3. bölüm adı;Cennetin yasak elması
"Yasaklar cazip gelirdi insanlara ve ben ilk kez bir günahı bu kadar arzuluyordum."
Her insan büyürken biraz biraz eksiktir,belki de tüm çabamız bundandır,içimizde ki eksikliği görür ve tamamlamaya çalışırız. Zaman zaman kayboluruz, kendimizi, kim olduğumuzu, hangi amaç uğruna savaştığımızı unuturuz. En önemlisi neyi aradığımızı unuturuz, öyle ki adım attığımız sokaklar bizim sonumuz olur,adım atarız gözlerimizi kapatırız ve başka bir adımla gözlerimizi araladığımızda bambaşka bir yerde buluruz kendimizi. Kaybolmuşuzdur aslında ama en başından beri olmamız gereken yerdeymiş,evimizdeymiş gibi hissederiz ya. Ben evimdeydim,hiç tanımadığım bir adamın boyun girintisine başımı yaslamış,avuçlarım omuzlarındaydı ve ben burada hiç olmadığım kadar evimde hissediyordum.
Kâbus görmüştüm,yaşadığım anları, acıları bir bir tekrar yaşamıştım, öyle ki uykumda sayıklamış üstüne çığlık atarak uyanmıştım. Bana onca hakareti edip gittiğini sandığım Bediz ise bir anda ortada belirip beni kendine çekmiş,kafamı boyun girintisine yaslamış,kollarını onun yanında minicik kalan bedenime sarmıştı. Doğduğumdan beri tek amacım nefes almak olan ben,ilk kez huzuru bu adamın kollarında bulmuştum. Yanlışın eşiğindeydim, bu adam yanlıştı, bulunduğumuz konum yanlıştı ama her şey bi' o kadar doğruydu. Sanki bu adamın kollarında olmam gerekiyordu,sanki bulunduğumuz noktada olmam gerekiyordu ve sanki bu adam benim doğrumdu.
Bir adam nasıl yanlış kelimesinin vücut bulmuş haliyken,tüm doğrular ona sığınabilirdi ki? Kollarının arasından çıkmadım,aksine kaburgalarını ellerimle açıp kalbinin köşesine kıvrılmak istercesine daha sindim göğüsüne.
"Amacın ne?" dedim, sesimdeki huzur ona da yansıyordu,kafamı kaldırmak yüzüne bakmak istedim. Mimiklerini görmek, gerçekten söylediği kelimenin hissini yüzünde taşıyormuydu bilmek istedim. İzin vermedi, daha çok bastırdı kafamı göğüsüne.
"Zamanı gelince öğreneceksin Anka," dedi, sesini ilk kez bu tonda duyuyordum. Naif'ti, bir bebeği kucağına almış onu uyutmak ister gibiydi sesi. Yüzünü görmek isterdim, hissediyordum çünkü onunda mimikleri, duyguları vardı. O da hissedebiliyordu herkes gibi,sadece gizliyordu. Geçmişteki acılarından kaçabilmek için duvarlar örmüştü kendine,kimseyi o sınırlar içine almıyordu bunu görebiliyordum. Bu sert görünümünün,ruhsuz bakan gözlerinin altında dipsiz bir acı vardı. Yaralarını sarmak istedim o an,ruhuna yara bandı olmak istedim, tüm acıları kabuk bağlayıp yok olana kadar sarılmak istedim.
"Neren acıyor Bediz?" diye sordum fısıltıyla, elim kalbinin üzerinde,kafam göğüsünde yaslıydı. Kalp atışları,nefes alışları kadar yavaş ve düzenliydi. Sıcak nefesini saçlarımın üzerinde hissettim o an, dudakları aralandı geri kapandı. Merak içindeydim,yangının nerede olduğunu, neden başladığı bilmek istiyordum.
"Göremeyeceğin kadar derinde Anka, dokunamayacağın kadar yanıyor." Dudaklarını saçlarımdan çekti,geri çekildim biraz,Mavi irislerinde ilk kez acıyı hissettim. Paramparça bir adam vardı karşımdı, derinde diyordu acım, ne kadar derindeydi?
Ya yanmak istiyorsam?
Parmaklarımla hafifçe göğüsüne dokundum,derin bir nefes çekti ciğlerine odada ki tüm havayı ciğerlerine hapsedercesine. Sanki yanlış bir yeş yapmışçasına göz kapaklarını mavi irislerinin üzerine örttü, açtığındaysa yine aynı kişiydi. Örmüştü duvarlarını, açmıştı aramızdaki mesafesini,hüzünlü gözlerin yerini nefret dolu bakışları almıştı. Belimde ki kollarını çekip ayağı kalkmış arkasına dahi bakmadan çıkmıştı odadan.
Acı paylaştıkça hafifler derdi annem, paylaş ki hafiflesin acın,öyle bir paylaş ki sana kalmasın acından geriye bir şey. Peki sen neden paylaşmıyorsun acını? Kaybedeceğin acın değil mi yoksa, ne saklı kalbinde,acından başka ne saklı bedeninde.
Durma paylaş acını,sen acı değilsin çünkü, sadece acıya alışıksın, bir bağımlı gibi yaşamayı öğrenmişsin sadece.
Korhan elinde kıyafet ve ayakkabılarla içeri girdiğinde anlamayan bakışlarla baktım ona, "Gideceğiz de bir kaç parça şey getirdim sana." dedi elindekileri yatağın üzerine bırakıp bir şey dememi beklemeden odadan çıkarken. Getirdiklerini aldım eline, dizi yırtık siyah kot, postal botlar, deri ceket ve siyah bir tişört. İçimin karardığını hissettim bir an, tişört haricinde hepsini üzerime giyip,belime kadar uzanan saçlarımı açtım.
Gergindim,hani okulun ilk günü olur ya, tanımadığınız hocanız,annenizden ilk defa ayrı kalacağınız ve bir sürü insanın arasına karışacağınız gerçeği sizde ağlama isteği uyandırır. Elimden tutacak bir annem yoktu yanımda bende bu yüzden içimdeki küçük çocuğun elini tuttum sıkıca,tüm gerginliğimi atmak istercesine çektim ciğerlerime tüm havayı ve bir adım attım odadan dışarı.
Yeni hayatıma bir adım attım, neler bekliyordu beni bilmiyordum ama bildiğim tek şey eski Rüya'nın artık olmayışıydı. Anka'ydım ben bundan sonra.
Küllerimden doğacaktım!
Adımlarımı bıçak gibi kesen bakışları ürkmeme sebep oldu,neydi bu gözler de gördüğüm. Mavi irisleri tüm bedenimde dolaşırken rahatsızca bir iki adım attım bulunduğu yöne. Bakışlarını çekmedi, Korhan kapıya yöneldi. Kapıyı açıp çıktığında ardından ilerledim, arka koltuğa oturduğum zaman Korhan sürücü koltuğuna, Bediz ise onun yanına ön koltuğa oturmuş dikiz aynasından bana bakıyordu.
Göz kapaklarımı örttüm kahvrengi irislerimin üzerine,donuk bakışları beni korkutuyordu,mavinin buz tutmuş soğuk ve sert hali korkutuyordu beni. Daha bir kaç dakika önce uyanmış olmama rağmen sanki hiç uyumamış gibi hissediyordum,yorgun ve bitkin. Ayrıca midemin karnıma yapışmış olmasıda cabasıydı, sabah inat edip yemediğim pizza'nın arkasından ds ağlayamazdım. Arka koltukta cenin pozisyonu alarak yatıp gözlerimi kapattım, uyumak istiyordum,derin bir uykuya dalıp aylarca uyanmamak yılların tüm yorgunluğunu üzerimden atmak istiyordum.
Gözlerimi araladığımda burnuma dolan kokunun içine hapsolmak istedim,kolların sahibi beni iyice kendine çekerken bir yere taşındığımı farkettim. Huzursuzca kucağında kıpırdandığımda beni bir yere yatırdı,"Uyu," dedi ninni söyler gibi. İnkar etmek ister gibi gözlerimi aralamaya çalıştım,ellerimden destek alıp yatak başlığına sırtımı dayamaya çalıştım yapamadım. Günlerdir yemek yememen hasta etmişti belki de beni,vücudumda ağrılar hissediyordum, alışık olduğumdan çok umursamadım.
Korhan'ın eli alnımı bulduğunda endişeyle Bediz'e döndüğünü hissettim yatakta, "Ateşi var," dediğini duydum. Sırtımda ve dizkapağımın altında hissettiğim ellerle birlikte bir kucağa alınmıştım,kim olduğuna bakmak için gözlerimi aralamama bile gerek yoktu, kokusu eleveriyordu zaten kendisini. Ah, bu koku kaç kişiyi ateşin için atmıştır acaba, kaç kişiyi uğruna köle etmiş,ölümün eşiğine sürüklemişti.
Vücudum küvetin soğuk zeminine değince irkilmiştim,üşüyordum. Kocaman bir ateşin ortasında buza dokunuyordum, tenim yanıyordu sanki, buz tenimi yakıyordu. Bedenime nüfus eden soğuk su titrememi arttırırken,kollarımla kendimi sarmaya çalışıyordum ısınmak için. Belimde hissettiğim parmaklar,buz gibiydi. Buzdu bu üşütmesi gerekirdi,yakması değil. Peki neden tenime değen parmaklar beni yakıyordu? T-shirtümün eteklerini kavradı parmakları, ellerim özenle işlenmiş ince ve uzun parmaklarını bulurken, "Hayır," diyebildim sadece, ya da bilmiyorum. Fısıltım öylesine güçsüzdü ki ona ulaşmaması muhtemeldi. İtiraz edercesine daha sıkı tuttu parmakları t-shirt'ümün uçlarını, ellerini itmeye çalıştım,güçsüz olduğumu bile bile. "İstemiyorum," dedim bu defa, bağırmaya çalıştım fısıltılı çıkan sesimle.
Dinlemedi, üzerimde ki t-shirtü çıkartıp küvetin içine fırlattı, ellerini pantolonumun düğmesinde hissettiğim de güçsüzce araladım göz kapaklarımı, "Lütfen Bediz," dedim acizce buz gibi bakan gözlerinin içine,anlayışlı olması gerekirdi. Küvetin içine dolan su belime kadar ulaşmıştı, su buz gibi olsa da hissetmiyordum, alışmıştım sanırım. Göz kapaklarını ağır ağır örttü mavi irislerinin üzerine,"İzin ver." dedi, sesi sakindi,sabır diler gibiydi bir yandandan mayhoş ediyordu sesi.
Ellerinin üzerindeki parmaklarımı çektim güçsüzce,haraket edemeyecek kadar yorgun hissediyordum. Vücudum uyuşmuş gibiydi,ellerimi suya koyduğum halde hissedemiyordum sanki. Ölüm bu muydu? Bu kadar basit miydi, haklıydı belki de ölüm bir adım uzağımızdaydı, ben adımlarımı ölüme doğru atmıştım. Şimdi hiç bir itiraz, hiç bir yok sayış değiştiremezdi içinde olduğumuz durumu. Gözlerimi daha fazla açık tutamayacağımı,görünüşüm bulanıklaşıp kararmaya başladığında anlamıştım. Fayansa yaslıdığım vücudum küvetin içine doğru kaydığını hissediyordum,belimi kavrayan eller düşmemi engellemiş dahası beni küvetin içinden çıkartmıştı. Hatırladığım tek şey tenime nüfus eden teni ve ciğerlerime dolan kokusuydu,unutmak imkansızdı zaten,asıl olay büyüsüne kapılmamaktı.
O cennetin yasak elmasaydı, günahın ta' kendisiydi o, yaratılan en güzel günahtı o, insanların bilerek işlediği ilk günah. Cennetinden çıkıp, cehenneme kapılarımızı araladığımız ilk günah ve ben bu günahın kefaretini ödemek istemiyordum.
Yasaklar cazip gelirdi her zaman işlememiş olana, hatta işlemiş olan vazgeçemezdi günahından tekrar tekrar yaşardı ta' ki vazgeçene dek. Yasaklar bana cazip gelmemişti hiç şu ana dek, ben ilk kez bir günahı arzuluyordum,ilk kez ve son kez belkide. Güçsüzce aralanan dudaklarım bir yasağı çiğnercesine çağırdı kendi günahını, "Bırakma," dedi. Öyle ki ben bile şaşırmıştım kendime, huzuru bulduğum bu kollar, şimdi de şifam olsun istiyordum, beni sarıp sarmalasın,iyileştirsin istiyordum. İhtiyacım olan tek şey buydu, birinin varlığını hissettmek,ona karışmak ve belki de kendi benliğimden sıyrılıp bir başkasına dönüşmek.
Üzerime eğilmiş,bir eli belimin yanında diğer eli havada kalmış şaşkın gözleriyle bakıyordu bana,elini tuttum, "Sorgulama," dedim yorgunca, "Sadece sarıl bana." gözlerime baktı sorgularcasına, az önce dokunuşlarından rahatsız olduğum adamdan bana sarılmasını istiyordum. Beni öldürmek isteyen adamdan huzuru istiyordum ben,bu ölüme sarılmaktı. Ben ölüm meleğime sarılıyordum. Bu tehlikeydi ve bir o kadar eşsiz bir duygu.
İtaat eder gibi uzandı yanıma,belime sardığı eliyle beni kendine doğru çekti. Ellerim omuzlarına düştü,gözlerine bakmamı engellemek istercesine başımı göğüsüne bastırdı,itiraz etmedim. Sadece akışa bıraktım kendimi,onun beli elimde, başımsa göğüsünde uykuya daldım.
Cennetin yasak elması belki de ilk kez bu kadar arzulanıyordu biri tarafından ve her bir ısırıkta cehennemin ateşi sarmalıyordu vücudunu,yandığını hissediyordun. Bıraksan zaten ölecektin, o yüzden yanmak, kendi kollarınla günahına sarılmak en iyisiydi.