"Aydın, dede, Aydın, dede," diye tezahürat yapıyordu küçük Dinçsoylar. Aydın dedeleri seslerini duyduğu gibi hızlı adımlarla evinden çıktı. Canı ciğeri, güzel torunları onu her hafta olduğu gibi ziyarete gelmişlerdi. Onlar dedelerini çok seviyor, dedeler onları çok seviyordu. "Yavrularım," diye seslendi kapıyı açtığı gibi, "Evlatlarım." Üçü birden dedelerinin kucaklarına atladılar. "Çocuklar yavaş," dedi Mısra, "Düşüreceksiniz dedemizi." "Düşmem ben," dedi Aydın dede her zamanki sert sesiyle ama bir o kadar mutluyken. "Düşmezsin dede," dedi Aykut gülerek. Aydın dede çocukları bırakıp ters ters torununa baktı. "Sana ne be haydut, sana mı soracağım ne yapacağımı?" Dedenin formu yerindeydi her zamanki gibi. "Bir şey demedim dede," dedi Aykut bozularak. "Diyemezsin zaten. Sen bile keyfim

