti küçücük bedenime. Ve ben tam beş yaşında büyümek zorunda bırakılmıştım,içimde boğuştuğum çığlıklarım olmuştu her zaman, dudaklarımın arasında fısıltı gibi çıkan çığlıklarım. Ben tam beş yaşında öldürülmüştüm,çocukluğum orada can çekişmişti ilk defa, çığlıklarım ilk defa bu kadar çok duyulsun istemiştim, ben çocuk aklımla melek olmayı dilemiştim o gece.
İnsan kırıldığı yaştadır ve ben hala beş yaşındaydım,hala o küçük çocuktum, ellerine bulaşmış kanla,bedenim de hissettiğim yoğun acıyla. İkiye bölünmüştüm o gece, bir yanım beş yaşındayken, diğer tarafım büyümüştü. Dünya'nın zalimliğini görmüş, susmayı öğrenmişti. Bu yüzden yıkamazdı beni kimse, ben yıllarca ayakta kalmışken şimdi gelip kimse öldüremezdi beni.
Küçük Rüya için yaşıyordum ben,yaşamaya devam edecektim. Buğulanan gözlerimi sildim elimin tersiyle,ağlamayacaktım. Güçlüsün diye fısıldadım kendime, ayağa kalktım adımlarımı biledim bir bıçakmışçasına ve her attığım adımda içimdeki çocuğun güçlendiğini hissettim.
Salonu nihayetinde bulduğumda koltuklardan birine oturdum rahatsızca, bir yabancının evinde ne kadar rahat olabilirdim ki sanki. Her ne kadar bir yabancı desemde bu adama , gözlerinde bir tanıdıklık vardı. İçimde ki ses ona güvenmemi söylüyordu, bir diğeriyse buradan kaçmamı lakin kaçmamı engelleyecek zincirlerim vardı ve bir kaç adımdan öteye iznim yoktu gitmeye.
"Kaçtığını sandım." Korha'nın şakayla karışım kurduğu cümle, Bediz'in gözlerinde ki nefrette can çekişmişti. Kaçmamdan mı korkuyordu? Yoksa oyununu bozacağımdan mı?
Pürüzsüz yüzü için yaratılmış donuk mavi irisleri'ni tamamlayan pembe dudaklarına kaydı istemsizce bakışlarım. Dudakları kıvrıldı yukarıya doğru, çok tehlikeli bir gülüştü bu bi' o kadar mükemmel, hayran olunası bir gülüş. Ona olan bakışlarımı zilin evin içinde yankılanan sesiyle fark ettim, utançla önüme kitledim bakışlarımı, halı yoktu ki size desenlerini,nasıl işlendiğini, halının tarihçesini anlatayım.
Bediz zilin hala çalmasına öfkeyle bir kaç şey mırıldanırken,Korhan sakin bir şekilde kalkıp kapıya ilerledi ve şiparişleri alıp geri döndü. O kadar farklıydılar ki,birinde çözemediğim şeyler vardı, diğeri hayat doluydu. Biri nefretle bakarken,biri şefaketle bakıyordu. Sanki biri hiç sevilmemişti, diğeriyse hiç istemediği kadar sevgiye boğulmuştu. Hayat ikisine de farklı yaklaşmıştı ve anladığım kadarıyla aramızda hayatın tek güldüğü kişiydi Korhan.
"Pizzalarımız da geldi!" neşeli sesi salonu dolduruyordu, ne bu neşe oturda ağla biraz diyesim gelmişti. Acımasız bir kız değildim sadece bulunduğum, durum saçmaydı, beni kaçırmışlardı ve oturmuş pizza sipariş ediyorlardı.
'Pizzalarımız da geldi, hadi kaçırdığımız kızla oturup bunları yiyelim sonra onu nasıl kaçırdığımızı konuşur biraz mizahını yaparız,' Korhan'ın cümlesini kendi içimde tamamlarken, komik değildi aksine sinir bozucuydu. Önüme koyduğu pizzadan bir dilim alıp uzattı bana doğru, elime aldım, yüzlerine bomboş bir ifadeyle baktım, "Yesene," dedi elimde ki pizzayı,elindeki pizza ile gösterirken. Ufak bir ısırık aldım pizzadan,aç olmadığımı fark ettim, iki gündür hiç bir şey yemememe rağmen. Elimde ki dilimi Pizza kutusuna geri bıraktım,"Yesene," dedi Korhan başımı iki yana salladım, cevabım netti, "İstemiyorum." dedim.
Aldım can kırıklarımı, adımını attığım her yere serptim, benim can kırıklarım onların canlarına değsin diye. İlk başta zorla itildiğim odaya girdim isteğimle, gözlerimi açtığım yatağın yorganını kaldirıp usulca girdim arasına, kıvrıldım cenin pozisyonuna gelene dek. Küçülmek istedim, yok olmak. Olmadı, yıldızlar kaydı, dileklerimi dilemek için her defasında geç kaldım. Bende vazgeçtim dileklerimden, hayallerimden. Gözlerimi kapadım, uyku beni kollarının arasına çekti sessiz sedasız,karşı koyamadım,belki de koymak istemedim.
Gözüme gelen güneş ışığını engellemek için ellerimi gözüme siper ettim, bedenimi kaldırmak istedim yataktan, sonra belimde ki kolların varlığını hissettim. İrkilerek ardıma döndüğüme uyuduğunu gördüm, her insan ne kadar da masumdu uyurken. Keşke hep uyusaydık,keşke hep masum kalsaydık. Kıpırdanmamla gözlerini aralayıp yüzüme baktı,dağınık saçları, uykulu gözleri çok dikkat çekiciydi.
Gözlerimi yumup açtım, kendine gel Rüya! Sertçe kollarını belimden ayırdım, "Yatacak başka yer bulamadın mı?!" dedim sinirle. Ani çıkışımı beklememiş olacak ki bir an afalladı,"Benim odamdasın," dedi alay eder gibi bir yüz ifadesi takınarak.
"Burada ben varken yanıma geliyorsun, yatıyorsun. Sapık mısın?" birbiri ardına sıraladığım saçma cümlelerim onun suratındaki alaycı ifadenin yerini yine soğuk bir ifadeye bıraktı.
"Yatağıma girmeyecektin." dedi kaşlarını çatıp. Yaptığı ima çok iğrençti, "Sen!" dedim doğru cümleleri seçmeye çalışırken. Yüzüne tokat atmak için kaldırdığım elimi yüzüne çok yakın bir mesafe kala tuttu, bileğimi arkaya doğru bükerek beni yatağa yatırdı, burnundan soluyordu, "Buna bir daha cüret etme!" dedi, sesi odanın duvarlarına çarpıyordu.
Kasılan vücuduma rağmen korkumu yenip yüzüne tükürdüm, "İğrençsin sen!" diye bağırdım tüm gücümle. Kıvırdığı kolum, sıktığı bileğim acıyordu, yüzündeki tüm hatlar gerildi, çenesinin kasıldığına şahit oldum. Boşt olan eliyle yüzündeki tükürüğümü sildi,"Ben yerinde olsam Anka, azrail bir nefes kadar uzağımdayken kendi aleyhime çevirmezdim ölümün keskin bıçaklarını."
"Anka'nın hikayesini bilmiyormuş gibi konuşuyorsun!" dedim, sesimden çıkan güven onun gözlerindeki duvarlara çarptı ve yok oldu. Dudakların beliren gülüş, zehir misali yayıldı vücuduma, ölüm ancak bu kadar güzel olabilirdi, bir katil ancak bu kadar kusursuz işleyebildirdi cinayetini.
"Küllerinden yeniden doğuyorlar ve sen her defasında küllerinden yeniden doğacaksın," yüzünü yüzüme yaklaştırdı,nefesini yüzüme üfledi, "Her defasında öleceksin Anka ve senin azrailin ben olacağım." dedi nefretini kusarcasına. Sıktığı bileğimi bıraktı, yataktan kalktı, odadan çıktı, gözden kayboldu. Bense kendi harabemle baş başa kaldım. Haklıydı Anka'ydım ben, küllerimden doğuyordum her defasında. Peki bir Anka ölümsüz müydü, yoksa sınırlı mıydı canları? Bir yerde küllerinden doğmayı bırakıyorlar mıydı,yoksa her defasında aynı acıya hapis mi oluyorlardı?