Yürüdüm o gerçekleri duymak ağır gelmişti bedenime bir kaç beden büyük gelmişti üzerime uzaklaştım daha fazla bunların altında, ezilmemek için uzaklaştım yürüdüm nereye gittiğimden habersiz öylece yürüdüm. Güneş batmıştı kendini karanlığa zorla bırakıyorken boğazımda ki yanma hissi ile yürümeye devam ediyordum bütün yaşanılan olaylar, herşey aklımdan ve gözlerimden geçiyordu bilseydim eğer böyle bir son olacağını ona asla yaklaşmazdım bile. Keşke benden kaçtığı günler peşinden gitmeseydim keşke beklemeseydim benim yüzümden öldü bu sırrı açığa ben gelişim ile verdim, onun kaçtığı şey ben değil o sır ve ölümdü. Sonunda da o kaçtığı sır önce açığa çıktı sonra ise peşinden gelen ölüm geldi ve onu buldu hem de gözlerim önün de, adımlarım turuncu kısa saçlarımı rüzgâra karıştıran ve dans ettiren denizin dalgalarının dibin de durduğun da onu hatırlattı deniz bana. Tanışmamızın daha yeni yeni olduğu zamanlar bana o Davy Jones efsanesinden bahsetmişti onun şarkısından cümleler okumuştu, ve ben o zaman ki aptallık ile anlamadım hiç bir şey anlamadım izledim kıyıya vuran dalgalar gibi ona olan özlemim deniz oldu taştı gözlerimden, gözlerimden taşarken bu koca özlemin kıyısına vurdu o şarkı...
Soğuk ve zalim dalgalar gibi bana hiç geri dönecek misin? Sesimi duy ve gelgitle şarkı söyle aşkım asla ölmeyecek...
Son şarkı sözüne onun sesi eşlik ettiğin de avuç içimi kalbime bastırdım.
Dalgaların üzerin de ve mavinin derinliklerin de senin için kalbimden vazgeçeceğim...
Şarkının ortasında yükselen dram ve öfke gibi öyle şiddetle yükseldi gözyaşları yanaklarımdan kalbim hatırladığım anı ile bin parçaya ayrıldı, her parçası benim denizcimin gemisini sürdüğü denize dağıldı adeta ve ben şarkı da geçtiği gibi 10 uzun yıl boyunca tek bir gün geçirebilmek için onu bekler gibi bekledim sahilin kıyısında. Ama ne benim limanım vardı onu getirecek ne de onun gemisi o sonsuza dek tıpkı o efsanenin sonunda olduğu gibi, kendini denize bıraktı onu asla oradan, koparıp getiremezdim yanıma bu yüzden o gelemiyordu ben ona gitmeliydim. Denize onun dediği maviliğin altına ben de girmeliydim o orada beni bekliyordu çünkü biliyordum yıllar önce dediği gibi, mavinin derinliklerin de ve dalgaların üzerin de senin için kalbimden vazgeçeceğim. Adımladım şiddetle kıyıya vuran dalgalara doğru yürüdüm o bana gelmiyorsa ben ona gidecektim korkmadım kirpiklerim yoktu, sevdiğim saçlarım yoktu siyah saçlarım kısaydı ve gözlerim yaşlı bu yüzden korkum yoktu ona gitme korkum yoktu bu sefer. Bizi ayıracak kimse yoktu orada biliyordum bu yüzden hiç korkmadım adımladım uçsuz bucaksız soğuk denize, o bir denizdi bende boğulmak isteyen çaresiz bir kadın bu yüzden kendimi onun kollarına yavaşça bıraktım. Onun avuçlarındaydım sanki tenime değen soğuk su bile işlemedi vücuduma çünkü hasretin son demleri ile yanıyordum, yanarken kendimi ona bıraktım mavinin derinliğine bedenimi ve yüzümü serbest bıraktım battım batıyordum önce tenimde ki yangın geçti. Sonra ise aldığım nefes işkence gibi gelirken oksijen kesildi kendimi yavaş yavaş öldürdüğümün farkındaydım, ama intihar benim için zor değildi kaybedecek bir şeyim yoktu beni ardımda bekleyen birileri yoktu geleceğim yoktu. Ben yoktum ben zaten yoktum ki bu yüzden korkmadım kendimi bu denizde boğarken korkmadım bu adeta bir ödüldü yaşamıma son verme cesaretim, adeta bir cennetti bana korkmadım ellerim ve bedenim soğuk suyun dibini boylarken korkmadım yalnızca gözlerimi kapattım onun yaptığı gibi mavinin derinliklerin de kalbimi bırakırken sadece gözlerimi kapattım. Ölmek boşlukta sadece süzülmek gibi hissetmek miydi? Hissi bu muydu yani sadece boşluk ve süzülmek düşüncelerim ne kadar suyun dibine batarsam, buhar oluyor ve kayboluyor gibiydi sanki bu his o kadar iyi gelmişti ki iyileşiyordum öldükçe iyileşiyordum sanki. Baktıkça nefes alıyordum tam tersine gözlerim acımadı artık gözyaşları yoktu, acı yoktu, düşünce yoktu daha fazla ölüm yoktu kulaklarımı bile tıkayan su sesinin altına ulaştı ismimin haykırışı.
" Hicran! "
Ama umursamadım gözlerimi kapamaya devam ettim o ses daha da yaklaştı suyun altında ki anlaşılmaz uğultu bile yankılandı, tekrar etti ismimi defalarca ve o ses en sonunda bedenimi bularak yukarı çekti. Nefes alamadım oksijen ile buluşunca tenim yeniden nefes alamadım boğazımda ki düğüm yerine dolan su damlaları beni boğuyordu boğazım yanıyordu, diyafram kasım kasılarak nefessizlik ile canımı yakıyordu derin bir nefes çekerken ciğerlerime gözlerimden yaş geldi. Sesin sahibine bu acı ile baktığım da boğazında ki düğümü yutmaya çalıştığını gördüm annemin çaresiz sanki evi başına yıkılmış gibi, bakan gözleri karşısında nefes almama acımı bile unuttum çünkü onun gözleri benim canımdan daha çok yandı. Sahil kenarına gelene dek öksürük ile boğuştum tenim üşüme ile titriyor az önce ki ölüme çok yakın deneyimim ise beni korkutuyordu, korkmadım ben kendimi öldürmekten korkmadım bu düşünce korkmamı sağladı ama ölümden değil kendimden korkmamı sağladı. Midem yanma hissi ile kendini belli ettiğin de dudaklarımdan içimde kalan suyu kustum sıkılmıştım ben artık çok sıkılmıştım, babam her zaman etrafımdaydı ama yanımda değildi annem her zaman uzaktaydı şimdi ise yanımda olarak beni ölümün elinden alması pek bir şey ifade etmedi açıkçası. Dediğim gibi herşeyin zamanı vardı ölümün bile az önce yaşadığım o tuhaf his beni rahatlattı evet sonunda delirmiştim intihar etme düşüncesine kadar, intihar düşüncesi sevgisiz sevginin koruma kalkanı altın da olmayan insanların beyninde dolaşıyordu bunu biliyordum ve şu an ben o kalkanın olmadığını suyun dibinde çok iyi hissettim. Annemin kolumu sıkıca saran ve baskı tenime baskı uygulayan parmaklarını sertçe tenimden savurduğum da gözlerine baktım, bakışlarım bakışlarını bir kaç saniye izledi ona kızgındım beni oradan çıkardığı için kızgın. Her şeye tüm acıya son verecektim herşeyi bitirecektim ama buna yine izin vermedi yürüdüm ondan uzaklaşmak için, koştum hatta istemedim bana aptal sorular sormasını bana o acıyan bakışları ile annelik rolü tasma lamasını istemedim çünkü midem bunları kaldıracak genişlikte değildi hâlâ. Sindirmem gereken kelimeler ve yaşanan olaylar vardı ve ben bunların hiç birisini ne kabul edebiliyor ne de sindiremiyordum zaten normal insanların, yaşamadığı bir ton olayın içinde kaldığımdan kime ne anlatsam da bana inanır düşüncesi zaten zihnimden asla gitmiyordu. Titriyordum bedenimden usulca süzülen su damlaları ile titriyordum mahallenin bakışları benim üzerimde dikkatle geziniyordu, ama umursamadım çünkü eski ben değildim ne eski hicran ne de o eski mahallenin tadı kaldı sanki. Yaşadığım olaylar hayal gibi geliyordu artık bu denli inanamıyordum az önce ölümü deneyimleyen biri için fazla sakindim, bundan korkuyordum dönüşmemem gereken kişiye dönüşmekten korkuyordum ve o korktuğum şey başıma geldi. Mahallenin simgesi dik merdiven basamaklarını usulca adımlarken burada olan anılar yüzüme küçük bir tebessüm bıraktı, o yağmur yağdığı gün bu merdivenlerden koşarak inmem ve ona sarılmam geldi aklıma keşke şimdi de öyle olsaydı dedim. Ama olmadı ben yine o merdivenler de bekledim yine yağmur yağdı ama o olmadı o yoktu, turuncu saçlarım bile üzüldü sanki şeker portakalı olmak zaten buydu tüm acıların rengi vardı sanki benim rengim de şeker portakalı oldu. Küçük koridorumdan salona geçtiğim de yutkundum onun koltukta evime geldiği günü ve oturduğunu hayal ettim ama o yoktu, koltuk vardı ben vardım o yoktu sadece o oturduğu yerde bana verdiği atkısı süzülüyordu koltuktan parkeye doğru. Paltosunun üzerine giydiği kırmızı atkısı süzüldü gözlerim önün de eşyaları bile acı verir hâle gelmişken ben nasıl kendimi öldürme cesareti bulmayım ki? Atkısını boynuna doladığı günler ve görüntüler zihnimde canlandı ve ben yine yeniden kırıldım. Kendimi ısıtmak için koltukta öylece yokluğunu belli eder gibi süzülen atkısını boynuma doladım, üşemedim onun atkısı beni ısıttı yokluğun da olan atkısı bile bu soğukluğu aldı tenimden.
" Teşekkür ederim boynuma taktığın bu atkı için "
Dedim sessizliğin içerisine her bir cümle havada süzülürken kendini sessizliğe ve hafif bir şarkının melodisinin kulaklarım da yayıldığı gibi, acı o şekilde yayıldı tenime ve dudaklarımdan dökülen kelimeler önce dudaklarımı sonra ise atkının altında ki boynumu yaktı.
Gözlerimi kapattığım da bile yandığını hissettim ve zihnimde ki şarkı ile sessizce mırıldanarak salındım salonun ortasında, ellerim ve kollarımı boşluk doldururken gözlerimi kapattım. İzin verdim boşluğun beni ve onun hayalini döndürmesine onun hayali kolları atkısı boynumda iken beni döndürdü. Şu an ben o ve hayali şarkımız vardı zihnimde çalarak bizi boşlukta döndürdü biliyordum bu zihnimde çalan müzik kesildiği saniye, onun hayali kollarım arasından gidecekti ama önemli değildi o boşlukta biz kendi şarkımız ile dans ettik. Bazı şeyler canımı yakıyordu ama önemsemedim tıpkı partinin olduğu gün gibi benim üzerim de mavi elbisem onun üzerin de, takım elbisesi vardı tıpkı o gün ki gibi parmak uçlarımı avuçların da nazikçe tuttu. Ama birbirimize dokunmadık sadece ellerimiz birbirine temas eder şekilde havada asılı kaldı çünkü o da biliyordu hayal olduğumuzu, yeniden üşüdüm kırmızı renkte ki atkısı boynumda iken yine üşüdüm hissettim. Herşeyin hayal olmasını dilerdim sadece bir düş onunla tanışmamış olmayı dilerdim çünkü onu tanımamak canımı daha az yakardı, ondan sonra çok değiştim hislerim değişti saçlarım değişti, yaşadığım şehir değişti bakışlarım o bile değişti eskiden bir umut ışığı olan bakışlarım yerini buz gibi soğuk bakışlara bıraktı kendini. Şu an onun hayaline dokunmadan dans ile sallanan kız hicran değildi kendimi özlüyordum kendini özlemek nasıl bir his bilmezken, şu an bu hissi en derinlerim de yaşadım ben kendimi çok özlemiştim. Ben kendime gelemiyordum ben duygularımı hatırlamıyordum ben, ben olmaktan çıkmıştım etrafımda ki kalan herkesi kendi ellerim ile yok ettim ediyordum bu acı çok fazlaydı. Keşke diğer çektiğim acılar ve yaralardan şikayetçi olmasaydım o acıları bile özlüyordum çünkü onun ölümünün acısı herşeyin üzerindeydi, tüm acıların tüm yaraların hiç bir anlam taşımadığını gösteren ölümünün o tarif edilemez boğaz yakan kelimeleri tükürmek istediğin ama bir bok yapamadığın çok saçma çok saçma birşeydi. Kendimi öldürmek isteğim bile kafamda dolaşırken onun hayali benimle dans ediyordu ben anne sevgisini geçtim, ben babamın bana göstermediği benden sakladığı baba sevgisini onda buldum bu, bu çok saçmaydı. Kız çocukları kendinde eksik kalan sevgileri hep başkaları ile doldurmaya çalışırdı bunun yanlış olduğunu bile bile. Ve ben bu baba sevgisini çocukluk aşkımla doldurmaya çalıştım bir zamanlar ama buna karşılık alamadım her defasında küçük bir kız çocuğu gibi, ağladım babam etrafımdaydı ama hiç yanımda olmadı ben ölmek için her gece dua ettim bu iğrençti biliyordum bazen bu sevgiyi arkadaşlarım ile doldurmaya çalıştım. Hafsanur aylardır onu aramıyordum bile herkesi düşündüm ben ne yapıyordum? Ben yaptığım şeyleri anlamıyordum sanki o denizin dibine girmek, tüm düşünceleri aydınlattı sanki o boğulma hissi ölüme yaklaşma hissi beni kendime getirdi. Beynimde çalan hayali şarkı yerini sessizliğe bıraktı böylesine sükût sessizlik saç tellerimi bile yaktı ve onun hayali, önce zihnimden daha sonra gözlerimden aktı gitti...
Yine acıdı ama alıştım ben acıya alıştım bu bile içler acısıydı aslında bir şeyler kırıldı hissettim ama umursamadım yine kendimi umursamadım, boynumda atkısı gözlerimde hafif akmak üzere olan yaşlar öylece kaldım salonun ortasında. Kısa turuncu ıslak saçlarım ile öylece dikildim ne yapabilirdim ki? Ne iyi gelirdi ki? Ben bunu kabullendim ben bunlara alıştım benim dünyam bunlardı ne ben çıkabilirdim bu karanlık yerden ne de beni kimse almazdı alamazdı zaten. Boğulduğumu hissettim meğerse intihar etmek için koca bir deniz değil onun boynumda olan kokusunu taşıyan atkısı yeterliydi, boynumda olan atkısını hızlıca çektim kendimden boğazım rahatladı hissettim yürüdüm gittim bir çay demledim kendime. Bu vücudumda olan soğukluğu kırmak için bir çay demledim yanında ise bayatlamış bir ekmek geçtim, televizyonun karşısına bir şarkı açtım ama yabancı denk geldi ilk kez dinledim ama canımı yaktı bi elimde çay bi elimde soğuk ekmek dinledim o şarkıyı.
The neighbourhood - Flawless
Bilmiyorum bana eski anıları hatırlattı kütüphanede ki anılar hepsi ekmeğin önümde ki masada durması kadar canımı yaktı tuhaftı canımı yakan bir şey dudaklarıma tebessüm kondurdu. Refhan Araslan çok değişik biriydi bunu onu tanımadan önce bile demiştim sözleri ve gözleri tam tersini söyleyen, bir amacı olmayan sadece o anı yaşayan biriydi en çok bunlar hoşuma gitti galiba. O asla görüntüsü gibi değildi çocuk kalmış bir kalbi ve gözlerinde sakladığı inanılmaz bir büyü vardı sanki, ve ben o büyünün ömür boyu etkisine girdim. Ağladım ağzıma kocaman ekmek lokmaları sokarken ağladım ben ağlaya ağlaya o ekmeği yedim hatıralar yaşanılırken çok güzel hissettirirken, neden şimdi ölmememi istiyormuş gibi canımı yakıyordu bu acı ile olduğum yerden fırladım. Üst katta ki odama hızla çıkarken bir taraftan düşünceleri uzaklaştırmaya çalıştım üzerimde ki ıslak kıyafetleri değiştirdiğim de, turuncu ıslak saçlarımı kuruttum ince paltomun cebine sigara paketi ve çakmak attığım da dışarı çıktım. Yürüdüm dik yokuşlu merdivenlerden tek başıma inerken onunla yaşadığım tüm anılar ses oldu birlikte koştuğumuz gün, güldüğümüz sesler, ağladığımız yağmura karışmış gözyaşlarımız, bana dilediği iyi geceler dilekleri hepsi zihnimde dolaşırken bir sigara yaktım. Parmak uçlarım da tuttuğum sigara dumanı havaya karışırken merdivenli yokuş tabelasının altında durdum, düşüncelerin zihnimden gitmesi için sigara dumanını ciğerlerime çektim her bir duman da onun sesi kulaklarım da gezindi.
" Çimen göz "
Dediği günler zihnimde dolandı hafif bir tebessüm yaydı acı ile kavrulan dudaklarıma bu çok doğruydu.
" Bu hicran dudaklarıma ezeli bir yakarış bıraktı sevdiğim adam "
Ve bu yakarış ömür boyu benimle yankılanacaktı alnımda ki öpücüklerinin izi kadar canımı yaktı bu hayat o benim herkesten sakladığım, sadece bana özel olmasını istediğim şarkımdı. Zihnimde gömülür şarkısının melodisi çalarken yaslandığım mahalle duvarına bedenimi iyice yasladım, sigara dumanı yüzüme doğru tüterken düşündüm. Dudaklarımı bile öpmeye kıyamayan adamı düşündüm bu hikâye de ben aptal o âşıktık...
Dudakları, dudaklarım kıyametti.
Onunla birlikte kendimi de özlüyordum eski beni, eski bizi çok özledim ama o hikâyede ki ana karakter öldü adam öldü kadın delirdi o kitap da. Son buydu maalesef gerçek hayat hikâyeleri mutlu bitmiyordu biz gerçektik masal değil bizim hiç masalımız olmadı zaten, olsa da o aşkı elimizden aldılar söke söke elimizden aldılar. Herkes kendi payına düşen mutluluğa sarıldı ben ise onun mezarına bu adil değildi hayat bana bir özür borçluyken, onu elimden aldı ama yine de ayakta kalmayı başardım onun yokluğu benliğimi bana kaybettirse de ayakta kalmayı başardım. Eminim şu an benimle gurur duyuyordu ayakta kalmayı yaşamayı başardığım için son sigara dumanını ciğerlerime çektiğim de, izmaritini yere atarak ayaklarım altında ezdim ve yürüdüm onunla birlikte yürüdüğüm sokakları tek başıma yürüdüm. Her neredeyse eve geri gelmesi için beklemeyi umut ettim ama bu imkansızdı biliyordum onun hayatını daha yeni yeni öğrenmek, kalbimi kırıyordu bir kız kardeşi olduğundan bile haberim yoktu eminim daha benden bir sürü sır sakladı neden yaptı bilmiyordum ama tahmin edebiliyordum. Yürüdüm bugün onunla birlikte yürüdüğüm sokakları tek başıma adımladım sanki her adımım sanki her bir adımım beni yaşanılan olayların, ne kadar ağır ve yorgun oluşunun gerçeklerine itiyordu canım yanıyordu ama bir şey diyemedim ne kendime ne de kimseye. Uzunca yürüdüm tüm yorgunluklara rağmen yürüdüm otobüs durağını geçtim tek başıma geçerken düşündüm, yorgun anılar yorgun yaşanmışlıklar ve yorgun hicran vardı bu hikâye de. Benim hikâyem mutlu sona kavuşmadı mutluluk bir çift ela göz ile toprağa karıştı gitti hayatımdan, yalnızca o küçük kız çocuğunun delik deşik kalbini iyileştirmeye çalıştım ben. Ama yapamadım ne o kız iyileşti ne de ben bazı yaralar hâlâ arada kanıyordu dizlerimde ki yaraları kendim sarmayı öğrendim ben, ve bu hikâyede tek başıma bir ben bir de o kırılmış kız vardı. Boğazımı yakan boğulma hissine neden olan yasanmış şeyler buruk bir tebessüm kondurdu dudaklarıma en son zirve acım ise, sevdiğim adamın renksiz dudaklarını görmek oldu. Ölüm nasıldı neydi bilmezken bizzat içerisin de yaşadım dizi ya da klişe filmler de gördüğüm sevdiğini kaybetme sahnesinin, baş rolü bendim ama ne film çekiyorduk ne de o yalandan ölmüştü. Herşey gerçekti ben sevdiğim adamı gözlerim önün de bir hiç kavgası uğuruna kaybettim tam herşey düzeldi, o küçük kız çocuğu kalbim de bir şeyleri tamir etti derken göğsüme inanılmaz bir ağrı saplandı. Yaşanmış olayların yorgunluk ağrısı nefesim kesildi ellerim titredi dizlerimin bağı çözüldü ama tek bir yaş akmadı gözlerimden, o kadar yorgundum ki birisi nasılsın dese bile haykırarak ağlayacak noktaya gelmiştim. Ben çok yorgundum ben yemek yemeye, su içmeye, dışarı çıkmaya, duş almaya hatta uyumaya bile yorgundum ben çok yoruldum. Bu anlamsız olayların içerisin de boğuşmaktan bu boktan olaylar yüzünden hayatım da tek sevdiğim insanı kaybetmekten onun eller yerine toprak tutmaktan adını bağıra bağıra söyleyememekten ben çok yoruldum! Haykırmak istedim ya ben öldüm nefes alamıyorum demek istedim ben yaşayan ölüye döndüm ailem benim küçük kız çocukluğumun katili diye bağırmak istedim benim çocuk ruhumu öldürdü annem diye bağırmak istedim. Ama yapamadım yalnızca üniversite kampüsünün bankında sessizce oturmaya devam ettim sanki o gelecekti, sanki yine o tuhaf şakalarından bir yerden çıkarak yapacaktı bana bekledim boğazım çok acıdı ama bekledim. Ben ve turuncu kısa saçlarım onun iğrenç şakalarını bekledik ama Refhan yoktu, yoktu işte o gelmedi canımı geç ruhum acıdı nefes aldığım burun deliklerim bile acıyla sızladı. Bu çok kötüydü çok kötü ya ben ölmek istedim ben burada bu bankta kafayı yememek için ölmek istedim düşündüm, şarkımız geldi aklıma saniyeler içerisin de sessiz kampüs içerisin de bir kaç sözü döküldü sessizce gözyaşlarım bu acı dolu ana tanıklık ederken.