4.BÖLÜM

1067 Kelimeler
Elif, Emir’in arkasından bakakaldı. Duyguları karmaşık, zihni yorgundu. Gözleri hâlâ yaşlıydı ama ağlamıyordu artık. Sadece bomboş hissediyordu. “Yarın git,” demişti adam. Özgürdü artık ama neden sevinemiyordu? Ne fark ederdi ki? Gideceği yer kuru bir pansiyon odasıydı. Kimsesi yoktu. Korkuları ise yoldaşı olmuştu. Ertesi sabah Emir, çoktan sağ kolu Çetin’e Elif’i araştırma emrini vermişti. Kızın kim olduğunu, nereden geldiğini, ne işler karıştırdığını öğrenmek istiyordu. Onun gözlerinde bir şey vardı… Hem kurban, hem baş belası gibi. O kızı kim bu hâle getirmişse öğrenecek ve hesabını kesecekti. Odasında viskisini yudumlarken beklediği telefon geldi. — “Söyle koçum.” — “Adı Elif Demiral. Yirmi iki yaşında. Ailesi yok. Annesi varmış, o da öleli çok olmuş. Sonra teyzesinde kalmış oda biraz bakıp yetimhaneye vermiş. Bide bir hastane kaydı var merdiven altı bir yerde kıza bekaret testi yaptırmışlar. 13 yaşındaymış ardından çocuk Esirgeme Kurumu’nda büyümüş, reşit olunca sığınma evlerinde kalmış. Son üç yıldır şehir şehir dolaşmış. En son buraya gelmiş, bir lokantada bulaşıkçılık yapıyor. Kızın durumu yok; patronu karın tokluğuna çalıştırıyor. Şu an bir pansiyonda kalıyor, ödeme de yapmamış. Takıldığı yerler pek tekin değil,” dedi adam. — “Adamın bir an nefesi kesildi. Kimseye acımazdı o ama duydukları çok canını sıkmıştı. Bu işin detaylarını da öğrenecekti ama bizzat kızın ona anlatmasını sağlayacaktı. -Ailesine ne olmuş, kıza neden test yapmışlar , hastane kayıtları, şikâyetler, eski komşuları ne varsa bulup yarın masama getireceksin,” deyip telefonu kapattı. Adamın kaşları derince çatılmıştı. “Zayıf, savunmasız… ama inatçı. Güzel bir kombinasyon,” diye kendi kendine mırıldandı. Kızın peşine güvendiği adamlardan birkaçını takmıştı. Gizli gizli takip ettiriyordu. “Gidebilirsin,” demişti ama tamamen başıboş bırakacak hâli yoktu. Telefonu yine çalmaya başlayınca sinirlendi. “Sanki kerhane telefonu,” diye söylendi. — “Söyle,” diye açtı. Arayan, kızın peşine taktığı adamlardan biriydi. — “Abi, durumlar burada karışık. Gelmen lazım.” Demek ki kızın başı dertteydi. Adam hemen silahını beline taktı ve hızlıca yola çıktı. ________________________________________ O sırada Elif, eski bir pansiyonun köhne odasında duvara yaslanmış, battaniyeye sarılmış, olanları düşünüyordu. Sabahın erken saatlerinde o mafya babasının adamlarından biri gelmiş, kızın gözünü bağlamışlar ve pansiyonun önüne kadar bırakmışlardı. Kaldığı yeri tarif etmemişti oysa. Kız artık hiçbir şeye şaşıracak durumda değildi. O denli bitikti. Kaçacak, gidecek hiçbir yeri yoktu ve yaşamak istiyordu. O yüzden gördüğü cinayeti unutacak ve kimseye tek kelime bile etmeyecekti. Elindeki son parayı da bir tas çorbaya vermişti. Yarın iş yerine gidecek, patrona yalvaracaktı. Bir gün işe gidememişti; inşallah kovmaz diye kendini telkin ediyordu. Gözü saate kaydı. Akşam altıydı. Pansiyon sahibi her an kapıya dayanabilirdi. Ve çok geçmeden kapı vuruldu. Ardından anahtar sesi geldi. İçeri orta yaşlı, göbekli bir adam girdi. Suratında sinsi bir gülümseme vardı. — “Güzel kızım, bugün de mi borcunu ödeyemeyeceksin ha?” Elif başını eğdi, sesi neredeyse duyulmazdı. — “Bir-iki güne… halledeceğim…” Adam kapıyı kilitledi. Elif’in kalbi sıkıştı. İçeriye doğru bir adım attı. — “Bana biraz güzel bir şeyler verirsen… birkaç gün daha kalırsın belki?” Elif’in nefesi kesildi. Geri çekildi. — “Lütfen… çıkın… yemin ederim ödeyeceğim.” Adamın yüzündeki sırıtış genişledi. — “Ne sandın kızım, burada iyilik bedava mı sanıyorsun?” Elif çığlık atmaya yeltenirken kapı aniden kırıldı. Pansiyon sahibi yere yapıştı. Üzerine çullanan iri beden, adama ardı ardına yumruklar indiriyordu. — “Şimdi siktim şerefini orospu çocuğu!” diye hem ağza alınmayacak küfürler ediyor hem de adamı öldüresiye dövüyordu. Adamı öyle bir dövdü ki yerde birkaç dişi dökülmüştü. Gözleri kıpkırmızıydı, çenesi kilitliydi. Bu o mafya adamdı. Elif’in hayatını kurtarmıştı. — “Bunu benim depoya götürün,” dedi soğuk ve tok bir sesle. Adam “yapma abi” diye kekelerken Emir iki adımda yanına geldi ve yakasından tuttuğu gibi kapıdan fırlattı. — “Çetin, gelin buraya,” diye bağırdı. İçeriye dört tane izbandut gibi adam girdi ve pansiyon sahibini yaka paça götürdüler. Elif korkuyla köşeye sinmişti. Emir o an ona bakmadı bile. Gidip yatağın yanına çöktü. Gözleri hâlâ duvara bakan kızdaydı. — “Elif.” Kız gözlerini kaldırmadı. Sadece adını duymuştu. Kısık, kırık bir sesle mırıldandı: — “Git…” Emir başını yana eğdi. İçinde bir şey sızladı. — “Hayır. Bu sefer seni bırakmıyorum.” Kız ona baktı, gözleri yaşlıydı. Emir devam etti: — “Benimle gel. Evimde yardımcı olarak çalış. Sana düzgün bir oda, yemek, kıyafet veririm. Güvende olursun.” Elif irkildi. — “Kölen olayım yani?” Emir gözlerini kaçırmadı. — “Hayır. Sadece… seni koruyabileceğim bir yerde ol.” Sessizlik oldu. Elif gözlerini kapadı. Kalbi kırık bir aynanın parçaları gibiydi. Ama artık korkmaktan yorulmuştu. Belki de… bir şansı hak ediyordu. Kısık bir sesle mırıldandı: — “Yalnız kalmak istemiyorum artık… tamam, beni de götür yanında…” Emir onu kendi villasına götürdüğünde gecenin sessizliği bile itaat eder gibiydi. Villa, şehrin dışında, yüksek duvarlarla çevrili, her ayrıntısı kontrol altında olan bir yerdi. Kapılar otomatik açıldı. Siyah camlı arabayla içeri girdiklerinde, devasa bahçenin içinden geçerken Elif’in içine açıklayamadığı bir ürperti çöktü. Bahçede tek bir çiçek bile yoktu. Sadece disiplinle kesilmiş çimenler ve geometrik hatlarla örülmüş taş yollar… Tıpkı Emir gibi: soğuk, düzenli ve keskin. Arabadan indiklerinde devasa siyah kapı, hizmetçilerin aceleyle eğildiği bir anda açıldı. Emir hiçbirine bakmadı. Elif’i arkadan yönlendirir gibi yürüdü. Hiç konuşmadı. Ama her hareketi, bu mekânın ona ait olduğunu haykırıyordu. Evin içi gösterişliydi ama abartısızdı. Siyah, gri ve altın tonları hâkimdi. Duvarlarda pahalı sanat eserleri, koridorda kristal avizeler vardı. Her şey kusursuzdu. Ve her köşede gözle görülmeyen bir gölge vardı: güvenlik, kontrol, Emir’in dünyası… Ama Elif’i hizmetçi dairesine değil, doğrudan üst kata, konuk odasına götürdü. Bu odada yalnızca özel misafirler kalırdı… ya da değer verdikleri. Emir kapıyı açarken gözleri bir an Elif’e kaydı. — “Burada kalacaksın. Kilit yok,” dedi. Sonra ekledi, sesi biraz daha kısılarak: — “Ama gitmeni önermem.” Odaya girdiğinde Elif’in nefesi kesildi. Oda, lüks bir otel süitini andırıyordu. Tavandan yere kadar uzanan perdeler, zarifçe döşenmiş kadife koltuklar, kristal vazo içinde tek bir siyah gül… Ve yatağın üzerinde bembeyaz, jilet gibi ütülenmiş çarşaflar. Elif bir şey demedi. Sadece yavaşça yatağa ilerledi. Ayakkabılarını çıkardı. Üzerindeki montu bile çıkarmadan kendini yatağın kenarına bıraktı. Uyuyamadı. Gözlerini kapadı ama zihni susmuyordu. Her yer çok sessizdi… ama tehlike duvarların içine sinmiş gibiydi. Emir ise evin diğer ucundaki özel locasında oturmuş, geceye karşı viskisini yudumlayarak bakıyordu. Geniş camdan şehir ışıkları belli belirsiz görünüyordu ama o başka bir şeyi izliyordu kafasında. Elif’in gözlerini. O gözlerdeki korkuyu… Ve o kırılgan ama dik durmaya çalışan hâli. Kadehini masaya bıraktı. Çenesini ovuşturdu. Bu kız bir günde aklını çok meşgul ediyordu. Emir bunu sevmemişti.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE