Bölüm 6

2484 Kelimeler
Sessizliğime aldandılar. Ama bilmiyorlardı ki, bir esersem mevsim değişirdi. Dünya tersine dönerdi. Kardeşlerimle beraber yaptığımız hareketten sonra kardeşler olarak soyadımızın fabrikasında çalışmaya başladık. Babamla biraz olsun iyiydik ama annem hala yüz vermiyordu. Eski hallerini özlemiştim. Eve geldiğim zaman sarılmak istiyordum, öpmek istiyordum. Ama hoşgeldin bile demiyordu çoğu zaman. Kızamıyordum. Çünkü hala geceleri dışarıda çok takılıyordum. Önceki gibi salonda beklemiyordu. Ama odasında uyanık olduğuna eminim. Odamın kapısını kapattıktan sonra onların odasının kapısının sesi geliyordu. Bir gün yine babam, Ayhan Mete, Beste ve ben fabrikadan çıkıp eve geldik. Annem her gün olduğu gibi kapıda karşıladı. Öncelik her zaman kocasıydı. "Kocam, hoşgeldin..." Şu standartı söylemeden geçemeyeceğim. Babam annemi sürekli iki yanağından, alnından, dudağından ve boynundaki iki nabzından öperdi. Bir çok fotoğraflarında da babam sürekli annemi nabzından öpüyordu. Küçükken bende öyle yaparmışım. Sebebini inanın bende bilmiyorum. Sıra bendeydi. Yüz versin diye beklerken tek yanağımdan beş karış suratla öpüp geri çekilerek Ayhan Mete'ye baktı. Okulda yaptığımız durumu Beste anlatmış, tepki vermemiş. Kızgınlığı alkol alıyor olmamdı. Cuma akşamı olduğu için yemekten sonra hepimiz dışarıya çıktık. Çifte kumruları ara sıra yalnız bırakmak lazım. Herkes kendi arabasına binip gideceği yere doğru ilerlemeye başladı. Sabaha karşı eve geldiğimde diğerlerinin arabaları kapının önündeydi. Yine en geç gelen bendim. Yine içmiştim. Ve annem, yine odasında beklemişti. Sabah aşağıdan gelen seslere uyandım. Cumartesi kahvaltısı hazırlanıyordu. Normal şartlarda bu kahvaltıya bende yardım ederdim, beraber hazırlardık. Ama sabaha karşı güzel kafayla yattığım için kalkamamıştım. Aşağıya indiğimde, "Günaydın," dedim neşeli bir sesle. Herkes gülümseyerek cevap verirken bir tek annem cevap vermedi. Şaşırmıyorum. Mutfağa gittiğinde babamda peşinden gitti. Bir şeyler konuştuklarına eminim. Babam mutfaktan çıkarken elinde menemen tavası vardı. Her kahvaltıya bunu hazırlar. Hatta şarkısı bile var, üniversite zamanında kendisi yazmış. "Menemen menemen, yiyemezsem kendime gelemem gelemem," şeklinde devam ediyordu. Hep söylediği gibi, babam yine bunu söylüyordu. Uzun zaman sonra annemi bu kadar güzel gülerken gördüm. Fırsattan istifade edip konuşmak istedim. "Anne?" Bakışlarını masadan ayırmayıp babamın tabağına peynir koydu. "Efendim?" Adımı ağzından duymayı bile özledim. "Konuşmayacak mısın benimle?" "Kahvaltı yapıyorum," dedi yüzüme bakmadan. Sorasım var, anne gözlerimi özlemedin mi, gözlerimin gri oluşunu sen çok severdin? "Bende yapıyorum." "Afiyet olsun." Yavşakça konuşmam gerektiğini babamın bacağıma vurmasından anladım. Giderlenir, rahatlardı. Babam baş köşede, annem sol yanında, biz üçümüz sırayla sağ tarafına dizilirdik. "Sana da annecim, ellerine sağlık. Menemen yemiyor musun?" Tavayı önüne uzattım. Annem menemen asla sevmez. Babam bunu bildiği halde kendisi çok sevdiği için yapar. Ters bakışlarını esirgemeden çatalını ağzına götürdü. "Tamam," dedim omuz silkerek. "O zaman ben sana peynir vereyim. Seversin..." Peynir tabağını uzattım. "Peynirim var." "Zeytin?" Zeytini uzattım. "Var." "Börek?" Böreği uzattım. "Tabağımda var." "Yumurta?" Yumurtayı uzattım. Bezgin bir bakışla gözlerime bakıp çatalını bıraktı. "Elim kolum var. Bir şey isteyecek olursam, kendim alırım..." "Ben sana veririm karım," dedi babam gülerek. Bu seferde ona baktı. "Bende veririm anne..." Ayhan Mete'ye baktı. "İstediğin bir şey var mı annecim?" Beste'ye baktı. Onlar yapmak istediğimi anlamışlardı. Sanırım en sinirli bakışlarını karşısında oturan bana yöneltti. "Derdin ne senin?" "Sensin Mısra sultan." Kahvaltısına geri dönüp, "Bizden daha önemli dertlerin var senin şerefsizin oğlu, git onlarla ilgilen. Mesela şarap şişelerin tuzla buz oluyor mu? Olmuyorsa daha güzel kırma yöntemleri falan dene. Baktın hiç olmuyor, fabrikadan bir çekiç al, onunla kır. Hiç olmadı..." diye giderleniyordu. Galiba başarıyordum. "Mısraaaa..." dedi babam kaynak yaparak. "Kahvaltı da bunları konuşmasak mı?" Babama dönüp masadan kalktı. "Oğluna söyle. Hani şu gözbebeğin varya. Hani şu gecelerce aspiratör altında uyutmaya çalıştığın, suratına sıçan, benim yanıma geçtiğin an ağlayan oğlun. Hani 'Baba oluyorum amk, baba oluyorum,' diye Bursa'yı inlettiği oğlun. Tam bir gece doğum sancısı çektiğin oğlun. Ona söyle Aykut Dinçsoy." Bunların çoğusunu annem yaptı anne şu an kabullenmiyor. Kolay olmayacak, bilirim. Tabağını alıp mutfağa gittiği zaman babam bacağıma bir kere daha vurdu. Tabağımı alıp peşinden gittim. Mutfak masasına oturmuş, tabağı önünde dururken ağlıyordu. Ben gidince gözlerini silip eline çatalını aldı. "Git başımdan." Tabağımı masaya bırakıp diz çökerek önünde durdum. "Anne, yapmasan mı böyle artık? Atlatmaya çalışıyorum. Ne kadar zor bir duruma girdiğimi tahmin edemezsin." "Biz senin yanındaydık," dedi dişlerini sıkarak. "Biz hep senin yanında olmak istedik. Sen? Siktir olup gittin. Senden çok bir şey istemedim Aydın Alparslan. Çok bir şey istemedim. Ne yaparsan yap, içme dedim." Alkol konusunda neden bu kadar takıntılı bilmiyorum ama çok takıntılı. Ağzımıza dahi sürdürmedi bugüne kadar. "Tamam," dedim masum masum bakarak. "İçmem bir daha ama bana böyle davranma anne. Adımı ağzından duymayı bile özledim. Az önce söyledin ya, yemin ederim içimde leylekler şaha kalktı." Kafasını çevirip gülmemek için kendini tutarken, daha fazla tutamadı. Gülmeye başladı. "Leyleğine sıçayım." "Hep gül anne. Sen hep gül." "İçme başımın belası. O illeti ağzına sokma. O kızın adını ağzına alma. Bu evde ne o kızın adını duymak istiyorum, ne birinizin alkol kokmasını." Sözlerine devam edecekken zil çaldı. Beste kapıyı açacağını söyleyince anneme baktım ama Beste ismimi söyledi. "Aydın Alparslan?" Şaşkın bir halde çıkan sesinin sebebini merak edip kapıya gittiğimde annemde arkamdan geldi. Tüm aile olarak kapıma gelen kişiye bakıyorduk. "Ne işin var lan senin burada?" dedi Beste her an dövecekmiş gibi. Kapıda Sanem vardı. Başını öne eğmiş, bakışlarını bana doğru hafifçe çıkartmıştı. Beste kendini tutamayıp yakasına yapışırken Ayhan Mete tuttu. "Dur bir saniye Beste. Bir bok olmadan gelmez bu kız." Bu çocuk hep böyle mantıklı olmak zorunda mı? "Ne var?" dedim atarlanarak. "Niye geldin?" Kendisi bile zor duymuştur sesini. "Konuşabilir miyiz Alparslan?" "Aydın," dedim üstüne basa basa. "Alparslan." "Konuşabilir miyiz Aydın Alparslan?" Anneme babama, ikizlere bakıp dışarıya çıktım. Adını ağzıma almayacağım kızın, evimizde işi yoktu. Kapıyı kapatıp bahçe kapısına doğru yürüdüm. "Ne var, doymadın mı sen?" dedim durduğum zaman. Bakışları etrafta gezerken başını kaldıramıyordu. "Susmaya mı geldin lan buraya?" Sesimi yükseltince irkilip titrek ellerle çantasını açmaya çalıştı. İçinden bir şey çıkartıp önüme uzattığında ne olduğunu anlamadığım gibi elime bile almadım. "Bana ne olduğunu söyle. Bu kağıda dokunmak istemiyorum. Senin dokunduğun hiçbir şeye dokunmak istemiyorum." Ağlayarak başını kaldırıp titrek sesle konuştu. "Aydın Alparslan, biliyorum bana hala çok kızgınsın ama hiçbir şey bildiğin gibi değil. Bu kağıt değil, ultrason resmî. Hamileyim Aydın Alparslan. Bir çocuğumuz olacak ve sen bana senin dokunduğun şeye dokunmak istemiyorum diyorsun." Konuştukça tebessüm ettim. Tebessüm gülmeye geçti. Gülüşüm büyüdükçe büyüdü. Sonunda kahkaha atmaya başladım. Bilmiyorum ama belki beş dakika kadar kahkaha atmışımdır. "Sen?" deyip tekrar gülmeye başladım. Gülmekten konuşamıyordum. "Sen şimdi bana... Hamile olduğunu söylüyorsun..." Sürekli gülüyordum, o mal gibi yüzüme bakıyordu. "Benden hamilesin? Sen?" Neredeyse gözümden yaş akacak, karnım ağrımaya başladı. "Sen kimi kandırıyorsun?" diye sordum kendime biraz gelince. "Eymen'le her gece yat, benimle bir kere. Sonra gel bana hamileyim de. Yok yavrum yok. Bu lafa karnım tok benim. Hadi başka kapıya..." Şaşkınlıkla ve hala ağlarken resmî bir daha uzattı. "Aydın Alparslan ben çok ciddiyim." Bende çok ciddiyim. Gülmeyi bir kenara bırakıp yüzüne nefretle baktım. "Sen beni aptal mı sanıyorsun küçük hanım? Bir bak..." dedim bağırarak. "Aptal mı yazıyor lan benim alnımda? Sana o gece ne yaptıysam yaptım, ama önlemimi aldım. Baktın gördün Eymen'den adam olmayacak, kendini bana mı yama yapacaksın? Siktir git kapımdan. Bir daha ne zaman gel biliyor musun? Doğurduğun zaman DNA testi için. Sanmıyorum. Benden değil biliyorum ama içimin rahat etmesi için." "Ne olur yapma Alparslan..." "Aydın Alparslan," diye bağırdım. "Git, gözüm görmesin seni. Ben kendimden çok eminim. Git bu resmî Eymen'e, sevgiline göster. Bir daha ne zaman geleceğini biliyorsun..." Kolundan tutup bahçeden dışarıya çıkarttım yavaşça. Sert davranmadım. Sonuçta hamile, bebeğe yazık. Anası babası şerefsizse, o sabi bebeğin ne günahı var? İhtimal vermiyorum ama belki de babası benim. Eğer öyleysem, o çocuğu ona bırakmam. Arkamı dönüp sinirle eve girdiğimde herkes ne olduğunu sordu. Söyleyemedim. Odama çıkıp yatağın üzerine oturduğumda başımı ellerimin arasına alarak sakinleşmeye çalıştım. Tam da anneme söz veriyordum. Tam da her şeyi yoluna sokmaya çalışıyordum. Tam da tüm düzenimi eski haline çeviriyordum. Niye geldin? Niye geldin de beni niye tekrar dağıttın? Henüz toparlanmamıştım. Kendini tekrar hatırlatmak zorunda mıydın? Bakınca içimin gittiği mavi gözlerini göstermek zorunda mıydın? Halbuki ben seni unutuyordum. Aradan vakit geçiyordu. Ellerini unutmuştum. Kokunu unutmuştum. Sesini unutmuştum. Bakışını unutmaya çalışıyordum. Niye geldin? Ayhan Mete'nin odaya gelmesiyle kalkıp camın önüne geçtim. Ne olduğunu, ne konuştuğumuzu sordu. Söyledim. Kendimden adımın Aydın Alparslan olduğu kadar eminim. Aylarca Eymen piçini takip ederken her gece geç vakitte bir eve giriyorlardı. O evde ne yaptıkları belliydi. Onunla aylarca ilişkisi olan bir insan, benimle geçirdiği kısacık bir vakitte benden hamile olamazdı. Yemezlerdi. Eve sığamadığımı anladığım zaman dışarıya çıkma kararı almıştım. Cumartesi geceleri çok önemli bir şey olmadıkça ailemizle geçirirdik ama iyi değildim. 1000 parçalık yapbozun yarısı tamamlanmış, kalanını tamamlamaya çalışırken parçaları kaybettim. Diğerleri de bozuldu. Tamamlayamıyordum. Standarta bağladığım işi yapmak için dağ yoluna giderken şarap aldım. Sabah anneme söz vermek üzereydim, ama verememiştim. En azından bir kere daha içebilirdim. Güldürme beni Aydın Alparslan. Aylardır içiyorsun, daha yeni kendine geliyordun, bir kere de mi vazgeçeceksin şimdi? Mümkün değil. Sabaha karşı anahtarı bile kapı deliğine zor soktum. Gözlerim çift görüyordu. Arabayı dağ yolunda bırakıp taksiyle dönmüştüm eve. Yoksa yolda kesin kaza yapardım. Merdivenlere dikkat ederek sessizce odama çıkıp kapıyı kapattığımda alt kattan annemlerin odasının sesi geldi. Hatta babamla ikisinin konuşma sesleri. "Bırak Aykut," dedi annem sinirle. "Bırak kolumu, gidip konuşacağım." "Mısra, karım yapma. Sabah olanları atlatması zaman alacak, sende biliyorsun." Merdivenleri çıkarken babam kesin tutamıyordu annemi, sesleri yakınlaştı. "Bırak Aykut. Yeter. Ben bu çocuğu bunun için büyütmedim. Ben bu evlatları şerefsizin biri mahvetsin diye bu yaşa getirmedim." "Gitme çocuğun üstüne. Bunları göstereceksin de ne olacak Mısra?" "Sus Aykut." Sesi ağlamaklı gelirken odamın kapısı bir anda açıldı, lamba bir anda yandı. Başımı yastıktan kaldıramadan gözlerimi sıkıca kapattım. "Ne oluyor anne?" "Elinin körü oluyor, kalk!" diye bağırdı. Zorla kendimi kaldırıp yatağa oturduğum zaman suratıma bir defter fırlattı. "Al bak. Bunun içinde yazanları tek tek oku. O satırlara tek tek bak. Hepsini aklına kazı." Delirmiş gibiydi. Sesi kulağımdan beynime inanılmaz bir etki yapıyordu, ev titriyordu sesinden. "Bak aşk acısı nasıl çekilir, oku da öğren. Aşk nasıl olur, oku!" Defteri elimde dahi tutamıyordum. Düşüyordu. Yazıları okuyamıyordum. Karman çorman bir şeyler vardı önümde. "Defteri ters tutuyorsun Aydın Alparslan," diyerek uyardığında hem kendime geldim, hem defteri düzelttim. "Aşk acısı öyle çekilmez, bu okudukların gibi çekilir. Aşk acısı içip sıçıp çekilmez." Defterin ilk sayfasını açtığımda en başta 'Aykut'çum' yazısını gördüm. Bu annemin yazısıydı. Nasılsın reisçim? Diye devam ediyordu. İlk sayfadan bir kaç satır okumayı başardığım zaman annem defteri alıp kenara koydu. "Sana," dedi dişlerini sıkarak, "Bunları bir kez anlatacağım." "Attığım tokat yanağını mı acıttı, yoksa ruhunu mu?" Ruhumu acıttı anne, senden bunu beklemezdim. "Ben o ruh acısını 9 yaşında öğrendim." Anneannem vuracak bir insan değil, yada dedem. "Ben hasta oldum. Bipolar, pasif agresiflik. Bunu farkeden dayınla, baban oldu. Baban beni iyileştirmek için kendini ortaya attı. Tam 850 gün ayrı geçirdik. Bana okulun ortasında sırtını dönüp gitti, hemde ben aylarca onu beklemişken. Aylarca her yerde yana yakıla babanın hayalini aradım ben." Her kelimeyi öyle baskın söylüyordu ki, sanki o günü tekrar yaşıyormuş gibi. "Sen bu kızı gördüğünde nabzının yükseldiğini fark ettin mi?" "Hayır," dedim başımı sallayarak. "Kokusundan kafayı buldun mu?" Yine başımı salladım. "Sen esrar kullanıyor olsaydın, o kokuyu duyarak bırakır mıydın?" "Hayır," dedim hayretler içinde. "Ama baban bırakmıştı! Sonra kendini feda etti. Ondan nefret edeceğimi bile bile iyileşmem için feda etti. Ben ne yaptım? Aylarca tek kelime etmedim. Ölmek istedim. Atak dönemleri geçirdim. Babanın benden habersiz ayarladığı doktorlarda iyileştim. Baban doktora üniversite sınavına hazırlanmamı söylemiş, doktor bana onu söyledi. Hazırlandım. Babanın okuduğu şehire gittim. Yüzüne bakmadım, üniversitenin ortasında demediğim laf kalmadı, ama baban bir kere bile pes etmedi. Hep merak ediyordunuz değil mi? Annemle babamın aşkı niye bu kadar güçlü diyordunuz? Bu yüzden. Biz birbirimiz için kendimizden geçtik, ama birbirimizden geçmedik. Babanın keş olduğunu bile bile bırakması için elimden geleni yaptım. Ölmesin diye tek böbreğimi başkasına verdim. Kendimi öldürmeyeyim diye baban kendinden nefret ettirdi. Ama vazgeçmedik. Bir gün olsun biz nefesimizi kendimiz için almadık, birbirimiz için aldık! Aşk acısı böyle çekilir. Ağlarsın. Uyuyamazsın. Ama o iyi olsun diye dua etmekten başka bir şey yapmazsın." Annemin sesini duydukça diğerleri de odama girmişti. Annem bir yandan ağlıyor, bir yandan bağırarak anlatmaya devam ediyordu. "Biz 850 gün boyunca kavuşmak için uğraştık. Daha 9 yaşındaydım. Dayın yüzünden dedenden ilk tokatımı yediğimde 9 yaşında küçük bir kız çocuğuydum. Dayın olacak şerefsiz beni bir an olsun yanından ayırmıyordu. Ne zaman ayırmaya başladı, o zaman bir haltlar karıştırdığını anladım. Allah'ın belası herif esrara başlamış. Hem de neden? Aldatıldığı için. İçkisi bir yandan, esrarı bir yandan. Aylarca onu o illetten kurtarmak için canımı dişime taktım, dişime. Herkes sokakta oyun oynarken ben gidip para kazandım. Deden o parayı ne yaptığımı soruyordu, doğruyu söyleyemiyordum. Ben o illetlerden dayını kurtarmak için uğraşırken deden yüzünden hasta oldum. Sayısını dahi hatırlamadığım kadar çok tokat yedim." Hayretler içinde üçümüzde annemi dinlerken babama doğru baktım. Bakışlarını eğip başını salladı. "Yetmedi," diye bağırdı. "Babanla tanıştım, babanda dayın gibi esrar kullanıyordu. Su gibi içki içiyordu. Alkollüyken kaza yaptı, ameliyatta iki böbreğininde iflas ettiğini söyledi doktor. Böbrek bulamadılar. Saatlerce uğraştık, sabaha karşı doktor yanımıza gelip çapraz nakil yapılacağını söyledi. Ben babanı tanıdığımda piçin önce gideniydi." Elini nabzına koydu. "Şu nabzıma dokundukça esrarı bıraktı bu adam. Böbreğimi onun için tanımadığım birisine verdiğim zaman alkolü bıraktı. Sen? Sen, senelerdir gözümden sakındığım evladım, sen ne yapıyorsun? Elin kızı yüzünden ölümden dönmeni mi seyrettireceksin bana? Babanı, dayını kurtardım, seni mi kaybedeyim? Senin içinde yaparım. Sizin içinde yaparım her şeyi ama sen bizden kaçıyorsun. Diğer böbreğimi de senin için veririm, yeter ki iyi ol. İyi olman için canımı ortaya koyarım Aydın Alparslan. Ben sizi kolay büyütmedim. Bu yaşınıza gelene kadar ne çektiğimi hanginiz biliyorsunuz? Siz iyi olun, hayırlı evlat olun, sağlıklı olun diye neler yaptım biliyor musun? Bilmiyorsun." Ayağa kalkıp ellerinden tutarak yatağıma oturttum. "Anne tamam, sakin ol." "Olamam. Ne dayınız yüzünden yediğim tokatların bedelini dayın ödeyebildi, ne babandan ayrı geçirdiğim günleri deden ödeyebildi. Ben babanız için ne yaptıysam, iyileşmesi için ne kadar uğraştıysam, aynı şekilde babanızda benim için uğraştı. Biz beraber olabilmek için hem bedenlerimizi, hem ruhlarımızı iyileştirdik. Ama sen, senelerdir kurduğum, koruduğum düzeni mahvettin. Eğer böyle yapmaya devam edeceksen, kapı orada..." Kapıyı gösterirken karşıma dikildi. "Arkandan ölene kadar ağlarım, yas tutarım. Ama gözümün önünde bir kişinin daha heba olmasını kaldıramam. Öldü sayarım seni, yaşamıyormuşsun gibi davranırım. Ama gözümün önünde eriyip tükenmeni izleyemem. Şimdi, şu anda kararını ver. Ya içmeyip bu evde kalırsın, eskisi gibi oluruz. Yada defolup gidersin, bir köprünün altında cesedini bulup kimsesizler mezarlığına gömerler. Tercih senin Aydın Alparslan." Daha cümlesini bitirip nefes almasına fırsat bırakmadan sımsıkı sarıldım anneme. Dedemle böyle bir ilişkileri olduğunu bilmiyordum. Dedem annemi çok sever, görüyorum. Teyzemlerden ayrı tutar, annemin yeri bambaşkadır, öyle söyler. Ama asla böyle bir şey yaşadıklarını düşünmemiştim. Dayımın böyle bir insan olduğunu bilmiyordum. Şu an ağzına içki sürmez. Babası Metin dedem ültimatom yaptı. Sadık dedem öldükten sonra içmediğini söylüyor dayım. Babam... İkisininde tek böbrekle yaşadığını biliyordum ama sebebini bilmiyordum. Babam gençliğinde benden betermiş. Annemin bu kadar hassas olmasını çok iyi anlıyorum. Bugüne kadar sustu. Cezalandırdı. Onunla en fazla bir saat konuşmamazlığımız olurdu. Annem aylardır benimle konuşmuyordu. İçindeki yaranın bu kadar büyük olacağını tahmin etmemiştim. Hasta olacağı aklıma gelmemişti. Dedemin anneme vuracağı aklımın ucuna gelmeyeceği gibi babamla ayrı kaldıklarını dahi düşünmemiştim. "Özür dilerim anne..." dedim sesim titrerken. "Çok özür dilerim, bilmiyordum. Bunların hiç birisini bilmiyordum. Bir kere daha ağzıma alkol alırsam şerefsizin önde gideniyim." "Sen zaten şerefsizin oğlusun it. Kitabını yazmış bir adamın oğlusun..." "Yemin ederim bir daha ağzıma sokarsam Aydın Alparslan değilim."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE