Günler geçiyordu üzerinden. Okulda yan yana görüyordum. Şeytan kulağıma çok güzel şeyler fısıldıyordu ama onu dinlemek yerine kendimi dinliyordum. Her seferinde kendimi frenleyip durdurduğum günlerde kafayı fena halde bozmuştum. Arayan soran çok insan vardı. Her arayan bir şeyler anlatıp, teselli eder gibi konuştukça umursamaz havamı takınıp cevapsız bırakıyordum. Ama kafaya fena halde takmıştım. Anasını ağlatacaktım. O geceyi, mezuniyet gecesini onların burnundan getirecektim.
Ben kendimi iyi olmaya zorladıkça, atlatmaya çalıştıkça olmuyordu. İyi değildim. Anneme sözüm de olabilirdi ama içmek istiyordum. Hayatımda ilk kez ağzıma alkol sokacaktım.
Dağ yoluna çıkan virajlı yola girip gördüğüm ilk bayide durdum. Bir şişe şarap alıp tenha, Bursa manzarasına karşı bir yere çekip arabadan indim. Tadı güzel değilmiş. Ama adı var işte. Şarap.
Kenara oturup Bursa'nın ışıklarını seyrediyordum. Telefonumdan kısık sesli bir şarkı çalıyordu. Annemin yakın arkadaşlarından birisi vardı. Merter dayım, o da zamanında çocukluk aşkı tarafından aldatılıp şarkı yazmaya başlamış, sonrasında albüm bile yapmıştı. Onun bir şarkısı geldi aklıma, çocukken bütün rap şarkılarını dinlerdik. "Neden kardeşimlesin, canımı acıtmaya?" diyordu. Neden kardeşimlesin ulan, canımı acıtmak için? Ne yaptım ben sana ne, ne? Ne zararım dokundu sana?
"Ulan varya..." dedim kendi kendime. "..ben seni it gibi unutamadım. Ama sen beni hiç hatırlamadın." Elimdeki şişeyi atıp konuşmaya devam ettim. "Alacağın olsun aşk benden. Ama seni herkesin gözü önünde yaşarken, acımı kimsenin gözü önünde yaşamayacağım. Bu da sana söyleyeceğim son şey olsun..."
Yerimden sendeleyerek kalkıp arabanın başına geçtim. Hemen hemen her gece eve geç gidiyordum. Annem bekliyordu. Her seferinde bana güvendiği için bir kere bile ağzımı koklamamıştı. Ama eve girerken kapıya çarpınca telaşla karanlık salondan çıkıp hızlıca yanıma geldi.
"Oğlum iyi misin?" Saf saf gülmeye başladım. "Hiç olmadığım kadar anne." Saf saf gülmeye devam edip merdivenlere yöneldiğimde arkamda şoka girmiş bir anne bıraktım. Oğluna güvenmeyecek bir anne. Senelerdir çabaladığı, düzgün bir evlat olmam için gecesini gündüzüne katıp bir gecede yıkılan bir anne.
Ama ben hiç bir zaman yapacağımdan geri kalmadım. Hemen hemen her gece dağ yolunda içip eve geç geldim. Dersler umurumda değildi. Ev umurumda değildi. Okulda o kızdan bu kıza atlayıp şerefsizlerin yüzüne bakmazken günümü gün ediyormuş havası verdim.
Yine bir gece içip eve sabaha karşı geldiğim zaman bütün ailemi salonda beni beklerken gördüm. Hepsi uykusuzluktan harap düşmüşlerdi. Mahvolmuş bir halde yüzüme bakıyorlardı.
"Neredesin oğlum sen?"
Kendimi gösterdim. "Buradayım anne."
Sinirden deliye dönmüş Mısra sultan masanın üzerini işaret etti. "Bak, bak burada ne var?" Bir pasta vardı. Demek bugün benim doğum günümdü. Vay amk. Onu bile unutmuşum.
Gülmeye başlayıp savsak adımlarla masaya yaklaştım. Üzerinde mumları hazır bekliyordu. Kenarda duran çakmağı alıp, mumları yakıp gülerek üfledim.
"Hadi," dedim annemlerle dönerek, "İyiki doğdun desenize." Gülmelerim kahkahaya döndüğünde annemin sabrının kalmayışını bana doğru attığı adımda anladım. En sevdiğim pastayı, her sene yaptığı gibi yapmıştı. Ispanaklı pasta.
"Sana ketelek yaptım oğlum," dedi sinirini tutmaya çalışıp ima yaparak. "Sen çok seversin..." Küçükken öyle dermişim. O ne demekse, ketelek.
Öpmek için yaklaştığım zaman eliyle durdurdu. Normalde durduramaz. Ama alkolün verdiği etkiyle güçsüzleşmiştim.
"İyi ki doğdun ilk göz ağrım," dedi titrek bir sesle, "Bu da hediyen..." Elinin yanağıma değdini hissettiğimde başım istemsizce yana düştü. Annem bana tokat attı. Annem bana ilk kez vurdu. Annem bir evladına ilk kez vurdu.
Ağladığını gördüm. Alt kattaki yatak odalarına doğru hızlıca giderken babamda peşinden gitti. Ayhan Mete ve ikizi üst kata, odalarına çıktı. Artık yeter demişlerdi. Bu halimden usanmışlardı. Her gece sabaha karşı ayyaş gelen oğullarını böyle görmeye dayanamıyorlardı.
Odama çıkıp sessizce kapıyı kapattım. Üzerimdekilerle yatıp uyumaya niyetlendiğim zaman kapımın önünde annemle babam tartışıyorlardı.
"Haddini bildirmeden rahat yok bana Aykut. Çekil önümden."
"Gitme üzerine Mısra, yapma. Görmüyor musun ne hale geldi çocuk?"
"Görüyorum," dedi annem bağırarak, "Gördüğüm için engellemek istiyorum. Ben onu bir kız yüzünden heba olsun diye doğurmadım. Bir kız yüzünden gençliğini harcasın diye büyütmedim. Uykusuz kaldığım gecelerden kimsenin haberi yok."
"Sen bu sinirle bir daha yanına gidersen, kendini tutamazsın. Bırak ben konuşayım. Sen değil miydin bana seneler önce, çocuğumun babasıyla arası iyi olsun diyen?" Annemin ayak seslerini duyduğum zaman gözlerini kapatıp uyuyor ayağına yattım. Konuşmak istemiyordum. Uyuyarak her şeyden kaçmak istiyorum sadece. Başka çare bulamıyordum.
Aylarca, mezuniyet gününe kadar kimseyle konuşmadım. Her boku yedim. Kızlarla takılmak, içmek çok cazip geliyordu. Serserinin teki olmuştum. Babam her konuşmak istediğinde başımdan savdım. Annem yüzüme bile bakmıyordu. Beni bu şekilde cezalandırıyordu. Ben ki, annemin ağzından çıkacak tek kelimeye bakan bir evlattım. Şimdi tek bir kelime çıkmıyor, beni kendinden mahrum bırakarak cezamı kesiyordu. Hakkıydı. Ne dersem diyeyim, ona kızamıyordum. Belki de dizlerine yatırıp saçımı okşamak istiyordu. İlk göz ağrısı buna izin vermiyordu.
Aylardır intikam için beklediğim gece gelmişti. Bugün Eymen piçinin hesabını kesecektim. Tekin olmayan mahallesine gidip bir evin kapısının önünde pusuya yatmıştım. Gecenin karanlığında oradan geçeceğini öğrendim. Kendim yanıp tutuşan bir alev olurken karda yürüyüp izimi belli etmeyerek arkasından gitmeye başladım. Beni fark etmemesi için elimden geleni yapıyordum.
Her gece takibimdeydi. Her gece belli bir saatte gelip Sanem'i evden alıyor, bir yere götürüyordu. Orada ne yaptıklarını tahmin edersiniz. Ama bu gece onu yapacak takati kalmayacaktı.
"Pişt," diye seslenip arkasını dönmesini sağladım. "Hayırdır birader, birine mi bakmıştın?"
İyice yanına yaklaşıp tam önünde durduğumda kapüşonumu indirdim. Beni görünce gözleri kocaman açıldı. Tam Sanem'in evinin önündeydik. Omzundan tutup karşı aradaki dar sokağa soktum. Burası onun mekanıydı. Burada herkes onu tanırdı. Bu mahallede adam dövmek namussuzluk demekti. Namussuzluğun kitabını yazmış bir adamı kendi mekanında, kendi mahallesinde kılını kıpırdatamayacak hale gelene kadar dövdüm. Git bakalım yarın mezuniyet gecesine. Tabi gidebiliyorsan.
Dişlerini sıkıp yattığı yerde inlerken üzerine doğru eğilip kanlı tişörtünün yakasını tuttum. "Bana bu şerefsizliği yapmayacaktın orospu çocuğu." Yakasını sertçe bıraktığımda başını yere vurdu. Hareketsiz kaldı. Yüzüne tükürüp arkamı dönerek hiçbir şey olmamış gibi yoluma devam ettim. Arabaya bineceğim esnada önüme 5-6 kadar lavuk çıktı. İntikam yemini etmiş bir erkeğin ne kadar tehlikeli olacağını tahmin edemezsiniz. Karşımda isterse dünya kickboks şampiyonu olsun, fark etmezdi. Ellerindeki sopaları, bıçakları umursamadan onlara da giriştim. Sonuç, hepsi yerde yatıyordu. Benim için hazırladıkları bıçaklar havada uçup başka yerlere düşmüştü. Sopalar onların başında kırılmıştı.
Arabadaki su şişesini alıp ellerimi temizledim. Adamın iliğini kemiğini kuruturum derken abartmıyordum. Kurutmuştum. Hiç birisi sağlam kalamamıştı karşımda. Aylardır içimde biriktirdiğim öfkenin bir kısmını onların üzerine kusmuştum. Sırada diğeri vardı.
Ertesi gün akşam üç kardeş mezuniyet gecesi için hazırlanıp evden çıktık. Yüzümdeki hafif morluklardan, elimin üzerindeki yaralardan kavga ettiğimi anladıkları halde sormadılar. Günlerini gün ettikleri, gözümün içine baka baka beni aptal yerine koyan kişilere karşı kabuğuma çekilmeyeceğimi biliyorlardı.
Eymen yoktu. Ama Sanem, Esra'nın yanında gelmişti. Herkes Sanem'e Eymen'i sorarken, Sanem gözümün içine bakıyordu. Ne bok yediğimi iyi biliyordu. Ama asıl intikamı şimdi alacaktım.
Lavaboya ilerlediğini gördüğüm Sanem'in peşinden gittim. "Sanem," dediğimde arkasına döndü. Yüzüme bakacak cesareti yoktu elbette. Ama benim işim henüz bitmemişti.
"Biraz konuşabilir miyiz?"
Kampüsün üst taraflarına doğru ağaçlıkların olduğu yere doğru yürümeye başladığımızda sessizce, "Neden yaptın? Neden dün gece Eymen'i öldüresiye dövdün?" diye saçmaladı.
Yeterince uzaklaştığımızı anladığım zaman durup etrafıma bakındım. Kimse yoktu. Sanem'e dönüp ellerimi kollarına koyarak konuşmaya başladım.
"Sanem, olayın olduğu o geceden beri bir gram uyumadım. Hiçbir şey yokmuş gibi davrandım ama olmuyor. Eymen piçin tekidir. Ama ben seni çok seviyorum, kendini onunla heba etmeni istemiyorum..." Konuştukça gözlerinin içindeki pırıltıları görebiliyordum.
"Kendimi tuttum ama olmadı. Dün gece dayanamadım. Sanem ben senin benim olmanı istiyorum. Evet de, hemen evlenelim. Ne istersen onu yapalım, ama beni reddetme..." Aylar önce Eymen'le ikisini öpüşürken gördüğümden beri bu planı en ince ayrıntısına kadar düşünmüştüm. Şimdi onu uygulama zamanıydı.
"Ben kendimden emin olduğumu o zamanda söylemiştim sana. Eymen sana göre birisi değil, o seni mutlu edemez..." Döktüğüm dilin haddi hesabı yoktu. Sonunda planımın ikinci aşamasına geçmeye başladığım zaman ellerimi yüzüne çıkartıp yakınlaştım. Geri çekilmiyordu. Döktüğüm dil işe yarıyordu. Tatlı dil, şerefsizlerde bile etki ediyordu demek ki. Sadece yılanlarda değil.
Seviyorum deyip yanağından dahi öpmeye kıyamadığım kızın ilk kez dudaklarına dokundum. İçimde hiçbir his yoktu. İntikam daha ağır basıyordu. Aşkla, sevgiyle değil, hırsla öpmeye başladığımda aynı şekilde karşılık veriyordu. Demek ki zamanında yapmış olsaydım, o zamanda karşılık verecekti. Öyle mi güzelim? Bende bulamadığın bel altını Eymen'de bulduğun için mi beni aldattın? Sen harbi kaşarsın. En yağlısından.
O zaman ikimizde burada, bu gece, şu anda istediğimizi alacaktık. Sen onu istiyordun, bende onu yapacaktım. Aylardır şu anın hayalini kurarken acı çektiğimi, acı çekeceğimi düşünüyordum ama öyle değildi. Acı falan çekmiyordum. Kıyabiliyordum. O zaman yapmadığımı şimdi yapıyordum.
Nefes nefese üzerinden kalkarken elimi tuttu. "Alparslan..."
Bakışlarımı yüzüne çevirip nefretle baktım. "Seni seviyorum..." Bunun için mi, uçkurun için mi seviyorsun? Bende seni kız gibi kız sanmıştım.
Alaycı bir gülüşle bir süre yüzüne bakıp üzerinden kalktım. "Öyle mi? Ben aylar önce bunu sana söylediğimde bana cevap vermedin. Hızlı olduğumu söyledin. Acele etme dedin. Keşke daha çok acele etseydim. Keşke şimdi değil, o zaman yapsaydım sana yapacağımı. O zaman beni aldatmazdın belki ama gözümde kirpiğim kadar değerli değilsin. Kalk şimdi, Eymen piçi seni bekliyordur."
Mavi gözlerini ilk kez bu kadar iri gördüm. Söylediklerimle neye uğradığını anlayamazken bileğinden tutup ayağa kaldırdım. Bileğini bırakmadan ağaçların arasındaki karanlık yolda yolumuzu bulup gecenin olduğu yere doğru götürüyordum.
"Alparslan dur, ne yapıyorsun?"
Bir anda durup ona doğru döndüğümde dişlerimi sıkarak, "Üstünü başını topla," dedim tereddüt etmeden.
Hızımı yavaşlatmadan eğlencenin olduğu alana getirdiğimde Ayhan Mete'nin yanında yüzü gözü ters dönmüş Eymen duruyordu. Yalnız, iyi benzetmişim. Akşam karanlıkta görmemiştim. Şimdi sahne ışıklarıyla Harika bir görüntü veriyordu.
Kolundan çekerek Eymen'in önüne doğru attım Sanem'i. Onlarda beni bu kadar olmasa da kalabalığın içinde, güzel bir gecede rezil etmişti. Erkeklik gururumu yerle bir etmişlerdi. Her şey sırasını bekliyordu.
"Al, sevgilini getirdim," deyip alay eder gibi Eymen'e baktım.
Eymen'in dizlerine doğru düşen Sanem ağlamaktan başını kaldıramıyordu. Utanç vericiydi değil mi? Evet utanç vericiydi. Bende aynen böyle utanç verici bir duruma düşmüştüm.
Hıçkırarak ağlayan Sanem'i kaldırmaya çalıştığında Ayhan Mete kolundan tutarak engel oldu.
"Siz," dedim işaret parmağımı üzerlerine doğru gösterirken, "İkiniz beni aynen bu duruma düşürdünüz. İbreti alem olsun..." Başımı kaldırıp sayısını bilemediğim kalabalığa döndüm. "...bir erkeği aldatmanın, bir Dinçsoy erkeğine yamuk yapmanın cezası ancak bu kadar basit olabilirdi. Daha hiçbir şey yapmadım..."
"Benimde alınacak hesabım var Aydın Alparslan," dedi Beste kalabalığın arasında. İnsanların arasından çıkıp yanıma geldi.
"Bu kız yüzünden biz ilk kez kavga ettik, 23 senelik hayatımızda ilk kez... Şimdi bana söyleyin, bu kızı burada öldüresiye dövsem, kardeşimle aramın bozulmasının bedelini öder mi?"
"Ödemez," dedi Esra, "Asla ödemez. Siz kardeşliğiyle anılan Dinçsoy'lardınız. Değil dövmek, öldürsen bile bedelini ödemez." İğrenircesine Sanem'in yüzüne bakıp yanıma geldiğinde sessizce, "Böyle bir insan olduğunu bilmiyordum Alparslan..." dedi. Hani şaşırdım da. Sonuçta kuzeni ve berbat bir durumda. Şu anda benim yanımda değil, onun yanında olması gerekirdi.
"Alparslan değil," dedim Sanem'e bakarak, "Aydın Alparslan..."
Bir gece ben yine dağ yolunda içerken yanıma Ayhan Mete gelmişti. Telefonunun konumunu açmış, nerede olduğumu öğrenmiş kalpak herif. Geldiğinde sayıp sövmüştü. Neden içiyormuşum diye demediğini bırakmamıştı ki, sonunda birbirimize dalmıştık. Onun dudağı, benim kaşım patlamıştı. Sonra oturup konuşmaya başlamıştık. Bu yaptıklarımın aynısını yapacağımı anlattığında daha güzel bir fikir vermişti. Eymen'i bu ortama getirmek aklıma gelmemişti. O dedi, getireyim diye. Kabul ettim. Benim saltanatımı kısa sürede elimden aldıkları için asla kızmamıştım bu ikizlere. Aksine, yalnız bir çocuk olsaydım babama çok kızardım sanırım. Aferin lan Aykut Dinçsoy. İyiki istikrarlı adamsın. Anama cefa çektirsen de sonuçta büyüdük.
Beste daha fazla dayanamayıp Sanem'in önüne gitti. Elbisesinin kollarını tutarak ayağa kaldırdığında Sanem başını kaldıramıyordu. Bir eliyle çenesinden tutup başını kaldırdı.
"Bir," dedi gözlerinin içine bakarak. "Aydın Alparslan'ı üzdüğün için." Helal kız sana. En az benim kadar iyi yumruk atıyorsun. En az annem kadar güzel kavga ediyorsun.
"İki. Kardeşlerin arasına girdiğin için..." Şu kardeşlere sahip olduğum için eve gidince babama teşekkür edeceğim.
"Üç. Evimize uğursuzluk soktuğun için..." Giderini seveyim güzel suratlı kardeşim benim.
"Dört." dediğinde Ayhan Mete gülmeye başladı. "Gülme lan," dedi ona da.
"Dört. Sana ayar olmuştum," dedi rahat rahat. "Seni bir kere bile olsa dövmek istemiştim. Hiçbir sebep olmasa dahi." Yapar. Lisede bir kız sırf son limonatayı kantinden aldı, ona kalmadı diye kavga çıkartmıştı.
İki elini yakasını koyup giderlendi. "Hadi şimdi siktir git." Bu sefer kendimi tutamadım. Gülmeye başladığım zaman yakasını bırakıp bana döndü. "Ne gülüyorsun Aydın Alparslan? Komik mi? Komikse bizde gülelim." Anneme bu kadar benzediğine dair size yemin ederim ama ispatlayamam. Canı sıkkınsa eğer, önüne gelen herkese ters yapar.
Sanki az önce kız dövmemiş sahneye doğru seslendi. "Çal şuradan bir deryalar. Bir Arnavut halayı çekelim." Adamlar neye uğradıklarını şaşırdılar.
Bu okul bizim gibi üç kardeş görmemişti. Bu okul en yakın arkadaşıyla sevgilisinin aldattığını görmemişti. Bu okul bir Aydın Alparslan, bir Ayhan Mete, bir Beste görmemişti. Ömür billah da göremeyecekti. Şükür olsun. Bizden birer taneyi daha ne annem kaldırabilir, ne de bu dünya