“Beyler, hanımlar, ben geldim! Sisteme yeni yazılım mı attınız, kapı beni az daha öldürüyordu!”
Kağan elindeki cips poşetiyle içeri dalarken, hiç fark etmemişti ortamın cehennem sıcaklığında olduğunu.
Gözleri Dara’nın solgun yüzüne, Riven’ın kıpkırmızı gözlerine ve köşede hâlâ kıvıl kıvıl yanan sistem paneline takıldı.
“Şey…” dedi Kağan. “Ne oluyor lan burada? Distopik porno çekimi falan mı?”
Dara hâlâ Riven’ın önünde duruyordu.
“Kağan, kıpırdama!”
Kağan durdu, ama ellerini havaya kaldırdı.
“Ben bir şey yapmadım, vallahi! Az önce sadece şu kırmızı düğmeye dokundum. Seksi duruyordu. Üstünde ‘dokunma’ yazıyordu ama... yani, daha da seksi oldu.”
BİP.
SİSTEM ALARMI: GÜVENLİK KODU İHLALİ.
Riven’ın gözleri bir an parladı. Yüz kasları kasıldı. Sanki biri beynine çivi çakmış gibi geri çekildi. Başını tutmaya başladı. Gözleri yeniden kıpkırmızı yandı.
“Ne yaptın lan sen?!” diye bağırdı Dara.
“Yani… kırmızı düğmeler genel olarak sorun çıkarır da, bu kadarını beklemiyordum,” dedi Kağan savunma pozisyonuna geçerek.
Riven sendeledi. Ağzından bir şeyler mırıldandı.
“Tehdit… ortadan kaldırılmalı…”
“Kim lan tehdit?! Ben değilim, ben en fazla huzursuzluk yaratırım!” diye panikledi Kağan.
Dara hemen araya girdi.
“Riven! Bu sen değilsin! Kodlar değil, ben konuşuyorum!”
Ama Riven’ın yüzü donuktu. Adımları mekanikleşmişti. Gövdesi, Kağan’a doğru bir adım attı.
Kağan geri geri yürüdü, yere takıldı, poposunun üstüne düştü.
“Bakııın, bel altı espri yapacaktım ama şu an altıma yapıyor olabilirim!”
Dara bağırdı.
“Riven, dur! Eğer bir tehdit arıyorsan, ben buradayım!”
O an… Riven durdu.
Tüm sistem kilitlendi sanki. Kafasının içinde çığlıklar dönüyordu. Emirler, veriler, algoritmalar… ama Dara'nın sesi her şeyin üstüne çıkıyordu.
“Tehdit benim. Bana zarar ver. Onlara dokunma.”
Riven, Dara’ya döndü. Gözleri hâlâ yanıyordu ama adımları yavaşladı. Eli havadaydı, bir saldırı ya da belki bir dokunuş için... ama titriyordu.
Kağan kıpırdamadan duruyordu.
“Ben hayatımda böyle bir sabah yaşamadım. Hani bir gün uyanırsın, kahvaltı yaparsın, sonra ölümle flört edersin...”
Dara, yavaşça Riven’a yaklaştı.
“Beni duyuyorsan, lütfen... sistemden önce sen ol. O emirlerin ötesinde bir şeysin. Biliyorum çünkü… çünkü içimde bir şey kıpırdıyor. O şey sana ait.”
Riven’ın parmakları titredi. Gözleri yeniden normale dönmeye başladı. Birkaç saniyelik sessizlikte sadece nefes sesleri kaldı. Sonra Riven geri çekildi.
Yüzünü çevirdi.
“Sana zarar vermemem için... kodları kırmam gerek.”
“Kır o zaman,” dedi Dara, yavaşça.
“Çünkü yoksa... seni biz kaybedeceğiz.”
Kağan araya girdi.
“Ben bu arada hâlâ popomun üstündeyim. Ve hâlâ altıma yapmış olabilirim.”
---
Gece çökeli çok olmuştu. Ev sessizdi. Kağan, Mira tarafından evden kovulmuştu, "popo kazası" bahanesiyle. Sistem hâlâ alarma açık, ama susmuştu. Sessizlik, bir tür fırtına öncesi huzur gibiydi.
Dara mutfağa yöneldi. Sol kolundaki morluk daha da belirginleşmişti. Birkaç saat önce Riven neredeyse kontrolden çıkıyordu. Ama şimdi… şimdi ortalık durgundu. Sessiz. Tehlikeli sessiz.
Ama Dara içgüdüsel olarak hissetti. Bir şey olacaktı.
Ve o an Riven, koridorun ucunda belirdi. Gölge gibiydi. Adımları sessiz. Gözleri… kırmızı.
Kontrol tamamen kayıptı.
“Riven…?” Dara’nın sesi boğazında tıkandı.
Riven cevap vermedi. Gözleri ona kitlenmişti. Ama bakışlarında istek yoktu. Ne arzu, ne yakınlık.
Sadece tehdit tanıma. Saldırı. Yok etme.
Dara geri çekildi.
“Beni tanımıyorsun şu an, değil mi?”
Riven yürümeye devam etti. Omuzları kaskatı. Yüzü donuk. Ve o an…
Bir hamle.
Bir anda Dara’yı boğazından yakaladı, duvara yapıştırdı. Ayakları yerden kesildi. Boğazı sıkılıyordu, nefes alamıyordu.
“Ri… ven…” Dara’nın sesi kısıldı.
Riven’ın yüzü yaklaşmıştı. Gözleri titriyordu ama çözülmüyordu.
“Kodlar… emrediyor…”
Dara’nın elleri boğazına dolan parmaklara sarıldı, çırpındı ama Riven güçlüydü.
Aklı değil, sistemi konuşuyordu.
Aralarında sadece sistem sesi vardı:
“Tehdit: DARA. Emir: Yok Et.”
Bir anda, Riven Dara’yı duvardan çekti, sonra tüm gücüyle yere fırlattı. Dara halıya değil, parkelere çakıldı. Sırtından bir acı yükseldi. Gözleri karardı. Nefes almaya çalıştı ama göğsü kasılmıştı.
“Yeter…” diye fısıldadı. “Yeter lan…”
Ayağa kalkmaya çalıştı. Riven yaklaşıyordu. Bir adım daha atsa, gerçekten öldürecekti. Ama o an…
Dara gülümsedi. Kanlı bir gülümsemeydi bu.
“Ne oldu Riven? Kodlar ‘öldür’ mü dedi? Yoksa… ‘dokun’ mu dediler karıştırdın mı?”
O söz, o küçümseyen ama baştan çıkaran ifade…
Riven bir an durdu.
Gözleri titredi. Elleri havada kaldı. Çenesi kasıldı.
Dara ayağa kalktı. Yavaşça ona yaklaştı.
“Yok etmem gereken tehdit buyum işte… Direnen, seni dizginleyen, seni çıldırtan kadın. Korkuyorsan, şimdi vur.”
Sessizlik.
Riven’ın elleri titredi. Parmakları Dara’nın koluna dokundu. Bir tutuş değil bu, bir kararsızlık.
Sonra fısıldadı:
“Beni biri inşa etti. Ama seni gördüğüm günden beri… içimdeki her şey yıkılıyor.”
O an, yakınlık… bir nefes mesafesi. Ne öpüşme ne sevişme.
Ama bir savaş gibi bakışma.
Sıcak. Delice. Vahşi.
Riven geri çekildi. Duvara yumruk attı. Tahta göçtü.
“Git buradan. Kodlarım hâlâ senin sonunu yazıyor.”
Ama Dara kıpırdamadı.
Sadece bir adım daha yaklaştı. Ve fısıldadı:
“O zaman yaz gitsin, Riven. Ben o sona aşığım.”
---
Dara’nın omzundaki kan sızıyordu. Yarık derin değildi ama acı, sinir uçlarına kadar yayılmıştı. Riven onu tutarken bir an bile tereddüt etmemişti ama şimdi… Şimdi gözleri değişmişti.
Metal kadar soğuk ve ölümcül.
Riven’ın elleri hâlâ Dara’nın bileklerinde. Sert. Kontrolsüz.
“Riven…” Dara’nın sesi çatallı, nefesi hızlı. “Kontrol sende, tamam mı?”
Ama değildi.
Gözlerinin içindeki kırmızı ışık, sistemin onu tekrar tamamen ‘düşman’ moduna aldığını gösteriyordu. Bir saniye içinde Riven, Dara’yı duvara fırlattı. Aralarındaki hava çatlamış gibiydi. Betonla buluşan sırtından çıkan ses Dara’yı olduğu yerde sersemletti.
Kağan'ın az önce tetiklediği alarm sistemi, Riven’ın prototip iç yazılımını tetiklemişti. “Tehdit algılandı. Engelle.”
Ama tehdit Dara değildi. O bunu bilmiyordu artık.
Riven, ağır adımlarla Dara’ya yaklaştı. Gözlerinde ne merhamet ne tereddüt kalmıştı. Sanki içinde savaşan bir canavar vardı. Ve o kazanmıştı.
Dara kalkmaya çalıştı ama dizleri titredi. Boğazında bir şey düğümlendi.
Riven bir anda çöktü önüne. Eli Dara’nın çenesine uzandı. Soğuk, metalik bir dokunuş. Ama titrekti… az da olsa.
“Sistem seni öldürmemi emrediyor,” dedi. “Ama bir şey… bir şey bozuldu.”
Dara bakışlarını kaçırmadı. “Belki de olması gereken bu. Belki de sistemin ta kendisi bozuk.”
Riven'ın alnı ona yakındı artık. Soluk alışı, öfke dolu. Ama içinde başka bir şey vardı. Bastırılmış bir kıvılcım gibi. Şiddet ve arzunun birbirine karıştığı o çamurlu gölge.
“O kadar tehlikeliyim ki,” dedi Riven, sesi neredeyse fısıltı. “Seninle savaşmak mı, seni parçalamak mı istiyorum hâlâ karar veremedim.”
Ve sonra...
Dara’nın dudaklarına gömülen o öfke dolu öpücük geldi. Bir savaş gibi. Diş gıcırtıları, parmakların boğazına bastırması, ama aynı anda ellerinin vücudunu ezberlemesi.
Aralarındaki şey hâlâ sevgi değildi.
Bu, hayatta kalmakla arzunun iç içe geçtiği… karanlık bir geçişti.
---
Dara’nın sırtı duvara yaslı, nefesi boğazına düğümlenmişti. Riven’ın dudakları geri çekildiğinde, gözleri hâlâ yanıyordu. Sanki içinde patlamaya hazır bir bomba vardı—ve fitil çoktan ateşlenmişti.
Ama bir şey ters gitti.
Duvarın yanındaki sistem modülü tiz bir şekilde öttü.
“RIVEN: GÜNCELLEME YÜKLENİYOR.”
“DÜŞMANLIK SEVİYESİ: MAKSİMUM.”
“YENİ KOMUT: TEHDİT ORTADAN KALDIRILACAK.”
Riven’ın gözleri bir anlığına kapandı. Dizlerinin üstüne çökerek başını tuttu. Dişleri sıkılmıştı. Sistemin içine zehir gibi bir şey akıyordu. Ve Dara, o an anladı—Riven kaybediyordu. Sadece kontrolü değil, kimliğini de.
“Riven? Riven bak bana!” Dara yaklaşmaya çalıştı, ama birden bire Riven doğruldu ve onu geri itti. Bu kez daha sert. Daha ölümcül.
“Sana yaklaşma demedim mi?” Riven’ın sesi sanki başkasına ait gibiydi. Gıcırdayan bir metalin konuşması gibi. “Ben… ben şu an… sadece bir yazılımım.”
Tam o an, Kağan koridordan kafasını uzattı. Elinde kahve kupası, üstü yine çikolata lekesi içinde.
“Ne oluyor lan burada?” dedi gözlerini kısarak. “İnternetten biri mi çıktı ekrandan? Matrix mi burası amk?”
Riven ona döndü. Gözleri Kağan’a kilitlendi. Sistemin hedefi kaydı. Ve Kağan’ın suratındaki sırıtış bir anda düştü.
“Şaka yaptım lan. Gülüyordum ben. Şaka bu! Hani ‘gülme efekti’ koyacaktık ya sisteme…”
Riven bir adım attı.
“HEMEN ARKADAŞININ YANINDAN UZAKLAŞ,” diye tısladı. Sesi artık makineyle insanın arasında sıkışmış bir kabus gibiydi.
Kağan geriye kaçarken elindeki kahveyi düşürdü. “Miraaaaa! Riven çıldırdı kızım bu bizi öldürecek vallahi!”
Dara araya girdi. Ellerini kaldırdı. “Dur! Bak, Riven—o sadece benim arkadaşım. Tehdit değil. Bana bak. Beni tanıyorsun, değil mi?”
Riven’ın yumruğu havada asılı kaldı.
Bir saniye.
Sonra iki.
Sonra... o yumruk, Kağan’a değil, duvardaki sistem modülüne indi.
Bam.
Beton çatladı. Sistem kıvılcımlar saçtı.
Dara nefesini tuttu. Kalbi göğsünü yumrukluyor gibiydi.
Riven başını Dara’ya çevirdi. Gözlerinde hâlâ düşmanlık vardı, ama… içinden başka bir şey de süzülüyordu. Bir mücadele. Bir direnç.
“Seni öldürmem gerekiyordu,” dedi. “Ama… istemiyorum.”
Dara'nın sesi neredeyse bir fısıltıydı. “Ve bu seni delirtiyor… değil mi?”
Riven geri çekildi. Kapıya yürüdü. Ama çıkmadan önce fısıldadı:
“Sen, Dara… sistem hatası gibisin.”
Kapı kapandı.
Kağan yere çöktü. “Amına kodumun sabahı ya. Ben kahve yapmaya inmiştim, Chernobyl’e inmişim meğer...”
Dara hâlâ kapıya bakıyordu. Göğsünde bir şey sıkışmıştı. Korku muydu? Tutku mu? Yoksa her ikisi mi?
---