Bölüm 4:

1635 Kelimeler
Beste'nin elini kolumda hissettiğimde boğazımda kocaman bir lokma kalmış gibi yutkundum. Şoktaydım. Başka şekilde anlatamam size. Dik tutmaya çalıştığım bedenim gidip ikisini de öldüresiye dövmek istiyordu. "Aydın Alparslan..." "Gidiyoruz Beste..." dedim sert bir sesle. Sesimizi duydukları zaman bize doğru döndüler. Eymen bir adım geri çekilirken Sanem üstünü başını düzeltiyordu. Haklı tabi. Ruju dağılmış, elbisesi elbiselikten çıkmıştı. Hadi bir bok yiyecektiniz de, bari benim hazırladığım mekanda yemeseydiniz. Yavşak herif. "Alparslan!" dedi Eymen şok içinde. "Abi bir dur." Yanıma doğru iki atacağı esnada elimi kaldırıp durması için işaret verdim. Yüzlerine iğrenerek bakıp arkamı dönerek çıkışa ilerlemeye başladım. Beste peşimden koşarak geliyordu. Ayhan Mete'yi bizim masada göremedim. Ceketimi sandalyemden alırken, "Ayhan Mete," diye seslendim. Müziğin sesi durdu. Herkes sustu. "Gidiyoruz." İkisi de arkamdan gelirken fısıltıları geliyordu, Beste olayı anlatıyordu. Herkes ne olduğunu anlamamıştı, ama anlayacaktı. Bu şerefsizliğin bedelini ağır ödetecektim. Ceketimi üzerime geçirip arabaya bineceğim zaman Ayhan Mete önüme geçti. "Ben kullanacağım." Anahtarı elimden alıp kapıyı açtı. Dolanıp diğer tarafa geçtikten sonra bütün sinirimi arabanın kapısından çıkartırcasına vurarak kapattım. Sustular. Konuşmadılar. Ellerimi sıkıp sakinleşmeye çalışırken başarılı olamıyordum. "Dur," diye bağırdım bir anda. "Geri dön. İkisini de orada sikmeden rahatlamam." "Saçmalama," diyerek Ayhan Mete'de bana bağırdı. "O ortama girmene izin verir miyim sanıyorsun? Asla." Sesimi çıkartmayıp nedense sözünü dinlemek geldi içimden. Belki de haklıydı. Kimsenin eline malzeme vermeyecektim. Son hız eve giderken kendi kendime bir söz verdim. Şimdi değil, okul bitene kadar hiçbir şey yaşanmamış gibi davranıp, biterken yapacaktım yapacağımı. Eve geldiğimizde annemler her gece olduğu gibi bizi bekliyorlardı. Babam sabahları işe gidecek olduğunda, dışarıda hangimiz olursak olalım annem beklerdi. Biz gelmeden gözünü kırpmazdı. Ama ben onların yüzünü şimdi nasıl bakacaktım? Kapıdan sessizce girdiğimizde Beste selam verdi. "Erkencisiniz çocuklar, hayırdır?" Babam, dert ortağım olan adamla bile uzun zamandır dertleşmemiştim. İyi gelebilirdi. Ama konuşacak gücü şu an kendimde bulamıyordum. İkizler salona doğru giderken ben merdivenlere yöneldim. Başım öne eğikti. Kaldırıp yüzlerine bakacak cesareti kendimde bulamadığım gibi anlatacak ve tek kelime duyacak dermanım yoktu. Bitiktim. 23 senedir izleyip her saniyesine hayran olduğum aşkı yaşayan insanlara beklediğim hayalimin tükendiğini anlatacak kadar güçlü hissetmiyordum kendimi. "Oğlum?" dedi annem sorar gibi. "Ne bu halin?" Duymamazlığa gelip merdivenleri ağır ağır çıkarken ikizlerin anlatacağını biliyordum. Annem benim can damarımdı. Babam benim bir damla suyumdu. Kardeşlerim benim yaşam enerjimdi. Bu ev benim doğup büyüdüğüm evdi. Ama yaşamımı devam ettirmek istediğim hayatı bir saniyelik bir bakışımla orada, Klarnet denilen siktiğimin mekanında bırakmıştım. Ruhumu teslim etmiştim. Keşke klarneti yanımıza alsaymışız, evet. Babama yada dayıma monte olmamış. Ama Sanem yada Eymen piçinden birine olurdu. Aldatılmak? Hemde ilk kez gözünün içine baktığında heyecanlandığın, ilk kez kendi kardeşlerimden daha üstün tuttuğum insan tarafından aldatılmak? İkisi de aldatmıştı. Aldatmak sadece kızın erkeği, erkeğin kızı aldatması değildir. Aldatmak, kardeş bildiğin insan tarafından ensene yediğin bıçak darbesiydi. Attığım her adımda ensemden aşağıya bıçak darbesinin kanları akıyordu sanki. Eğik başım, yarayı daha da büyütüyordu. Kaldırıp yaranın kapanmasına izin veremiyordum. Utanç vericiydi. Hani şu naif dediğim, hani şu yanağından bile bir kere öptüğüm, hani şu kız kardeşime vurmaya kalktığım, hani şu aileme bile cephe aldığım, utanan kız vardı ya, evet. Tam da o kız. İşte o kız beni aldattı. Hemde kardeş bildiğim, her sırrımı paylaştığım insanla... Üzerimden gömleğimi ağır ağır çıkartıp kenara attım. Banyoya girip elini yüzümü yıkamak istediğim zaman aynada berbat bir Aydın Alparslan gördüm. Aydın Alparslan Dinçsoy. Arkasında, sağında, solunda bütün ailesinin var olduğu, evin en kıymetlisi olan evlat yoktu. Onu göremiyordum. 'Aşık oldum,' diye bağırdığım gün gözümün önünden gitmezken sesim kulağımda çınlıyordu. Aşk kolay değildir oğlum, demişti dedem. Haklıymış. Aşk kolay değilmiş. Yatağa kendimi halsizce atıp tavanı izlerken hala şok dalgası bedenimde geziyordu. Ben hayatım boyunca böyle bir zorluk yaşamamıştım. Annem evi temizlettirirdi. Yemek yapmayı öğretirdi. Çamaşır ve bulaşık makinesini çalıştırmayı bile göstermişti. Çeşme değiştirmiştim. Erkeğin yada kadının yapması, öğrenmesi, görüp geçirmesi gereken şeyleri bize zorla yaptırmıştı. Babam bize araba temizletirdi. Babam bizi fabrikamızda işçi olarak çalıştırırdı. Herkesin aksine özel okulda okuma imkanımız varken okumamıştık. Devlet lisesine senelerce metroyla, otobüsle gitmiştik. Üç kuruşun hesabını yaptırdığı günler olmuştu babamızın. Hayatı öğrenmemiz için. Zengin züppesi olmamamız için bize elinden geldiği kadar zorluk yaşatmıştı. Şimdi kapımı çalıp içeriye girmek istiyordu. "Babacım gelebilir miyiz?" Dudaklarımı aralayacak gücü dahi bulamadım kendimde. Sel vurmuş bir şehrin ardında kalan harabeye dönmüştüm. "Annecim, ses ver. Seni merak ediyoruz." Benim arkamı döndüğüm, cephe aldığım, kızdığım, insanlar harabeyi merak ediyorlardı. Sırtımı dönüşüme sebep olan kızın verdiği zararı görmek istiyorlardı. Cevap veremediğim her saniye kapıda deliye döndüklerini biliyordum. Ama gücüm yoktu. Bunu anlamış olacaklar ki, yavaşça kapıyı aralayıp içeriye girdiler. Çift kişilik yatağımın kenarında uzanıyordum. Babam ayak ucuma geçip otururken, annem elleriyle başımı kaldırıp oturdu. Başımı kucağına aldı. "Bebeğim... Sen bizim gözbebeğimizsin, biliyorsun. Senin doğacağını ilk öğrendiğimiz zaman baban bunu söylemişti. O benim gözbebeğim. Biliyor musun oğlum? Baban ne zaman başı sıkışsa, ne zaman zorlansa, ne zaman üzülse, ne zaman ağlamak istese aynen böyle dizlerime yatardı. Dizlerini karnına çekerdi. Karnımda sizi aylarca o pozisyonda taşımıştım. Doğdunuz, aylarca üçünüzü aynı anda kucağımızda taşıdık. Baban benim ilk bebeğimdi. Onu karnımda taşımadım ama senelerdir onu ilk gördüğüm gün gibi yüreğimde taşıyorum. Sen benim doğurduğum ilk bebeğimsin. Yaşın kaç olursa olsun, istersen çocukların olsun, istersen torunların olsun, yaşadığım süre boyunca seni hem yüreğimde hem dizlerimde, kucağımda taşırım. Baban bu dizlerde çok ağladı, baban bu dizlerde çok döktü içini bana. Benden başka kimsesi yok gibiydi. Biz birbirimiz için var olmuş iki insandık. Yaşamak istediğin aşk, bizde gördüğün aşktı. Biz hayatlarımızı birbirimize göre yönlendirmiştik. Sende öyle yapmak istedin. Bu utanç verici değil. Bu kötü bir olay değil. Bunu yaşamak istemen çok güzel, çok doğal bir hak. Ama doğru insana denk geldiğin zaman aşk, aşk olur. Şimdi ağla. Bu dizler gözyaşına alışkın, bu dizler cefaya alışkın, bu dizler derde kedere alışkın." Konuştukça saçlarımı seviyordu. Küçükken beni uyutacağı zaman bir yandan masal okur, bir yandan başımı severdi. Doğru diyordu. Yaşım kaç olursa olsun onlar benim annem babamdı. Onlar beni en iyi bilen insanlardı. Söylediği her kelimede içim dolup taşarken gözlerime geldiler. Gri gözlerimden akan yaş sayısı kendimi bildim bileli üçüncü defa oluyordu. Aydın dedemi kaybettiğimde, Sadık dedemi kaybettiğimde. Bu üç. Kendimi kaybettiğimde. Annemin elleri saçlarımın arasında gezdikçe gözümden yediremediğim gururumun yaşları aktı. Bunu kendime yediremedim. Yediremezdim. Bir erkeğin aldatılması değildi olay sadece. Olay, bir erkeğin aynı anda iki kere aldatılmasıydı. "Ben çok serseri bir insandım oğlum," diyerek söze girdi babam. "Hemde öyle bir erkektim ki, dinlesen inanamazsın. Annen karşıma çıkana kadar altıma aldığım kız sayısını ben bile bilmiyorum. Senin gibi, sizin gibi değildim. İtin, kopuğun önde gideniydim. Ama karşıma bir kız çıktı, bütün dünyamı alt üst etti. Şimdi diyorsun ki, baba bana bunları anlatma. Ben zaten size özenerek aşık olmak istedim. Hayır oğlum, sana bunları anlatacağım. Bu hayatta ne kadar hata yaparsan o kadar tecrübe edinir, olgunlaşırsın. Kendini ağaçtaki bir incir gibi düşün. Sen daha yeşilsin. İçin olmamış. Dalından bile zor kopuyorsun. Güneşi gördükçe gün gün büyüyorsun. Güneşi gördükçe rengin koyulaşıyor, için tatlanmaya başlıyor, hatta gün geliyor dalından düşüyorsun..." Ben dalımdan düştüm baba. Bir daha iflah olmam. Benim tadım bozuldu, rengim güzel değil, üzerime basıp geçerler artık. "Her şeyin bittiğini düşünüyorsun öyle değil mi? Bitmedi. Her şey daha şimdi başlıyor. Senin hikayen şu sözlerimden sonra başlıyor. Şimdiden sonra güneşi görmeye başlıyorsun. Bu iş, araba yıkamaya, işçi olmaya benzemez." Sabaha kadar, güneş doğana kadar annem baş ucumda, babam ayak ucumda durdu. Ayhan Mete önüme geçip yere oturdu. Beste arkama geçip bana sarılarak uzandı. Arkamı döndüğüm, vurmaya kalktığım Beste arkamda duruyordu. Yüzüne nefretle baktığım Ayhan Mete yüzüme bakıyordu. Sırf olumlu düşünmedi diye kızdığım annem başımı seviyordu. Dertleşmek dahi istemediğim babamın elinin sıcaklığını hissediyordum. Siz siz olun, size ömürlük güvenen insanlara arkanızı dönmeyin. Onlara sırt çevirmeyin. Yüz çevirmeyin. Harbiden adama koyuyormuş. Okul vakti gelmişti. Biliyorum ki, okul şimdi kaynıyordu. Çalan telefonlarıma cevap vermedim. Atılan mesajlara bakmadan sildim. Yanımda ailem vardı. Annem, babam, kardeşlerim... Pazartesi sabahı kahvaltı yaparken gözümün içine bakıyorlardı ben onlara bakmazken. Ne yapacağımı çok merak ediyorlardı. Ama ben yapacağımı biliyordum. Sıfır sıkıntı ayağına yatıp amfiye giriş yaptım. Ayak sesimi duyan herkes işini gücünü bırakıp bana bakıyordu. "Naber keko?" dedim Doğulu bir arkadaşa. Hayretler içinde hepsi yüzüme bakarken en arka sıraya geçip kuruldum. Eymen piçi ortalarda yoktu. Molada Sanem kaşarını da görmedim. Bölümlerimiz yan yanaydı, aynı kafeyi kullanıyorduk. O yoktu, ama Esra yanıma gelme cesaretini kendinde buldu. "Nasılsın Aydın Alparslan?" Umursamaz bir tavırla öğle yemeğimi yiyordum. "İyilik senden naber? Aç mısın?" Mal gibi suratıma baktı. "Yok... Değilim." Önümdeki patates kızartmasından uzatıp, "Al istersen, sen seversin," dedim. Almadı. "Yemin ederim haberim yoktu," dedi bir anda. "Bende o gece öğrendim Aydın Alparslan." Peçeteyle dudaklarımı silip başımı kaldırdım. "Eymen onu altına almadan rahat eder miydi? Senin tanıştırdığın gün Sanem'e bakışlarını anlamıştım zaten. Bakma kendime diye seçtim, kendime seçmedim Sanem'i. Bir kere ben sarışınlardan hoşlanmam. Boyalı saç..." deyip yüzümü buruşturdum. "...hiç sevmem. Eymen piçlik yapsın diye takıldım Sanem'le. Ben farkındaydım." Yalanını sikiyim senin. Yalandan ölen olmamış, herhalde bende ölmem. "Üzgün değilsin yani?" dedi hayret ederken. "Yooo.. Gayet iyiyim. Hatta dur bak..." Ne yaptığımı harbiden bilmiyorum. Kafede oturan, üniversiteye başladığımız günden beri benden hoşlandığını bildiğim bir kızın yanına gittim. "Kahve içersin?" Esmer bir kızdı. En azından yalanımı doğruluyordum. Arkadaşlarına hayret ederek bakıp bakışlarını bana çıkarttı. "Olur, içerim..." Esra'nın yanından ceketimi alırken göz kırpıp kızın yanına gittim. Yakın bir yere götürüp kahve söyledim. Bir iki sohbet ettik. Okey, güzel kız. Ama bana göre değil. Eda'yı bırakacağım zaman olumsuz bir şekilde konuştum. Bozuldu ama oralı olmadım. Bundan sonra bende Beste gibi kimseye güvenmiyorum. Net. Şu hayatta hiç bir zaman ortada kalmadım. Ya en zirvede kaldım, ya en dipte. Ben şimdi en dipte en zirveyi yaşıyordum. Öyle gösteriyordum. Göstermeliydim. O ikisine bu okuldan mezun olurken asla unutulmayacak bir veda gecesi düzenleyecektim. Bunu yapacağıma Alparslan değil, Aydın Alparslan olduğum kadar emindim. Dediğimi yapacak, istediğimi alacaktım. Bunu cümle aleme ibret olsun diye yapacaktım, yine yapacaktım. Siz bir Dinçsoy'la uğraşmak nedir bilir misiniz? Bilen bilir. Dinçsoy'a atılan darbe misliyle geri döner. Babamın zamanında, gençliğinde yaptığı gibi. Anneme elleriyle zarar veren adamın parmaklarını sökmesi gibi. Annemin adını pis ağzına aldığı çenesini kırıp, dişlerini eline verdiği gibi. Bir hata, bin cefayı doğuracaktı. Kinle doldurduğum içimi, kinle kusacaktım önlerine.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE