TANITIM
18 ay önce...
"Anne ben aşık oldum." diyerek girdim eve.
"Anne." diye bağırmaya devam ettim. Dinçsoy silahlı kuvvetlerinin hepsi farklı cephelerden salona geldiler. Annem elinde bıçakla mutfaktan salona çıkınca bir şoka girdim ama muhtemelen yemek yapıyordu. Yoksa aşık oldum diye beni kesecek değil amk. Anam bize kıyamaz.
"Ne zaman?" diye sordu kardeşim Ayhan Mete. Otuz iki dişi sırıtıyordum. Aşk güzelmiş, aşık olmak daha güzelmiş.
"Bu sabah."
"Oğlum nasıl oldu bu iş?" diyen Mısra sultana ben cevap vermeden Ayhan Mete'nin ikizi Beste cevap verdi.
"Babam sana nasıl olduysa, o da aynı şekilde anne..." Annemin elindeki ekmek bıçağına dikkat ederek kucakladım. Çilekeş anam. Canını yediğim. Ben daha bir aylık bir bebekken, babamın istikrarlı duruşundan dolayı aynı sene içinde ikinciye doğum yapmış. Hemde ikiz bebek.
"Aşık oldum anne aşık. Çok seviyorum." diye bağırıp annemi etrafımda döndürdüm.
"Kafayı yedin Aydın Alparslan."
"Sana ne Ayhan Mete?" Aramızda 10 ay var ama ikisi de abi demezler bana. Kendimi yaşlı hissediyorum. Ama Ayhan Mete'ye sorsak, hepimiz ona abi desek asla hayır demez.
"Ayrıca da bana abi diyeceksiniz artık." dedim ciddi ciddi. Aşık olunca yaşlanmadım ama abi desinler.
"Oğlum beni bir indirsen diyorum." Annem hala kucağımda duruyordu.
Annemi indirirken Ayhan Mete balıklama atladı yine. "Niye amk? Niye abi diyoruz artık?"
"Aşık oldu çünkü." dedi Beste gülerek.
İşaret parmağımla merdivenlerde duran Beste'yi işaret ettim. "Bak kız biliyor. Evleneceğim oğlum, abi diyeceksiniz."
Aşık olmak kötü bir şey değil, onu anladım. Ama gülünesi bir şey mi, onu bilemiyorum. Hepsi kahkahalar atarken anneme ve elindeki bıçağa döndüm. "Yemekte ne var anne, ne zaman hazır olur? Çok acıktım."
Bir an böm böm yüzüme baktı ama gülüşüm onu fazlasıyla mutlu ediyordu sanırım. "Fil mideli adamın oğlu." Babamla doymak bilmiyoruz, haklı kadın. "Gayya kuyusu gibi mideleri var."
Kahkahalarını atarken gözleri kısılıyordu, sütlü çikolata rengini göremiyordum ki bu anneme çok yakışırdı. Annemin sağ yanağında, Beste'nin iki yanağında da gamzesi var. Çok güzel bir kadın. Babam aşık olmak da çok haklı.
Kaşlarıyla bahçe kapısını işaret etti. Ben harbiden aşık olmuşum. En sevdiğim şey, babam mangal yakmıştı ve ben bunu farketmemiştim.
Daha çok sırıtıp babamın yanına doğru ilerlemeye başladım. "Kutlama var, kutlama." diyip bahçeye çıktım.
"Aykut Dinçsoy." dediğim an bana doğru döndü. Bizim evde kimse normal değil. Annem mutfaktan bıçakla çıkar, babam elinde maşayla bana döner.
"Aydın Alparslan Dinçsoy." Gözlerim dışında babama çok benzeyen bir erkeğim. Açık kahve saçlar, çukur gözler, ses tonumuz bile aynı. Bir tek gözlerim dayıma ve annemin dedesine benziyor, gri. Çok nadir bulunan bir göz rengi ama olmuş. Anam sağolsun yapmış. Bizim ailede benden başka kimsede de yok bu göz rengi.
Yanına gidip sarıldım. Babamla da annemle de çoğu zaman arkadaş gibiyizdir. "Naber baba?"
"İyidir şehzadem..." diyip yüzümü taradı. "Sen iyisin?"
"Aşık oldum." dediğimde annemlerde bahçe çıktılar.
"Harbiden mi lan?"
"Harbiden lan." diyip daha çok gülüştük.
"Aykut.." dedi annem.
"Karım..."
"İlk göz ağrımız aşık olmuş.." Masaya salatayı bırakıp babamın yanına geldi.
"E tamam." dedi babam ciddi ciddi. "Ne zaman istemeye gidiyoruz oğlum?"
"Harbiden mi lan?" dedim az önce babamın dediği gibi. "Harbiden lan."
"Bir durun baba ya. Ne istemesi hemen? Kız istiyor mu Aydın Alparslan, onu söyle önce."
Bu kızın bütün huyları annem. Sürekli giderlenir, laf sokmaya bayılır. Yarama da tuz bastı şimdi.
Elimi enseme atıp gülmeyi cebime attım. "He, şey ya. Kızın haberi yok daha."
"Alın işte. Acaba baba..." diyip babama baktı Beste. "Benim haberim olmadan birisi bana aşık olacak, babası da gidip kızı isteyelim diyecek, gelseler verecek misin beni?" diye sorduğunda hayatının en büyük hatasının yaptığının farkında değildi.
Babam bir yandan, ben bir yandan, Ayhan Mete bir yandan çıkışmaya başladık. "Yok öyle bizden kolay kolay kız almak. Önce sınavdan geçmesi lazım."
"Ağzını burnunu bir dağıtırım o lavuğun, bakalım bir daha gelebiliyor mu?"
"Seni istemeye gelecek bir evlat yok kızım. Anasından doğmadı, doğsa da çok küçük gelir sana. Yemin ederim harcarım adamı." Valla babam harcar. Ayhan Mete dağıtır. Ben? Ben adamın iliğini kuruturum.
"Of!" diye annem bağırınca hepimiz sustuk.
"Asker, dikkat!" dedi babam elindeki maşayla asker selamı vererek. Hepimiz hazır ola geçip asker selamı yaptık.
"Genel kurmay başkanı Mısra Dinçsoy konuşuyor."
"Boş yapma Aykut reis. Pişir şu etleri, yiyelim artık. Elinde amma ağır. İki saattir pişiremedin gitti."
"Emredersiniz Mısra reis." dedi babam imalı bir sesle.
"Sen beni alırken iyiydi, üç tane çocuğu yaparkende iyiydi... Kızım bakma sen bu metal erkeklerine, işleri güçleri bize reislik yapmaya çalışmak. Ama yemezler."
"Başladı gene giderli ressamlık kızları." diyerek ağzının içinden konuştu babam.
Babam işini bitirene kadar yan evimizde oturan babaannemle dedemi çağırmaya gittim. Onlara da aynen şöyle bağırdım, "Ben aşık oldum." Onlarda çok şaşırdılar. Yaşlandıkları için yavaş yürüyorlardı. Bizim eve geçene kadar aynı şeyi söyledim.
"Anlat bakalım oğlum, nedir bu kız meselesi?"
Açlıktan mı, yoksa heyecandan mı bilmiyorum, elim ayağıma dolandı. Çatalı düşürüp köftemin gidişine üzülürken dedem tabağındaki köfteyi uzattı. Ona göz kırpıp tek lokmada yuttum.
"Sabah okula gittim, biliyorsunuz. Arkadaşların yanına kafeye gidiyordum, bir arkadaşla karşılaştım. Yanındaki kızı tanıştırdı..." diyip sırıtmaya başladım. Gözümün önüne 'Memnun oldum.' diyişi geldi.
"Sanem'miş adı. Çok güzel baba be... Sonuç olarak aşık oldum."
"Oğlum aşk öyle kolay değildir..." dedi dedem.
"Ama oldum dede, hem de çok fena..."
Evet oldum. Dediğim gibi, çok fena aşık oldum. Ormanlar yanıyordu, denizden su getiriyorlardı sanki söndürmek için. Öyle bakmıştı. Masmavi gözleri sanki orman yangınını söndürmek ister gibiydi. Çok naifti. Çok kibardı. Çok güzeldi ağzına yandığımın kızı. Aşık oldum amk. Annemin babama, babamın anneme olduğu gibi. Hepsi yüzüme gülerek bakarken bende sürekli gülüyordum. Aşk güldürüyormuş. Ben aşkı dizilerden, kitaplardan, filmlerden öğrenmedim. Ben aşkı annem Mısra reis, babam Aykut reisten öğrendim. Bizzat, gözümün önünde yaşıyorlar. Kendimi bildim bileli bir kere tartıştıklarını duymadım. Güzelce, giderlene giderlene anlaşırlar. Yaşları kaç olursa olsun, hala birbirlerine aşkla bakarlar. Hala nabızları birbirleri için çok yüksek atar.
Yemeği bitirdiğimizde Beste'nin yaptığı kahveleri içtik. Babaannemle, dedem eve geçtiler. Ben hala annemlere Sanem'i anlatıyordum.
"Hatun." dedi babam. "Madem şehzademiz aşık olmuş. Madem mangalla kutlama yaptık."
"Ee kocam." dedi annem imalı gözlerle bakarak.
Soyadı gibi Dinçsoy olan babam bir çırpıda annemi kucakladı. Annemde zaten genç kız gibi, zayıf bir kadın.
"Bizde bir kutlama yapalım." Şaşırmıyorum, garipsemiyorum, ayıplamıyorum. Evvel ezel alışkınız biz bunlara.
"Aykut ne yapıyorsun?" diyip babamın kafasına patlattı annem ama babam umursamadı.
Biz gülerken babamda gülüyor, annem kızıyordu. "Ayıp çocukların önünde..."
"Ne ayıbı bebeğim? Onlar nasıl oldu sanki?" Bir tane daha patlattı annem içeriye girerlerken. "Kocanım ben senin, kocanım."
"Dikkat et baba." dedim kahkahalarımın arasında. "Torunun olacak yaşta, bir çocuk sahibi daha olma."
"Sana mı soracağım?"
"İyi." dedim omuz silkerek. "Sen bilirsin, beraber büyütür annem onları, alışkın nasılsa." Ben sene başında doğmuşum, Ayhan Mete ve Beste sene sonunda. İkiz değil, üçüz gibi büyümüşüz.
"Yarın sabah kahvaltında haşlanmış yumurta var Aydın Alparslan." diye bağırdı annem. Hiç sevmem haşlanmış yumurtayı. İnat olsun diye böyle söylüyor.