Feryat

1347 Kelimeler
Günler geçiyor, Didem'in Ronya'nın mutluluğunu kıskanması giderek artıyordu. Hastalıklı ruhu, içten içe onun mutsuzluğunu istiyordu. Hatta bazen o kadar büyük bir nefretle doluyordu ki, onun ölümünü bile isteyebiliyordu. Yavuz vurulmuştu.. Didem, Yavuz'un vurulduğunu duyduğunda pek bir şey hissetmedi. Oysaki ona aşık değil miydi? Neden ağlamamış hatta ağlamayı bırak neden üzülmenin emaresini bile hissetmemişti. İşte tam da bu noktada Didem, korktuğunun başına geldiğinin farkında olsa da bunu kabullenmek istemeyen benliği önüne set çekmişti.. Öte yandan Cevat cephesinde de büyük bir üzüntü hakimdi. Cevat ne kadar ısrarcı olursa olsun Didem'i evliliğe bir türlü ikna edemiyordu. Sırf Didem Van'dan ayrılmaz diye ki bunu bir keresinde ondan duymuştu, işini Van'da kurmuştu. Kendine iyi bir avukatlık bürosu açmış, yanına da birçok kendisi gibi yeni mezun olmuş avukat almıştı. Genel olarak patron kendisi olsa da işlerine diğer çalışanı olan avukatlar gibi bağlıydı ve çok sıkı çalışıyordu. İş yerinde davalardan dolayı kafayı dağıtan Cevat, akşam eve geldiğinde ilk düşündüğü kişi Didem oluyordu. İçinde daha çok küçükken filizlenen sevgi büyüdükçe büyümüş, aşka ulaştığında ise Cevat'ı bambaşka bir insana dönüştürmüştü. Aklı, fikri, kalbi tamamen Didem olmuştu. Ona kavuşmak, mutlu, güzel bir hayat kurmak hayattaki tek emeli olmuştu. Yıllarca sabırla beklemiş, şimdi işini eline almış evlilik yaşına gelmişken Didem onu ısrarla reddediyordu. Ama biliyordu, onunda kendisine karşı boş olmadığını biliyordu. Didem ona baktığında ışıldayan göz bebekleri bunun en büyük değil miydi? Didem'in kalbinde gerçekten en ufak bir yeri olmasa o göz bebekleri parlamazdı. Bu aralar Cevat'ın aklını bulandıran başka bir şey daha vardı. Didem'in herkesten bir şeyler sakladığı düşüncesi… Önce Didem'in herkesten sakladığı bir sevgilisi olduğunu düşünmüştü ama artık öyle olmadığına emindi. Okulu bitirdiğinden beri tek görüştüğü kişi Sibel denen sümsüktü. Özellikle, evlilik teklifini bu denli kesin bir dille reddetmesinin mutlaka başka bir nedeni vardı ama ne? Artık aklındaki sorulardan da kalbindeki ağrıdan da bıkan Cevat, konuyu babasına açtı. Babası düşünceli bir şekilde onu dinlerken, eğer Didem'i istemezlerse Van'ı terkedeceğini bir ömür de dönmeyeceğini söyledi. Bunun üzerine babası el mahkum gidip amcasıyla konuştu. Neyseki amcası evinin yolunu açtı, onları kız isteme için kabul etti. Bunun memleketindeki önemini bilen Cevat sevindi. Sonraki gün kız istemeye gittiklerinde ise,tam bir hüsrana uğradı Cevat.. Çünkü, amcası Didem'in zaman istediğini, düşünüp taşınıp öyle karar vereceğini söyleyerek sözsüz, nişansız onları geri göndermişti. ? Geçen günler Didem için tam bir felaketti. Çünkü Ronya salağı, hamile kalmıştı. Evet, evet kendini de hanımağalığını da garantiye almıştı böylelikle. Ruhundaki kötülük, doğmamış bebekleri bile kabullenemezken, bir de Cevat belası çıkmıştı başına. Onu kezlerce reddetmesine rağmen, bu defa da kendisini istemeye gelmişti. Onu sevmiyordu, ona karşı sevgi beslemiyordu hatta onun bu ısrarlarından dolayı artık nefret etmeye bile başlamıştı. Bir de şimdi kız isteme girişiminin olması ona olan nefretini arşa çıkarmıştı. Didem, avluda yürürken gördüğü kişiyle şaşırmış, hemen adımlarını ona yönlendirmişti. Yavuz'un annesi Fadime, Ronya'nın düğününden sonra ilk defa evlerine gelmişti. Hoş geldin deyip,eve davet ettiği Fadime xanım Didem'in hiç beklemediği tepkiler vermişti. Ronya'ya olan kıskançlığından tutun da çevirdiği kötü oyunlara kadar herşeyi tek tek Didem'in yüzüne vurmuş, son olarak da gelini ve oğluna bulaşmaması konusunda uyarıp tehdit bile etmişti. Didem'in yüzüne tokat misali vurulan gerçekler, onu iyice köşeye sıkıştırmıştı. Sinirle söylene söylene odasına çıkan Didem, sakinleşmeye çalışıyordu. Tam o esnada çalan telefonuyla, eğdiği başını kaldırıp telefonunu aldı. Arayan elbette Cevat'ti. İçinde köpüren sinirle açtı telefonu ve Cevat'e onu istemediğini bağırarak söyledi, isteme olayından da umudunu kesmesini ekledi. Aynı şekilde sinirlenen Cevat'te, ne pahasına olursa olsun evleneceklerini söyleyerek sonra da evlenmemeleri için bir sebebinin olmadığını da dile getirdi. Tam telefonu kapatacakken de Didem'in sakladığı birşeyinin olduğunu ve o sakladığı şey ne ise onu bulacağını da söyleyip telefonu kapattı. İşte şimdi Didem köşeye sıkışmanın bir üst rütbesindeydi. Bir yandan ailesinin Cevat'le evlenmesi konusundaki ısrarı, bir yandan Fadime xanımın tehdidi bir yandan Cevat… Didem köşeye sıkışsa da önceliği kendini kurtarmak değil de hâlâ Ronya'nın kötülüğünü istemesiydi. Bu kadar göze batıyor olmasına rağmen, tek isteği Ronya'nın perişan yüzünü görmekti. ? Geçen iki haftada herkes için mutluluk verici, Didem için ise kara olan haber gelmişti. Ronya ve Yavuz'un ikiz çocukları olacaktı. Adaklar adayıp, sevinç naraları döken ailelere karşın, Didem'in içi zehirli duygularla doluydu. Hatta zehrini kendi içinde tutmanın yanında bir de Sibel'e bulaştırıyordu. Onunla her yan yana geldiğinde Ronya'nın olmayan kötülüklerini anlatıyordu. Sibel'in saf tarafı Didem'e maalesef inanıyordu ve henüz bilmese de bu onun hayatının hatasıydı. Ronya'nın ikiz bebeklerinin olacağı haberinden haftalar sonra ikinci haber de gelmişti. İkiz bebeklerin cinsiyetleri artık belliydi. Biri kız biri erkek olan bebekler iki aileye tekrar tekrar mutluluğu tattırmışlardı. Ve elbette bu mutluluğa dahil olmayan Didem ve kandırıp durduğu Sibel hariç. Didem bu haberle yeni bir yıkım daha yaşarken, annesinin de Ronya konusunda onu azarlaması tuz biber oluyordu. Her fırsatta Didem'i ablası hakkında yalan yanlış şeyler anlatmaması konusunda uyaran Daye Nurten boş bir çaba içinde olduğunun henüz farkında değildi. Gözünde de kalbinde de sadece nefret olan Didem; Cevat, annesi, Fadime hanım üçlüsünün uyarılarıyla ezilse de onun için asıl korku Aram ağabeyiydi. Onu hem çok seviyor hem de ondan aşırı korkuyordu. Bir gün gerçekleri duyduğunda ki bunların başında eniştesine aşık olma vardı, kesinlikle kendisini mahvedeceğini biliyordu. Sevdiklerine karşı sınırsız merhamet ve sakinlik gösteren Aram ağabeyinin, bir keresinde nefretine nail olmuş birine olan tutumunu gören Didem, bu dünyada en çok korktuğu şeyin o nefretten nasibini almak olduğunu öğrenmişti. Ama Didem, tüm o korkuyu da uyarıları da az sonra duyacakları sözlerle unutacaktı ve kalbindeki kötülüğe yenik düşecekti. Merdivenleri inen Didem, annesinin ve yengesinin her zamanki sohbet ettiğini duydu. Ama asıl önemlisi ettikleri sohbetin konusuydu.. Çünkü, Ronya'nın ölen annesi olan Gule ile Ahmet ağa arasındaki eski aşktan bahsediyorlardı. O öyle bir aşkmış ki, bir kere yüz yüze konuşmadan salt sevgiyle var olmuş.. Sevdiği kızın kalbinin doluluğundan haberi olmayan Kemal ağa da gidip Gule'yi istemiş. Ne Gule bir kere bile bu meseleden bahsetmiş ne Ahmet ağa ne de Kemal ağa.. Üçü de farkında oldukları gerçekleri kalplerinin derinlerine kilitlemişler, öylece kalmış.. Didem, duyduklarıyla şok olmuştu. Bir yandan da böylesine masum olan aşka hayran kalmıştı. Tabii bu duyduklarını kötülüklerin, yalanlarını katarak maşa yapmayacağı anlamına gelmiyordu. Hemen evden çıkıp, soluğu Sibel'in yanında aldı. Gule'nin Ahmet ağayı elde etmek için herşeyi yaptığını, başaramayınca da kendi babasıyla evlendiğini, Ronya'nın da annesi gibi orospu olduğunu, Yavuz ağayı elde ettiğini, aşık olmadığını sadece para ve hanımağalık için evlendiğini anlattı. Üstüne aklına gelebilecek her türlü yalanı hatta iftirayı da ekleyerek Sibel'i bu söylediklerine inandırdı. Sibel, zaten nefret ettiği yengesinden bu defa tiksiniyordu ve bu defa ne olursa olsun susmayacaktı. Ailesinin iyiliği için herşeyi ortaya dökecek, Ronya'nın gerçek yüzünü herkese gösterecekti. ? Didem, Sibel'in rahat durmayacağını bildiği için mutluydu. Bu defa Ronya'yı yüreğinin orta yerinden vurup, mahvedeceği için kendisiyle gurur duyuyordu. Geçen iki günde Sibel, evlerini inleten ağıtla odasından çıkıp salona koştu. Annesi perişan bir halde ağlayarak, dövünerek dayısının öldüğünü söyledi. Şimdi gözyaşları evin her bireyinden dökülüyordu, kiminin yüzü kiminin ise kalbi ıslanıyordu bu gözyaşlardan… Sonraki gün yengesi ve ağabeyi de gelmişlerdi. Aylarca karısı yüzünden annesiyle küs olan Yavuz ağabeyinin, Ronya'nın gerçek yüzünü öğrendiğinde ne yapacağını düşündü Sibel. Kesinlikle çok hem de çok pişman olacaktı. Hem belki Ronya'yı boşar, hep beraber eskisi gibi huzurla yaşarlardı.. Geldiklerinden beri yanlarına gidip hoş geldiniz bile demeyen Sibel, Ronya'nın yüzünü görecek mideye sahip olmadığını düşünüyordu. Sonraki gün dayısının evinde taziyeleri kabul ederlerken, bir anda Ronya'yı karşısında gören Sibel dayanamayıp dışarı çıktı. Bunu gören annesi de hemen ardından çıktı. Artık Sibel'i yengesine iyi davranma konusunda ciddi ciddi uyarmalıydı. Erkekler alt katta, kadınlar ise üst kattalardı. Dışarı çıktığında önündeki uzun merdivene bakan Sibel hızla aşağı indi. Biraz Ronya'sız havaya ihtiyacı vardı. Tam merdivenleri inmişti ki, annesi onu kolundan tutup merdivenlerin altına götürdü. Annesinin, Didem'in onu kandırdığını söyleyip üstüne bir de Ronya'yı savunmasıyla, Sibel sinirden çılgına döndü ve bağıra bağıra Didem'in, babası ve Gule hakkında söylediklerini anlattı, yetmedi bir de Ronya hakkındaki düşüncelerini de söyledi. Lafı biter bitmez ise, merdivenlerin başında bağıra çağıra gelen Ronya'yı gördü. Ronya'yı ilk defa böyle kendini kaybetmişçesine sinirli görüyordu. Uzun eteğini toplamayı bile beceremeyecek olan Ronya aniden merdivenlerden yuvarlandı. Sibel şok olmuşken, ağabeyinin feryadıyla dondu. Gözleri Ronya'nın düştüğü yere kayınca ise, ilk gözyaşları aktı. Çünkü, gördüğü o küçük kan gölü yeğenlerinin ya da yeğeninin gidişiydi. Ronya'nın acı içinde ağabeyine, "Yavuz, bebeklerimiz.." demesi ise, Sibel'in yüreğine ilk kızgın şişi dağlattı… Bundan sonrasının artık bir önemi yoktu, çünkü Sibel için hayat şimdi tam da bu anda bitmişti..
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE