Korku, bütün faziletlerin önüne set çekerdi. İşte burada yaşanan her şey o setin arkasında kalanlardı. Gezegen üzerinde hiç bir varlığın olmak istemeyeceği yerdi burası...Cehennemin dünya üzerin deki yeri misali olan Avinia , duman ve kül dolu bir havaya sahipti. Gökyüzü mavisi , burada şafak kızılı renginde idi. Ağaçların çoğu yangından toz olmuş , çimen yerine her yerde çamur vardı. Haraç olarak verilen insanların ve bu insanlar arasından hayvana dönüşen çığlık sesleri dört bir yani sarıyordu. Ülkenin tam merkezinde Vexana ve baş büyücünün şatosu bulunuyordu. Şato çok geniş bir alana sahip değildi. Ama boylamasına gökyüzüne kadar uzanıyor idi. Oldukça şekilsizdi aslında. Kanlı Ay'ın aydınlattığı bu şatonun mermerleri ve taşları siyah ile gri renkteydi. Bir iblis kraliçesine laik bir şatoydu.Acımasız kraliçenin yüz portreleri insan kanları ile yapılmış kalenin içinde uçar vaziyette asiliydi. Bu şatonun her yanını büyüler sarmakta idi. Şatonun içini aydınlatan mumlar bile havada asılır durumda idi. Yarasa ve vampirler kraliçesinin emri altında çalışan iblis varlıklarıydı. Vampirler aslında Vexanadan daha güçlülerdi ve doğuştan büyü güçlerine sahiplerdi. Avinia da önceden onlar hüküm sürüyorlardı fakat baş büyücünün gelip sonsuz kötülük kudretini topraklarının üzerine salması sonucunda büyük bir savaş çıkmıştı. Tüm vampirler ülkelerini korumak amacıyla olan büyü güçleri ile savaşmışlardı fakat savaş çok iyi bir sonuçla bitmemişti. Emir altında olan iblisler vampirleri sıkıca tutup dişlerini yerinden söküyordu. Kraliçeleri bu görüntüler karşısında daha fazla dayanamayıp pes etmiş ve teslim olmuştu. Vexana, kraliçeyi içten içe kıskandığı için sökülen dişleri ile kolye ve koparılan saçlarından kendine peruk yapmıştı. O gerçekten de çok taş kalpli bir iblisti. Vampirler bu savaş sonucunda köle olarak çalışıyorlardı. Şatonun tüm işleri onlardan soruluyordu. Büyü güçleri ellerinden alınmış ve kaçmamaları için baş büyücü tarafından her birine lanetli bir tasma takılmıştı. Eğer kaçmaya teşebbüs ederler ise boyunlarında ki tasmalar onları güneş ışığına mağruz bırakıp küle çeviriyordu. Bunu da öğrenmeleri çok acı bir şekilde olmuştu. Bundan ötürüdür ki vampirler ona karşı büyük bir öfke duyuyorlardı. Şatonun girişinde gelen elcilere korku salmak için insan kafatası'ndan yapılma görkemli bir ikaz yığını vardı. Bir insanin hayatta gelmek ve gezmek isteyeceği son ülke kesinlikle Avinia idi. Baş büyücü her zaman ki gibi siyah pelerinini giyinmiş , zamanının çoğunu büyü yapmak ile.geçirdiği odasında idi. Pelerin den ötürü büyücüsünün vücut yapısını ve suratını görmek imkansızdı. Oda da çesit çesit şişeler , fanuslar hatta hayvanlar vardı. Sislerin bazılarında hayvan ve organları , uzuvları , büyü özleri , kan renginde sıvılar vardı. Büyü özleri o kadar güzel renkteydiler ki sanki yıldızları şişlerin içine tıkmışlar gibi görünüyor idiler. Odasının orta yerinde eski zamanda cehennem den çalınmış olan bir ateş yanıyordu. Büyü özlerini bu ateşte yakıp , iyilik için değil de lanet ve kara büyülerin güçlenmesi için tamamıyla değiştiriyordu. Boynundan aşağıya asılan ve pelerininin on tarafında insanin gözünü alırmış misali uzun bir kolye vardı. Bu kolye büyülü bir kolye değildi. İlk aşkından ona armağan olan içinde seni sonsuza kadar seveceğim yazılı bir kolye idi. Bu kolyeyi uzun yıllar boyunca boynundan çıkarmadı ve çıkarmaya da niyeti asla yoktu. Vexana , haraç insanların ruhları ile karnını doyurmuş emrinde ki iblislerin canini yaka yaka şatosuna doğru ilerlerken bir yandan da bas büyücüye sorduğu sorunun cevapsız kalmasını düşünüyor idi. Kötülükle dolu olan kalbi ve aklına eski zamanlardan kalma anılar geliyordu. Ne tuhaftı ki bu anılar onun anılarından ziyade ona benzeyen birisinin anisi idi. Baş büyücü odasından tüm ülkeye ve tüm dünya da neler olup bittiğini izlemesi için büyükçe bir kazanı vardı. Basta Vexana ve Galie ülkesi olmak üzere çoğu şeyi buradan izlerdi. Vexana'nın düşüncelerini de bu kazandan gören baş büyücü , onun hatıralarının geri gelmemesi için en kuvvetli iksirlerinden bir tane yapmış ve şarabın içine koymuştu. Vexana baş büyücüsünün odasına geldiğinde bu şarabı ona içirecek idi . Tam da tahmin ettiği gibi kraliçe odaya girdi ve ikram edilen şarabi içti. Baş büyücü , Vexana'yı anılarından yarattığı için ara ara hafızanın geri geldiği zamanlar oluyordu. Bu onun için bir problem değildi çünkü çözümü oldukça basitti. Vexana'ya her baktığında sevdiğini ve içinde insanlığından bir tutam kalan kalbini görüyor idi.Kraliçe onun için oldukça değerli olan son kıymetli anıları idi. Vexana savaş için planlar yapamayacak miyiz ? " diye sordu odanın içinde dolanırken. Baş büyücü " Savası bu kadar kafana takman anlamsız. Bizim için bir fareyi yenmek kadar kolay olacak biliyorsun. " dedi boğuk sesiyle. Vexana odada ki şişelerin kapakları ile oynarken " Biliyorum ama biraz eğlenmek iyi gelirdi. Haksız mıyım ? " diye sordu. " Sana zamanı var demiş idim. Şuan sadece savaşta hangi iblislerin olacağını düşünsen benim için kafidir " dedi. Kraliçenin sıkkınlığını gidermesi için güzel bir uğraş idi. Goblinler ? Belki yem olarak kullanılabilirler idi.. Droklar is görebilirler idi. İnsan kafası kopartmak ve etrafı toz duman etmekte üstlerine yoktu. Drok'ların özellikleri iri yarı vücutlarını yüz' e kadar klonlama özellikleri idi. Klonların sayısı arttıkça saldırı güçleri kayboluyordu ama. Toem'ler ise daha üstün bir iblis ırkıydı. Savaşın gidişatına göre istediği anda vücudunun bir bölümünü silah olarak kullanabiliyordu. Aslında hiç birini düşünmemeliydi. Estelix... Tüm iblislerin gücünü toplasan Estelix kadar güçlü olamaz idi. Bir den bire aklına bir kurnazlık geldi. Bas buyucu odasından dışarı ya çıktığı zaman Estelix'i serbest bırakıp Galie şehrine saldırması için emir verecekti. Sonuçta baş büyücü onun emrinin altında çalışan birisiydi.(Ya da o öyle biliyordu.) Buyu özü aramak için odasından çıkan bas büyücüyü gözetleyen Vexana hemen şatonun en üst katında ki kilitli zindanda bulunan Estelix'i serbest bırakmak için goblinlere emir verdi. Goblinler en üst kata çıkıp zindanın kapısını açtılar. Karşılarında dünyanın en korkunç canavarını bekler iken önlerinde birden bire tatlı bir tavsan belirdi. Goblinlerin suratı renkten renge dönmüş idi . Kendi aralarında tavşan ile dalga geçtiler " Bu mu Estelix ? Yıllarca bize anlatılan korkunç canavar bir tavşan mı ? Ne yapacak bu düşmanlara havuç mu atacak ? " derken karanlığın içinden yere sürtünerek ilerleyen kılıç sesleri duyuldu ve tavşan kenara çekildi. Uzaktan baktıkların da insan suretinde bir varlık gözüküyor idi iyice yaklaşan bu varlığın bedeni gerçekten çok yakışıklı bir erkeğin bedeni gibiydi. Sarı saçları , geniş omuzları ve gri renkte gözleri vardı. Daha da yaklaştıkça arkada beliren gölgenin kuyruk olduğunu fark etti goblinler. Kuyruğu bir ejderha kuyruğu gibi uzun ve pullu idi. Ellerinde parmaklar yerine pençeler vardı. Estelix tüm asaletiyle goblinlerin karşısında idi. Aslında bu yaratık zamanında tanrı idi. Tapınaktan sürgün edildikten sonra baş büyücüyle karşılaşmış ve bir vampire çevrilmişti. Sözlerini başka bir şekilde gerçekleştiren baş büyücü tarafından lanetlenip güçlü bir silah haline getirilmişti ama duyguları bir türlü bastırılamamış idi. Bu yüzden ihanet etmek için en doğru zamanı kolluyordu. O zaman en nihayetin de gelmişti. Goblinler kekeleyerek " Galie şehrine gidip kaos yaratmanız emredildi. " dediler hem de korkudan birbirlerine sarılmış şekilde. Ne de olsa onlar ayakçı idi ve hayvan kani ile besleniyorlardı. Estelix " Kraliçeye söyleyin , ben kimseden emir almam . Yalnızca canımın istediğini yaparım." Dedi ve bir anda omuzlarından siyah ve dikenlerle dolup tasan kanatlarını çıkararak Galie ' ye doğru uçmaya başladı.
Galie ülkesi , kendini yeni yeni toparlıyordu. Tüm insanlar el ele verip yıkılan yuvalarını tamir etmişler, kıtlık ve açlık zamanların da herkes birbiri ile yemeğini paylaşmıştı. Öyle ki Kral bile devlet hazinesinden yardımda bulunmuş, özellikle yetiştirdiği hayvanlarını halka sunup kıtlığın önüne geçmeye çalışmıştı. Çirkin yada kötü denmeden bulunan tüm tohumlar kendini yenileyen toprağa ekilmiş, doğaya olan saygılarını en hassas noktaları yapmışlardı. Alev toplarının yarattığı facianın etkileri ülke üzerinden yeni kalkmıştı. Ülkenin vatandaşları her ne kadar eski Kral Heroks Pauperes'i sevmeseler de son zamanlarda oldukça iyi bir kral ölmüştü. Kris ve Ayka'nin bir kız çocukları olmuş idi. Bebeğin gözleri bir daha babasına benziyordu. O kadar ufaktı ki ilk doğduğu zaman ölçülerine uygun kıyafet dikmek çok zor olduğu için bir kaç gün boyunca pamuklara sarmışlardı. Kızlarına Kris'in ölen annesinin ismini vermişler idi. Bebek gerçekten de anneannesine çok benziyordu. Yatakta kızıyla birlikte uzanan Kris , bu yaşananların birer mucize olduğunu düşünüyor idi.. Bebek, annesinin parmaklarını tutmaya çalışıyor ve ona şirinlikler yapıyordu. Bazı zamanlar da ise annesinin saçlarını yakalayıp sımsıkı tutup çekiyordu. Büyüdüğü zaman biraz yaramaz olacağı çok belli idi. Görünüş olarak ananesine benzese de huyu aynı annesi idi. Bu mucizeler, Ayka ile tanisip evlenmeleri ve dünyalar kadar güzel bir kızlarının olması. Yeni ve bir o kadar genç olan Kral Ayka kızına çok güzel bir hediye verecekti. Bu hediye için gece gündüz dememiş kendi elleri ile yapmıştı.Kraliyetin en önemlisi simgesi olan ejderha sembolün de bir kolyeyi yeni doğmuş kızına takmak için odaya girdi. Ejderhalar Galie ve Krallık için oldukça kutsal sayılıyordu. Bu yüzden Fix ile aralarında ki bağ çok kuvvetliydi. Elinde ki çiçek buketini biricik sevgilisi olan Kris'e uzattı " Hepsi geçecek inan , söz veriyorum sana. Senden güzel değiller ama " dedi ve esine kocaman sarılıp öptü. Kolyeyi cebinden çıkartıp küçük kızının yanına yaklaştı. Boynuna burnunu değdirdi ve " Huzur veriyorsun , tıpkı annen gibi kokuyorsun . " dedi ve kolyeyi bebeğin boynuna takti. Kris , "savaş ne zaman ? Bende savaşa katılmak istiyorum. En az diğer şövalyeler kadar yetenekliyim biliyorsun " dedi yatağında uzanır iken . Ayka tam cevap verecekti ki odanın tavanı sallanıp toz halinde çökmeye başladı . Hemen esi ve kızına kendisini siper etti ve onları korudu. Arkadan bir ses " Sadece bebek için iyi dileklerimi sunacak idim . Bu kadar telaşa ne gerek vardı ki ? " dedi. Bu Esteliks'in sesiydi...