Bir insan daha fazla ne olabilir dedikçe hep en kötüsünü yaşıyor. Estelix kalın ve güçlü kanatları ile , yüzün de küçümser bir gülümseme ile hava da bekliyor idi. Ayka şaşkınlıklar içerisinde idi. Tanrılara kafa tutan melek , bu Estelix... Baş büyücü sayesinde korkunç bir iblis vampire dönmüştü. Estelix , eski zamanlarda insanların açlık ve susuzlukları ile ilgilenen bir iyilik meleği idi. Ta ki günlerden bir gün anason çayını fazla kaçırıp görev başında uyuya kalana dek. Bu düşüncesiz davranışı yüzünden diğer melekler ve tanrılar tarafından hor görülmüş ve aşağılanmıştı. Bu durum onu oldukça sinirlendirmişti ve tarihte ilk ve son kez gerçekleşen tanrılar ve tek melek arasında bir çatışma çıktı. Bu olay sonucunda Estelix sürgün edilmiş , sürgün edildiği insan topraklarında baş büyücü tarafından yeni teklifler ile yeniden doğmuştu ve vampir olmuştu. Ayka bir adım öne çıktı " Buraya tek başına geldiğine göre önemli bir sebebin vardır umarım." Dedi gardını bir an bile olsun düşürmeden. " Of amma da uzattın , dedim ya bir merhaba demek istedim. Beni buraya seni yok etmek için yolladılar ama unuttukları bir şey vardı. Ben kimseden asla emir almam. Bu yüzden bugünlük sana bir şey yapmayacağım. Hem bu tatlı bebeğin yanında kavga etmek olmaz değil mi babası. Tüm insanlar ' dan ve tanrılardan intikamımı alacağım " dedi ve kanatlarını savurarak kaleden gökyüzüne doğru uçmaya başladı. Amacı tanrıların görmediği bu eşsiz gücü ile onları tuz buz etmekti. Kanatlarını daha büyük bir hırsla çırpıp muazzam bir kin güdüsü ile uçuyordu. " Hepinizi öldüreceğim teker teker . Tanrıların ölümlü olduğunu herkese göstereceğim." Diyordu bulutların arasında cennetin ışıklarını görürken. Pençelerini ileriye doğru attı böylelikle havanın akımına direnmek daha kolay olacaktı."olamaz ." Dedi pençeleri ile kanatlarını tutmaya çalışır iken . Baş büyücü odasına erkenden gidip tüm olan biteni izlemişti. Bu savaş Galie ile Avinia arasında idi. Tanrıların bu savaşta bir işi yoktu. Baş büyücü hiç tereddüt etmeden belki de en büyük silahlarını bulutların arasında kül tanelerine çevirmişti. Estelix'in son sözleri " Lanet olsun sana büyücülerin en beceriksizi ." Olmuştu. Baş büyücü gözünü böylesine karartabilen birisi idi.
Ayka , "Yeter artık ! bir hafta içinde savaşı başlatıyoruz " dedi öfkeli bir şekilde . Eşini ve kızını başka odaya yerleştirdi ve Starinlere kalenin onarımı için emir verdi ve savaş planları için kendini odasına kapattı. Kris , yıllar içinde kolyesinin büyülü gücü hakkında araştırmalar yaptı. Bu kolye dünya üzerinde dolaşan bir ay tanrıçasının tacından düşen bir inciden yapılmıştı. İblis kanı , kara büyü ve lanetlerden
Etkilenmiyor ve ayın kutsal ışığını kolyenin içinde tutuyordu. Kris sandığından sakladıgı ok ve yayını çıkardı . Bu nacizane silahlar Sessizlik Ormanının cüceleri tarafından yapılmış muazzam eserlerdi ve Kral Heroks'un gelinine hediyesi idi. Boynundan çıkarmamaya yemin ettiği kolyesini Vexanadan intikam almak için çıkardı ve inciyi demirinden ayırdı. İnciyi okun ucuna yerleştiren Kris " bana , eşime ve özellikle de kızıma bir daha asla zarar veremeyeceksin " , " otimiyium poslat " büyülü sözleri söyledi ve yayını iyice gererek yaklaştığı penceren dışarıya oku fırlattı. Bu büyülü sözler , sözleri söyleyen kişinin aklında kim varsa ve ne yapmaķ istiyorsa onu yapmasını sağlıyordu ve sadece ay tanrıçasına özgü bir büyü idi. Bu büyüleri öğrenmek için Kris, Engo dağına gidip ay tanrısının yasak aşktan doğan meles tanrı oğlu ile konuşmuştu. Tabi bu sohbetlerin büyük ödülleri de olmuştu. Yayından çıkan ok , son sürat hızla Vexana'nın şatosuna doğru ilerliyor idi. Ok camdan içeri girerken karanlık Avinia' yı ışıklara boğdu ve Kraliçenin tam kalbine saplandı. Kukla olduğu için normalde böyle saldırılarda Vexana'nin canı yanmazdı ama tanrılara özgü bir silahla vurulduğu için yok olmasına saniyeler kala baş büyücü yardımına koştu. Saplanan oku Kraliçenin kalbinden çıkardı ve bıçak yardımıyla elini kesip kendi kanını parçalanan kalbin üzerine akıttı.
Baş büyücü oldukça korkmuştu. Bilerek tanrıları savaşa dahil etmemiş iken bu ok tüm planları alt üst etmişti. İçerisinde büyüyen lanetine hakim olmakta zorlanıyordu. Vexana'nın böyle yara alması laneti tetiklemişti. Emrinde ne kadar iblis varsa hepsini yeni Galie Kralına yolladı. Iblislerin bir kısmı gökyüzünden bir kısmı karadan ilerliyordu. Çokça büyük olan ve adeta kale surlarını andıran taştan vücutları ile olan iblisler ise büyücünün yarattığı geçitten geçerek Galienin merkezine iniyordu. En nihayetinde Kutsal Savaş artık tam anlamıyla başlamıştı. Kale arı kovanına çomak sokulmuş gibi karışmış idi. Şövalyeler hazırlanıp Galie'nin sokaklarına dağılıyor halk ise acil durumlar için yapılan yer altı sığınaklarına kaçıyordu. Üç rütbeden her şövalye savaşa dahil olmuştu. O kadar iyi eğitilmişlerdi ki tek darbede bir iblisi yere yıkıyorlar idi. Starinler bir anda kralına ihanet edip hep bir ağızdan , " Karanlığın doğması için ışıkta yaşayanlarız , biz iblis savaşçılarıyız. " diyerek diğer iki rütbede ki şövalyelerle dövüşüyorlar idi. Baş büyücü uzaktan uzağa savaşın kontrolünü ele geçirmişti. Yarası çabuk iyileşen Kraliçe Vexana, en gözde zırhını giyinip savaş yerine gelmişti. Savaşta ölen şövalyelerin ruhlarını yiyerek aldığı yaranın oluşturduğu güç kaybının yerini dolduruyor idi. Ayka , eşini ve kızını kraliyet soyundan gelenler için özel yapım sığınağa götürdü. " Kolyeyi bir an bile olsun yanından sakın ayırma " dedi eşine ve boğazına baktı. "Kolyen nerede Kris ? Neden takmıyorsun ? " diye sordu telaşlı bir şekilde. Kadın kıpkırmızı olmuş idi . Kolyeyi okun ucuna yerleştirdiğini, bunca zamandır kolyenin gücünü araştırdığını hele ki şuan tam savaşın ortasında iken söylemesi mümkün değildi. " Kolye cebimde hayatım sen bizi düşünme. Git ve bu savaşı kazan " dedi içten bir sesle. Eğer yalan konuşamıyorsan olayı değiştirmek en rahat kaçış yolu idi. Ayka'nın zırhı güneşten bile daha parlak bir şekilde parlarken zindanın kapısını kapatıp savaşa geri döndü. Zindanda uzun yıllar yetecek yiyecek , kıyafet ve içecek vardı. Tahminince şehrin yada sonu bilinmeyen bu tüneller zindanın bulunma yada çökme durumunda kaçılması için yapılmıştı. Yukarıdan oldukça korkunç sesler geliyordu. Bebek fazla gürültü nedeni ile ciğerleri patlayacak şekilde ağlıyor idi.Kris , ne yaptıysa bebeğini bir türlü sakinleştiremiyordu. Kucağında tutuyor sallıyor bir müddet sonra dizlerinin üstüne koyup sallıyordu ama bir türlü işe yaramıyordu. Bebek boynunda asılı olan kolyenin ucundaki ejderhayı minik elleri ile sımsıkı kavradı. Sanki az önce o kadar yaygarayı koparan o değilmiş gibi bir anda sustu. Kris bir anlık da olsa rahatlamıştı en azından bebek sakinleşmişti peki ya dışarıda ki savaş ne olacaktı. Deli gibi savaşta olmak istiyordu. Bütün öfkesini ve nefretini iblisleri kılıcından bir güzel geçirerek almak istiyordu fakat şuan elinden sadece kızı ile bu zindan da beklemek geliyor idi. Ayka , sol tarafında kutsal kılıcı sol tarafında ise babasının kılıcı ile düşmanlarının üzerine adeta Fix'in kudretli gücü gibi saldırıyor idi. Aynı anda iki kılıç kullanabilmek oldukça zor idi , başarmak için yıllarca pratik gerektirecek bir beceri gerektiriyor idi. a*s şövalyeler yeni kral Ayka'nın gücünden cesaret alarak daha hırslı ve cesurca savaşmaya başladılar. Gökyüzünden bu kudretli savaşı izleyen tanrıların bazıları Ayka' ya yardım etmek için yer dünyasına inmek istiyordu fakat baş büyücünün de dediği gibi bu savaş onların savaşı değildi. İçlerinden savaş tanrısı olan Neilo içinde ki savaş tutkusunu daha fazla tutamadı ve büyük beyaz ve her katından daha güçlü ve gür olan kanatları ile yer yüzüne indi. Savaşın yarattığı kaosun ortasına adeta bir kurtarıcı gibi indi. Sadece yer yüzüne inmesi ile bile binlerce iblisi , tanrı ışığı gücüyle yok etti. Baş büyücü , savaşı izlediği kazanının başında " Bu savaşa katılmayacaktın Neilo , Estelix sizin için bir uyarı fişeği idi demek onu dikkate almadan. Tamam o zaman savaş istiyorsan al bakalım . " dedi ve bıçak ile elini keserek kanını kazanın içinde ki büyü iksirine döküp yeni bir ırk olan hatta kendi kanından yarattığı için bir nevi oğulları olan iblisleri yaratıp sadece savaşa ihanet eden melek Neilo' ya saldırmaları için emir verdi. Baş büyücü diğer yarattığı geçitlerin aksine daha büyük bir geçit yarattı öyle ki bu geçit diğer geçitlerin hepsini yuttu ve Galie ülkesinin tamamını kaplayacak bir şekilde oluştu. Tanrılar da en az baş büyücü kadar bu gereksiz katılıma sinirlenmiş idi. Savaş bitiminde kesinlikle en büyük cezayı alacaktı hem de ona ait olan , melez çocukları ile birlikte. Neilo Kadın bir tanrı idi. İstediği anda istediği savaş ekipmanlarını kuşanabiliyor ve savaşın ya da karşılaşmanın gidişatına göre bu ekipmanların ortama göre değiştirme yeteneğine sahipti. Tıpkı bir bitkinin yetişmesi için ortama adaptasyon olması gibi. Tıpkı bizim dünyamız üzerinde yaşamış olan efsanelerden '' Freya '' savaşçısı gibi gözüküyordu. Uzun sarı saçları , kuvvetli zırhının üzerinden aşağıya altın parçası gibi uzanıyordu. Sağ bacağının kenarında savaş tanrısı olduğunu belirtmek ve böbürlenmek için bir dövme vardı. Bu dövmede en çok sevdiği ve savaşlarında en çok kullandığı zırhı olan Lizya'nın sembolü vardı. Bu sembol savaş tanrısının gücüne göre iyileştirme gücü sağlıyordu ve aynı anda da parlıyor idi. Çoğu tanrı onun için güzellik tanrıçası olması gerektiğini ama son anda savaş tanrısı olduğunu söylerdi. Muhteşem vücut hatları vardı. Dolgun göğüslere ve uzun bacaklara sahipti. Ama bu güzelliği , yaptığı bu hatayı kurtarmayacaktı. Ayka ve tanrıça iblislerin çoğunu tamamı il öldürseler de baş büyücü tarafından her daim yenileri gönderiliyordu. Özellikle son yolladığı yaratıkları öldürmek fazlasıyla efor gerektiriyordu.
Galie'nin üzerinde ki kara delik misali bu geoit asla küçülmüyor idi. Böyle devam ederse savaşçıların güçleri tükenecek ve savaşı kaybetme yolunda ilerleyeceklerdi. Baş büyücü , Neoli'yi yok etmek için yolladıkları canavarların başarısız olması sonucunda , kendisini de savaşa dahil etti. Yarattığı geçitten tüm asaleti ile geçip Galie'ye vardı. Gökyüzünün bulutlarını , savaşan tüm iblislerin ruhu ve güçlerini avuçlarında toplayıp , savaş tanrıçasına saldırdı.
Neilo kendisine yapılan bu saldırıyı sinek kovalar gibi kolaylıkla savurdu ve '' Beni bir insan ya da bir hayvanla karıştırma. Karşında savaşın tanrıçası duruyor , seni hadsiz büyücü '' dedi zırhını bir anda değiştirdi. Dünya üzerinde hiç bir kadın şövalyede , bu zamana kadar böyle bir zırh görülmemişti. Zırh elbise şeklinde idi ve zırhın etek kısmını minik kılıçlar oluşturuyordu. Üst kısmı ise kollarını tamamı ile kaplayan çelikten bile daha sert bir maddeden yapılmıştı. Miğfer yerine kafasında yine kılıçlardan yapılmış olan bir taç takılıydı. '' okçu , karşı saldırı '' diye bağırdı ve milyonlarca kılıç bir anda tanrıçanın arkasında , baş büyücüye yönelmiş bir şekilde durdu. Bu zırhın özelliği karşı saldırılarda ve savunma mekanizmasının güçlü olmasıydı. Çok güçlüydü ama hareket hızı oldukça yavaştı. Oklar ardı arkası kesilmeden baş büyücüye saldırıyor fakat bir tanesi bile ona zarar vermiyordu. Bu durum savaş tanrısının sinirini bozmuştu. Hemen kusursuz büyüsü ile yeni bir zırh kuşandı. Bu zırh kara desenleri ve benekleri ile adeta bir çita'yı anımsatıyordu. Ellerine , pençe şeklinde koruyucular takılmıştı. Eteği kısa botları ise dizlerinin üzerine kadar geliyor idi. Bu zırhın özelliği ise saldırıcı gücünün düz ama hızının çok fazla olmasıydı. Tekmelerin ve yumrukların ardı arkası kesilmeden tanrıça ve baş büyücüye saldırıyor idi. Büyücü bu hızlı saldırı karşısında sanki illüzyon misali kurtuluyordu. Onu görmek imkansızdı. Tanrıça en nihayetinde küçükte olsa baş büyücüyü yaralamayı başarmış ve pelerininin yüz kısmında bir yırtık açmıştı. Pençesi kan olan Tanrıça yırtılan pelerinin içinde insan derisi olduğunu fark etti. '' Yoksa sen , o lanetli çocuk musun? Hayır onun sen olma ihtimali olamaz. Yüzyıllar önce ölmüş olman gerekiyordu. '' dedi korkmuş bir şekilde. Kendisi savaş tanrıçası bile olsa kurtulamayacağı güçlü rakipleri vardı. Bunlardan birisi de şuan tam karşısında duran , savaşmaktan bitkin düştüğü , o lanetli insan , baş büyücüydü.
Savaşçı tanrı bir adım geri çekildi ve elinde ki son koz olan bu zamana kadar belki de hiç kullanmadığı zırhını kuşandı. Geçmişten bugüne yaşamış olan tüm savaşçıların ruhları ile kutsanmış olan zırh " ecel " . Baş büyücü aldığı kesik darbesinin intikamını almak için amansız bir şekilde saldırmaya devam ediyordu. Zırhın kalkanı çoklu darbelere karşı dayanaklı idi ama bu saldırılara ne kadar dayanır idi bilemiyordu. Darbeler , zırhı oldukça yıpratmıştı. Ayka " bende savaşabilirim . Çok yoruldun benim de savaşmama izin ver . " diye bağırıyordu . Savaş tanrıçası " Sen geri çekil bu iş artık senin düşündüğün gibi değil. Karşında ki kişinin ne kadar korkunç ve güçlü olduğunu tahmin bile edemezsin. İnsan bedeninle onu yenmeyi nasıl planlıyor idin ? O yüzden geri çekil ve sakın karışma "diye cevap verdi ciddi bir şekilde.Ağır darbelerin sonucu kalkan paramparça oldu ve tanrıçayı ülkenin diğer ucuna doğru fırlattı. Büyü o kadar kuvvetliydi ki fırlatılan tanrı yüzlerce hektar alanı bir anda toz haline getirmişti. Yere düşen tanrı tam kalkacakken baş büyücü sağ iblis bacağını tanrının boğazına dayandı ve iblis kolu ile başını bir anda kopardı. Bu anı izleyen tanrıların kanı çekilmişti. Etraf derin bir sessizlik içinde olmuştu. Tanrıların suratında ki ölüm dehşeti göz bebeklerine kadar işlemişti. En nihayetin de artık tanrılar da savaşa dahil olmuştu. Okyanus , orman ,güzellik , güneş ,toprak , bereket ve gökyüzü tanrısı öfkeleri ile birlikte yer yüzüne indiler. Savaş tanrısı Neila'nın ölümü parmaklarından biri yok olmuş gibi derinden etkilemişti tanrıları. Savaşta olan şövalyeler " Yüzyıllar geçse bile böyle bir olaya asla şahit olamazdık." Diye içlerinden söyleniyordu. Tanrılar , baş büyücünün açtığı kara deliği kapatmak için kılıçlarının hepsini bir noktada topladılar. Ölen savaş tanrısının kılıcı da toplanan kılıçların yanında yerini aldı. Kılıçların toplanma noktasından muazzam bir enerji akışı gökyüzüne doğru ilerledi ve devasa kara deliği bir an da yok etti. Ayka gözlerini tanrılardan alamıyordu. Tanrılar onun yanına gelerek " Normalde insan oğlunun savaşlarına müdahale etmeyi sevmeyiz ama bugün yaşanan olay savaşa bizim de dahil olmamıza sebep oldu. " dediler ve Ayka'ya doğru iki tane şişe uzattılar." Bunlar atalarına bizim tarafımızdan verilmiş olan " tanrı kapan " şişeleri idir. Bu şişeler tanrı yada güçlü olan herhangi bir varlığı içine mühürler ve şişe açılana kadar içinde tutar. Lakin asla öldürmez . Bu detayı sakın unutma." Dediler ve geldikleri tapınaklarına geri döndüler. Dönerken de Ayka ya son armağan olarak savaş bitimine kadar güçlerinin bir kısmını verdiler. Savaş tanrısını öldürmesinin verdiği keyif ile baş büyücü şatosuna geri dönmüş , savaş yönetimini ise Vexana' ya bırakmış idi. Vexana ağzı kanlar içerisinde Ayka ' ya doğru yaklaştı ve " şimdi baş başa kaldık. Seni kurtaracak ne bir tanrın nede sevgili eşin var . Emin olabilirsin Kral ruhunun tek bir damlasını ziyan etmeden yiyip mideme indireceğim ." Dedi ağzının kenarını silerek. Kral tanrıların gücü ile Vexanaya saldırmaya başlamıştı. Gökyüzü , okyanus ve güneş tanrılarının tüm gücü kılıcına mühürlenmişti. Vexana bu saldırıların karşısın da çaresiz kalmıştı. Sonuç olarak karşısında üç tanrı gücü vardı. Kendini her daim yenilmez sanıyordu meğerse ne kadar güçsüzmüş. Bunca zamandır yaptığı tek şey insan ruhu yiyip avare avere gezip dolaşmak imiş. Baş büyücü tarafından yine ve yeniden kurtarılmayı bekliyordu fakat talih bu sefer ondan yana değildi. Goblinler büyücünün odasını düzenleyip temizler iken yaramazlıkları ve meraklarına yenik düşüp kazanın içine bakıp , iksiri karıştırmışlar . Birbirleri ile kazanı kim karıştıracak kavgası yaparlarken kazanı devirip tuz buz etmişler. Baş büyücü odasına girip de kazanın halini görünce sinirinden goblinleri birer kepçeye dönüştürmüş ve kazanı yeniden onarmak için büyü özü aramaya gitmişti. Vexanayı tam izlemesi gereken yerde , habersiz bir şekilde ona yardım edememişti. Vexana , Aykanın saldırılarına karşı gelmeye çalışsa da hazin sonu yaklaşıyordu. Dillere destan olan Avinia Kraliçesi , acımasız , ruh yiyici kaybediyordu. Çareyi kaçmakta bulan Vexana bilmeden Sessizlik Ormanına doğru ilerliyor idi. Ayka durmaksızın onu takip ediyordu. Vexana , kartal'dan kaçan bir tavşan gibi Ayka'dan kaçıyordu. Yeni kral Ayka'nın pençelerine yakalanmasına ramak kalmıştı. Sessizlik ormanında yaşayan Ola Perilerinin ona küçük bir sürprizi vardı. Ola perileri hayal gücü yeteneğine sahipti. Vexana , ormanın çıkışına doğru ilerlediğini sansa da ağaçlar arasında zikzaklar çiziyordu. Ayka sonunda intikamını alacak idi . Tanrıların ona hediye ettiği şişeyi açtı ve " bugünün gelmesi için ne kadar bekledim tahmin edemezsin. Şimdi sonsuzluk ile mühürlen " diye bağırarak tüm ormanı inletti. Vexana toz bulutuna dönüşerek şişenin içine doğru uçtu ve mühürlendi. İllüzyondan kurtulan Vexana neye uğradığını şaşırmıştı. Deliler gibi baş büyücüden yardım istiyor , etrafına lanet kelimeleri yağdırıyor o da yetmiyor küçük şişenin camlarını yumrukluyor idi. Ayka'nın son bir işi daha kalmıştı . Şimdi bu şişeyi hiç kimsenin bilmediği ve ulaşması zor olan bir yere götürüp saklaması gerekiyordu. Ola perileri sevinçli bir şekilde Ayka' ya doğru yaklaştı ve " Şangaya mağarasını biliyor musunuz? Yeni Kralımız bence şişeyi o mağaranın derinliklerine saklayabilirsiniz . " dediler tüm şirinlikleri ile havada uçarken. Bu fikir Ayka'nın oldukça hoşuna gitmişti. Perilerden Şangaya mağarasının yolunu öğrendi ve de yolculuk için erzak istedi. Bu işi kökünden halledip kaleye geri dönmek istiyordu. Yeni doğmuş kızının kokusu burnunda tütüyordu. Haritanın gösterdiği yer Litia denizinin kenarındaydı. Periler , Aykaya erzakları verirken gitmesi kolay olsun diye peri tozu da hediye etmek istediler ve etrafında dönerek , ahenkle sallanarak peri tozlarını kralın üstüne serpiştirdiler.
Gerçekten yüreğine su serpilmiş , omuzlarında ki yük fazlasıyla azalmış olan adam peri tozları sayesinde uçmaya başlamış idi. Bulutların üstünden uçan Ayka en nihayetin de Litia denizini görmüştü. Yavaşça yere doğru iniş yapmaya başladı. Ayakları kızgın kuma değmiş , denizin o yosunlu kokusunu ciğerlerine iyice çekmişti. İçinden sürekli " Sonunda başardım diyordu. " Şişeyi elinde sımsıkı tutuyordu. Bin bir zahmetle Vexanayı mühürlemiş idi şimdi şişeyi kaybetmesi büyük bir aptallık olurdu. Sahil boyunca ilerledi ve perilerin ona verdiği haritayı dikkatlice analiz etti ve sonunda buldu. Gerçekten de bulunması oldukça zor bir mağaraydı. Mağranın girişi bir köpeğin girebileceği bir boyuttaydı. Bu yüzden Ayka zırhını çıkarıp mağaranın girişinden öyle girdi. İçeri yarasalar ile doluydu. Kral içeri girer girmez tüm yarasalar etleri koparcasına bağırıp mağaranın derinliklerine uçtular. Çok garipti ki ışık mağaranın her yerine yansıyordu. İyice derinlere inen Ayka , Kristaller ile dolu olan bir oda buldu. Hoşuna en çok giden safir renginde ki kristalin üzerine tanrı kapan şişesini koydu. Vexana ümidini kesmiş , çaresiz bir şekilde kurtarılmayı bekliyordu. Ayka mağaranın şafak kırmızısı renginde olan kristallerden birini kopartıp cebine attı. Bu kristalle sevgili eşine güzel bir kolye daha yapmayı planlıyordu. Olacaklardan habersiz mağaranın dar girişinden dışarıya çıktı ve zırhını yeniden kuşanıp Galie Kalesine doğru yol almaya başladı.