Bu yaşananlar çok adaletsizce idi. Babası ile araları yeni düzelmiş , birbirlerine bu kadar düşkünlükle bağlı iken yaşanan amaçsızca ölümü bir türlü kabullenemiyordu. Golie şehrinin onarımı için , hayatta kalan insanlar el birliği ile çalışıyorlardı. Hatta Sessizlik Ormanında yaşayan Ola Perileri bile yardımda bulunuyordu. Yeni Kral olan Ayka , ülke yönetiminde büyük bir değişiklik geirmişti. Önceliği şehrin eski gücünü ve güzelliğini geri kazanması idi. Daha sonra eli kılıç tutabilecek güçte genci yaşlısı erkekleri , savaş için eğitilecekti.
Vexana , lavlar ile dolu olan iblis dünyasına özel bir bölgede baş büyücü ile dolanıp haraç olarak gelen ruhların tadını çıkarıp sohbet ediyolar idi. Vexana elini şakaklarına doğru getirdi ''Hepsini bir anda yememeliyim sonra hiç keyifli olmuyor. '' dedi ağzının kenarını sildi ve elbisesine baktı. Hiç hoşuna gitmemişti bu elbise daha al beni'li bir şeyler giymesi gerekiyordu. Vexana'nın uzun bir süredir aklına takılan bir soru vardı ve bunu baş büyücüye sormalıydı. Parmaklarını sayar gibi yaptı . '' Ben senin kara büyülerinden birisiyim di mi ? '' diye sordu sırat ifadesini değiştirmeden. İblisler ülkesi olan Avinia'yı yöneten , herkesin korku ve güzelliğinden bahsettiği Vexana aslında bir kara büyü idi. Uzun yıllar öncesinde , hatta ve hatta Gelie' de insanlar ve elflerin bile yaşamadığı , belki de tarih kitaplarında bile yazılmayacak kadar eski eski olan bir zaman diliminde geçen bir zamanda , genç ve büyüye merak salan genç bir çocuk yaşarmış. Anne ve babasını hiç hatırlamayan bu çocuk yetimhanede yaşıyormuş. Yaşıtlarına göre zeki ve bir o kadar da merhametliymiş. Cılız görüntüsü nedeniyle kimse onunla konuşmak istiyor ve arkadaşlık yapmıyormuş. Eski zamanda büyü yapmak demek tanrının verdiği kutsal bir güç ve yenilmezliği sergiliyormuş. Bu yüzden bu çocuk gece gündüz demeden büyü gücüne sahip olabilmek için şehir ve yetimhane kütüphanelerinde eski parşömenler de araştırmalar yaparmış. Yıllar geçmiş , bu çocuk artık yakışıklı bir gence dönmüş. Eski cılız halinden eser kalmamış adeta bir kas yığınına dönmüştü. Tabi ki de büyünün yardımı ile. Genç , ülkenin hatta dünyanın en iyi büyücüsü olmuş. Ama bunu kimseye söyleyemezdi çünkü eğer söylerse insanlar tarafından iftiralara mağruz kalacaktı. Bu yüzden sıradan davranıyor ve tadını çıkarıyordu. Günlerden bir gün savaş arenasında turnuvalar düzenlenmeye başlamıştı. Genç adam da bu turnuva'ya katılmaya karar vermişti. Kılıcını fazla savurmadan büyü yardımı ile rakiplerini kolayca yenebilirdi. '' Dang '' sesi duyuldu ve ilk raunt başladı. Tam da tahmin ettiği gibi rakiplerini karşısında adeta bir kukla gibi oynatıyor ve kendisini oldukça güçlü birisiymiş gibi gösteriyor idi , Yarı Finali de kazanmanın sonucunda en nihayet finale yükselmişti. Kazanmaya o kadar odaklanmıştı ki galibiyet ödülünün ne olduğunu bile hatırlamıyordu. Sonunda son maça gelmişti. Karşısındaki rakibin diğer yendiği rakiplerden pek farkı yoktu. Sadece dikkatini zırhının biraz eski olması çekmişti. Genç büyücü saldırıya geçmişti , büyülerin arda arkası kesilmiyordu. Bir darbe ile kafasında ki miğfer yere düştü ve rakibi olan genç kızın uzun kızıl saçları arenada rüzgar gibi savruldu. Sanki havada uçan bu kızıl saçlar bir ok gibi gencin kalbine saplanmıştı. '' Pes ediyorum. '' diyerek arenadan çıkışa doğru ilerledi genç. Tüm seyirciler arkasından '' Yuh , yuh '' diye bağırıyordu ama onun umurunda mıydı sanki. İnsan aşık olduğu insana nasıl saldırabilirdi. Acaba canı çok yanmış mıydı ? , bir yerinde kesik yarası oluşmuş muydu ? '' Aptal , eşşek , akılsız . '' diye diye kendine arenadan uzaklaşmıştı.
'' Bir , iki , üç . '' diyerek okları tahta hedefe doğru atıyordu ormanda. Aklı hala daha arenadaki kızdaydı. Ama insan içine çıkmak istemiyor idi. '' Beş , altı , yedi. '' diye devam ediyordu. Her ok atışında kızıl saçların kokusu burnuna gelir gibi oluyordu. Bir anda ağaçların üstünden bir ses '' Sekiz , dokuz , on. '' diye bağırdı. Ağaç dalından atlayıp yere indi ve o kızıl saçlar... '' Aferin saymayı biliyormuşsun '' dedi ve elindeki elmadan bir ısırık aldı. '' O gün arenadan öyle kaçınca bende korkusundan aklını kaçırdı diye düşünmüştüm. '' dedi alaycı bir tavırla. Genç oldukça şaşırmıştı. Onu nasıl bulmuştu , acaba takip mi etmişti?. Aman iyi ki de etmişti , yoksa bir daha nerede görecektim onu '' diye söylendi içinden. Kız yediği elmanın çöpünü gencin kafasına fırlattı ve '' Ağaçlarla konuşmuyorum , sana diyorum. '' dedi gence doğru sinsi adımlar attı. Genç kılıcını arkaya doğru savurdu. Kılıç tam kızın boğazına dayanmıştı. '' Git başımdan , sakın bir daha buraya gelme. '' dedi kızgınca. Yıllar önce yanlış yaptığı bir büyü sonucunda çift karakterli bir insana dönüşüyordu. Dünyayı yok edecek kadar kötü birisine hem de. Genç kız bir şey demeden , arkasını dönüp gitti. '' Genç adamın bilmediği bir şey vardı ama kızın kalbi de ona vurulmuştu. Neredeyse her gün kız onun yanına gitti ve her defasında geri çevrildi ta ki bir gün kılıç yine boğazında iken gencin dudaklarına bir buse kondurmasına kadar. Genç çocuk bu öpücük sayesinde sanki günden güne iyileşiyordu. Genç savaşçı kızın yanında olması , onun eski kötü düşüncelere dalmasını engelliyor , böylelikle büyü tetiklenemiyor ve genç adamı etkileyemiyordu. İki Aşıktan önce çok iyi arkadaş olmuştular. Ayrı oldukları bir gün bile yoktu. Birlikte ava çıkıp , dağları keşfediyorlar, diyar diyar gezip kendi büyülerini yaratmak için malzeme topluyordu , çiçek özleri , ejder kanları , ağaç sıvıları , okyanusun tuzlu sularının içinde gizli olan kristaller ve daha niceleri. Büyü özü aramadıkları günlerde arenadaki dövüşün devamını getiriyorlardı. Genç kız sürekli , genç adama takılıyordu. Baya şakalaşmayı seven cesur ve özgür ruhlu bir kızdı. Genç adam ise özgüven eksikliğini büyü yapmak yerine bu genç hanım ile dolduruyordu. Bir gün olması neredeyse imkansız olan bir büyü özünün peşine düştüler. Bu büyü özü okyanusun derinliklerinde bir mağarada yaşayan bir su ejderhası tarafından korunuyordu. Eski zamanlarda ejderhalar su altında da yaşayabiliyorlar idi. Bu büyü özü ejderhanın kuyruğunun ucundaki pulun içerisinde gizliydi. Kendilerini hazırlayıp bu zorlu serüvene doğru yola çıktılar. Yol boyunca tüketecekleri yiyecek ve içecek almak için limanda alışveriş yapmaları lazımdı. Uygun fiyatta bir gemi bulup satın aldılar , sonra ekmek meyve ve çeşitli yiyecek alıp , satın aldıkları gemiye yüklediler. Ejderhanın yerini bulmak için çok bilgileri yoktu. Ellerinde sadece özel bir yazı ile yazılmış bir harita vardı. Bu harita büyülü bir mürekkep ile yazıldığı için sadece ay ışığında okunabiliyordu. Bu yüzden ejderhayı çoğu insan bulmakta zorlanıyordu. Dün gece ay ışığında bazı notlar yazmışlardı. Bu notlara göre geminin dümenini o yöne çevirdiler. İlkbahar mevsimine göre hava oldukça sıcaktı , hatta insanı terlemeye yetecek kadar güneş ısıtıyordu. Deniz durgun idi , gökyüzünde uçan martılardan başka arkadaşları yoktu. Bir kaç gün durgun denizde yön bulmak ile geçti. Geceleri hava daha soğuk oluyordu , ısınmak ve hasta olmamak için geceleri gemi üzerinde bolca kılıç antrenman'ı yapıyorlardı. Antrenman yaptıkları bir gece genç adam , kıza biraz zorlu davrandı ve kız yere yığıldı. Gözlerini gökyüzüne çeviren genç kız haritada gözüken takım yıldızının tam üzerlerinde olduğunu fark etti. Kalkıp haritaya doğru koştu. Haritayı gökyüzüne kaldırıp '' Bulduk '' diye bağırdı sevincinden. Denizin derinliklerine inmek için sabahı beklemeleri gerekiyor idi , gece böyle bir işe kalkışmak oldukça tehlikeli olabilirdi. Sabah olduğunda adam büyü gücü ile kendisini ve yol arkadaşı olan sevdiğini kutsadı. Böylelikle denizin altında rahatça nefes alabilecek ve karanlıkta bile görebileceklerdi. Özel yapım olan silahlarını kuşanıp denize atladılar. Daha önce böyle güzellikte ve renkte olan canlılar görmemişlerdi. Hatta yeryüzünde hiç bir ağaç , çiçek ve meyvede böyle renkler yoktu. Deniz anaları bu dalışlarında sanki onlara eşlik ediyor gibiydiler. Deniz sincapları , deniz kestanelerinin peşinden koşturuyor balıklar sürü halinde dolanıyordu. Doğanın kanununda olduğu gibi , büyük balıklar küçük balıkları avlıyordu. İyice derinlere dalan gençler. Denizin içinde yanan alev ve lavları görünce çok şaşırmıştı. Onların bildikleri lav sadece yanardağın zirvesinden fışkıran lavlar idi. Genç kız , adamın kolundan tuttu. Belli ki bir şey görmüştü. Bir mağara girişi gördüler ve içerisine doğru yüzmeye devam ettiler. Mağaranın içinde boynuzları buz mavisi , gövdesi , kanatları ve pençeleri beyaz renkte ve kuyruğu koyu mavi renkte olan büyü özünü koruyan ejderhayı gördüler. Kuyruğunun ucunda duran öz bir inci tanesi gibiydi ve ışıltıyla parlıyordu. Kayalara yavaşça tutunarak ilerlemeye devam ettiler. Adam , kıza dönerek kendisinin gideceğini işaretler ile anlattı. Ejderhaya doğru yavaşça yüzdü. Ejderha uyukluyordu ve uyurken ağzından ve burnundan baloncuklar yukarıya doğru çıkıyor ufak çaplı bir su akıntısı meydana getiriyordu. Adam iyice kuyruğa yaklaştı ve büyü özüne dokunarak yerinden çıkardı. Ejderha bir anda uyandı. O güzel renkte olan bedeninin yanı sıra gözleri adeta cehennem kızılı gibiydi. Pençelerini kaldığı mağaranın duvarlarına dayadı ve kuyruğu ile adama saldırmaya başladı. Genç adamın koruma büyüleri işe yaramıyor gibiydi. Özel yapım büyülü silahları ile ejderhaya saldırmaya başladı ama ejderhanın yanında bu silahlar , dişte kürdan misali gibiydi. Adamın bu hamleleri ejderhayı oldukça sinirlendirmişti. Çileden çıkan ejderha amaçsızca saldırmaya başlamıştı. Bu saldırıların birinde adam sağ kolunu kaybetmişti oldukça kan kaybediyordu ve gözleri yavaşça kapanıyordu. Genç kız yardım etmek için hemen ejderhaya doğru hamle yaptı ama ejderha onu pençelerinin içine alıp ezmeye başladı. Adamın tek çaresi kalmıştı. İçindeki kara büyüyü dışarıya vuracaktı. Gözleri yavaşça kapanan adamın etrafında kırmızı ve siyah renkte bir su girdabı oluştu. Adam , mağarayı toz eder gibi saldırmaya başladı. Büyü gücü o kadar yükselmişti ki suyun akış yönü bile değişmiş okyanusta yaşayan tüm canlılar hayatını kaybetmişti. Bilinci yerine gelen güçlü büyücü kendisini geminin güvertesinde sırt üstü yatarken buldu. Gemi bilinmeyen bir karaya oturmuştu. Yavaş yavaş hafızası geri gelmeye başladı. Avucunda bir şey olduğunu fark etti ve avucunun açtığında ise büyü öz'ünü gördü. Yol arkadaşı biricik sevdiğini kurtarmak yerine onu kendi elleri ile öldürmüştü. Yaşaması için hiç bir sebep yoktu. Avucundaki büyü özünü bir hamlede yuttu. Bedenin içinde dolanan öz adamın vücudunun kopan uzuvlarını geri getirmişti ama bu uzuvlar İblis'lerin parçalarındandı. Vücudunda dolup taşan bir büyü gücü vardı. Bu büyü gücü Kara büyünün lanetine yenildi. Tüm insanların önünde titreyeceği '' İblis Kral '' böyle doğmuştu. Yalnız bir yolculuk yapmamak ve eski aşkını hatırlamak için Vexana'yı yaratmıştı. İblis Krallığı olan Avinia'yı kurtarmak için bilinmeyen topraklara gitti ve Vexana'yı kurduğu krallığın Kraliçesi yaptı...