Efkarlı Yürek

1815 Kelimeler
Dağlar taşlar şahitti ki artık kalbine ağır geliyordu Erdem. Oysa o, halinden anlamasını tüm bu lanet duvarlara rağmen tarafından sarıp sarmalanmayı isterdi. Karşısındaki adamın öfkesiyle yerinde zıplayarak bir adım geriledi. Yırtıcı bir hayvan gibi çok korkutucuydu. Dağları bile yerden yere vurabilecek heybeti doğa dışıydı. Mavi hareleri dolarken bir adım daha geriledi ve nefes alışverişleri hızlandı. Ertuğrul Gülüm’ün haliyle dişlerini birbirine bastırıp Erdem’in yakasına yapıştı. Her ne kadar güçlü olursa olsun Erdem kadar olamazdı. “Bu kız senin şamar oğlanın mı lan! Varsa derdin benimle. Ona bağıramaz…” Yüzünün ortasına sağlam bir kafa yiyen Ertuğrul kliniğin başka bir tarafına savrulurken Gülüm yerinde donmuş bakışlarını yere sabitlemişti. Ertuğrul’un yerden kalkmasına izin vermeden yakasını tutup yumruk atmaya başladı. “Sikerim lan senin belanı! Piç! Sen kimsin de benim karımı koruyorsun lan!” Keşke buna hiç gerek kalmasaydı. Keşke Erdem’in arkasına geçip sığınıverseydi. Kollarını o geniş sırtına dolayıp başını oraya yatırıp benim güvenli limanım sensin diyebilseydi. Ama diyemedi. Aksine ondan…korkuyordu. Kırıp dökmesine şaşırmıyordu ama bu güç gösterisinden korkuyordu. İçindeki bazı şeyleri körüklüyordu işte.. Dudaklarının arasından kaçan hıçkırıkla adımlarını atıp kliniğin kapısından çıktı. İçerideki kaosun ortasından geçip gitti. Arabasına binip önlüğünün cebinden anahtarı çıkarıp kontağa soktu. Araç çalıştığında kliniğinden çıkıp koşar adım kendisine doğru gelen adamı bulanık görüyordu. Uçarak gelse ne olurdu ki? Ne değişirdi? Ya da neyi değiştirebilirdi? Dudaklarının arasından kaçan başka bir hıçkırıkla gaza bastı. Ağlayışları omuzlarını sarsarken önünü zar zor görüyordu. Her zaman temkinli gitmeye özen gösteren genç kızın hızı had safhadaydı. Ve bunun hiç farkında değildi. Erdem’in peşinden çalıp durduğu kornaları duymadı. Duymak istemedi. Adamın evi yerine kendi evinin yolunun tuttuğunda hızlıca apartmanın önüne park edip aşağıya indi. Dairesine çıktığında paspasın altındaki yedek anahtarı alıp içeriye girdi. Sırtını hemen girişteki duvara verip güç almak istedi. Ne yaşıyordu böyle? Nasıl bir fırtınanın içinde sürükleniyordu? Kapı gürültüyle çalmaya başladığında tekrar irkildi. “Git.” Diyebildi sessizce. Bacakları onu taşıyamadan yere çöktüğünde ellerini kaldırıp kulaklarına kapattı. “Ne olur git.” Fısıldayışını kendisi bile duymuyordu oysa… Korku kalbini öyle bir esir almıştı ki zincirlerle kafese sokulmuş gibi hissediyordu. Kendini duvarlara vura vura parçalasa da kurtulamıyordu. Hıçkırıkları şiddetlenirken gözlerini sımsıkı kapatmıştı. Beyninde ise tek bir görüntü vardı. Dedesinin onu acımadan dövüşleri. Hem de daha okula bile gitmediği yaşlarında.. Kapı kırıldığında hareleri açılmadı. Şaşırmadı da. Erdem’in normal bir erkek olmadığını biliyordu çünkü. Bu demir kapı ne ki, adamın dağları yerinden oynatabilecek gücü olduğunu biliyordu. Erdem ise öfkeli hareleriyle Gülüm’ü görür görmez duvara vurmuş gibi hissetti. Yüzü değil ama kalbi paramparça olmuştu. Apar topar yanına çöküp elleriyle kollarını tutacaktı ki Gülüm geri çekildi. “Lütfen, git.” Diyebildi sesi içine kaçmış gibi. Ama o incileri ısrarla dökülmeye devam etti. Öyle derin bir nefes verdi ki konuşmasa da kendine lanetler ettiği belliydi. Bir bakıyordu ana avrat sövüyordu. Sonra bir bakıyordu ki ne ara bu kadar lanet bir adam olduğunu sorguluyordu. Ayağa kalkıp kırdığı kapıyı üzerine ittirip kapattı. Geri döndüğünde ise Gülüm’ü dinlemeden kollarını ona dolayıp kucağına kaldırdı. İtiraz etmesini hatta ona vurmasını bekliyordu ama Gülüm hiç de beklediği şeyleri yapmadı. Aksine kafasını boyun girintisine yatırıp içli içli ağlamaya devam etti. Göz kapaklarını kapatıp kendisine daha da lanetler okuyarak salona geçip koltuğa oturttu kızı. Çok geçmeden kendisi de yanına oturmuştu ki Gülüm ondan uzaklaşmaya çalışsa da buna izin vermedi. Bedenini çekip göğsüne yatırdı başını. Tüm bedenini iri kollarıyla sarıp sessizce soludu. “Sadece sakinleşeceğiz. Lütfen, gitme.” Gülüm’ün yaşları Erdem’in tişörtünü ıslatmaya başladığında adamın sarışı daha da sıkılaştı. “Özür dilerim. Allah belamı versin ki çok özür dilerim Gülüm.” Gülüm onu duymuyordu ki. Onun tek duyduğu şey kulağına çalınan kalp sesiydi. Ne de güzel atıyordu öyle. Korkusunu söküp alacak kadar güzel atıyordu. Hıçkırıkları dinerken solukları sakinleşti. İyice mayışmıştı orada. Adamın kokusunu hiç bu kadar yakından çekmemişti. Kaç dakika öyle kaldılar bilmiyorlardı ama ikisine de iyi geldiği aşikardı. Onlara lazım olanın bağırış ya da kavga olmadığını görüyordu Erdem. Peki ama nasıl yapacaktı, yolu nasıl açacaktı? Bilmiyordu. Bu onun suçu muydu şimdi? Elini kaldırdı ama havada asılı kaldı. Sevemedi saçlarını. Aklında onca soru vardı ki hangisini cevaplayacaktı bilmiyordu. Zaman akıp giderken Gülüm iyice kendisine gelmişti. Erdem’in kollarının arasından sıyrılıp geriye çekildi. İtiraz etmedi adam. Ama bakışları öyle bir bakıyordu ki…yaptığı hataların özrünü diliyordu kalbinden. Gülüm yutkunarak kafasını salladı. Olduğu durumu yediremiyordu kendine. Gözlerini tekrar adamın kırık kaşlarının altından bakan harelerine çıkardığında tekrar salladı kafasını usul usul. Belki de haklıydı. Konuşmaları gerekiyordu. “Bana yine öyle baktın.” Sesindeki pütürlüğü önemsemedi. Zaten zar zor konuşabiliyordu. Adamın kaşlarının çatılışına şahit oldu. Belli ki neyi ima ettiğini anlamaya çalışıyordu. “O kar tatilindeki çirkin yakıştırmalarını yaparken ki bakışınla.” Göreve gitmeden önceydi. Mahir ve Hüma’nın düğünü için gittikleri otelde düğün sonrası eğlenirken yanına yaklaşan bir adamı da böylesine haşat edip deli gibi bağırıp çağırmıştı. “Gülüm…” Elini kaldırıp susturdu onu genç kız. Belki de o değil de sadece kendisi konuşmalıydı. Sustuklarının yükünü hafifletmeliydi. “Lütfen Erdem. Bırak konuşayım. Beni ilk defa dinleyebilecek gibiyken izin ver ben sana kendimi uzun uzun anlatayım.” Kafasını eğerek sallayan adam utanıyordu. Böylesine nahif bir kızı korkuttuğu için kendisinden tam anlamıyla utanıyordu. Yukarıya sıyrılan eteğini düzelteme ihtiyacı duymadan bacaklarını kendisine çekip nazikçe oturdu. Erdem’in hiçbir zaman bu konuda bir saygısızlığını görmeyişinden de bu rahat tavrı. Belki de içten içe ona güvendiği içindi…emin olamıyordu. Kendisini hazır hissettiğinde kafasını kaldırıp kendisine uzun uzun bakan adamla göz göze geldi. “Geçmişime şahitsin. Nelerle uğraştığımı bizzat gördün. Senden bir anlayış falan beklemiyorum ama konu şiddete ne zaman gelirse gelsin ben korkularımla yüzleşiyorum Erdem. Ben ne zaman ki üniversiteye gittim ki o da zorla oldu o zaman kurtuldum o adamın dayaklarından.” Gözlerini kapattı Erdem. Bunları duymak istemiyordu. Dinledikçe içindeki canavar şahlanıyordu. Gidi o adamın gırtlağını kesmek istiyordu! Harelerini açtığında elaları kaynıyordu. Ama Gülüm’ün o mahzun ifadesiyle duraksadı. “Arkadaşlarımla ip atladım diye dayak yerdim. Ya da yemek saatini kaçırdım diye. O da birkaç dakika.” Acı acı gülümsedi. “Okula gittiğim için bile dayak yerdim ben. Sana o kadar çok sebep sayabilirim ki uydurma dersin. Ama ben tüm o sebeplerle dayak yedim. En ağırı da kız doğduğum içindi. Onun hırsını hiç atamadı üzerinden.” Utanmıyordu. Hem, neden utanacakmış ki? Utanması gerekenler arsızca göğüslerini gere gere dolanırken o savunmasız haliyle dayak yediği için mi utanacaktı? Bu dünya çok adaletsizdi! “Kaldı işte Erdem. Bunun travması bende kaldı. Anladım güçlüsün. Anladım bakışınla adamı öldürürsün. Tamam anladım.” Çaresiz bir soluk verdi. “Ama yapma artık. Konuşmak…o kadar da korkulacak bir şey değil.” İkisi de en derinlerine bakıyordu birbirinin. Hakikaten konuşmaktan mı korkuyordu? Çarpıcı gerçekle kaşları çatılırken enfesini tuttu. “Dört ay Erdem. Ben senin için elimden geleni yaparken sen de bu dört ayda en azından bunu bana ısrarla yaşatma.” Gözünden aşağıya peş peşe süzüldü damlalar. “Atlatamıyorum. O an, kalbim göğüs kafesimi yaracak gibi oluyor. Nefes alamıyorum ben Erdem.” Boğazına dayanan acı yumru gitmiyordu. Adeta dumura uğramıştı. Uzanıp Gülüm’ü sarmak, kollarının arasına hapsetmek uzun uzun saçlarını sevmek istiyordu. Ama yapmadı. Konuşmaktan kaçmayacaktı bugün. “Özür dilerim. Bu bir daha olmayacak Gülüm. Söz veriyorum sana.” Gülüm dudaklarını birbirine bastırıp minnetle gözlerine baktı. Ve fısıltıyla soludu. “Teşekkür ederim.” “Bugün konuştuklarımız burada kalabilir mi?” Erdem kafasını yana eğerek gelecek olan konuşmayı merakla bekledi. İlk defa içini açışına şahit olacaktı. Gülüm kendisine güç verircesine derin bir soluk çekip ciğerlerini rahatlattı. “Seni ilk gördüğümde…” Kafasını sallayıp acı bir gülüşle kıvırdı dudaklarını. “Her ne kadar bana bir anlaşma teklif etsen de ben seninle küllerimden doğacakmış gibi hissetmiştim. Seni görenler senden korkarken ben deli bir cesaretle daha da yanına yaklaşmayı hayal etmiştim.” İşte böyle bir konuşmayı asla beklemiyordu. Kalbi duruşuna inat duvarlarına çarparken o dümdüz bir ifadeyle Gülüm’ün dudaklarına bakıyordu. Doğru mu duyuyordu? “Hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını en iyi kendimden bilirdim ben. Senin görünüşünün altındaki adamı gördüğümü düşündüm. Gün geçtikçe tuhaf bir iple sana bağlandığımı fark ettim. Oysa sen benim aksime o dışındaki adamın içinle aynı olduğunu gösteriyordun…” “Belki beni o avukata götürmeseydin ben yanılgımı da kabullenip sana doğruca gelirdim. Ama sen benimle para anlaşması yapacak kadar beni ezmişken sana geleceğim tüm yolları umursamadan kapattın.” “Gülüm…” Adamın şaşkınlığı her halinden belli oluyordu. Bile bile mi ezip geçmişti çiçeğini? Genç kız onu tekrar susturup gelen bu cesaretle artık içini tamamen ona anlatacaktı. Taşıyamıyordu bu yükü… “Anlaşma da yazan şeyler belki senin için normaldi ama kalbim…çok acıdı Erdem.” Noter onaylı anlaşma da evliliğin bir yıl süreceğini, Her türlü maddiyatın adam tarafından karşılanacağı ve ayrıldıklarında da Erdem’in üzerinde ne varsa yarı yarıya bölüneceği yazıyordu. Gülüm bunları duyduğunda saf üzüntüyle karışık öfkesine hâkim olamayarak adamın gözlerinin içine bakıp kendisi de bir madde ekletmişti. O da cinsel hiçbir temasın olmayacağıydı. Bunu tamamen canının acısına yapmıştı. Onun da yansın istemişti. Gururunun kırılışı gibi gururunu kırmak istemişti. “Canımın yandığı gibi canını yakmak istemiştim. Yoksa sana bir güvensizliğim söz konusu bile değildi.” İtiraf ettiği şeylerle ferahladığını hissetti. Ve omuzlarındaki yükleri atmak için devam etti. “Hele o gideceğini söylediğin gün bana hiç mi acımadın be Erdem?” Erdem kollarını dizlerine yaslayıp kafasını yere eğdi. Dişlerini öyle bir sıkıyordu ki yanak kasları sımsıkı olmuştu. “Hiç mi bakmadın gözlerime?” Erdem yere sabitledi bakışlarını. Gülüm ise ona dönmüş gür saçlarının arasında dolandırdı harelerini. Nasıl da güzeldi renkleri. “Hiç mi görmedin seni seven yüreğimi.” Nefesi deldi geçti ciğerlerini. Keşke şu lafı duyacağına kafasına kurşun yeseydi. “Her şeyi gören gözlerin hiç mi görmedi beni Erdem? Her şeyi duyan kulakların hiç mi duymadı hızlandırdığın kalbimi?” Ellerini sımsıkı yumruk yapan adam kendisine sövmeye devam ederken sessizliğine gömülmüştü yine. Genç kız kendisine hesap soruyor gibi değil de daha çok acılarıyla birleşen isyanını dışa vuruyor gibiydi. Geri hesap sorsa da hakkı değil miydi? Onu bırakıp gitmemiş miydi o göreve. Bir ayda halletmesine rağmen kendisini cezalandırdığını sanarak kalmamış mıydı onca ay? Oysa…Kendisi yerine Gülüm’ü cezalandırmıştı. Gerçeklerin altında ezildi. Hem de parçalanarak. Efkar..artık yüreğini ele geçirmişti. Gülüm konuşsa, içini tam anlamıyla adama anlatsa bu belki de günler sürerdi. Daha fazlasına gerek kalmadığını Erdem’in çöken o heybetli omuzlarından anlıyordu. “Kendini suçlama. Aslına bakarsan senlikte bir şey yok ki.” Acı tebessümü dudaklarından ayrılmazken omuzlarını silkti. “Başkasını seven bir adamı severek kendime bunu yaşatan benim.” Daha da durgunlaşarak derin bir enfes çekti. “Anlaşmamız bittiğinde her şeyi bir kenara koyup gideceğim. Bu süreçte lütfen benim dikkat ettiğim gibi sen de bazı şeylere dikkat et. En azından kalbimi sarmama izin ver. Daha fazla kanatma.” Adamın suskunluğu şaşırdığı bir olay değildi artık. Tıpkı onun sessizliği gibi çekip gidecekti hayatından. Ayağa kalktığında tek düşüncesi evden çıkıp kendisiyle kalacağı bir yere gitmekti ama adımları onun sesiyle olduğu yere çakılırken hareleri şaşkınlıktan deli gibi açıldı. “Birlikte büyüdüğüm, dostum, kardeşim dediğimle aldattı beni. O da yetmedi karnında onun çocuğunu taşırken benimle nikah hazırlığı yaptı.” Kafasını eğip göğsünü kontrol etti. Oralara bir yerlere bıçak saplandığına emindi ama görünürde hiçbir şey yoktu. Oysa acısı bedenini çoktan uyuşturmuş nefesini kesmişti. Bedenini ona döndüğünde adamın kafasını çoktan kaldırıp donmuş harelerle kendisine baktığını gördü. “Sen olsan o saatten sonra gözünün gördüğüne inanıp kalbinin hissettiğine düşünmeden kendini bırakabilir misin dağ çiçeği?”
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE