Acı hatıralar ömür boyu kalıyordu kalbinin en derin ve sessiz köşesinde buna bir kez daha boğazımda olan, ve yutkunmama bile izin vermeyen düğüm ile anladığım da kendime bunu yapamazdım gözlerim demirli bahçe kapısından kaydığın da hızla uzaklaşmaya başladım. Benim daha buna gücüm yoktu onun olduğu anılarla dolup taşan yerlere tekrar gelmeye, gücüm yoktu bu kadar güçlü değildim iç hesaplaşmalarım başladığın da anneannesinin ismimi ardımdan bağırmasına aldırış etmedim. Ben artık kendimi birisi için üzecek cahillikte değildim anneannesi her ne demek istiyorsa bana dışarda da diyebilirdi, o eve asla o olmadan dönmemeye yemin etmiştim ben. Seneler önce ilk gittiği zamanlar ben her gece gittiği saatte geliyor ve gözyaşı döküyordum o demirli bahçe kapısının önün de, bu alışkanlığı 3 sene evvel bıraktığım da kalbim daha az acıdı şimdi bu yaşlı kadın herşeyi mahvediyordu. Durakladığım da yanaklarımdan delicesine süzülen yaşları daha yeni fark ediyordum yine küçük bir kız çocuğu gibi 19 yaşında ki hicran gibi, hislerime hakim olamıyordum yine onun evinin caddesinin ortasında ağlattı beni bu aşk. Parmak uçlarım nefes alamadığımı hissettiğim de boynumda nazikçe gezindi kendimi rahatlatmaya çalışıyordum, ama ardımdan yükselen ses benim tekrar nefesimi kesip aynı saniyeler içerisin de kalbimi milyon kere çarptırana dek...
" Refhan senin yüzünden ya da yaşadığınız olaylar yüzünden gitmedi kızım "
Bütün bedenim buz kestiğin de ardımda kalan sesin yönüne doğru bedenimi ve bakışlarımı çevirdim, anneannesi dikkatle yanıma yaklaştığın da yorgun bakışları yerini doğruluğa ve hüzüne bıraktı.
" Babası torunumu buna o zorladı babasının yüzünden Refhan oraya istemeyerek gitti bana herşeyi anlattı kızım seni sevdiğini ne olursa olsun senden ayrı olamayacağını bana söyledi ama babası onu dinlemeyerek o sır yüzünden onu gönderdi "
Boğazım, gözlerim, dudaklarım, kalbim, bedenim, ve bacaklarım hissetmemeye başladım hepsi bu cümle yüzünden o kadar acıyordu ki. Bacaklarımın titrediğini ve çaresizce beni taşımaya başladığını hissettim göğüs kafesim, o kadar daraldı ki bakış açımda ki kalan herşey kararmaya başladı bedenimi çaresizce kaldırım taşına attığım da parmak uçlarım kalbimin üzerin de durdu. Şu an nefes alamıyordum bunlar, bunlar çok saçmaydı hayır... Hayır o gitmişti tek gerçek o beni bırakmıştı annem gibi hemde ona çok sinirliydim hayır! Ona çok kızgındım hayır! Ben ona çok aşıktım... Aşkımın büyüklüğü kadar nefes alamadığım da başımı hayır anlamında kaç kere salladım bilmiyordum son dediği sözler, beynimin içerisin de dolaşıyorken kulaklarımı tıkadım.
" Güldüremedim bıktırdım özür dilerim..."
Gözlerimi yuvasında daha da sıkı yumduğum da herşey dönüyordu zihnimde şu an adeta tüm etrafım anılar ve sesler ile, kaplı olduğun da nefesimin gittikçe zorla çıktığını hissediyordum astım krizini çok yakınım da hissediyordum. Bunlar bu sözler çok ağırdı benim için o yıllar önce gördüğüm rüya şu an gerçek gibiydi, o rüya da söylenen sözler ve onu birden kaybetmem resmen yıllar öncesini haber vermiş gibiydi bana ama ben kör olduğumdan bunu bile anlamamıştım.
" Ne yapıyorsunuz siz! Ne hâle getiriyorsunuz onu rahat bırakın ona resmen işkence ediyorsunuz uzak durun arkadaşımdan! "
Alçin'in sesini duyduğum da gözlerimi sıkıca yumduğum yuvasından saniyeler içerisin de açtım parmak uçlarım, kulaklarımdan yavaşça akarken onun gözlerine baktım o ise korku dolu bakışları ile beni izliyordu.
" Gel gidelim hicran "
Oturduğum kaldırım taşından uzattığı eline parmak uçlarımı koyduğum da alt dudağım titredi nefesimin sesi eşliğin de, Alçin'e sıkıca sarıldığım da ayağa kalktım parmak uçlarının saçlarımdan şefkatle aktığını hissettim aynı zamanda. Tüm bu yıllar sonra duyduğum sözlerin saçma oluşuna ve aynı zamanda gerçek olacağını düşünüyordum yıllar önce gördüğüm o rüya da olduğu gibi, ortada bir sır vardı sanki bu sır benim gözlerim önünde duran koca bir resimdi ama ben görmüyor gibiydim. Herkesin bildiği büyük bir resim ama yine kör olan ben arkadaşım ile olduğumuz yerden hızla uzaklaşmaya başladığımız da, ne kadar uzaklaşırsak kalbimin o kadar gitme deme içgüdüsü kendini belli etti sanki o yaşlı kadını dinlemeyerek hata yapıyormuş gibi hissediyordum. Uzun bir sessizlikte eve gidene kadar konuşmadan yürümeyi sürdürüyorduk ikimiz de zaten benim şu an konuşacak pek bir halim yoktu, bu dışarıdan açıkça görülebilirdi otobüs durağını geçtiğimiz de bakmadım tüm çabam ile ama yine de kalbimde bir şeylerin kırıldığını ve acıdığını hissettim. Seslice iç çektiğim de mahallenim girişine yavaş adımlar eşliğin de yaklaştık bu şehirde son günlerim olmasına çok üzülüyordum, sanki eğer buradan gidersem ona olan aşkımın anılarını da beraberinde terk etmiş ve burada bırakıyormuş gibi hissediyordum. Bir kaç küçük adım daha attığımız da durakladım bedenim ben istemeyerek durduğun da artık neredeyse ağaçların çokluğu ve büyüklüğünden görünmeyen parka, bakışlarım yavaşça çevrildiğin de dudaklarımı kemiriyordum 4 yılın içerisin de çektiğim acılar aklıma geldiğin de nefesim hızlandı.
" Ben yapamıyorum bunlar çok ağır ben böyle yaşayamıyorum anlıyor musunuz ben böyle nefes alamıyorum! "
Tırnaklarımı avucumun içerisine sertçe bastırdığım da gözlerimin dolduğunu ama yaşların eskisi gibi kolayca akmadığını hissettim, bacaklarımda ki son güç ile parka doğru adım atmaya başladığım da arkamdan gelen adım seslerini duyuyordum. Benim ile birlikte ayağımızın altın da kalan küçük çakıl taşlarının ezilme sesi eşliğin de yavaşça yürüdüğümüz de, parka ulaşmak için ağaçların yapraklarını ellerim ile kenara itmek zorunda kaldım. Seneler içerisin de büyük ağaç yaprakları daha da çoğalmış ve daha da büyümüşlerdi parkı tamamen bir görünmez, ilan ettiklerin de benim için daha iyiydi ağaçlar sayesin de en azından parkı görmüyordum üniversiteye gidiyorken. Parkın tam ortasında ki boş mermerin üzerin de adımlarım durduğun da banka korkakça bakmaya çalıştım gözlerim, tozlanmış ve iyice eskimiş bank ile göz göze geldiğin de tüm vücudumun acıdığını hissettim.
" Acılar geldiğin de teker teker değil, tabut tabut gelir "
Onun sesi, onun gözleri, onun anıları, onun yaralı elleri, onun sakalları, onun kokusu, onun saçları kısacası onun herşeyi adeta bank ile yüzüme tokat gibi çarptığın da kalbimin ağrıdan teklediğini hissettim. Ben onun yüzünü unutuyordum bu canımı daha da yaktığın da gözyaşları yanaklarımdan usulca ve bir o kadar da dikkatlice süzüldü, bacaklarımın titremesine aldırış etmeden banka doğru adım attığım da parmak uçlarım onun oturduğu yere dokundu. Parmaklarımın kalbim gibi kül olduğunu hissettim dudaklarım bu yakarışa sessizce devam etti o kadar çok sessiz iniltiler şeklin de, ezeli yakarışlar kopuyordu ki dudaklarımdan ben ise sessizce yutkunmaya çalışıyordum dışarıdan. Parmak uçlarım hâlâ onun oturduğu yerde gezinirken eskisi gibi onunla oturduğumuz ve ekmek yediğimiz gibi aynı yerime oturdum ama, yıllar geçmişti fırın kapandı ben büyüdüm o gitti şu an ne ekmek vardı ne de haylaz ela gözleri. Sanki fırın bile onun gittiğini hissedip günler içerisin de fırın da kapanmıştı okul kütüphanesini söylemiyorum bile, artık orası hep öğrenci doluydu çiftler doluydu herkes sevdiği ile ya vizelere ve finallere çalışıyor ya da kitap okuyorlardı. Ben ise yıllar içerisin de sadece bir kere oraya girme cesaretin de bulunmuştum benim kalbim artık anılar olan yerlerden, geçerken acıdan sızlıyordu kendime bu işkenceyi daha fazla yapmak istemiyordum ama yine en çok anı olan yerde oturmuş bunları düşünüyordum işte bu kadar saçmaydı. Ben hâlâ aynı banktaydım gelip beni ve eskide kalmış aşkımızı elimden tutarak çekmesini istiyordum bu lanet banktan, gözlerimi açtığım da onun olmadığı boşluğu parmak uçlarım doldurmuyordu artık çünkü şu an karşımda hayatım boyunca gördüğüm en şımarık ela gözler dikkatle beni izliyordu. Yutkundum ya da bilmiyorum bedenim sanki duygularım ile beraberin de kenetlenmiş gibiydi parmak uçlarım, bankın üzerin de gezdirdiğim de boşluk hissediyordum ama ela gözleri şu an karşımdaydı göz kapaklarım bile birbirine vurmayı unuttuğun da etrafıma baktım. Eğer bu bir hâyal değil ise arkadaşım burada olurdu ama parkın etrafına baktığım da yalnızca her yer çok karanlıktı sadece, ela gözlerinin ve benim üzerime titrek bir ışık süzmesi vuruyordu. Parmaklarımı bankın boşluğundan dikkatlice çektiğim de yalnızca ela gözleri beni izlemeye devam etti, gözlerimi hâyal gördüğüme inanmamak için ovuşturduğum da hâlâ karşımda duruyordu. Ne yani o, o gelmiş miydi? Refhan Araslan geri dönmüştü öyle mi? Bu, bu imkânsızın bile ötesindeydi gözlerimde ki yaşlar özgürlüğünü ilan ettiğin de şımarık ela gözlerinin dudakları aralandı.
" Yüzünü göster parlak ay, ışık ver yıldızlarına. Kov bulutları gözyaşlarımız dönüşsün mutluluğa..."
Sesi koca karanlığın içerisin de ışık süzmesini daha da parlattığında kalbim sesine susamış gibi adeta olduğu yerden çıkmak istercesine, saniyeler için de milyon kere atmaya başladı ince parmaklarım korkak titremeler eşliğin de bana acı içerisin de bakan ela gözlerine dokunmak için uzandığın da durakladım. Üşümüş parmak uçlarım yanağına zarifçe dokunduğun da sıcaklığını tenimin altın da hissettim o, o gerçekten tekrar bana gelmişti parmak uçlarım yanağını zarifçe sevdiğin de parmakları sardı elimi. Sıcak teni parmaklarımı kapladığın da avucumun içerisine küçük bir öpücük bıraktı iç çekerek nefes seslerim tekrar kulağıma geldiğin de, arkadaşımın sesi ile olduğum yerden korkuyla sıçradım.
" Hicran sen iyi değilsin gel artık hadi gidelim bu yerden "
Alçin'in sesini umursamayarak oturduğu yere bakışlarımı geri çevirdiğim de ela gözleri yoktu parmak uçlarımın havada asılı kaldığını, gördüğüm de dudaklarım titredi o benim kafamın içerisin de yarattığım bir hayaldi sadece o yoktu. Refhan Araslan asla gelmeyecekti bizim hikâyemiz, bizim aşkımız başlamadan bitti bunu çok çok iyi biliyordum. Bunun gerçekliği benim sevgimin gerçekliği kadar fazlaydı işte tüm bunlar daha fazla canımı yaktığın da tek yapabileceğim şey, öylece buradan sessizce uzaklaşmak oldu elimden yalnızca bu geliyordu çünkü. Ben hep savaşmadan yenilgiyi kabul ediyordum gücüm o kadar azdı ki çocukluğumu bile benden aldıkların da, sessizce kabullendim ben sevdiğim adam gittiğin de sessizce yine kabullendim ben. Gözlerimde dolan yaşlar eşliğin de banktan yavaşça kalktığım da başımı arkadaşımın , göğsün de buldum bacaklarımın çok yorgun ve bitkin şekilde olmasına rağmen eve adım atmaya çalıştığım da eski tuğlalı evi geçmiştik. Merdiven basamaklarından Alçin'in desteği ile çıkmayı başardığım da derin bir nefes çektim ciğerlerime, yarından itibaren mezun oluyordum bunun sevinci içim de olsa da yine de aşkımın burukluğu daha ağır basıyordu. Yarından itibaren evin içerisinde ki eşyaları yavaşça toplamamız gerekiyordu benim ise anılarımız olan yerlere veda etmem, özellikle yıllardır girmediğim odama nasıl veda edeceğimi bilmiyordum bunun düşüncesi bile kalbimin en derin ve sessiz bölgesin de kanayan yaraları gün yüzüne çıkarıyordu. Küçük evimin mutfağı ile birleşik salonuna girdiğim de üzerimde ki omuzlarıma artık ağır gelen ceketimi çıkardım, koltuğa kendimi resmen attığım da zihnimin içerisin de dolaşan sesi yok etmek istedim.
" Refhan oraya istemeyerek gitti bana herşeyi anlattı kızım seni sevdiğini ne olursa olsun senden ayrı olamayacağını bana söyledi "
Gözlerimi hüzünle kapattığım da dudaklarımı kemiriyordum eğer o şımarık adam gitmek istemediyse neden, bahçede gitmeden önce o kelimeleri söylemişti neden kendini gitmek istiyor gibi düşündürmüştü bilmiyordum bu soruların cevabı her neyse her kimdeyse canımı fazla yakacak gibi hissediyordum. Sanki onunla çocukluk aşkından çok bambaşka bir büyük duvar vardı bizi ayıran ama neydi bu duvar kimdi veya bilmiyordum, o büyük koca resmi Refhan benden önce görmüştü ve gitmişti asla gitmeyeceğini biliyordum ama bu sır her neyse onun gitmesini bile sağlayan büyüklükteydi. Anneannesinin sözleri belki de beni oraya o eve götürmesinin sebebi herşeyi bana demek istemesiydi belki de herşeyi bana orada, o evde açıklamak istiyordu ben ise acıdan ve anılardan dolayı dinleme fırsatı bile vermeden kaçmıştım oradan sözlerinden. Gözlerimi aklım da dolaşan tilkiler ile açtığım da kaşlarımı çattım eğer yarın gidersem hatta gidemezdim yarın asla vaktim olmazdı, muhtemelen bizim kızlar beni hiçbir yere göndermezdi kutlama yapmak için. Yutkunduğumda Alçin'in salonda olmadığını fark ettim yavaşça ayağa kalktığım da su sesleri geliyordu, onun duşa girdiğini anladığım da fırsat şimdi gitmekti geri şımarık adamın evine. Yaz akşamının hafif esen serin rüzgarı yüzünden ince bir palto omuzlarıma aldığım da arkadaşıma hemen geleceğimi söyledim, kızlara açıklama yapmadan şımarık adamın evine pek fazla gidemiyordum çünkü beni yalnız bırakmak istemiyorlardı ikisi de. Telefonumu ve ev anahtarını masanın üzerinden hızla aldığım da kendimi merdivenli yokuşun balat kokan yokuşuna attım, cevaplar bulmak istiyordum benim tüm sorularıma bir yanıt olmasa da bazı sorulara yanıt olacak cevaplar arıyordum ve bu cevaplar şımarık adamın evinde saklıydı. Resmen halsiz ve bitkin bacaklarım koşarak ilerlediğin de büyük sahili geçiyordum otobüs durağına kısa bir bakış attığım da, cevapları bulma hırsım ve hissi daha da artıyordu kalbimde ve damarlarım da. Onun evine çıkan hareketli ana caddeye geldiğim de yorgunluk ile bir nefes verdim parmak uçlarım kalbimin üzerinde durduğun da, şımarık ela gözlerini hatırladım bana bu caddede dediği sözleri adımı haykırışını hatırladım bu anılar dudaklarım da tebessüm ettirdi. Halsiz bacaklarıma rağmen anılar eşliğin de evinin mesafesini kapattığım da büyük demirli bahçe kapısının önün de yalpalayarak durdum, nefes hızım yine normalin üzerine bindiğin de burnumdan derince nefes çektim içime. Dudaklarımı kemirme alışkanlığı hep korku basıncı ve üzüntü bastığın da olduğun da alıştığı konumu aldı yine dudaklarımı kemirme huyum, büyük demirli bahçe kapısını yavaş ve dikkatle ittiğim de sürgülü bahçe kapısı açıktı. Krem tüller ardında uçuşan balkon kapısına kalbimin milyon kere atış hızı ile baktığım da ela gözlerinin gelme umudu, kalbim de yine koca bir umut filizi oluyordu bu filizler saniye içerisin de göğe değen ağaçlara dönüşüyordu işte düşünceler arasında kaybolduğum da sinirle büyük salondan yükselen ses dikkatimi dağıttı.
" Buraya gelemezsin! Orada kalacaksın anladın mı? Bir kere dediğim sözde dursan ne olur buraya gelirsen eğer o kıza herşeyi anneannen anlatacak buna izin veremeyiz biliyorsun! "
Dudaklarım titremeye başladığın da telefondan gelen, şiddetle bağırma ve yalvarma sesi neredeyse bayılmama sebep verecekti.
" Sen bir kere de benim için bir şey yap baba! Yalvarırım baba lütfen bırak geleyim onun karşısına çıkmama izin ver baba..."
Üzerimde ki palto beni boğmaya başladığın da onun sesi, onun sesini ben yıllar sonra kulaklarım ile dinledim gözlerimi gözyaşları içerisin de kapattığım da elimi göğsüme koydum sesi telefonda kesilmeden önce en son duyduğum kelimesi acı içerisinde ki baba... Demesi olmuştu. Benim şımarık haylaz ela gözlü sevdiğim adam bana gelebilmek için bağırıyordu havuzun kenarından çekildiğim de, bayılmak üzere olan bedenimi duvara hızla yasladım dudaklarım sanki yıllardır su içmiyormuş gibi saniyeler içerisin de kurumuştu. Onun sesine çok susadığımı anlamıştım onun acı içerisin de bağırma sesi bana kavuşmak için mücadele verdiği sesi, nefesimi kesiyordu ama onun babasının gözlerinin içine bakarak onu gönderdiği yeri bilmek bu tüm herşeyden daha ağır basıyordu şu an. Duvardan destek alarak vücudumu kaldırmayı başardığım da kurumuş dudaklarımı ıslattım kalbimin acı içerisin de, onun varlığını isteyerek atmaya başlaması eşliği ile sürgülü balkon kapısından içeriye girdiğim de salonun ortasında sinirle duran adamın kahve gözleri ile karşı karşıya geldim. Halsiz bacaklarımın ve kalbimin ürkerek atması eşliğin de yorgun yeşil gözlerim ile kararlılıkla gözlerine baktığım da, takım elbisesi içerisin de ki sert kahve bakışları ve kumral tenine eşlik eden hafif beyazlamış siyah saçları ile kısa bir bakış eşliğin de babasını süzdüğüm de o da aynı bakışlar ile beni süzdü. Birbirimizi tanımayı bıraktığımız da sert kahve bakışlarından biraz da olsa çekinmiştim bu şımarık adamın benim annem gibi, terk edip giden babasıydı yıllar sonra bir baba ortaya çıktığın da ise evladını yine terk edilme acısına rağmen acı yaşatıyordu. Onu benden karşımda duran ve ölümcül bir sinirle kahve gözleri ile benim bakışlarımı izleyen adam almıştı, bu düşünce ile sinirle parmaklarımı avuçlarımın içerisine bastırdığım da gözlerimde yoğunlaşmaya başlayan yaşları umursamayarak bakışlarımı ondan kaçırdım. Boğazımda yükselen düğüm hissini yutmaya çalışarak koltuklara baktığım da anılar hızla beni içerisine çekti, onun uyuduğu benim ise hemen yerde yanı başında uykusuna eşlik ettiğim yere adım attığım da kalbimin o kadar yandığını hissettim ki. Umursamadım üzerimde dolaşan sinirli bakışları parmak uçlarım lâl olmuş kalbimin yangınının feryadı ile uyuduğu koltukta, dolaşmaya başladığın da gözyaşlarımı serbest bıraktım usulca koltuğun üzerine süzüldü tüm anlatmak istediğim şeyler.