6 . BÖLÜM

1252 Kelimeler
Sera’nın hakareti salonda buz gibi bir yankı uyandırırken, Elif olduğu yerde donup kalmıştı. "Sürtük" kelimesi; Elif'in geçmişindeki tüm yaraları deşen, onu en savunmasız anlarına geri götüren zehirli bir ok gibiydi. Kulakları uğuldamaya başladı, bakışları bulanıklaştı. Oysa bu evde kimsenin ona bağırmayacağı sözünü almıştı. Emir’in rahat tavrı, Sera’nın cırtlak çığlığıyla bir anda son buldu. Emir, bakışlarını yavaşça Sera’ya çevirdi. Gözlerinde az önce var olan o yorgun ama umursamaz ifade gitmiş, yerini karanlık bir öfke almıştı. "Ne dedin sen?" diye sordu Emir. Sesi çok alçaktı ama bu, kükremesinden çok daha tehlikeliydi. Sera, Emir’in öfkesini Elif’e yönelteceğini sanarak daha da şımardı. "Duymadın mı Emir? Üzerime döktü çorbayı! Bu beceriksiz sürtüğü nereden buldun, mahvetti elbisemi!" diyerek ayağa fırladı; peçeteyle bacağını silmeye çalışıyordu. Elif’in elleri titremekten tabağı tutamaz hale gelince, porselen kâse büyük bir gürültüyle yere düştü ve parçalara ayrıldı. Elif, hıçkırığını tutamayarak elleriyle yüzünü kapattı. "Ö-özür dilerim... Ben bilerek yapmadım," diye fısıldadı omuzları sarsılarak. Emir, sandalyeyi gürültüyle geriye iterek ayağa kalktı. Sera’ya doğru bir adım attı. Sera, Emir’in kendisine sarılacağını ya da teselli edeceğini sanıyordu ama Emir, kadının kolunu öyle bir kavradı ki Sera’nın nefesi kesildi. "Sana bu evde kimsenin kimseye bağıramayacağını söylemiştim Sera," dedi Emir, dişlerinin arasından. "Ve benim evimde, benim korumam altındaki birine 'sürtük' demek... Senin haddin değil." Sera şaşkınlıkla gözlerini açtı. "Emir, ne diyorsun? Bir hizmetçi için beni mi tersliyorsun?" "O sadece bir yardımcı değil, o benim misafirim," dedi Emir sesi buz gibi. Kolunu sertçe bıraktı. "Şimdi hemen defol git bu evden. Bir daha seni bu kapının yakınında görürsem, babanın hatırı bile seni elimden alamaz." Sera neye uğradığını şaşırmıştı. Çantasını hırsla kaptı, Elif’e nefret dolu bir bakış atıp topuklarını vura vura evden çıktı. Kapı çarptığında evde sadece Elif’in sessiz hıçkırıkları ve Emir’in ağır solukları kalmıştı. Emir, yerdeki porselen kırıklarına aldırmadan Elif’e doğru yürüdü. Elif, korkuyla geri çekilmeye çalıştı; yaralanmış bir ruhun o refleksif savunma mekanizmasıyla kollarını kendine siper etti. Emir bunu görünce durdu. Aralarında iki adımlık mesafe bıraktı. "Elif," dedi, sesi bu kez yumuşamıştı. "Bana bak." Elif yavaşça ellerini yüzünden çekti. Gözyaşları yanaklarından aşağı süzülüyordu. Emir, cebinden siyah bir mendil çıkarıp ona uzattı. "Sana ne dedim? Burada kimse sana kötü davranamaz. Kim olursa olsun." Elif burnunu çekerek mendili aldı. "Ben... Ben sadece korktum. O kelimeyi duyunca..." Emir, Elif’in üzerine yapışan o dar tayta ve korkudan titreyen küçük bedenine baktı. İçindeki o koruma güdüsü, bir mafya babasının sahip olmaması gereken bir yoğunluktaydı. "Geçti," dedi. "Hadi, git odana dinlen. Burayı Hatice temizler." Elif başını sallayıp mutfaktan çıkarken Emir arkasından seslendi: "Elif! Bir daha kimsenin önünde başını eğme. Sen çok güçlü bir kadınsın." Elif odasına geçtiğinde kalbi hala göğüs kafesini zorluyordu. Emir’in "Sen çok güçlü bir kadınsın" deyişi kulaklarında çınlasın istiyordu ama zihni Sera’nın o zehirli hakaretiyle doluydu. Üzerindeki o dar taytı ve Emir’in ona bakışını düşündükçe teninin karıncalandığını hissediyordu. Tam o sırada koridordan gelen boğuk bir sesle irkildi. Emir’in çalışma odasının kapısı aralıktı ve biriyle telefonda konuşuyordu. Ama bu ses tonu, az önce Elif’e gösterdiği o korumacı ses değildi; daha karanlık, daha mesafeliydi. "Bana bak Melis," dedi Emir, sesi buz gibiydi. "Sana beni bu saatte aramaman gerektiğini söylemiştim. Aradığımız o sevkiyat gelene kadar aramızdaki her şey askıda. Ne demek 'özledim'? Seninle olan işim bittiğinde sana haber veririm. Şimdi kapat, evde misafirim var, gelemezsin buraya!" Elif kapının ardında nefesini tuttu. Melis kimdi? Emir'in hayatındaki diğer kadınlar, onun o sert dünyasının birer parçası mıydı? Elif, Emir için sadece korunması gereken bir "proje" miydi yoksa o da Melis gibi bir gün kenara mı atılacaktı? Bir süre sonra içindeki merak ve kıskançlık karışımı o garip duyguyla mutfağa su içmeye yöneldi. Ancak mutfağın loş ışığında Emir’i; elinde bir viski kadehiyle, gömleğinin üst düğmelerini tamamen çözmüş halde buldu. Emir, Elif’i gördüğü an bakışları koyulaştı. Kadehi tezgaha bıraktı ve yavaş adımlarla Elif’e doğru yürüdü. Elif geri kaçmak istedi ama mutfak tezgahı ile Emir’in devasa gövdesi arasında sıkışıp kaldı. "Uyuyamadın mı?" diye fısıldadı Emir. Sesi, az önce telefondaki kadına konuştuğu sesten fersah fersah uzaktı. Şimdi aç ve arzulu geliyordu. Elif, Emir’in çıplak göğsünden yansıyan sıcaklığı hissederken yutkundu. "Su içecektim... Telefonda biriyle konuşuyordunuz, rahatsız etmek istemedim." Emir, aralarındaki son birkaç santimi de kapatarak Elif’in üzerine eğildi. Bir elini tezgaha, Elif’in hemen yanına dayadı. "Duydukların seni ilgilendirmiyor Elif. Seni ilgilendiren tek şey, bu evde benim ne istediğim." Elif’in nefesi kesilmişti. Emir’in diğer eli yavaşça yükseldi ve Elif’in yüzüne düşen bir saç tutamını kulağının arkasına itti. Parmak uçları Elif’in boyuna değdiğinde, genç kızın vücudundan bir titreme dalgası geçti. "O kadın..." dedi Elif, sesi titreyerek. "Ona 'misafirim var' dediniz. Ben sizin için sadece bir misafir miyim?" Emir, Elif’in bu sorusuyla birlikte hafifçe sırıttı. Bu tehlikeli bir gülüştü. Başını eğip dudaklarını Elif’in kulağına yaklaştırdı. Sıcak nefesi Elif’in tüm duyularını felç ediyordu. "Benim misafirlerim kapıdan girer, tek gece kalır ve gider Elif," dedi Emir, sesi boğuklaşarak. Eli, Elif’in belindeki taytın üzerinden aşağı doğru, kalçasına yakın o hassas noktaya indi. "Ama sen... Sen benim zihnime sızdın. Ve ben zihnime giren hiçbir şeyi kolay kolay bırakmam." Emir, Elif’in çenesini kavrayıp onu kendine bakmaya zorladı. Gözlerindeki o saf şehvet, odadaki havayı ağırlaştırıyordu. "Sera’nın söyledikleri... Seni o dar kıyafetlerin içinde gördüğümden beri aklımdan geçenlerin yanında çok masum kalıyor. Şimdi söyle bana; o odana gidip kapıyı kilitleyecek misin, yoksa bu gece benim kurallarımla mı oynayacağız?" Elif, Emir’in bu açık daveti ve bedeninin ona verdiği o kontrolsüz tepkiyle sarsıldı. Kaçması gerektiğini biliyordu ama Emir’in o karanlık çekimi onu içine hapsediyordu. İlk defa yaşadığı bu duygular ona çok uzaktı. Elif, adamın nefesinden yayılan yoğun alkol kokusunu ve o keskin viski aromasını içine çektiğinde, Emir’in her zamankinden çok daha farklı bir boyutta olduğunu anladı. Alkol, Emir’in içindeki o sert kontrol mekanizmasını parçalamıştı. Emir, iki elini de Elif’in yanına, tezgaha dayayarak onu tamamen hapsetti. Bedeni, Elif’in üzerine devasa bir gölge gibi çöktü. Gözleri kan çanağı gibiydi ama bakışlarındaki o hedef odaklılık Elif’i yerinden kımıldatamaz hale getiriyordu. "Bana öyle bakma..." diye hırıldadı Emir. Sesi alkolün etkisiyle iyice çatallanmış, derin bir bas tonuna bürünmüştü. "Sana dokunmamam için bana tek bir mantıklı sebep söyle Elif. Ama sakın bana 'misafirim' deme. Çünkü az önce telefondaki o kadına söylediğim gibi değil; benim zihnimde şu an misafirlik değil, çok daha kirli şeyler dönüyor." Elif’in göğsü, Emir’in çıplak ve sıcak göğsüne değecek kadar hızlı inip kalkıyordu. "Emir Bey... Çok içmişsiniz, ne dediğinizi bilmiyorsunuz," diye fısıldadı Elif. Sesi titriyordu ama içindeki o yasak arzu, mantığını bastırmaya başlamıştı. Emir, acı bir gülüş attı. Başını Elif’in boynuna gömdü; sakallarının o sert dokusu Elif’in bembeyaz tenini yakarken, Emir derin bir nefes aldı. "Sarhoş olabilirim... Ama bu, senin o teninin kokusunu almamı engellemiyor. Aksine, her şeyi daha net hissettiriyor." Emir’in eli, Elif’in belindeki o dar taytın üzerinden yavaşça yukarı tırmandı. Parmakları genç kızın ince belini sıkıca kavradığında, Elif istemsizce bir inilti koyverdi. Bu ses, Emir’in içindeki son sabır kırıntısını da yok etti. Emir, Elif’in çenesini hırsla kavrayıp onu kendine kaldırdı. "Sana 'güçlüsün' dedim ya..." dedi Emir, yüzü Elif’in yüzüne santimler kala. "Hadi, şimdi o gücünü kullan da beni bu tezgahtan uzaklaştır. Çünkü eğer yapmazsan, bu gece seni o odana sadece anılarla göndermeyeceğim." Elif cevap veremedi. Dudakları aralandı ama kelimeler yerine sadece kesik bir nefes çıktı. Emir, Elif’in bu sessiz teslimiyetini bir davet gibi algıladı. Alkolün verdiği o pervasızlıkla, Elif’in dudaklarına sert, talepkar ve yakıcı bir öpücükle yapıştı. Bu öpücükte merhamet yoktu; sadece bastırılan şehveti ve alkolün tetiklediği bir sahip olma arzusu vardı. Emir bir yandan Elif’i öperken, diğer eliyle onu tezgahın üzerine çekip bacaklarının arasına yerleşti. Elif, Emir’in sertleşmiş bedenini kendi zayıf vücuduna baskı yaparken hissettiğinde, mutfağın soğuk mermeri bile bu ateşi söndürmeye yetmiyordu. Emir, dudaklarını bir an bile ayırmadan Elif’in taytının üzerinden kasıklarına doğru baskı yapmaya başladı. "Söyle..." dedi dudaklarının arasından, "Söyle Elif, bu gece benim olmak istediğini söyle..."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE