Ben Aydın Alparslan Dinçsoy. Adını aldığı büyük dedesinin Şehzade'si. Anne ve babasının ilk göz ağrısı. Ailesinin büyük bir mutlulukla ve heyecanla beklediği evladı Aydın Alparslan Dinçsoy.
Arkamda, sağımda, solumda... Etrafımdaki herkes tarafından çok sevilen, sayılan bir erkeğim. Yaşım 23, Uludağ üniversitesi Motor mühendisliği son sınıf öğrencisiyim. Dinçsoy otomotivin gelecek vaat eden varislerinden en büyüğüyüm.
Son sınıfa başladığım ilk gün, hem sınıf, hem en yakın arkadaşım Eymen'in yanına giderken gördüm o kızı. Sanem... Okuldan tanıdığım Esra'nın kuzeniymiş. Bizim okula yatay geçişle gelerek iki seneyi burada okuyacakmış.
Masmavi gözleri, boyalı da olsa sarı uzun saçlara sahip. Narin, kibar, çok güzel bir kız. Onu düşünerek uyuduğum gecenin sabahında, annem akşam söylediği gibi yumurta haşlamıştı. İkizlerin kahkahaları arasında, Mısra sultanın emriyle yemek zorunda kaldım.
Aynı senede doğduğumuz için, okula da aynı sene başlamıştık. Ayhan Mete Mekatronik mühendisliği, Beste Makine mühendisliği okuyordu. Babamın ve annemin isteği üzerine liseyi, onların lisesinde okumuştuk. Beste annem gibi ressamlık kızıydı. Biz, Dayım gibi Cnc erkeğiydik.
Ayhan Mete ve Beste, bölümleri yanyana binalarda olduğu için Ayhan Mete'nin arabasıyla gidiyorlardı. Benim bölümüm fakültenin diğer ucundaydı. Ama bu sabah bölüme gitmek yerine Esra'yı aramaya başladım.
Kafede gözlerim ikisini bir yandan Esra'nın telefonunu çaldırıyordum. Sonunda açtı. Bugün Sanem'e açılma kararı almıştım. Beklemenin alemi yok. Zaten bende babam gibi arsız yüzsüz bir insanım annemin deyişiyle. Utanmak, çekinmek yok. Açık açık konuşacağım.
Öyle de yaptım. Yanlarına gittiğim gibi masaya bir sandalye çekip oturdum. Esra'ya "Bizi bir yalnız bırakır mısın?" dediğim gibi oturduğu yerden gülerek kalktı. Benim tam tersim, fazla utangaç bir kız sanırım. Ama çok güzel amk. Çok güzel lan.
"Sanem..." dedim mavilerine bakarak. Zor bela bakışlarını grilere çıkartabildi. "Uzatmayı sevmem. Var mısın benimle beraber olmaya?" Pat diye sordum. Ama pat diye cevap alamadım.
"Ya, ben ne diyeceğimi şaşırdım şimdi... Bilmem ki? Yani nasıl olur?"
"Bal gibi olur..." deyip ayağa kalktım. Hatta yanına geçip elinden tutarak onu da kaldırdım. Herkes mal gibi bize bakıyordu. Okuldan bu zamana kadar sevgilim olmamıştı. Son senemin ikinci günü olmuştu. Eymen Esra'nın yanında alkışlamaya başlayınca herkes alkışladı.
Yanımdaki güzelliğin beyaz teni kızarmıştı. Olabilirdi. Sıkıntı yoktu. Utanmak hakkıydı. Dersleri falan siktir edip tanışma gerçekleşme kararı aldım.
"Bugün derse girmiyoruz..."
"Ama ben daha yeniyim, kimseyi de tanımam Esra'dan başka..."
"Tanırsın..." dedim arabanın yanına geldiğimizde. "Atla hadi." Siyah Audi Q3'üme bindiğimiz gibi Görükle'de bir mekana getirdim.
"Kahvaltı yaptın mı?"
"Yapmadım..." Daha oturmadan garsonu çağırıp masayı donatmasını istedim. İsterim amk. Karşımda sevdiğim kız var.
Karşılıklı oturduk ve kendimi tanıtmaya başladım.
"Aydın Alparslan Dinçsoy, adımı biliyorsun zaten. 23 yaşındayım. Babamın dedemden kalan bir fabrikası var. Orada çalışmak için motor mühendisliği okuyorum. Bademli'de oturuyoruz. İkiz kardeşlerim var. Onlarda burada okuyorlar. Bir ara tanıştırırım. Sormak istediğin bir soru varsa sorabilirsin..."
Zorla gözlerime bakmayı başardı. "Yok. Bende aslen Manisalıyım. İstanbul'da okuyordum ama ailemin isteğiyle teyzemlere, yani Esra'lara taşındım. Veterinerlik okuyorum. 22 yaşındayım."
"Güzel." dedim gülerek. "Bu sene okulum bitiyor..." Konuşacak başka konu bul oğlum, hadi ama.
"Benimde seneye..."
Kahvaltımızı yaptık. Kahve içmek için başka bir mekana götürdüm. Bütün günü beraber geçirdik. Ben susmadım, o dinledi. O konuştukça içim gitti. O konuştukça nefesim kesildi. Eve bırakacağım zaman sokağa girmemem gerektiğini söyledi. Mahallede laf çıkarmış. Sen iste be güzellik. Ne dersen kabulüm.
"Yani biz şimdi..." dedi arabadan inmeden önce. "...sevgili mi olduk?"
"Evet." Aga çok netim. O kızaran yanaklarını gördükçe içim gidiyor. Ve dayanamadım. Biraz fazla hızlı olabilirim ama dayanamayıp yanağından bir öpücük aldım. Daha fazla kızardı. Yanağımı yanağından çekmeyip kulağına doğru fısıldadım.
"Şimdi olduk, böyle devam edeceğiz... Hatta ilerisi bile gelecek." Valla ben bu kızla evlenirim. Harbi diyorum evlenirim. Hatta gidip annemden Aydın dedemin anneme verdiği yüzüğü almak istiyorum.
Eve geldiğim gibi de anneme seslendim. "Ay gene ne var oğlum? Ne bağırıyorsun? Eve her gelişinde bağıracak mısın?"
"Evet." dedim yanağından öperek. Giderli anam benim. "Her gün bağıracağım. Hatta bugünde şöyle bağırıyorum, Sevgili olduk amk sevgili olduk."
"Devenin nalı." şeklinde şok bir tepki verdi annem. "Oğlum geç mi kaldınız?"
"Bir şey yapmadım anne kıza, merak etme. Sadece sabah elinden tutup kaldırdım. Kahvaltıya götürdüm, tanıştık ve bitti. Bir kere yanağından öptüm, bak aynen böyle..." diyip tekrar öptüm Mısra sultanı.
Elindeki tabakları gülerek uzatıp masayı işaret etti. "Hadi biraz yardım et, aşık oğlum." Ben tabakları alıp masaya götürürken o mutfağa neşeyle söylenerek giriyordu.
"Allah'ım bugünleri de görecektik. Resmen oğlum aşık olmuş. Babası gibi de utanmaz arlanmaz. Sen tut kızın elini kaldır. Daha neler göreceğiz acaba? Lan daha dün doğdun. Daha dün yatağın üzerinde suratıma sıçtığını hatırlıyorum senin." Son cümlesinde babam içeriye girdi.
"Harbiden sıçmıştın oğlum. Çenesinden boynundan akıyordu." dedi gülerek.
"Al geldi metal erkeği. Hayır, sesleniyorum bir de babana, gel buraya diyorum." Sesini değiştirdi. "'Ne var amk?' diye bağırıyor bana. Eşşeğin ayağı var."
İkizler benden önce gelmişlerdi eve. Sofra hazırlanırken babaannemler yemeğe geldiler. Sofrada bugün yaptığımı anlattım. Dedem, babam kahkahalar atıyordu. "Tam benim torunum. Bende babaannene öyle pat diye söylemiştim. O da ikiletmemişti zaten."
"Hacım benim be." Hacı olduğundan beri sakallarını uzatıyor, pamuk gibi.
"Bu Dinçsoy erkeklerinin hepsi arsız kızım." dedi babaannem anneme. "Valla öyleler anne. Hepsi sertifikalı."
Yemekten sonra Cristian Grey'in kardeşi Asil dayım ve Petek yengem geldiler. Kızları Balım'la Beste dedikodu yapmak için masaya geçtiler, oğulları Nesil ve Ayhan Mete maç muhabbeti yapmak için bahçeye çıktılar. Bende dayımın yanına oturdum.
"Naber dayı?" Severim dayımı. Annem ona da gider yapar sürekli ama ben çok severim. Çok şerefsiz adamdır.
"İyilik yeğenim senden naber?"
Kolumu koltuğun arkasına atıp, bir ayağımı altıma alarak dayıma döndüm. "Aşığım bende dayı, ne olsun işte. Çok seviyorum." dedim gülerek.
"Vay benim yeğenim be. Senelerdir bugünü bekliyordum." Lan benden çok heyecan yaptı.
"Abi." dedi annem ters ters dayıma bakıp. "Niye acaba aşık olduğu günü bekliyordun? Hayır ne alaka?"
"Sana ne Mısra? Ulan elimde büyüdü hepsi. Beklerim tabi amk."
"Bok elinde büyüdüler. Haftada bir geliyordun, onda da bir saatten fazla duramıyordun be. Elinde büyümüşmüş." Üzerine giderse dayım altta kalır. Annemin giderleri herkese yeter. O yüzden dayımla muhabbete geri döndük.
"Anlat bakalım, nedir bu iş?" Başladım anlatmaya. "Çok seviyorum, çok aşığım." dedim. "Yanıyorum dayı." dediğimde babam karşılık verdi. "Yananı görür Allah oğlum."
"Mesela babanı görmüştü..." dedi dayım gülerek.
"Ama neredeyse dayın yakıyordu, anan kurtardı."
"Hatırlatma Aykut..."
Annemle babamın aşkları kolay olmamış. Çok zor yollar yürümüşler. Hatta dağları aşmışlar. Denizleri kurutmuşlar. Yakmışlar, yıkmışlar. Sonuçta biz olmuşuz. Ama bizimki kolaydı. Pat diye açıldım, karşılık almamış olsaydım elini tuttuğumda izin vermezdi. Verdi mi? Verdi amk.
Sabah Esra'ların evin oraya gidip ikisini de evden aldım. Beraber okula gittik. Molalarda beraberdik. Eymen, Esra, Sanem ve ben. Sürekli bir aradaydık. Bütün okulun gözü hep bizdeydi. Herkes 'Vay be.' diyordu. 'Aydın Alparslan'a bak sen.' Sadece Alparslan değil. Bunu herkes bilir. Aydın Alparslan.
Eymen'le üniversiteye başladığımız zaman sınıfta tanışmıştık. Burslu okuyor, ailesinin durumu çok iyi değilmiş. Babamla şimdiden pazarlık yapıyorum, mezun olup askerden geldiğimizde onu da bizim fabrikada işe almasını istiyorum. Dersleri falan iyi zaten. Çok da delikanlı çocuktur. Koyu kahve gözleri, aynı renk saçları var. Yakışıklı da çocuk. Aslında Esra'yla aralarında güzel bir şey olabilir. Benziyorlar birbirlerine. Esra da ela gözlü, güzel bir kız. Zaten mahalleleri birbirine yakın. İlkokulda aynı okulda okumuşlar. Oradan tanıyoruz Esra'yı.
Cuma günü okuldan çıkınca yine eve ben bırakacaktım. Metroyla falan uğraştırmam sevdiğim kızı. Kıyamam. Piçin biri gelip laf atar falan, iliğini kemiğini kuruturum adamın. Başımı belaya sokmama gerek yok. Annemi de ifrit etmeye gerek yok.
"Yarın hava çok güzel." dedim arabadan inmeden önce. "Bizim tekneyle mi açılsak?" Sanem yanımda, Esra ve Eymen arkada oturuyordu.
"Ben varım hacı. Nereye gidelim dersen..."
"Olur." dedi Esra. Sanem'e baktım, tabi ki kabul edecekti. Başka şansı yok bir kere. Karşısında ben varım.
"Tamam o zaman. Gidelim." Demedim mi? Dedim. Başka şansı yok.
Eve geldiğim gibi babamdan izin istedim. "Baba biz yarın arkadaşlarla açılalım diyoruz..."
"Hala açılmadın mı oğlum?" dedi pis pis sırıtarak.
"Öyle değil baba. Tekneyle açılalım diyoruz. Hatta Ayhan Mete'yle Beste'de gelebilir. Sanem'le tanışmış olurlar." Üç gün iyi bile dayandım. Salı günü tanıştırmam lazımdı kardeşlerimle.
Kabul edildi mi? Edildi. İkisi de okey verdiler. Babamdan da anahtarı aldım ama bir şeyi unuttum.
"Çünkü sizi babanız doğurdu." dedi annem trip atarak. Mısra sultanı kızdırmak şu hayatta en son isteyeceğim şey. Çayları getirdiği tepsiyi elinden alıp sehpaya koydum.
"Anam benim. Canım anam. Güzel suratlı anam. Tabi ki bizi sen doğurdun." Gülmeme dayanmadığı için gülmeye başladı.
"Sorun şu anam, herkes tamam dese bile son sözü her zaman analar söyler. Bu evde son noktayı sen koyarsın. O yüzden en son sana soruyorum." diyip yanağından okkalı bir öpücük aldım.
"Ah giderine yandığım." diyerek iç geçiriyordu babam.
"Şimdi son noktayı koyma zamanı Mısra sultan. Yarın açılabilir miyim?" Yalnız çok iyi oldu. Denize açılınca Sanem'e onu sevdiğimi söylemeliyim bence. Çünkü ben aşığım. Niye bugüne kadar söylemedim acaba? Aşk aklımı başımdan aldı.
Çikolata gözleriyle yüzüme uzun uzun baktı. "Karanlığa kalmak yok."
Akşam ezanı okununca gelirim. Annemlerin çocukluğunda öyle yapıyorlarmış, ezan okunurken herkes eve giriyormuş. Bende öyle desem şimdi, kesin ağzıma sıçar.
Asker selamı çakıp "Emredersiniz kurmay başkanım." diye bağırdım. Gülerek çayını eline alıp oturdu. "Şerefsizin evladı seni. Baban öğretti size bunları hep."
Çok seviyorum anne. Babam seni nasıl seviyorsa öyle seviyorum. Babam sana nasıl aşıksa öyle aşığım. Babam sana nasıl hastaysa bende hastayım.
Başka zaman Cumartesi sabahları asla uyanmam, bugün uyanasım tuttu. Acaba niye? Gülmeyin lan çok aşığım. Evleneceğim bu kızla, evleneceğim.
Bizimkiler teknenin yanına giderken, Eymen, Esra ve Sanem'i evden aldım. Mudanya'ya geldiğimizde arabayı otoparka bırakıp teknenin yanına gittik. Heyecanlıyım. Çünkü denize fena açılırken, kıza da fena açılacağım.
Tekneye çıkıp güverteye girdik Sanem'le. Esra'yı ve Eymen'i tanıyorlardı zaten. Yengeleriyle tanıştırdım bizim ikizleri. Çok kibar konuşuyor oğlum bu kız. Yine utançtan yanakları kızardı.
Ayhan Mete tekneyi çalıştırdığı gibi Gemlik tarafına doğru gitmeye başladık. O zamana kadar Beste Eymen'e ayar olduğu için güvertede ikiziyle beraberdi. Gemlik iskeleye yanaştığımızda Beste'yle beraber tekneden indik. Burada bildiğimiz bir restoran vardı. Yoldayken siparişleri vermiştik, onları gidip alacaktık. Diğerleri dışarıdan istediklerini söylediler. Biz üçümüzde annemle babamın ultra yoğun isteği üzerine alkol kullanmıyorduk. Babam alkol yüzünden iki böbreğinden olmuş, annemde başkasına böbreğini vermiş. Babama da o kadının oğlundan nakil yapılmış. Yaramız derindi. Ağzımıza sürmüşlüğümüz yoktu. Ama diğerleri içeceklerini söylediler.
"Nasıl kız?" diye sordum görümceye. Çok güler yüzlü bir kardeşim var diyemeyeceğim. Annem gibi gider yapmayı daha çok sever.
"Güzel kız." dedi sadece. Ama ben daha güzel şeyler duymak istiyordum. Kardeşlerim benim için değerliydi, herkesten farklıydı. Aramızdaki aile bağı çok kuvvetliydi.
"Başka?" dedim heyecanla. İnsanları okumayı iyi bilir ikisi de, hisleri kuvvetlidir.
"Sevmedim Aydın Alparslan ben bu kızı. Hoşlanmadım." Hayda ama. Olmadı şimdi.
"Ben seviyorum bu kızı." Beste tek kız kardeşim. Onlara neden beğendirmeye çalışıyorum Sanem'i bilmiyorum ama istiyorum. Annemle halam gibi olsunlar istiyorum. Onlar abla kardeş gibiler mesela.
"Sen seviyor olabilirsin abi." Çok nadir abi der. "Ama ben sevmedim, sevmek zorunda da değilim. Ayhan Mete de hoşlanmadı. Bizi çok fazla muhattap etme bence. İkimizde çok uyuzuz biliyorsun." dedi gülerek. Moralim bozulsun mu, bozulmasın mı? Bence zamana bırakmalıyım.
Biraları ve istediklerini alıp tekneye geldik. Beste masayı hazırlarken Ayhan Mete yine açılıyordu. Denizin tam ortasında durdu. Kara çok az görünüyordu. Akşama kadar burada vakit geçirebilirdik.
Yemeklerimizi yerken gözüm sürekli hepsinde geziyordu. Beste Sanem'e tip tip bakıyordu. Ayhan Mete kafasını kaldırmıyordu. Konuşmuyorlardı. Biz muhabbet ediyorduk.
Yemeklerimiz bitince "Hadi atlayalım." diye atladı Eymen. Eğlenmeyi çok sever.
"Sofrayı toplayalım, atlarız." dediğimde Beste kafasını kaldırmadan cevapladı. "Ben girmeyeceğim denize, siz atlayın." Masayı toplamaya başladığında ikizi de yardım etti. Biz üzerimizdekileri çıkartıp atladık. Esra veya Sanem ikisi de yardım etme tenezzülünde bulunmadı. Kural bir, beraber yenir, beraber toplanır. Annem bize böyle öğretti. Ama canımı sıkmıyorum, daha ilk kez geliyorlar tekneye. Misafirler.
Uzunca bir süre denizde takıldık. Çıktığımızda ikizler kendi aralarında muhabbet ediyorlardı, biz gelince sustular. Hatta Beste kalkıp üst kata çıktı.
"Saat geç oluyor, dönsek mi?" dedi Sanem. Eymen bir kere daha dalacağını söyleyince onlar girdiler, ben ikizlerin yanına gittim.
"Ne zaman eve gideriz?" dedi Ayhan Mete.
"Çıksınlar gidiyoruz." Ters konuşuyorlardı. Surat asıyorlardı. Normalde tekne bizim en sevdiğimiz yerdi. Küçüklüğümüzden beri annemle babamla en çok vakit geçirdiğimiz, eğlendiğimiz yerlerden biriydi. Daha bir ay önce üçümüz beraber kalmıştık. Ben eve dönmek istediğimde onlar istemezlerdi. Sinir olup yanlarından ayrıldım.
Anlamıyorum. Benim mutlu olduğumu gördükleri halde bana niye surat yapıyorlardı? Ben onlara bu kadar değer verirken onlar neden benim mutluluğumu istemiyorlardı? Sevmemiş olabilirler. Hoşlanmamış olabilirler. Ama en azından benim hatırıma eğleniyormuş gibi davranabilirlerdi. Esra'yla Eymen en üst katta güneşleneceklerini söyleyince onlar çıktı. Biz Sanem'le teknenin ucuna geçtik.
Hadi oğlum. Bıraktık işi gücü, saldır Ankaragücü. Sen baban gibi arsız bir insansın. Annen hep öyle söyler. Söyle şu kıza sevdiğini.
"Eğlendin mi?" diye sordum mavi gözlerine bakarak.
"Çok eğlendim, çok güzeldi." İyi en azından ikizlerin surat asmasından rahatsız olmamış.
"Ama kardeşlerin senin gibi değiller. İkisi de çok soğuk, eğlenmeyi bilmiyorlar." Al işte. Şimdi daha da çok sinir oldum ikisine.
"Boşver." Beline sarılıp kendime doğru çektim.
"Aslında ikisi de çok iyidir ama canları sıkkın biraz."
"İkiz olunca canları da aynı anda sıkılıyor herhalde?" deyip kahkaha attı. Ölürüm kahkahasına. Bu ne güzel gülmek böyle. Aman Allah'ım.
"Çift yumurta ikiziler. Bilmiyorum, öyle olabilir." Gülüşüne uzun uzun bakarken gülümsememek elde değildi. Çok güzeldi. Gün batımında denize vuran ışık gibiydi. Gözümü alıyordu.
"Sanem..." dedim ciddi ciddi. "Çok güzelsin."
Bakışlarını utançtan kaçırıp denize bakmaya başladı. "Teşekkür ederim."
"Sanem." dedim bir daha. "Efendim Alparslan." Aydın, Alparslan diye düzeltirdim normalde ama düzeltmedim. O da kabulüm. İstediğini diyebilir.
"Seni seviyorum." Yine pat diye konuştum, yine pat diye karşılık alamadım. "Çok hızlıyız."
"Aşık olmak için, aşık olmak istiyorum falan denmez Sanem. Aşk birden gelir, kapıyı çalmadan içeriye girer. Kelam edilmez. Kelimelere dökülmez. Nettir. Ya vardır, ya yoktur. Ben kendimden eminim..." Cevap vermedi. Kısa bir süre gözlerime bakıp tekrar denize bakmaya başladı. Utanıyor biliyorum. Kızamıyorum. Kıyamıyorum.
Babam her zaman şunu söylerdi, sevdiğin kıza kıyamazsın oğlum. Anneme dokunmamış. Annemi sadece sevmiş. Aşık olmuş. Anneme kıyamamış. Bende öyleydim. Kim ne dersin, benim kıyamadığım kızdı Sanem.