2.Bölüm Devam

2761 Kelimeler
Pırıl pırıl parlarsın, gözyaşlarımın her damlasında... Dudaklarım kitabımızdan bir dizeyi sessizce okuduğun da çenemin alt dudağım ile titrediğini hissettim duygularımı, bedenim de ve içimde bastırmaya çalıştığım da güçlü durma kalkanımı tüm gayretim ile yüzüme taktım. Bakışlarım hüzün yerine kendini öfkeye bıraktığın da ayağa kalktım parmak uçlarım uyuduğu yerden hızla koptuğunda, beni hâlâ izlemeyi sürdüren kahve gözlerine usulca adım attım bedeninin yakınların da bir noktada durduğum da koca büyük salonda yalnızca onun babası ve ben vardık. " Onu neden gönderdin? " Çatallı sesim salonda yankılandığın da cevabını çok merak ettiğim soruyu kalbimde ki sesi ile alevlenen yangına rağmen sordum, şu an bu soruyu içimde yakasına yapışarak bağırarak sorma içgüdüsü ne kadar çok olsa da sakince sorumu sorarak cevabını duymak istedim. Babası ise yalnızca karşımda yutkundu sinirli bakışları yerini mahçup olmaya ve hüzüne bıraktığın da, gözlerini gözlerimden çekti seslice nefes aldığını duyduğum da büyük koltuğa oturdu ben ise durduğum nokta da kalmaya devam ederek bakışlarımla onu takip ettim. Ellerini başına götürdüğünde iki elinin arasına başını çok dertliymiş gibi yavaşça aldı saçlarını karıştırmaya başladığın da, yorgun göz altlarının kırışıklığı ile bana baktı. " Refhan iyiliği için gitmek zorundaydı hem oğlumun eğitim hayatı iş hayatı orada daha güzel olacaktı öyle de oldu iş hayatı buradan daha iyi eğer kalsaydı böyle olmazdı bu yüzden gönderdim " Sakince tek bir nefeste basit bir cevap verdiğin de beni yalanlar ile söylenen bir cümlenin içerisine bıraktı az önce ki konuşmaya şahit olmasam, kesinlikle bu söylediğine inanma ihtimali verecektim o kadar içten ve kararlılık ile söylemişti ki cümleleri. Ama ben bu basit yalanlar ile dolmuş sözlere inanacak kadar aptal veya kör değildim ben çocuk değildim, ben bir yetişkindim doğruluk payını tüm çıplaklık ile gözlerim önüne seren kelimeler duruyorken bu adamın yalancı sözlerine inanmamı beklemesi çok aptalcaydı. Onun yıllar sonra biraz değişmiş haykıran sesini duyduğum da kalbim de ve midemde yıllar sonra umut kelebekleri uçuştu, o hâlâ beni seviyordu o da beni seviyordu o da bana ulaşmak istiyordu ama bu aramız da ki görünmeyen duvar neydi bilmiyorum ama bizi birbirimizden sevsek dâhi uzak tutuyordu. Gözyaşlarımı telaşla görmemesi için tenime geri bastırdığım da sakince adım attım oturduğu koltuğa bir zamanlar onun oturduğu yere, yavaşça oturduğum da boğazım adeta yandı onun ellerinin yaralı olduğu gün aynı oturduğu koltuğun yerine oturdum. Serhat abi ile kavga etmesinden ellerinin nasıl yaralanmış olduğunu bilmiyordum bunu öğrendiğimde kalbim acımıştı, çocukluk aşkımın bu kadar katı yürekli olmasına ise midem bulanmıştı. Refhan o gün sessizce bana bir şey belli etmemek için evinin kapısının önüne kadar gelen çocukluk aşkımı oradan uzaklaştırmıştı, sırf o gün onun karşısında şımarık ela gözlü adamın ellerini tutarak gittiğim için onun ellerine zarar vermişti benim bir zamanlar yere göğe sığdıramadığım kusursuz olarak gördüğüm adam. Refhan ise bana hiçbir şey belli etmeyerek geri yanıma dönmüştü ve bana yine de gülümsemişti, bunu hafsa nurdan öğrendiğim de canım o kadar acımıştı ki çocukluk aşkımdan bir kez daha nefret etmiştim. Kafamda dolaşan düşünceler arasından babasına bakışlarım kaydığın da tıpkı onun gibi sessizce yanımda oturmaya devam ediyordu, ben ise bu sessizliği bozmak ve sorularıma cevap bulmak istiyordum. " Siz nasıl babasınız terk eden sonra ayda bir kere hâlini hatırını soran ve geldiğin de ise evladını kendinden ve herşeyden uzaklaştıran bir baba nasıl olabilir? " Söylediğim cümle bittiğin de bakışlarımı bedeninden çektim babası ise yalnızca bahçede kalan havuza bakmaya devam ederek, sessizce oturmaya devam etti benim aklım bunlara anlam veremiyordu bir baba veya bir anne kendi evladına bunları nasıl yaşatıyordu bilmiyorum. Sinirliydim , öfkeliydim kendi annemin terk ettiği yetmezmiş gibi sevdiğim adamın babasının terk etmesi de canımı yakıyordu bunlar nasıl insanlardı böyle. Artık anneme bile öfkem sevgimden ağır basıyordu artık ben herkesten, herşeyden nefret ediyordum kimsenin sevgisine dahi inanmamaya başladım. Tam tüm yaralarıma merhem olacak o gözleri bulduğum da onu da elimden çekerek aldılar benim, birbirimize daha karşılıklı sevgimizi belli edemeden bizi birbirimizden çekip aldı hayat. Kızgındım, yorulmuştum, bıkmıştım, tükenmiştim... Ben herşey olmuştum hayatım da göremediğim sanki bir sürü büyük resimleri kaçırıyormuşum gibi hissettim, dakikalarca beklediğim de yine de bir cevap dökülmedi dudaklarından derin bir iç çektiğim de yanından uzaklaştım. Yorulmuştum cevap dahi bulamadığım adama ulaşmaya çalışmaktan çok yorulmuştum paltoma sokularak salon ile yalnızca küçük bir duvarın ayırdığı mutfağa baktığım da, onun ela gözleri parladı orada onun sandalyede uyuduğunu hatırladığım da dudaklarımı buruk bir gülümseme gözlerimi yaşlar aldı. Derin bir nefes daha çektiğim de ciğerlerime üst kata çıkan onun odasına çıkan ahşap merdivenlere adım attım, parmaklarımı merdivenin ahşap kolunda yavaşça gezdirerek çıkmaya başladığım da anılar sayesinde gülümsedim. Ben gülümsedim kalbimin kan ağlamasına rağmen dudaklarım tebessüm etti hayatımda ilk defa bir çift göz, bana sanki dünyanın en güzel bir şeyiymişim gibi bakmıştı onun şımarık ela gözleri benim tüm anlamım olmuştu. Odasının kapısının tam önün de adımlarım durduğun da parmak uçlarım kapının koluna gitti dokunduğum da soğuk metal tenimi yaktı sanki, kalbim kan ağlamaya devam ederek hızla çarpmaya başladığın da bu parkenin üzerinde onun müzik kutusunu anlatmasını dinlemiştim. Dudaklarım titremeye başladığın da kapının kolunu yavaşça aşağıya eğdim onun odasına 4 yıl sonunda girmek, bilmiyorum belki de pek iyi değildi ama onun kokusunu o kadar çok özlemiştim ki bu herşeye üstün bastı. Onun kokusu ile dolup taşan odaya adım attığım da nefesim daraldı kitapları yoktu yatağının baş ucunda asılı tablo, yerinde değildi ve onun kokusu odanın bütün noktaların da kendini koruyor ve belli ediyordu. Gözlerimi kapattığım da ona sarılıyor gibi hayal ederek kollarımı kendime sardığım da odanın içerisin de dolaşan kokusunu, ciğerlerime tüm gücüm ile çektim şu an ölmek için daha uygun bir zaman yoktu onun kokusunu yıllar sonra ciğerlerimde hissederek ölmek bundan daha güzel bir ölüm bile olamazdı bana. Gözlerimi yavaşça açtığım da kollarımı serbest bıraktım yatağına kısa bir bakış attığım da sessizce ağladım onu o kadar fazla özlemiştim ki, şımarık tavırlarını hele ki anlatmaya bile gücüm yoktu o benim neşeli cesur denizcimdi. Yutkunduğum da muhtemelen boş olan dolabına gitti adımlarım derin bir nefes aldığım da kokusu yine, ciğerlerime doldu taştı gülümsedim dolabını açtığım da dudaklarımı kemiriyordum koca dolabın içerisin de onun bir kaç kalmış kıyafetine rastladım. İnce parmaklarım titremeler eşliğin de üşüyerek kıyafetine dokunduğun da kalbim yerinde kendini belli etti, onun ellerimde olan bu kıyafetini hatırladığım da kütüphanede karşılaştığımız ilk kıyafeti olduğunu anlamıştım. Gözyaşı döktüğüm tişörtü ellerim arasındaydı kalbimin atış hızı ile midem de kelebekler uçuşmaya başladığın da, titreyen parmaklarım ile sıkıca tuttuğum tişörtünü burnuma yaklaştırdım kıyafetinin kokusuna başımı gömdüğüm de derince içime çektim. Dizlerim de kokusu ile derman kalmadığın da dolabına yasladım bedenimi onun benden 3,940,4km uzakta olan kokusunu, şimdi ciğerlerime çekmek benim için bir hayaldi adeta üzerimde ki paltoyu çıkardığım da onun tişörtünü kıyafetimin üzerinden geçirdim. Tişörtün yakalarından tuttuğum da yine üzerimde kokusunu taşıyan kıyafetini bol bol, ciğerlerime çektim yasladığım bedenimi dolaptan çektiğim de usulca süzülen yaşları özgür bıraktım. Sessizce süzülmesine izin verdim yatağına bacaklarım da kalan son güçler ile adım attığım da bedenimi koca boş yatağa attım, onun kokusunu taşıyan bu odada onun kokusu ile sarhoş olma noktasına gelmiştim sanki. Ya da sarhoş olmuştum bile bilmiyordum ben şu an hiçbir şey bilmiyordum onun üzerimde olan kokusunu taşıyan, kıyafetine burnumu gömdüğüm de bacaklarımı karnıma çektim onun uyuduğu yastıklara başımı koyduğum da yıllar sonra o kadar rahat bir nefes aldım ki gözyaşları bile durdu yanaklarımdan usulca süzülen. Refhan Araslan... Otobüs durağında ki tuhaf adam, kütüphanede ki şımarık herif, merdiven basamakların da romantik bir erkek ve filistin sokakların da yaralı çok yaralı bi adam. Başımı ne kadar onun kokusunu sakladığı yastıklara ve kıyafetine gömersem o kadar fazla kalbim acıdı, o kadar fazla kalbim kırıldı ve onun sesi o kadar fazla onsuzluk ile dolu onun odasına doldu. " Ve benim dudaklarımdan dökülen ışıkların altın da bile güzelliğini belli eden yeşil gözlerine iyi geceler dileği dilemem gibi..." Merdivenli yokuşun en sonuncu basamağın da gözlerimin içinde karanlıkta bile bal rengi belli olarak baktığın da, bana bu kelimeleri söylemişti şimdi ise ben onsuzluk ile dolu yılların içerisin de sadece bu kelimeyi geceleri gökyüzüne bakarak ona söylüyordum. Şimdi ise tek fark onun yatağında, onun kokusunda, onun kıyafetlerinin içerisin de ve onun belki de gözyaşlarına en çok şahitlik eden odasın da sessizce döküldü kelimeler dudaklarımdan gözyaşları ile. " Ve benim dudaklarımdan dökülen ışıkların altın da bile güzelliğini belli eden ela gözlerine iyi geceler dileği dilemem gibi..." Tişörtüne daha da sokulduğum da parmak uçlarım dudaklarıma gitti acı ile yıllardır inleyen dudaklarıma. Bu hicran dudaklarıma ezeli bir yakarış bıraktı sevdiğim... Ela gözleri benim acı dudaklarıma daha acı bir yakarış bıraktı hem de ezeli bir yakarış bitmiyordu bu bağırma, bitmiyordu ismini dudaklarım da zikretmem, bitmiyordu anılarımız, bitmiyordu ona olan aşkım belki onu yıllarca görmezsem bu aşk biter ve bende acısından kurtulurum zannettim ama asla öyle olmadı. Tam aksine bu aşk içimde o kadar büyüdü ki şu an ruhumdan bile daha çok yere sahipti içimde onun varlığı, ben onu dünya gözü ile değil gönül gözü ile sevmiştim o benim dünya gözümde yıllardır olmasa da gönül gözüm de her saniye ela gözleri karşımdaydı ben onu uzaktan da severdim razıydım ben onu içten içe severken uzaktan izlemeye. Onun kokusu ile dolu odayı üzerimde ki kıyafeti ile kapattığım da derin bir iç çektim yıllar sonra onun eskiden, tahammül edemediğim kokusunu ciğerlerime doldurmayı o kadar çok özlemiştim ki bunlar boğazım da düğüm yapıyordu resmen. Alt katta ki seslere acıma ara vererek yoğunlaşmaya başladığım da ahşap merdivenin basamaklarına dikkatle yaklaştım, aşağı da tam iki kişi vardı birisi onun babası diğeri ise ela gözlü şımarık adamı götüren o adamdı ilk bakışta hemen tanımıştım. " Barış bey eski eşinizin ölüm yıl dönümü için seçtiğiniz çiçekleri teslim ettim " Kaşlarımı çattığım da ilk başta söylediği cümleyi idrak edememiştim ama sonra babasının parmağına baktığım da, fazla gösterişli olmayan bir alyans yüzüğü görmüştüm babası evliydi yani. Eski eşi dediği kişi ise Refhan'ın annesiydi bunu anlamıştım en merak ettiğim konu, annesi olmuştu annesinden bugüne kadar tek bir kelime etmişti o da parkta olmuştu başka hiç bir şey anlatmadı bana ya da anlatmak istemedi. Dikkatle kulağımı aşağı katta ki konuşmalara verdiğim de dudaklarımı kemiriyordum dinleme huyum, bundan asla kötü de olsa vazgeçemiyordum babası tam dediği cümleye karşılık verdiğin de cümlesi havada asılı kaldı. " Kızımın ölüm nedeni sensin bir de yüzsüz gibi o kadınla evli olduğuna rağmen kızımın toprağına çiçek mi bırakıyorsun kızımı benden aldın " Bu yaşlı kadının sesini tanıyordum bu ses onun anneannesinin sesiydi şu an yumuşak ve şefkatli ses tonundan çok uzaktı, sanki sesi bir sürü acıyı aynı anda bastırıyor gibiydi yaşlı ve yorgun sesi salon da yankılandığın da babasına çevrildi bakışlarım. " Tüm bunlar yetmiyor gibi torunumu bile benden aldın Mehir'den son kalan parçamı benden aldın " Mehir... Mehir Araslan... Galiba bu isim onun annesine aitti yaşlı kadının acıdan çatallaşan sesi kalbimi kırdığın da kaşlarımı çatmaya devam ettim, çok fazla soru işareti vardı neden bu teyze böyle şeyler diyordu hiç bir fikrim yoktu babasını dikkatle izlemeye devam ettiğim de yalnızca bu sözler karşısında başını yerden kaldırmayarak sessizce dinledi. Boğazımda anlamsız derece de onun kokusu ile yükselen düğümü bastırdığım da dudaklarımı kemirmeyi bıraktım yutkunduğum da aşağıda ki, kaosun içerisine yavaşça adım attım tüm gözler benim üzerim de durduğun da ne yapacağımı bilemedim mahalleme gitmek istiyordum. Hem de hemen şu an bu evden ne kadar uzakta olursam benim için adeta o kadar iyi olacaktı paltomu ve anahtarımı heyecanla, kalbime bastırdığım da üzerimde dolaşan bakışlara aldırmadım utanarak gözlerim önüne düşen siyah saçlarımı kulağımın ardına nazikçe koyduğum da sürgülü kapıya yaklaşmam ile adımlarımın durması bir oldu. " Hicran " Babasının dudaklarından acı ile dökülen ismim ile yutkunarak dejavu yaşadığım da onun sesinin yemekhanede yankılanması aklıma geldi, gözlerimden dolan ve akmak üzere olan yaşları umursamayarak babasının gözlerinin içerisine kısa bir bakış attığım da yalnızca bana aynı tıpkı onun acı dolan gözleri ile bakmaya devam etti. Paltomu daha da göğsüme gerginlik ile bastırdığım da gözlerimi de bedenimi de çekerek hızla uzaklaşmaya başladım, demirli bahçe kapısından neredeyse koşarak uzaklaşmaya başladığım da tüm konuşmalar beynimin içerisin de dönüyordu. Kızımın ölüm nedeni sensin... Refhan'ın yıllar önce parkta itiraf ettiği sözler arasında annesinin geçtiği cümleyi hatırladığım da kanım resmen dondu. " Sana her baktığım da hem sevdiğim kızın hem de annemin acısını hatırladığımı mı?..." Şımarık adamın bu cümlesi Merdivenli yokuş mahallesine gidene dek kendini defalarca zihnimin içerisin de tekrar ettiğin de, yıllar önce söylediği ve yaşadığımız tüm anıları hatırlamaya çalışıyordum benim göremediğim büyük resim kesinlikle bu sözlerin içerisin de saklıydı hissediyordum. Bedenimi resmen yatağıma fırlattığım da derin bir nefes verdim bu ruhumun yorgunluk nefeslerinden birisiydi artık, ne yapmam gerektiğini nereye adım atacağımı bilmiyordum bile yarın okutman olarak mezun olmama bile sevinemiyordum. Yıllardır sürekli mesleğim hakkın da planlar yapıyordum onun aşk acısını kalbimde taşıyorken buralardan bende onun gibi gitmek istiyordum, hatta sırf bu yüzden buralardan kaçmak için ilk işime yurt dışında başlamayı çok istemiştim bu konu yüzünden babamla sayısız kere tartışmış olsak bile benim mutlu olacağımı istediği için bu teklifimi kabul etmiş ve bana çok yardım etmişti. Eşyalarımızı topladıktan sonra İstanbul'dan ayrılarak babamla vedalaşmak için bir kaç hafta İzmir'de kalacaktım, kızlarla ve babamla doyasıya vakit geçirdikten sonra bende buralardan tıpkı onun gibi gidecektim. Belki yine ondan çok uzakta olacaktım belki de ona çok yakın hangi şehir de hangi ülkede olduğunu bile bilmiyordum, belki bana sadece vicdanını rahatlamak için ulaşmak istiyordu belki de başka birisini sevmişti gözlerimi sinirle ve hayal kırıklığı ile kapattığım da derin bir nefes çektim ciğerlerime. Saçma salak düşünceler ile resmen kendime işkence yapıyordum Alçin'in uyuduğu yatağa doğru kısa bir bakış attığım da saatin geç olduğunu anlamıştım, yoksa erkenden asla bu kız uyumazdı yatakta deli gibi uyuduğu için açılan üzerini tekrar örttüğüm de gülümsedim. Hafsanur ve Alçin benim ikinci ailem olmuş gibilerdi onların bana desteğini ve sevgisini o kadar fazla hissediyordum ki, belki de bu iki deli kız olmasa ben bu kadar güçlü olmayabilirdim onlara sahip olduğum için kendimi çok çok şanslı hissediyordum. Parmak uçlarım bileğime dokunduğun da ona ait olan bilekliğin boşluğunu hissettiğim de derin bir iç çektim, siyah uzun saçlarımın tellerini kulağımın ardına koyduğum da ay ışığının loş şekilde odanın içerisine dolmasına izin veren pencereye yaklaştım parmak uçlarım bilekliğin boşluğunda durmaya devam ederken sessizce fısıldadım. " İyi geceler Davy Jones " Yeşil gözlerim ay ışığını takip etmeye devam ettiğin de parmak uçlarım boş bileğimden kaydı acaba şu an neredeydi, ne yapıyordu, kimin yanındaydı, yemeğini yedimi, yorgun mu, uykusuz mu hâlâ o bilekliği bileğinde taşıyor mu... O kadar fazla düşünce beynim de dönüyordu ki ben onu çok özlüyordum ben onu sürekli düşünüyordum, gece yatarken, sabah uyanırken, yemek yerken, yürüyorken, konuşuyorken, gülüyorken, ağlarken sürekli onun düşüncesi beynimde kendini o kadar fazla ilan etmişti ki istemesem bile onu düşünmekten yapamıyordum. Yatağıma uzandığım da onun sesi yine defalarca kendini tekrar etti yıllar sonra onun sesi kalbimde ve kulaklarım da can bulduğun da, tekrar nefes aldım ben adeta yaşayan ölü gibiydim onsuz onun sesi bile beni tekrar anlam dolu nefes aldırdı ben onun tek bir ses teline bile özlemden muhtaçtım. Sanki sadece boşa nefes alan anlamsız bir insandım herşey onunla anlam buluyordu herşey onunla mutluluğa ulaşıyordu, ve ben hayatımda ki en saçma şeyi bile anlamlı kılan o adamın gözlerini kaybettim. Gözyaşlarım usulca yastığımın çarşafının üzerine damlarken yüreğim isyan ediyordu çığlık çığlığa, ben çığlık atıyordum ama kimse duymuyordu herkes sağırdı bu kalbimin sesine oysa ki sadece dudaklardan kopmazdı çığlık. En çok acı sesi olan çığlık kalpti ve kimse bu çığlığımı duymuyordu kalbimin acı dolu feryadının sessizliği ile, onun kokusu dolu kıyafetine sarıldığım da yorgun bakışlarım odamın içerisine dolan ay ışığını izlemeye kaldığı yerden devam etti. Kaşlarımın ortasında ki gerginlik ve buna eşlik eden inanılmaz ağrı ile gözlerimi yavaşça açmaya başladığım da, uykudan dağılmış saçlarımı yüzümden kibar olmayacak şekilde kenara çektim. Gözlerimin uykudan yeni açılmasını umursamayarak hemen telefon saatime baktığım da birazcık erken uyandığımı anladım, hâlâ hazırlanmamız için daha çok erkendi telefonu geri komodinin üzerine koyduğum da seslice nefes verdim. Saç diplerimde parmaklarım gezindiğin de yavaşça karıştırdım uzun saçlarımı yatakta sessizce oturmaya devam ederken, arkadaşıma kısaca bakış attım hâlâ deliksiz uyuyordu bu duruma dudaklarımda aptal bir tebessüm gezindiğin de sessizlik devam etti. Yatağımın tam karşısında ki aynaya baktığım da kendi yansımamdan tiksindim o kadar yorgun duruyordum ki, bu görünüş kendi kendime sorular sormama yönlendirdi beni. Yıllar önce olan olaylar, yıllar önce olan gözyaşları, yıllar önce olan acılar hepsi teker teker zihnimde kendini belli etti sahi ben neler yaşamıştım böyle önce annem sonra çocukluk aşkım en son ise şımarık adam... Yansımaya bakmaya devam ettiğim de uzamış saç tellerimden parmaklarım yavaşça kaydı ben bugün mezun oluyordum, bu mutluluğu yaşamam gerekiyorken ben ise kendimi harap ediyordum geçmiş ile aynada ki hicran bu durumu bayağı özetliyordu onun tişörtü hâlâ üzerimde duruyorken gözlerimi kapattım. Onun kokusunu ciğerlerime sabahın en erken saatlerinde çektiğim de gülümsedim, onun kokusu eşittir benim ilacımdı yataktan yavaşça ayağa kalktığım da üzerimde ki ona ait kıyafeti dikkatle çıkardım yastığımın üzerine onun tişörtünü koyduğum da banyoya yavaş adımlarla ilerledim. Eminim sıcak bir duş beni rahatlatacak ve kendimi daha iyi hissetmeme neden olacaktı ya da ben kendimi böyle avutuyordum, evin içerisinde ölümüne olan sessizliği su sesi ile böldüğüm de derin bir iç çektim bugün olacak mezuniyeti düşünmeye başladığım da okutman olarak mesleğimi ne kadar kavraya bileceğimi düşünmeye başladım... Devam edecek
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE