Cihan, Şirin’in kolunu sıkıca tuttu ama bu sertlik bir öfkeden değil, çaresizliğindendi. Şirin’in gözleri dolmuş, yüzü solmuştu. “Bırak!” dedi Şirin hışımla, kolunu çekmeye çalıştı. “Sakın bana dokunma!” “Önce dinleyeceksin!” diye patladı Cihan. Sonra kendini tuttu, derin bir nefes aldı ama sesindeki sertlik hâlâ dağılmamıştı. “Sadece beş dakika, beş dakika dinle, sonra istersen git ama ne olur kafandakiyle değil, benim söylediklerimle yargıla.” Şirin nefes nefeseydi, omuzları titriyordu. “Ne anlatacaksın bana? O kadını mı, çocuğunu mu, yoksa yalanlarını mı?” Cihan kolunu serbest bıraktı, yüzüne baktı. Gözleri yorgundu. “Gel,” dedi kısa bir tonla. “Salona geçelim. Burada bağırarak hiçbir şeyi çözemeyiz.” Şirin istemese de yürüdü. Adımlarında öfke, bakışlarında kırgınlık vardı. Salonun

