1. Bölüm: Mahallenin Çocukları
Yaz akşamları… Güneş batmaya hazırlanırken, mahallenin çocukları her zamanki gibi parkta toplanmıştı. Parkın köşesindeki salıncaklarda, tozlu banklarda, hatta ağaç gölgelerinde kim nereye oturursa oradaydı. Ama her zaman olduğu gibi, Halil, Buğçe, Efe ve Eda’nın toplanma yeri belliydi: parkın büyük ceviz ağacının altındaki bank.
Halil her zamanki gibi bankın en köşesine oturmuş, bir elinde mahallenin “büyüğü” olmanın verdiği otoriteyle, diğer elinde ise bir poşet çekirdek, arkadaşlarına laf yetiştiriyordu.
“Bakın gençler,” dedi Halil, çekirdeği ustalıkla kırıp kabuğunu yere tükürerek. “Ben bu mahallede büyüdüm, bu mahallede yaşlandım. Siz benimle büyüdünüz. Ama bilin ki bu mahallenin bir raconu var!”
Eda, gözlerini devirdi. “Aman Halil, sen bu racon muhabbetine ne zaman başladın, konu kesin bize laf sokmaya geliyor. Yeter ya!”
Halil kaşlarını kaldırarak, “Eda,” dedi, “racon sokakta yazılmaz, yaşanır. Sen daha anlamazsın.”
Bu sırada Efe, utangaçça gülerek Halil’in yanında oturuyordu. Topuklarını yere vuruyor, bir şey söylemek istiyor ama Halil’in otoriter duruşuna pek karışamıyordu. Ancak Halil, Efe’nin sessizliğini fark edip laf attı:
“Efe! Sen niye köşede sustun? Adam olacak çocuk böyle sessiz durmaz. Söyle bakalım, ne olacaksın büyüyünce?”
Efe mahcup bir şekilde kafasını kaşıdı. “Bilmem ki Halil abi. Asker olmak isterdim, ama şey işte... Belki futbolcu olurum ama onda da çok iyi değilim galiba.”
Halil bir kahkaha patlattı. “Ulan Efe, şu utangaç halinle mi futbolcu olacaksın? Topu elinden alırlar, ağlarsın vallahi.”
Efe’nin yanakları kızarırken, Buğçe hemen Halil’e döndü. Salıncakta sallanmayı bırakıp tatlı bir sesle konuştu. “Ama Halilişkomm yaa, Efe daha çocuk. Ona destek olmalıyız, değil mi?”
Halil, Buğçe’nin bu şirin hâline dayanamayıp gülerek yana eğildi. “Tamam, tamam, bizim Efe’ye kimse dokunamaz. Futbolcu olsun, ben sponsor olurum. Ama önce biraz büyüsün.”
Eda, ellerini beline koyarak araya girdi. “Halil, Efe’ye sataşıyorsun da sen ne olacaksın büyüyünce? Mahallede hep böyle oturup çekirdek mi çitleyeceksin?”
Halil bu kez ciddi bir ifadeyle doğruldu. “Kızım, ben büyüdüm zaten. Girişimciyim ben. Mahallenin her köşesinde tanıdığım var. Bir gün adımı duyacaksınız!”
Buğçe, kahkaha atmamak için elini ağzına götürdü. “Ne girişimciliği Halil abi? Mahallenin marketinde ne kadar ekmek kalmış, onu mu sayıyorsun?”
Halil, ona doğru eğilerek alaycı bir gülümsemeyle, “Buğçe, benim planlarım büyük. Sen doktor olursun, Efe futbolcu olur, Eda ne yapar bilmem ama bir gün hepiniz benim yanımda çalışırsınız haaa. ” dedi.
Eda, gözlerini devirerek, “Halil, senin bu hayallerine alkış tutmamız mı gerekiyor? Ben savcı olunca ve seni yakalayınca bakalım o zaman ne yapacaksın!”
Herkes kahkahalara boğuldu. Aralarındaki bu sıcak, çocuksu şakalaşmalar, onların dostluklarını besleyen en önemli şeydi. O anın güzelliğini kimse bozamazmış gibi görünüyordu.
Fakat hayat, plan yaparken sizi gafil avlamayı severdi.
---
Lise sona yaklaştığında, grup için her şey değişmeye başladı. Geleceğin bilinmezliği, onları birbirinden ayırmaya hazırlanıyordu.
Buğçe, üstün başarıyla üniversite sınavında derece yapmış ve tıp fakültesini kazanmıştı. Hayali gerçek oluyordu, ama bu hayal arkadaşlarından uzaklaşmasını da gerektiriyordu.
Eda, hukuk fakültesine gidiyordu. Küçüklüğünden beri adalete olan ilgisi, onu savcı olma yoluna itmişti. Halil, okulu bıraktığı için başka bir yola girmişti. Bir iş kurmuş, küçük çaplı ticaretle uğraşıyordu. Mahallenin abisi olarak hâlâ çevresinde saygı görüyordu.
Efe ise ailesinin baskısına rağmen askeri okul sınavlarına girmiş ve kazanmıştı. Sessiz, utangaç çocuk gitmiş, yerine disiplinli bir asker adayı gelmişti.
Vedalaşmaları kolay olmadı. Son kez parkta toplanmışlardı. Buğçe, gözyaşlarını tutamayarak Efe’ye sarıldı. “Seninle hep görüşeceğiz, tamam mı? Hiç kopmayacağız!”
Efe, gözlerini yere indirip sessizce başını salladı. “Tamam, Buğçe abla. Hep görüşeceğiz.”
Halil, onlara bakarak başını iki yana salladı. “Hepiniz gidiyorsunuz, ben burada kalıyorum. Ama unutmayın, bu mahalle hep bizim. Bir gün döneceksiniz buraya.”
Ancak işler beklenildiği gibi olmadı. Yıllar geçti ve herkes kendi hayatına daldı.
Aralarındaki bağ zayıflamadı ama aralarındaki mesafe büyüdü.