Kalabalığın uğultusu, ağıtların arasında kaybolan fısıltılar… Sabah güneşi bile bu bahçede solgun duruyordu. İnsanlar tabutun etrafında toplanmış, dualar mırıldanılmıştı. Ama Cihan’ın bakışları bir noktaya saplanıp kalmıştı. Gözbebekleri küçülmüş, çenesinin kasları birbirine kenetlenmişti. Tam o anda İhsan bir refleksle onun koluna yapıştı. “Cihan, saçmalama! Şu an burada olmaz,” dedi dişlerinin arasından. Sesinde hem öfke hem panik vardı. Cihan’ın göğsü kabarıp iniyor, yüzü yanıyordu. Kalabalığın arasında durmadığı hâlde nefes alamıyor gibiydi. “Bu herif,” dedi sesi çatlayarak, “cezaevinden nasıl çıkar? Kafayı mı yedirtmek istiyor lan bana?!” Sözler ağzından dökülürken yumrukları sıkılmıştı. Parmaklarının beyazladığı, bilek damarlarının şiştiği açıkça görülüyordu. Öne atılmaya davran

