Terasın o loş serinliğinde Korhan’la konuşmanın yankısı hâlâ üzerimden silinmemişti. Kalbim deli gibi atıyordu ama hiçbir ritim umut vaad etmiyordu. Ve sonra… Kapı aralandı. Asaf. Omuzları dikti ama gözleri yorgundu. Beni baştan ayağa süzdü — bir şeyleri anlamaya çalışan, görse de kabullenemeyen bir bakışla. Yüzünde sahte bir sakinlik vardı. Ama ben gözlerindeki kırılganlığı gördüm. “Dilay,” dedi, yavaş ve kararlı adımlarla yanıma gelirken. “Misafirler meraklanmaya başladı. Aileler de… Sunucuyu çağırmışlar. Artık resmen duyurmamız gerekiyor.” Yutkundum. Sesim çıkmadı. Asaf’ın eli, usulca elime uzandı. “Elini tutmamı istemiyorsan tutmam. Ama yanımda olmanı istiyorum. Bu gece bizim gecemiz olacaksa, herkesin önünde seninle olmak istiyorum.” Birkaç saniye boyunca elim havada kaldı.

