Gerçekler

1655 Kelimeler
Başını ellerinin arasına almış, gözlerini yerdeki sabit noktaya diken Didem düşünüyordu. Sonunda Ronya'yı can evinden vurmuştu. Şimdi zafer çığlıkları atıp, sevinmesi gerekirken neden kalbinin üstünden tren geçmiş gibi hissediyordu? Gülmesi gerekirken neden yüzünde paramparça olmuşluk hissi vardı? Bu ve bunun gibi soruların cevabı belliydi! Didem kötülüğünün altında eziliyordu. Hatta ezilmesi öyle sıradan değildi, kum taneleri gibi un ufak olmuştu. Yukarı çıkan parmaklarıyla hırsla saçlarını çekti. Aniden ayağa kalkıp, banyoya gitti. Kendine bakmak için yanıp tutuşan benliği, banyodaki aynayı görünce paramparça oldu. Yüzüne, tekrar tekrar baktı. Parça pinçik olan benliğiyle gözlerinin irisinde saklanan kötülükleri dışarı saldı. Biliyordu! Kötü olduğunu, kindar, kıskanç olduğunu en iyi kendisi biliyordu. Bedeninde kan yerine kötülük dolaşıyor gibiydi ve sonunda ipler bir yerde nihayet kopmuştu. Kötülük damarı şimdi tarumar olmuş, oluk oluk pişmanlık akıyordu yüreğinden. Ne demişti babası? Gözlerini kapatıp tekrar açtı ve aynadaki kendisine baktı. "Ronya'nın bebeklerinden biri öldü, diğeri de tehlikede." Bu cümleyi, babası telefonda söylemişti ve tam da o an Didem'in tepesinden aşağı kaynar sular dökülür gibi olmuştu. Şimdi kötülüklerle dolu yüzüne bakıp içinden geçen acı kelimeyi kabul ederek söyledi. Katil! Katilsin!.. Katil Didem! Doğmamış bebeğin katili Didem! Kabullenmediğin yeğeninin katili! İçinden söylediği her bir kelimeyle, içindeki kötülüğe birer darbe vuruyordu. Gözlerinden düşen damlalarla pişmanlığın içine düşerken, geri dönüşü olmayan bu kötülüğün vebalinde boğuluyordu. Derin bir nefes alarak tekrar aynadaki yansımasına baktı. Emel yengesinin sesini işitince kendine çeki düzen verip, banyodan çıktı. Evet Selim ağabeyi hemen gelememiş olsa da, karısı ve çocuklarını olanları duyar duymaz hemen Van'a göndermişti. Yalnızken kendini suçlu hisseden Didem, şimdi yine kötülüklerle örülü kalbiyle insanların karşısına çıkıyordu. Yengesinin tek kaşı havada, manalı bir şekilde kendisini süzdüğünü gören Didem, boğazını temizledi. "Hayırdır yenge, sinir bozucu o bakışlarını salmışsın üstüme?" Emel duruşunu bozmadan, "Hem Ronya'yı görmeye hastaneye gitmedin hem de evde karalar bağlıyorsun. Ah pardon ağlıyorsun! Seni anlamak o kadar zor ki Didem.." dedi sinirle. Kaşlarını çatan Didem, başını eğdi. İki işaret parmağını birbirine kenetleyerek, "Unuttun mu yenge biz Ronya'yla abla kardeşiz." deyip, sonra kaşlarıyla parmaklarını işaret edip, "Böyle bağlıyız birbirimize. İstesekte ayrılamayız. Kandan, candan bizim bağımız.." dediğinde, Emel istemsizce soğuk bir kahkaha attı. Sinirlerinin bozulduğunu buram buram korkutan o buzdan kahkahasını aniden bitirip, gözlerini Didem'in gözlerine dikti. "Bunu seni tanımayan birine söylesen evet bu dediğine inanırdı Didem. Unuttun mu ben de senin yengenim! Kimi kandırıyorsun ki sen? Ben senin banyoda çifte telli oynayıp, bir yandan da kıçına kına yakıyorsun sanıyordum. İnan gözlerindeki o yaşların bile mutluluktan aktığını düşündüm. " İçini döken Emel, Didem'in suratını görmeye daha fazla maruz kalmamak adına hemen oradan uzaklaştı. Oh be, rahatlamıştı. Ronya'nın onun elinden neler çektiğini en iyi kendisi biliyordu. Yıllardır Ronya, kız kardeşi olacak o insan müsveddesi yüzünden evine bile gelmiyordu. Didem'in konuşmasına izin vermediği için de ayrıca içi rahattı, çünkü biliyordu ki Didem'in o uzun diline asla ve asla yetişemedi. Gözleri etrafı taradığında, aradığı çantasını buldu. Hemen alıp, kapıya yöneldi. Hastaneden döneli bir saat olmuştu ama yine de aklı tamamen Ronya'daydı. Eve çocukları kontrol etmeye gelmişti ve şimdi yine gidiyordu. ? Nihayet Ronya taburcu olmuştu üstelik bir süre babasının evinde kalacaktı. Bunu ilk duyduğunda Didem kendini kötü hissetse de kimseye belli ettirmedi. Taa ki Ronya'nın bir ölü gibi eve geldiğini görene kadar… Ronya bitmişti. O hırslı, azimli, çalışkan, inatçı ablası gitmiş yerine bir enkaz gelmişti. İşte bu çok fazlaydı Didem için. Bu defa ilk gözyaşlarını ablası için akıttı, so ra yeğeni aklına geldi gözyaşları damla damla döküldü gözlerinden.. Ronya'nın bu halde olmasına gülüp, sevinmesi gerekirken kalbini sarmalayan sıcaklık neden canını acıtıyordu ki? İstediği herşey olmuştu olmasına ama sonuçları beklenildiği gibi değildi. Gördüğü o enkazın altında kalan bir Didem vardi şimdi. Vicdanının ele geçirdiği ruhu, şimdi pişmanlıktan taşıyordu. O pişmanlık bir yılan gibi Didem'in boynuna dolanmış, nefesini kesiyordu.. Geriye bıraktığı tek şey ise, katil olduğu gerçeğiydi.. ? Evde herkes burnundan soluyor, Ronya'nın durumunda ise en ufak bir gelişme olmuyordu. Özellikle Aram ağabeyi nefes alıyor diye bile, insan dövmeye meyilli bir şekilde geziyordu. Didem'in içindeki pişmanlık, şimdi korkuyla yarışır şekildeydi. İt gibi korkuyordu. Aram ağabeyinin, kendisinin tüm yaptıklarını duyduğunda yapacaklarını aklı almıyordu Didem'in.. Bir yandan çektiği vicdan azabı, bir yandan herkesten çok korktuğu ağabeyi vardı. Bu işten en azından fiziksel olarak kurtulmanın ise tek çaresi vardı.. Evlenmek.. Eğer evlenirse hem bu evden, ondan nefret edenlerden uzak olur hem de olacakların önüne az da olsa geçerdi. Ayrıca başkasının gelinine el de kalmazdı.Hızlıca düşündü düşündü.. Önce babasına Cevat'la evlenmeyi kabul ettiğini söylemeliydi. Bu üzücü olayın içinde bunu söylemek mantıksız gelirdi, üstelik aylardır istemediğini de söylüyordu.. Aklını kullan,aklını kullan Didem.. Babasını hem Cevat'ı istediğine ikna etmeli hem de bu olayın içinde bunu dillendirmek için bahane bulmalıydı.. Kahretsin aklına bir şey gelmiyordu! Duyduğu seslerden Selim ağabeyinin de geldiğini anladı. Olamaz!. İki ağabeyinin de göz bebeği olan kız kardeşlerinin bu durumunun sebebi, ölen yeğenlerinin katili, ölen anneleriyle ilgili söyledikleri… bunları öğrenirlerse Didem olacakları tahmin bile edemiyordu. İçine dolan panik ve korkuyla doğruca babasının yanına gitti.. Üzgünce oturan babasına, "Baba biraz konuşabilir miyiz?" Kemal ağa şaşırsa da belli etmedi, elini oturduğu koltuğa vurdu. "Gel keçamın otur bakalım.. Ne konuşmak istersin?" Başını sallayan Didem, babasının yanına oturdu. Üzgün çıkan sesiyle aklından geçenleri dillendirdi. "Baba biliyorum yeri ve zamanı değil bu konuşmanın… Yani ablamın durumdan dolayı ama.. Baba ben hayatın çok kısa olduğunu da mutlu olmayı ertelemenin de bir manasının olmadığını anladım.. Çok naz yaptım, istemiyorum dedim ama ben.. Benim Cevat'le evlenmeye rızam var baba. İstediğin zamanda haberi verirsin onlara.. " Kaşları çatık kızını dinleyen Kemal ağa şaşkındı. Hiç böyle bir konuşma beklemiyordu. " Senin rızan varsa tamam kızım hemen haber veririm. Yalnız ablanın durumu belli bu yüzden de büyük bir nişan falan bekleme, akşam gelir yüzüğü takarlar olur biter. Durumlar tamamen düzeldiğinde ise düğünü yaparız." Didem, duyduğu cümlelerle hem mutlu hem huzursuz oldu. Bir yandan yağmurdan kaçıp doluya koşuyordu, bir yandan içine çöreklenmiş o vicdan azabıyla kavruluyordu.. ? Geçen iki günde Ronya hâlâ aynı haldeyken, Didem'in sessiz sedasız yüzüğü takılmıştı. Her ne kadar Aram ağa da Yavuz ağa da sıkıntılı olan bu vakitlerde bunun olmasını hoş karşılamasalar da sonuçta olmuştu. Kemal ağa, aylardır kızını ikna edememişti ama bir an da kızı kendiliğinden Cevat'a evlenmeyi kabul etmişti. Hal böyle olunca, tekrar vazgeçebilme ihtimaline karşı yüzüklerin takılmasına izin vermişti. Cevat ise, Didem'in kesinlikle bir işler karıştırdığına emin olmuştu. Aylardır hatta yıllardır kendisini bıkmadan usanmadan reddeden Didem'in, aniden evlenmeyi kabul etmesini anlayamıyordu. Hele ki işin bu denli aceleye getirilmesine bir mantık bulamıyordu. Didem, Cevat'le dün akşam nişanlansa da hala ona karşı bir sevgi beslemiyordu.. Sadece paçayı az da olsa kurtarmanın anahtarıydı Cevat. Yapılan her plan bir bir yıkılır, hayat denen gerçek yüzüne tokat gibi vururdu insanın. Tıpkı şu an olacağı gibi…. Didem, içindeki vicdan azabının tiz çığlıklarını susturamıyordu. Her geçen zamanla daha büyük bir yük olmuştu o isimsiz ağrı yüreğinde. Dayanamadı ve ablasını görmek istedi. Odanın kapısına geldiğinde kapıyı tıklatıp, içeri girdi. Yavuz ağa üç gündür olduğu gibi yine karısının yanı başındaydı. Ronya, yeme içme eylemlerini de yapamadığı için serum takviyesiyle ona ve bebeğine yaşam olanakları sunuluyordu. Yatağa doğru yürüyen Didem kısık sesle, "Şey, ablamı merak ettim ben enişte." diye kısık sesle söylediğine karşılık Yavuz ağa köpürdü. "Defol git buradan! uzak dur karımdan anladın mı beni?" Şok olan Didem, "Sadece ablamı merak ettim ben!" dese de, Yavuz tüm sinirini çıkarmak ister gibi kükredi. "Ablasının kocasıyla olmayı düşünen senin gibi bir pislik mi söylüyor bunu? Defol git dedim sana!" Didem, eniştesinin bunu nereden duyduğunu bilmiyordu ama çok şaşkındı. Bu adam sırf odaya geldi diye bile ona bu kadar tepki gösteriyorsa, gerçekleri öğrenince kim bilir ne yapardı. Buram buram korku kokan bir ürperti hissederek yüksek çıkan sesiyle, " Tamam çıkıyorum." dedi. Tam arkasını dönecekti ki Ronya kıpırdanmaya başladı. Aniden oturan Ronya gözlerini sadece Didem'e dikti. Kolundaki serumu fırlatıp bir kenara attı. Yavuz'un müdahaleleri işe yaramıyordu, sert bir hamleyle kalkıp Didem'in önüne dikildi. Çığlık çığlığa bağırarak önce Didem'in saçlarında tuttu. Duyduğu acıyla çığlık atan Didem daha ne olduğunu anlamadan yüzüne sert bir tokat yedi. Elindeki saçları çıkarmaya çalışan Yavuz, karısının şu an çıldırmış haline şok olmuştu. Odaya dolan ev halkı da en az Yavuz kadar şok oldular. "Sen benim ölen anneme nasıl fahişe dersin? Sen benim kokusunu bile solumak için can vereceğim anneme nasıl sürtük dersin?" Ronya'nın bağırarak söyledikleri odada bomba etkisi yarattı. Yavuz elini gevşetirken, Aram ağa Didem'i kurtarmak için hamle yapan karısına kükredi. "Kimse ellemesin. Benim elim kadına kalkmaz ama bırakın kız kardeşim içimizi soğutsun! " Aram ağanın duyulan tok sesiyle söylediklerine herkes uydu. Kemal ağa sinirden kıpkırmızı kesilirken, Daye Nurten iki kızı için de ağlıyordu. Selim ağa sinirden dişlerini sıkarken, Ronya'nın elindeki saçları yakıp kül etmek istiyordu. " Sen katilsin! Benim bebeğimin katilisin. Bebek katilisin Didem! Katilsin." Ronya'nın sözleriyle ikinci bomba patlarken, Daye Nurten mecali kalmayan dizlerine yenik düştü ve çöktü. "Sen, sen hep kıskandın beni! Hep bir halta yaramayan o mercimek beyninle bana kin güttün! Sen! Sen o kadar kıskandın ki kocama bile göz diktin!" Ronya'nın dilinden dökülen her kelime, odanın duvarlarına çarpıp herkesin yüreğine isabet ediyordu. "Mutlu musun ha? Mutlu musun söylesene! Bebeğimi sen ve Sibel yüzünden kaybettim, mutlu musun söylese! Ne yaparsan yap üzemediğin Ronya bitti, tükendi! Mutlu musun?" Herkes acıyla çarpan kalplerine şimdi de öfkeyi ekmişti. Ama Yavuz, Yavuz Sibel ismini duyduğunda aklı durmuştu. " Daha küçücükken yüreğimde yer edinen anne acısına şimdi bir de kor gibi yanan evlat acısı eklendi." Elinde kalmış, çırpınan Didem'in yolduğu saçlarına baktı. " Beni ne hale getirdin görüyor musun? Gurur duy, tebrik et kendini! Ronya'yı annesinden, evladından vurarak öldürdün." Ellerinden çıkmayı başaran Didem, arkasını döndüğünde yüzlerindeki öfkeyle herkesi gördü. Tiksinerek yüzüne bakan, yerde çökmüş annesinin yanına emekleyerek gitti. " Daye-." daha lafını tamamlayamayan suratına yediği tokatla dondu. Annesinin gözlerinden süzülen yaşlar acı doluydu. "Benim Didem diye bir kızım yok!" dedi. Didem, arkasından yaklaşan adım seslerini duydu. O adımlar tam dibinde durdu ve en başından beri orada olan Cevat, "Artık bu evde kalamazsın!" deyip, Didem'in kolundan tutarak oradan çıkardı. Nişanlısı olduğu için kimse ses çıkarmadı ama birkaç güne bu konuyu konuşacaklardı büyükler. Şu an ki durumda zaten kimsenin Didem'i görecek sabrı da yoktu. Didem, kolunu kavrayan ele baktı. Hıncını çıkarmak ister gibi sımsıkı tutmuş, hatta sıkıyordu. Adımları kaderin puslu yolunda ilerlerken, artık emin olduğu tek şey vardı.. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı!
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE