Hayallerinizin peşini bırakmamalısınız. Siz bir hayal kurduğunuz zaman, o hayal size yol gösterici olacaktır. Sizi yönlendirecek, hayatınızın gidişatını belirleyecektir. Sanem... Benim en büyük hayalimdi. Annemle babamda gördüğüm aşkı yaşamam için bana olanak sağlıyordu. Bu yüzden hayatımı ona göre yönlendiriyordum. Gidişatını o belirliyordu.
Eve geldiğimizde ikiz Beste'si annemlerle günümüzün nasıl geçtiğine dair bir iki palavra attı. Maksat, beni fazla kızdırmasın. Ayhan Mete sessiz kalıp odasına çıkarken bende Beste'nin asık suratından bahsetmek yerine yorgunluğumu ortaya attım.
Okulda da eskisi kadar görüşmüyordum ikisiyle. Önceden her molada yanlarına gider, öğlen yemeklerimizi beraber yerdik. Parmakla gösterilen üç kardeştik. Ama onlar bana ne kadar mesafeli davranıyorlarsa, bende onlara o mesafeyle yaklaşmaya başladım. Benim hatırım vardı. Abilerinin. Aydın Alparslan'ın. Biz bugüne kadar bir kere kavga etmiş kardeşler değildik. Bir kere küsmemiştik. Bir kere birbirimize alınıp darılmamıştık. Ama onlar, Sanem'i çok sevdiğimi bildikleri halde kabullenmeyip, hatırımı hatırlamayıp iki adım geride duruyorlardı. Kısasa kısastı.
Öğlen ve tüm molalarımı Sanem, Esra ve Eymen'le geçirip, sadece onlarla sohbet eder bir hale gelmiştim. Sanem'le ilişkimizin başlamasının üzerinden iki ay geçmişti. Aramızda hiçbir sorun yoktu. Gayet iyi anlaşıyorduk. Sabahları üçü de aynı mahallede oturdukları için gidip alıyordum, akşamları bırakıyordum.
Amfide dalgın bir şekilde otururken yanıma gelen Eymen'in sorduğu soruyla hayal aleminden çıktım.
"Ne oldu lan kazanova, dalıp gitmişsin?"
"Yok bir şey." dedin umursamaz bir şekilde. İçimde dağlar yıkılsa da, 'Yok bir şey'.
Gülerek, "İkizler mi bozdu lan moralini, görüşmez oldunuz?" diye sorduğunda yakın arkadaşlığın ne kadar güzel bir şey olduğunu anladım.
"Aynen... Sanem'i sevdiğimi bildikleri halde kabullenmek istemiyorlar, bende tavrımı ortaya koydum."
Umursamaz herif hala gülüyordu. "Takılma bu kadar bea. Sevgi nedir? Aşk nedir? Hem aşk nereden çıktı oğlum, insan öyle ha deyince aşık mı olur?"
"Olur..." dedim rahat rahat. "Bana diyorsun kazanova diye, koca kampüste takılmadığın kız kalmadı amk. Ben niye kazanova oluyorum?"
Kahkaha attı. "Hayatını yaşayacaksın, benim gibi. Aşkmış, oymuş, buymuş da ne?"
"Valla bence her şey. Keşke daha önce tanısaydım diyorum..."
Omzuma dostane bir şekilde vurdu. "Geçer, geçer. Hevestir o." 26 senedir annemle babam evli. Geçmiş mi? Geçmemiş. Onlar ne Leyla ile Mecnun, ne Ferhat ile Şirin. Ne de başkası. Onlar Mısra ve Aykut. Onlar benim örnek aldığım tek çift.
İkizlerle evde de doğru dürüst konuşmuyorduk. Annemle babam aramızdaki gerginliği anlayıp soracak oldukları zaman ikisinden birine laf atıyor, sorun yok, sıfır sıkıntı imajı çizmeye çalışıyordum. Ama bu iş böyle olmayacaktı.
En iyisi Sanem'i annemlerle tanıştırıp onların onayını almalıydım. Hem içim rahatlardı. Olabilirdi. Diğerleri de annemle babamın onayından sonra kabullenmek zorunda kalırlardı. Böylelikle alt etmenin gururunu yaşayarak 'yenge'lerine davranışları ve düşüncelerini değiştirebilirdim.
"Sanem." dedim öğlen molasında. "Yarın Cumartesi. Öğlende seni alıyorum ve bize gidiyoruz. Annemlerle tanışmanı istiyorum..."
Şaşırdı. İki aylık bir ilişki de bu hızımın sebebini soruyordu. Size bir şey söyleyeyim mi? Benim babam, annem üniversite okurken, kendisi askere gitmemişken nikahı basmış. Bende yapamam diye bir şey yok. Bugüne bugün Aykut Dinçsoy'un ilk oğluyum. Onun gibi arsız yüzsüz olduğumu da biliyorsunuz.
Cumartesi günü annemler evde harıl harıl hazırlık yaparken ben Sanem'i almaya gittim. Aradım. Bekledim. Bir saat sonra telefonuma cevap verip evden izin çıkamadığını söyledi. İyi de, bu zamana kadar böyle bir durumla karşılaşmış değildik. Keza ki, geçen hafta sabaha kadar barda takıldık, kimse bir şey demedi.
Eve burnumdan soluyarak gelsem de evdekilere belli etmedim. "Teyzesi rahatsızlanmış, hastaneye götürmüşler anne. En kısa zamanda geleceğini, özür dilediğini söyledi."
"Tamam oğlum... Ne zaman isterse, o zaman gelsin..." En azından anlayışlı kadın.
Tam bir ay sonra tekrar söylediğimde bu sefer mazeret kabul etmediğimi söyledim. Annemle Beste mutfakta hazırlık yapıyorlardı. Beyaz gömleğimin altına lacivert pantolonumu giyip aşağıya indim. Anneme Sanem'i almaya gideceğimi söyleyeceğim zaman Beste'nin sesini duydum.
"Bu sefer de bu hazırlık bize kalacak anne. Bak gör. Gelmeyecek o kız. Zaten hiç gözüm tutmadı. Bir de hâlâ dayımlara söyleyelim, anneannemleri çağıralım diyor. Halamlar gelecek, babaannemler gelecek zaten. Boşuna milleti toplayacak buraya. Gözü döndü Aydın Alparslan'ın gözü. O kızda bir bokluk var..." dediği an elimi yumruk yapıp açık mutfak kapısına vurdum.
"Beste!" diye bağırdım son ses. "Ağzını topla. Kızı daha eve getirmeden annemi dolduruyorsun. Sen sevmemiş olabilirsin, ama anneme ön yargılı davranmasına sebep oluyorsun."
Annem aramıza geçip beni durdurmaya çalıştığında Beste'de bana bağırdı. "Yalan mı? Ben bir insana ısınamadıysam o insanda bir halt vardır. Aynı Eymen piçine olduğu gibi."
"Eymen'le ne derdin var lan?" Elimin yumruğunu Beste'ye doğru uzatırken annem kolumu tuttu. Fazla oluyordu bu kız. Haddini aşıyordu. Aylardır benim halimi hatırımı soran sadece Eymen'di. Kendi iç güdüleri yüzünden herkese cephe alıyordu, aldırmaya çalışıyordu.
"Oğlum sakin ol."
"Olmam anne. Haddini bilecek." dediğimde kolum arkadan da tutuldu. İkizin ikinci eşi gelmişti.
"Eline koluna sahip çık Aydın Alparslan. Ses tonuna dikkat et. Ne Beste'ye, ne anneme bağırmaya hakkın yok." Bugüne kadar anneme sesimi yükseltmiş insan değilim zaten. Ayhan Mete'de bugüne kadar hep Beste'yi koruyup kollayan tarafın sadece kendisi olduğunu gösterdi. Onu bende gözümden sakınırdım ama onlar farkında değildi. Kızgınlığım bu yüzdendi. Ben uzaktan uzağa takip ederdim hepsini. Onlar göstere göstere.
"Bırak lan göt ayağını. İkiniz bir olup her seferinde bana yürüyorsunuz zaten. Bir kere de benden yana olsana Ayhan Mete. Hani hepimiz eşittik?"
"Eşitsiniz oğlum." diye bağırdı annem. "Bu nereden çıktı? Beste böyle düşünüyor diye bende böyle düşüneceğim diye bir kural yok. Kendine gel, ve o kızı al getir. Bir daha kimse bu evde kimseye bağırmayacak."
"Ben ve anneniz hariç." diyerek mutfağa babam girdi. "Biz size doğru yolu göstermek için gerekirse bağırırız." dedi otoriter bir sesle. "Aynı şimdi olduğu gibi. Şimdi sakin ol ve gelin adayımızı getir bu eve. Bir daha bu evde herhangi birisi yüzünden tartışma duymayacağım."
Sesindeki otorite her zaman duruşuna da yansırdı. Babam otoriter bir insandı evet. Bizleri çok sevdiği gibi, sözünü de dinletirdi. Ve bizim evde ilk kez kavga ortamı başlamıştı. Beste ve güvensizliği yüzünden. Hiç kimseye güvenmiyordu. Doğru dürüst arkadaşı yoktu. Kimselerle fazla konuşmaz, arkasından burnu büyük laflarını umursamazdı. Sadece yoluna bakardı. Herkese gereken cevabı fazlasıyla verirdi.
Yol boyunca sakinleşmeye çalışıp derin nefesler aldım. Sanem'i de fazla beklemedim. Arabaya biner binmez heyecanlı bir şekilde oturdu. Şu naif kız hakkında neler söylüyor, aklım harbiden almıyor. Ben sinirli bir erkek de değilim. Ama sonunda beni delirtmeyi başardı, kardeşim Beste.
Eve geldiğimizde arabayı park edip Sanem'e döndüm. "İyi misin güzelim?"
Gözlerini kırpıştırıp başını salladı. "Çok heyecanlıyım Alparslan..." Şu kızaran yanaklarını bile öpmeye kıyamadığım kızın arabadan indiği gibi elini tuttum. Bahçeyi geçip kapının önüne gelene kadar heyecandan elimi sıkıyordu, bende güven vermeye çalışıyordum.
Hadi oğlum. Hadi Aydın Alparslan. Şu ikizlerin düşüncelerini değiştirme zamanı geldi. Gururla sevdiğin kızı ailenin yanına götür bakalım.
Kapıyı açıp ayakkabılarımı çıkarttım. Annem sesimizi duyar duymaz kapıya geldi. "Hoşgeldiniz..." Yüzündeki gülümseme Beste'nin dolduruşlarına gelmediğini gösteriyordu.
"Hoşbulduk anne..." deyip Sanem'i gösterdim. "Sana gelinini getirdim Mısra sultan... Meşhur Sanem..."
Annemin elini öpmesini beklerken Sanem sadece tokalaştı. Bence annemi yaşlı görmediği için tokalaştı. Yoksa saygısızlık edecek bir kız değil. Bembeyaz teni heyecandan kıpkırmızı kesildi.
Salona geçtiğimizde babaannem, dedem, halam Berrak, Doğu piçi, bu babamın tabiri, Doğu piçi enişte, iki kızları ve suratsız ikizler ayakta karşıladılar.
Hepsi hoşgeldin faslını geçerken babaannemle dedemin elini öpmeyişini de ayar olsam da, ses çıkartmayıp yanına oturdum.
"Nasılsın kızım?" diye sordu babaannem.
"İyiyim efendim, siz nasılsınız?" Abi kız harbiden zorla konuşuyor. İnsan utanmadığı yerde zorla konuşmaz ki. Ama utanıyor. Her halinden belli. Ben rahat, rahat rahat koltuğa yayılarak oturuyorum.
Babam, dedem, annem derken sırayla herkesle utana sıkıla konuştu. Beste suratsızı ve halamın iki kızları, Beren'le Deren mutfağa gittiler. Çaylar geldi, tabaklar geldi. Annem yine döktürmüştü, Beste'de. Mutfak işlerinden iyi anlar. Anlarız. Annem küçüklüğümüzden beri bizi mutfağa sokardı.
Güzel geçen sohbetin ardından Sanem bana döndü. "Kalksak mı artık, ben geç kalmayayım?" Sen sabaha kadar benimle barda takıl, daha akşamüzeri geç kalmayayım de. Haneye eksi puan gireceğim ama kıyamıyorum.
"Olur, bırakayım."
Herkes vedalaştıktan sonra eve doğru yola çıktık. "Nasıl buldun ailemi?"
"İyiler..." Bu mu yani? Kızlar normalde daha fazla konuşmaz mıydı? Yorum yapmayı sevmez miydi?
"Sevdin mi?"
"Sevdim..." dedi rahat bir tavırla.
"Eminim onlarda seni çok sevmişlerdir. Eve gidince durum raporu geçerim sana." dedim gülerek. Ama Sanem oralı olmayıp farklı bir konuya girdi.
"Beni burada bırakır mısın Alparslan? Bir arkadaşa uğramam lazımdı." Teyzesinin evine daha çok mesafe vardı. Geç kalmayayım diyor erkenden kalkıyoruz, ama arkadaşıma uğrayacağım diyor.
"Kim o arkadaşın?"
"Sınıftan ya. Notlarını almam lazımdı da..."
Nerede bırakacağımı sorup, dediği yerde durdum. "Ben bekliyorum seni, sen notları al gel. Hava kararıyor, başına bir şey gelmesin." Oturdukları mahalle pek tekin bir yer değildi. Eymen'den biliyorum. Sürekli kavgalar olurmuş.
"Gerek yok. Sen git, ben otururum belki biraz..." Sakin ol Aydın Alparslan. Sıkıntı yok. Sorun yok. Relax. Derin nefes al. Hadi abicim. Sakin ol.
"Tamam..."
Sanem'i bıraktım. Pek inandırıcı gelmedi ama neyse. Yalan söyleyecek bir insan değil. Şimdi onu bunu bir kenara atıp Sanem hakkında düşünceleri öğrenmeye gidiyorum.
Eve girdiğim an sordum. "Ne düşünüyorsun anne, beğendin mi?"
Elinde biten bardağıyla ayağa kalkıp bakışlarını kaçırdı. "Güzel kız oğlum, hakkınızda hayırlısı olsun."
Mutfağa giderken peşinden gittim. "Bu kadar mı anne? Başka bir şey demeyecek misin?" Annemin düşünceleri benim için çok önemlidir. Altın değeri taşır.
"Hayırlısı olsun oğlum, daha ne diyeyim? Güzel kız, iyi bir kıza benziyor." Anlaşılan Beste hanımın giderli düşünceleri annemi etkilemişti. Annemin umursamaz ve kaçamak cevapları bunu gösteriyordu.
Bardağına çay döküp salona giderken yine peşine takıldım. Babaannemle dedemin karşısına oturduğumda soracağım tek bir soru vardı.
"Babaanne, annemi ilk gördüğün zaman ne düşünmüştün?"
Gülümseyerek kocaman yanaklarını ortaya çıkarttı anneme bakarken. "Ne düşüneceğim oğlum? Baban gibi bir adamla baş eden, bizlere bir tek saygısızlığı olmayan, 46 yaşında gelmiş bile olsa hala çok güzel olan, hala bana 16 yaşında davrandığı gibi saygıyla sevgiyle davranan bir kadın için ne düşünebilirim? Çok sevmiştim anneni. Bir kere, kendisi olduğu için sevmiştim. İki kere, babanı doğru yola getirdiği için sevmiştim. Üç kere, kızım olduğu için sevdim. Dört kere, seni doğurduğu için sevdim. Beş, altı kere, Ayhan Mete'yle Beste'yi doğurduğu için sevdim. Daha ne kadar sevebilirim ki?"
Ben cevabımı aldım. Bu sefer halama döndüm. "Hala sen, annemi ilk gördüğünde neler hissetmiştin?"
"O benim isteyip de hiç olmayan ablam. Onun sayesinde abla sahibi oldum. Onun sayesinde kız kardeşim oldu. Annen olmasaydı bizim dirliğimiz düzenimiz böyle olmazdı. Onun sayesinde annem ağlamaktan, babam abimi düşünmekten kurtuldu. Babam hep, Mısra bu evin velinimeti der. Doğru da der."
Buradan da cevabımı aldım. Beste böyle düşünmedi. Annem böyle düşünmüyor. Tamam hataları var ama nefret edilesi bir insanda değil bence. Arada benim hatırım var. Ulan Beste, sen benim elime düşeceksin, seninle beraber ikizinde düşecek.
Herkes tavrını ve tepkisini korurken Aralık ayının 18'i geliyordu. Sanem'in doğum günü olur kendileri. Mekan için anneme, "Anne Sanem'in doğum gününü nerede yapsam?" diye sordum. Bu zamana kadar annemle de, babamla da aradaki mesafeyi korudum. Eskisi gibi eve gelip gidip aşık oldum demiyordum. Ciddi, babam gibi otoriter davranmaya çabaladım. Babam yeri geldiği zaman böyle olurdu ama normalde neşe dolu bir aileydik. Onlar yine öyleydiler. Bir tek ben değildim.
Anneme sordum, babam cevapladı. "Oğlum Podyumpark'ta Klarnet varya, on numara mekan. Kaç sene önce benim bekarlığa veda partim orada olmuştu."
"Tabi..." dedim annem imalı bir şekilde. "Harika mekan oğlum. Gidin oraya. Baban oraya bayılır, hatta evdeki klarnet bize o bekarlığa veda gecesinden hatıra..."
"Nasıl yani?" diye sorduğumda üç kardeşinde kaşları çatılıydı.
"Berkay'a dedik ki, dansöz olmayacak." Berkay dayım, annemin liseden yakın bir arkadaşı. Klarnet o zaman onun tanıdığının mekanıymış.
"Sen git, arkadaşına söyleme. Eğlencenin ortasında dansöz çıkıp gelmemiş mi? Gelmiş..." Annemin şartelleri anlatırken bile attı, o günü düşünemiyorum. İyiki o zaman dünyada değilmişim. Merkez üssü Klarnet olan 9.8 şiddetinde deprem olmuştur kesin.
"Bizde kızlarla beraber mekanı basıp dansöz kıyafetleri giydik. Sahneye çıkıp oynarken yüzümüzdeki peçelerden dolayı bizi tanımıyorlardı, peçeleri indirince hepsi şok oldular..." Vay amk. Babama bak sen.
"Mekan sahibi gelip sakinleştirmese klarneti babana yada Berkay'a monte edecektim ama olmadı. Olmayınca adam bana hediye etti..."
Hepimiz kahkahalar atıyorduk. Hatta babamın gülmekten gözünden yaş geliyordu. Eğlendiğimiz, sürekli güldüğümüz zamanları özlemişim.
Klarneti arayıp Cumartesi akşamı için hazırlamasını söyledim. Ertesi gün Sanem'leri eve bırakıp eve giderken alışveriş merkezine uğradım. Herkes, bütün herkes niyetimin ne kadar ciddi olduğunu anlayabilmesi için yüzük almaya karar verdim. Bu gidişle annemin aile yadigarını alamayacağım. En iyisi kendim en güzelinden, en değerlisinden bir tane almak.
Cumartesi akşamı için arkadaşlarımızın hepsine haber verdim. Sanem'in haberi yoktu. Eymen'le Esra onu kahve içmeye diye çıkartıp buraya getireceklerdi.
Hazırlanıp evden çıkacağım zaman anneme seslendim. "Anne ben çıkıyorum."
Mutfaktan çıkıp yanıma geldi. "Tamam oğlum..." Bakışları arkamdaki merdivenlere dönünce bende baktım.
"Biricik yengemizin doğum günü partisine katılmayacaksak biz neden varız abicim?" diyerek Beste indi. Yanında Ayhan Mete'de hazırlanmış, yanıma geldiler.
"Hadi çıkalım abicim..." dedi imalı bir seste. Anneme belli etmemek için gülümseyerek, "Hadi gidelim..." dedim. Şimdi mi akıllarına geldi amk?
İkisi de benim arabama bindiler. Neydi bunların derdi, anlamak için sordum. "Hayırdır, şimdi mi aklınıza geldim?"
"Seninde aklına bizi çağırmak gelmedi herhalde? Bugüne kadar ne zaman ayrıldık biz? Ne zaman ayrı gayrı iş yaptık Aydın Alparslan? Annemler anlamasınlar, hemde seni yalnız bırakmayız."
Eyvallah Ayhan Mete. Eyvallah. Aylar sonra da olsa en azından bunu düşünmeniz bile güzel bir şey.
"Keşke klarneti de alsaydık." dedi Beste. "Orada herkese anlatırdık, eğlence olurdu."
"Harbiden lan. Neden aklımıza gelmedi?"
"Saçmalamayın." dedim. "Kızın doğum gününde anlatılacak şey mi o?" Valla mekan sahibiyle kaç kere konuştuğumu hatırlamıyorum. Her şeyin kusursuz olmasını istiyorum. Mükemmel bir organizasyon olacak. Acayip heyecanlıyım.
Herkes gelmişti, her şey hazırdı. Eymen'le konuştuğum zaman gelmek üzere olduklarını öğrendim. Mekan on numara, beş yıldız hesabıydı. Özenle hazırlanmış masalar, canlı müzik, baş köşedeki masa ikimiz için itinayla kurulmuş masa...
İçeriye adım attıkları an en önde ben vardım. Herkes Sanem derken ben cool bir şekilde onu bekliyordum. İçeride tüm arkadaşlarımızı gördüğünde bayağı bir şoka girdi.
Yavaş yavaş adım atıp tam önümde durdu. "Alparslan... Ne gerek vardı?"
"Ne demek ne gerek vardı? Az bile güzelim. Doğum günün kutlu olsun..."
Beline sarıldığım zaman heyecanlı bir şekilde o da sarıldı. Masamıza geçip gecenin devamını seyretmeye başladık. Sürekli fotoğraf çekiniyordu. Ailesinde kimsenin benden haberi olmadığı için benimle alakalı herhangi bir paylaşım yapmıyordu. Anlayış gösteriyorum.
Pastasını kesti, herkes eğleniyordu, bu gece onun dünya üzerine geldiği andı. Mutluydu. Arkadaşlarıyla sohbetler ediyor, güzel bir anı geçiriyordu. Anılarımıza anı ekliyorduk. Bir ara yanıma gelip lavaboya gideceğini söyledi. O gidince yanıma ikizler geldi.
"Çok güzel organizasyon yapmışsın kardeşim." dedi Ayhan Mete. Her zaman ağır başlı kişiliğiyle ön plana çıkardı, ama o bile çok eğleniyordu.
"Aynen abicim." dedi Beste gülerken. "İçinde ne cevherler varmış..." Uzun zamandır üç kardeşin etmediği sohbeti ettik bir süre. Sanem hala lavabodaydı. Hediyesini vermenin zamanı geldiğini düşünüyordum artık.
"Bende bir lavaboya gideyim." Beste ayağa kalkarken bende kalktım. "Bende şu kıza bakayım bir, bir şey mi oldu acaba?"
İkimiz lavaboların olduğu tarafa doğru yürüdük. İnce koridora geldiğimizde erkekler tuvaletini geçip bayanlar tuvaleti için sağa döndük.
Gördüğüm gerçek miydi?
Gerçekti...
Şaka mıydı?
Değildi...
Ben içtim mi?
İçmedim...
Yorgunluktan hayal falan mı görüyordum?
Yorgun değildim...
Gözlerim beni yanıltıyor olabilir mi?
Olamaz...
Soruları kendime sorup iç sesim cevap verirken Beste'yle olduğumuz yerde çakılıp kaldık. Hayatım boyunca yön vermesini istediğim aşk vardı demiştim size. Hayal demiştim. Şimdi karşımda gördüğüm manzara benim yön vermesini istediğim hayatımın anasını sikiyordu. Yeni sülalesini benzetiyordu. İliğimi kemiğimi kurutuyordu.
Duvara yaslanmış bir halde duran Sanem'in, ben yanağından dahi öpmeye kıyamamıştım. Geçtim dudağından öpmesini. Ailemle tanıştırdım. Hatta üstüne üstelik niyetimin ciddiyeti için yüzük bile almıştım.
Şimdi benim öpmeye kıyamadığım dudaklarını bir başkası öpüyordu. Hatta öpmek gibi değildi. Bir eli elbisesinde açıkta kalan çıplak bacağında, diğeri belinde kendisine çekilmiş... Dudağından çıkacak kelimesine baktığım kızın dudaklarında benim en yakın arkadaşım dediğim Eymen'in dudakları. Kardeşlerimden daha önde tuttuğum Eymen'in dudakları vardı. Öpmüyordu. Yiyordu.