" Güldürür müyüm seni bıktırır mıyım bilmem baktırır mıyım yüzüme eğer güldürürsem? "
Hayat ışığı müjdeleyen bal gözleri şimdi intiharıma destek olurken gülümsedim. Ruhum bu aciz bedene hapis olmuştu sanki kafam çok karışıktı nereye gitmem gerek ne yapmam gerek bilmiyorken, üniversite ki bahçeye doluşan öğrencilerin sesi uğultuya dönüştü önce daha sonra sesler tamamen karışarak kesildi kulaklarım da. Ben 19 yaşında ki hicran hâlime döndüm üzerim de bir tişört altım da bir pantolon ve at kuyruğu saçlarım ve o meşhur askısı sürekli omuzumdan düşen, çantam bankta şu an o halimdeydim büyük sütunların giriş kapısında ki olduğu yere baktım. Siyah pantolonu, beyaz gömleği ve kot ceketi ile bal rengini andıran gözleri üzerim de durdu 19 ve 21 yaşında ki bir aşık ve bir aptal birbirini izledi uzaktan birbirini izledi. Omuzumdan düşen çantamı sabitleyerek boğazımda yutmamamı bekleyen düğümleri yuttum gözyaşlarından burnumun direği sızladı, ama aldırış etmedim yürüdüm ona doğru yürüdüm her bir adım da o ukalâ gülümsemesi daha da genişledi. Gülüşüne bile hasret kaldığım adama dokunmaya cesaret edememek nedir bilir misin? Ben bilmezdim mesela bu sorunun cevabını sende asla bilme çünkü sorunun cevabı için o adamı kaybetmen gerekir. Tıpkı benim olduğum durum gibi büyük mermer sütunların tam arasında karşı karşıya bedenlerimiz kaldığın da, yalnızca hasretten kalbimin kuruduğu gözlerine bakmakla yetindim. Elimden zaten başka bir şey gelmezdi gelemezdi çünkü roller değişti ben aşık o ise ölü rollerimizin değişmesi hikâyemizi bitirdi, ben ise bitmiş bir hikâyenin son sözlerinin acısı gibi kendimi okutturmaya devam ettim. Ben ölü o da ölüydü aslın da hayatta ruh ölmesi diye bir şey varmış meğer bedenden öte ruhunun günden güne içinde ölmüş, ve kokmaya başlamış o ceset kokusunu her gün hissediyorsun ama bir şey yapamıyorsun.
" Atkın bende kalmış "
Dedim buruk bir tebessüm yayılırken dudaklarımdan gözlerinden mermer sütunlara kaydırdım bakışlarımı utandım ondan çok utandım, o da benden farksız değildi parmaklarını avuçlarına bastırıyor ve gözlerini benden kaçırıyordu.
" Sıcak tutuyor mu? "
Dudaklarından bu cümle döküldüğün de dudaklarım alt çenem ile birlikte titredi gözlerim doldu kalbimde bir ağrı hissettim, ciğerlerim bile acıyordu sanki kimseye bir şey diyememekten onun hayaline ağladım ben. Gözyaşlarımı görmemesi için sırtımı beni izleyen gözlerine döndüğüm de büyük mermer sütunları izledim bu acıyı yüzümde görmesin diye, ama onun şımarık gözleri benim döndüğüm tarafa geldiğin de adımları tam bedenimin bir kaç adım uzağında durdu. Bakışlarımı mermer sütunlardan gözlerine çevirdiğim saniye dudaklarımdan acı bir ağlama iniltisi koptu, bir kaç küçük inilti bu sessizliği acıya boğdu.
" Özür dilerim sıcak tutar sanmıştım seni tutmadığı için mi gözyaşları akıyor yanaklarından "
Gözlerim ağlıyor dudaklarım ise gülümsüyordu bal rengi gözlerine tam da onunla hissettiğim gibi hem mutlu oluyor hem üzgün hissediyor, böyleydi cevap vermek istedim ama söyleyecek dudaklarımdan dökülecek hiç bir cümlem yoktu yalnızca başımı kot ceketinin içerisine sakladım. Tıpkı o yaşarken yaptığım gibi burnumu kokusuna gömdüm gözlerimi kapadım ve sakinleşmeyi bekledim, parmak uçlarımı tıpkı eskiden yaptığı gibi saçlarım da nazikçe dolaştırdı her bir sevmesin de yatıştı gözyaşlarım ve acı... Mahalleye yürüyene dek kampüsün içerisin de beni izleyen tuhaf bakışları düşünmemeye çalıştım artık hareketlerim bile garip olmaya başlamıştı, bunun farkındaydım kafamı ve düşüncelerimi toparlamak adına babamın yanına gitmeye karar verdim. Çünkü burada daha fazla kafayı yeme ve delirme noktasına yaklaştığımı hissediyordum sürekli kendimi yorgun hissediyor, ve gözlerimden yaşlar akarken kendimi buluyordum. Buradan biraz uzaklaşmaya ihtiyacım vardı onun ne kadar az olduğu anılara sahip şehir varsa oraya kaçmam gerekliydi, kafam da sürekli bir ölü ile yaşamak çok zordu kendi kafamda yarattığım sesler ile konuşur duruma gelmiştim. Artık kendimden korkuyor ve kendime zarar verme iç güdüm her geçen gün daha da gelişiyordu midem bulanıyor, artık bu içerisin de olduğum boktan duruma çözüm aramak yerine kaçıyordum. Çünkü bazen hayat kaçmayı gerektirirdi çözüm aramayı değil o benden kaçamıyorsa ben onun mezarından kaçardım, çünkü gerçekten artık hayatım bile kalmamıştı doğru düzgün. Hemen valize bir kaç kıyafet attığım da otobüs yerine onun evimin hâlâ önünde duran arabasını kullanmak istedim, ilk başta çekindim çünkü bir yıldır hatta bir buçuk yıldır arabası evimin önün de tozla kaplanmış şekilde öyle de duruyordu. Bu canımı yaksa da geri vermek istemedim çünkü bu aptal arabada bile onunla anılarımız vardı yaşanmış duygular ve gözyaşları, şu an bakışlarım da olan bu lanet araba da hepsi vardı beni yıllar önce İzmir'e götürdüğü zamanlar geldi aklıma. Önce bir düğüm oldu sonra ise yutkundum yürüdüm arabaya her adım atışım da kalp ritmim hızlandı hissettim, kalbim hapis olduğu göğüs kafesinden çıkmak istercesine hızlandı yerinde. Valizi arabanın arka koltuğuna resmen fırlattığım da şoför koltuğuna geçtim arabanın kapısının kulpuna değmek bile kalbimi kırdı sanki, ama bunu düşünmemeye çalıştım yıllardır evimin önün de paslanmış olan arabasını çalıştırmaya başladığım da derin bir nefes çektim ciğerlerime camları açarken. Sessizce pek fazla arabanın olmadığı yoldan hızla gidiyordum arabanın içerisin de yalnızca camlardan yankılanan rüzgâr sesleri estiriyor, ve her estirmeye başladığın da turuncu kısa saçlarım onunla uyumla dans ediyordu. Sonbahar ayların da olmamıza rağmen hava bugün yaz günü gibi güneşliydi ve ben bu duruma yüzüm de biraz tebessüm ile karşılık verdim, onunla yıllar önce ki birlikte gittiğimiz yollardan yalnız başıma şimdi hızla sürüyordum arabayı. Tek başıma gittim o yollardan sıkılmıştım saatlerdir arabanın sessizliğini dinlemekten bu yüzden şarkı açmaya karar verdim, onun dinlediği şarkıları dinlemek belki bana iyi gelirdi bilmiyorum belki yanımda o varmış gibi hissettirdi belki de o hâlâ buradaymış gibi oynatma tuşuna bastığım da sessizce şarkının başlamasını bekledim. Güzel bir piyano melodisi yayıldı arabanın sessizliğine ve güzel bir erkek sesi şarkı yabancıydı muhtemelen daha önce dinlediğim tür olmayan, ama o dinlediği için beni kendine çekti şarkı ismine baktığım da küçük ekrandan yoluma devam ettim.
Another Love...
Saatlerdir süren yolculuğa şarkılar eşlik etmeye devam ettiğin de seslice burnumu içime çektim ağlıyordum arabayı delice hızlı kullanırken her bir şarkı da, ağlıyordum haykırarak uzun yol da ağlıyordum bu işte bu bana çok iyi geliyordu kendimle baş başa özgürce ağlamak beni iyi ediyordu. Ve arabayı derin bir sessizlik yeniden kapladı kayıtlardan yine bir şarkı açıldı ama bu sefer onun sesi eşlik ediyordu kayıta, muhtemelen yanlışlıkla yaptığı bu hata bu kadar iyi hissettirdi özlem ve karmakarışık düşünceler yarattı kalbimde sesi.
The neighbourhood - Reflections
Yine şarkının ismine küçük ekrandan baktığım da dudaklarımı sinirden yediğimden dolayı oluşan yaralar ile gülümsedim gözlerim ağlıyor, dudaklarım gülüyordu bu his acının tatlı tebessümü tabirini resmen yaşattı. Daha önce içim acırken gülmedim ben en büyük acı gözyaşları değil o acının bin bir rengi olan gülümsemeydi... Araba Filistin sokaklarına giriş yaptığın da sokağın tam solun da kalan büyük İzmir denize bakışlarım kaydı ağlamaktan yine gözbebeklerim kızarmış ve yara dolu olan dudaklarım yanmıştı ama umursamadım, onunla geldiğim gün zihnimde canlandığın da dediği kelimelerin hepsi kulaklarım da sesi ile yaşama yeniden kavuştuğun da derin bir nefes aldım sakinleşmek için. Canım yanıyordu ama ben dışarıya buz gibi durmak zorundaydım bileğimde ki boşluğu yine kalbimi kırdı artık ne bileklik vardı, ne de bu oturduğum koltukta o. Küçük sokakta adım seslerim yankılandığın da güneş çoktan doğmuştu bile sıcaklığı ise tıpkı yolda ki gibi, kendini belli etti arka koltuktan valizimi almaya başladığım an ardımdan gelen ses beni biraz sıçrattı.
" Hoş geldin "
Hafsanur. Benim çocukluğum, benim sırdaşım, benim ilk arkadaşım sesini bile o kadar çok özlemiştim ki ardıma onun bakışlarını görmeye utandım buna hakkım yokmuş gibi sanki çok utandım çünkü onun telefonlarını açmadım bile. Ben ardıma dönmedim o da bir kelime bir daha etmedi yalnızca sırtımdan gelen ani darbe ile yerimden sarsıldım kolları bedenimi ardımdan, sardığın da yalnızca ağlamaklı hıçkırıklarını duydum. Kalbim acıdı ona sarılamamaktan ama kimseye dokunamıyordum kimseyle iletişim kurmuyordum daha doğrusu kuramıyordum, bir kaç dakika böylece durduk pek fazla kelime yoktu söylenmesi gereken tüm herşey sanki Refhan gibi ölmüştü kelimelerin bile ölüşü vardı ağızdan çıkmayan ve dudaklarının tam kenarına mezar olan kelimeler. Hayatın boyunca her anın da boğazın da düğüm dizilecek olan kelimeler ve mutlu anlarını zehir edecek kelimeler, arkadaşımın gözyaşları kesildiğin de elimde asılı kalan valizi parmak uçlarına hızla aldı. Koluma destek olur gibi girdiğin de bir şey demedi yalnızca yürüdük birlikte Filistin sokaklarını, çocukluğumuzun geçtiği yolları iki küçük çocuk değil iki yetişkin kadın olarak yürüdük birimizin elinde valiz diğerinin elin de ise kalp kırıklıkları ile adımladık. Hafsa nurun odasına birlikte girdiğimiz de ev halkı uyuyordu muhtemelen annesini görmek istemiyordum hâlâ o günden sonra, kalbimin kırıklığı öfkeye dönüştü ve annesine karşı pek iyi sevgi besleyemedim. Parmak uçların da tuttuğu valizi odasında ki aynalı köşeye bıraktığında kolumdan yavaşça çıktı ben ise saniyesin de kendimi yatağa bıraktım, tavanı izledim tıpkı genç kız iken yaptığım gibi yorgundum çok yorgun. Ne bu yatakta ben 16 yaşında ki o mutlu kız ne de hafsanur 16 yaşında ki o deli kız değildik bedenim değil ruhum çürümüş gibiydi, diyeceğim tüm kelimeler içimde kendini astı bir şey yoktu sadece uzanmak ve böylece tavanı izlemek istiyordum.
" Bir şey söylemek isterdim ama yapamıyorum sanki ne söylersem söyleyim senin kalbini paramparça edecekmiş hissi var hicran "
Tepki vermedim yalnızca tavanı izlemeye devam ettim dudaklarımda ki yaralar acırken.
" Bu sen değilsin sanki o kız gitmiş sevdiği adamla mezara girmiş ve bir daha arkadaşımı görmemek üzere gitmiş gibi ben o kızı çok özlüyorum. Seni ilk gördüğüm an bile az önce tanıyamadım başta dedim ki o asla siyah saçlarından vazgeçmezdi ama ne siyah saçların ne de benim o çocukluğum dediğim gözlerin yok hicran "
İsmim dudaklarından dökülürken sesi titredi ve ben bakışlarımı tavandan ona yönelttim. Aynada ki yansıyan kendime baktım kısa turuncu saçlarım dağılmış tenim yine sararmış dudaklarım yaradan, çatlamış ve gözlerim ışığını kaybetmişti. Hafsanur bir kez daha haklıydı bu ben değildim buraya geldiğim de o bana gerçek aşık olduğum kişiyi fark ettirdi ve şimdide olduğum durumu, arkadaşımın bana o bakışları annemden daha fazla acıttı bizim yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezken şimdi 1 sene sonra bir araya zar zor gelmiştik. Yalnızca oda sessizleşti ben o onun ağlayan gözleri baş başa kaldık birbirimize baktık sanki içimizde olduğumuz çekişmeleri birlikte hep, küçükken hayal kurduğumuz yaşlar şimdi böyle mi olacaktı diye düşündük ikimiz de düşündük hissettim. Küçükken bu yaşlar da birlikte gezdiğimizi, alışverişler yaptığımızı, erkek arkadaşlarımızı anlattığımız ve birbirimizden hiç ayrılmayacağımızın hayallerini kurarken şimdi hayalini kurduğumuz yaşların içerisin de uzakta birbirini 1 yıl sonra gören arkadaştık. Hayatı nasıl gidiyor hayatın da neler oluyor bilmiyordum o da benim hayatımı bilmiyordu Refhanın ölümü hariç birbirimizi izlemeye devam ettiğimiz de daha fazla dayanamadım, ve yataktan ölü bedenimi kaldırarak ona adımladım ve biz bu küçük odasının içerisin de birbirimize sıkıca sarıldık tek hatırladığım şey hıçkıra hıçkıra ağlamak oldu.
" Geçti ağlama her şey geçti bitti buradasın artık buradasın "
Dedi dudakları sırtımı nazikçe okşarken sanki buna o kadar ihtiyacım varmış gibi hissettim ki beni konuşmasam bile anlayan, bana sarılarak geçti diyen hafsanur hayatım da beni anlayan iki insandan biri olarak kaldı geriye. Bir onun ela gözleri vardı bir de arkadaşım ama şimdi sayı 1 e geri düştü uzun bir sarılma ve ağlamaktan sonra, yatağa yan yana uzandık ve birlikte tavanı izledik saat öğlene doğru ilerlemeye devam ederken mahalleyi çocuk sesleri sardı. Çocuk seslerinin mutluluğu eşliğin de sessizdik biz acımız ile ben bir duş almak ve kıyafetlerimi değiştirmek istedim, hafsanur ise hemen bana yardım ederek kıyafetler ve duşu hazırladı. Tıpkı eski günler de olduğu gibi o yatakta şarkı açmış beni bekliyor ben ise duşta saatlerce oyalanıyordum kısa turuncu saçlarıma her su tanesi değdiğin de, kendimi boğduğum aklıma geliyordu sürekli her bir su tanesi canımı acıttı ama bunu sesli olarak ifade etmedim. Duştan çıktığım da kıyafetleri hızla giydim hafsa nurun yoğun ısrarlar sonucu saçlarımı yapmasına izin verdim dudağım da olan yaraları, ve tenimde ki solgunluğu yıkmak adına makyaj yapma teklifine ise ilk başta sıcak bakmadım ama sonra kabul ettim. Ruj sürmesin de onun hayalini banyo da gördüğüm anları anımsadım parmak uçlarımı avuçlarım da sıkarken fark etmemesi için yutkundum, çok fazla kırıklık vardı ve hafsanur bunları iyileştirmek adına şimdiden başlamıştı şimdiden kendimi iyi hissetmeye yıllar sonra başlamıştım.
" Çok güzel oldun eğer o şımarık oğlan seni görseydi kesinlikle bir daha aşkından platonik olmayı göze alırdı "
Gülümsedim sadece gülümseyerek cevap verdim çünkü hâlâ konuşmaya hazır değildim.
" O çok iyi biriydi birazcık tamam fazlaca şımarık olsa bile Refhan çok iyi kalpliydi bunu sakın unutma "
Dedi tam bir kelime söylemeye hazır hissediyordum ki sözlerimi ağzıma geri tıkadı.
" Seni benden çalsa bile o adama sıcak duygular besledim çünkü o şımarıklık maskesi ile kendini gizliyordu bunu seviyordum sizi seviyordum dışarıdan pek sen fark etmesen de herkesin bir yarısı olduğunu ve bunu ilk sizden gördüğümü anladım konuşmayarak bile anlaşan ve birbirine bu kadar yakışan insanlar olduğuna sizinle karar verdim "
Sessizleşti.
" Hicran ben aşka asla inanmayan biriydim ta ki sizi görene dek o kadar fazla zor şeylerden geçmenize rağmen asla seni sevmeyi bırakmadı ben aşka sizinle inandım şimdi ise onun ölümü sanki her inanışı beraberinde öldürmüş gibi "
Son kelimeleri zihnime kazındı sanki.
Onun ölümü sanki her inanışı beraberinde öldürmüş gibi
Bilekliğin olmayan boşluğunu sevdi parmak uçlarım doğruydu onun ölümü her şeyi yerle bir etmiş gibiydi ben yerle bir oldum, ama artık kendim için bizim için kendimi toplamam o yapıştığım yerden kendimi kazımam lâzımdı. Ve bana bakan bu karşımda ki gözler buna yardım edecek tek kişiydi artık bırakmak lâzımdı onun ruhunu kendi ruhuma tutsak edemezdim daha fazla, özür dilerim ben buna devam edemezdim çünkü orta da bir hayatım kalmayacaktı ben kendimi öldürme noktasına gelmişken artık bizim aşkımızı özgür kılmam lâzımdı çünkü bu acı veren bir aşk duygusuydu ve bu duygu iyi değildi hem de hiç. Bu yüzden özgür kılmaya karar verdim gülümsedim arkadaşımın ellerine sıcak avuçlarım karışırken gülümsedik ikimiz de yorgunduk yaşanılan olaylar, hayal dışı gibiydi sanki bu yüzden öyle olmasını düşünmeye karar verdik bir kaç saat olsa bile. Dışarı çıktık Filistin sokakların da el ele dolaştık hafsanur etrafta olan değişimleri göstermek adına sevinçle zıplıyor ben ise peşinden, turuncu saçlarım sallanırken koşuyordum birlikte saatlerce yürüdük her bir sokağı gezdik tıpkı 16 yaşında ki arkadaşların yaptığı gibi. Meşhur mahalle fırından iki tane simit kaptığımız da Mehmet amca gülümsedi sanki bizi özlemiş gibi haklıydı bende bu mahalleyi özlemiştim, simitlerimizi hiç kibar olmayacak şekilde ısırırken karşımda ki küçük kızı bir an anımsadım.
" O Serhatın kızı yani küçük hicran "
Parmak uçlarım da tuttuğum simit boğazıma acı hissiyatı verdi yutkundum küçük hicran mutlu olarak oyun oynarken büyük hicran onu izliyordu, çocukluk aşkımın kızına bakmak canımı yakmadı ama içim bir burkuldu gibi hissettim. Keşke benim de kızım olsaydı dedim keşke bizim de onunla kızımız olsaydı dedim eminim Refhan kızını çok severdi kız çocuklarına aşık biriydi zaten, bunu dile getirmezdi ama tanık olduğum şeyler bu düşünceme katkı sağladı. Simidimi hafsanura verdiğim de küçük hicrana ilerledim onunla doğru düzgün tanışmamıştık gözleri yeşildi tıpkı babası gibi, saçları siyahtı tıpkı annesi gibi babasının gülüşünü dudakları almıştı resmen çekinerek küçük hicrana yaklaştığım da yeşil gözleri bana döndü. 4 veya 5 yaşların da olduğunu düşünüyordum geçen sene ise daha küçüktü gülümsedim dudaklarımda ki yaralar ile onun küçük gözleri ise, dudaklarım da yaraları izledi ve üzüldü başını ve bakışlarını yere eğdiğin de parmak uçları yanağımı okşadı.
" Dudakların uf olmuş "
Dedi o minik ince sesiyle ağlamak geldi içimden onun tatlı olmasına karşı ama ağlamadım parmak uçlarımı tanışmak için uzattığım da küçük parmakları, parmaklarımı sardı yutkundum ismimi söylerken.
" Ben hicran memnun oldum "
Şaşırdı kaşları şaşkınlık ile çatıldı tıpkı ben gibi gülümsedi yeşil gözleri yeşil gözlerimi izlerken.
" Ben de hicran memnun oldum ama dudakların uf olmuş ben doktor olayım dudaklarını iyileştireyim "
Hızla içeri evlerinin bahçesine koşmaya başladığın da doktorculuk oyuncaklarını getirmeye gittiğini anladım o çok tatlı bir kızdı açıkçası onu sevmiştim, bakışlarım ile onun gelmesini beklerken Serhat bahçe kapısından çıktı ve bakışlarımız birbirine kenetlendi daha yeni kızı ile tanıştığım gerçeği bu bakışlara eşlik etti ikimiz de çok değişmiştik ona aşık olduğum zamanlarda ki gözleri yüreğimi hoplatırken şimdi hiç bir his olmadan gözlerine bakmak açıkçası tuhaf hissettirdi o da böyle, benim gibi hissetimi bilmiyordum ama bakışları devam ederken ikimiz de sustuk...