Sabah, usulca ve acımasızca geldi. Gözlerimi açtığımda, odada hâlâ geceden kalma bir koku vardı; gül, parfüm, heyecan ve kırgınlık… Hepsi birbirine karışmıştı sanki. Üzerimdeki ince örtüyü usulca sıyırdım. Geceden kalma elbisem askıdaydı, ama ben hâlâ dünün içindeydim. İçimde bir yumru, boğazımda kurumuş bir cümle gibi. Kafamı kaldırıp saate baktım. Sabah sekizi on beş geçiyordu. Evde bir sessizlik hâkimdi. Ama huzurlu değil; gergin bir sessizlikti bu. Yavaşça odadan çıktım. Koridorda yürürken dikkatlice kulak kabarttım. Babamın sesini duymaya çalıştım. Ama yoktu. Salonda, mutfakta, bahçede… hiçbir yerde yoktu. Bir süre evin içinde sessizce dolaştım. Sonra mutfağa yöneldim. Annem oradaydı. Kahve makinesine su koyuyordu. Saçlarını yarım toplamıştı, üzerinde sade bir sabahlık vardı. A

