Yüzünden aşağıya doğru ilerleyen kanlar , bereketli toprağa döküldükçe doğanın yarattığı yaşam enerjisini öldürüyordu. Kaçması mı gerekliydi yoksa cesur bir şövalye gibi savaşacak mıydı ? Daha önce bir iblis ile savaşmamıştı. Bu konuda oldukça deneyimsizdi. Kılıcın kın'ını yavaşça tuttu, sol ayağını bir adım geriye attı artık atak için hazırdı. Goblin , buruşuk, yeşil ve kanlar içerisindeki suratını ağaç dalından aşağıya doğru verdi. Pençelerinin biriyle dala tutunurken diğer eliyle dairesel hareketler yapıp konuştu;
'' Sana saldıracağımı düşünmedin herhalde. İnsan dünyasının geyiklerine bayılıyorum. Kalpleri bir hayli leziz oluyor. Ah... Öylesine leziz , hoş, kraliçem ile birlikte yemek yer gibi. Hayır. Goblin sessiz ol. Seni duyacak, bizi duyacak, ama geyikler vazgeçemiyorum onlardan. '' Dedi.
Ne kadar da dengesiz bir İblis Goblin bu. Gerçekten bununla savaşmaya değer miydi? Neden bu kadar çok korkmuştu, buraya nasıl gelmişti ki ? Ülkeler arası sınırları geçmek için savaş çıkması gerekliydi lakin Kutsal Savaş henüz başlamamıştı. Ayka;
''Buraya gelmende ki amacının geyik kalbi olduğunu anladım. Buraya nasıl geldin? Hemen gitmelisin yoksa seni delik deşik ederim. Her ay düzenli olarak haraç yolluyoruz zaten. Şimdide hayvanlarımıza mı göz diktiniz sizi lanet pislikler.'' Dedi.
Goblin bir anda ayak pençeleri ile ağaca tutundu ve bedenini aşağıya doğru sarkıtarak sallanmaya başladı.
'' Öyle deme seni küçük Pres , yolladığınız haraçları biz mi yiyoruz sanıyorsun ? Kraliçemiz'den kalan artıklardan ne varsa midemize giriyor. Böylesine bir geyik kalbi yemeyeli yıllar olmuştu. Gerçi insanları yemek çok hoşuma gitmiyor ama senin ciğerlerinde gözüme bir hoş gözüktü. AH... Kraliçem, özür dilerim , hayır , hayır bir daha yapmayacağım. Savaş başlayacak Prens, ansızın başlayacak. Gizli geçitten geçerek hepinizi yok edecek. Hım, söylememeli Goblin bunları söylememeli. '' Dedi
Gizli tünel mi ? Savaş mı ? Bütün bunlardan nasıl haberi olabilirdi. Aramızda bir hain mi vardı. Geçen ki eğitimde sürgüne yollanan şövalye mi acaba ? Ondan baya şüphelenmişti. Goblin, Ayka'nın bu sözlerine gülerek;
''Aptal insan, baş büyücü hepinizi, her anınızı sürekli izliyor. Biz iblisleri asla yenemeyeceksiniz.'' Dedi.
Goblin bir anda kendini dalın üzerine doğru doğrulttu ve boyut değiştirme özelliği ile kendini fare boyutuna dönüştürdü. Böylelikle takip edilmesi daha zor olacaktı ve hızlı hareket edecekti. Hızlıca ağaçtan indi ve yüksek ihtimalle gizli geçit'e doğru ilerliyordu. Bu geçitten geçmek, yüksek ihtimalle yasaktı. Goblin de buraya sırf geyik kalbi yemek için gelmişti , kraliçenin cezasından fazlasıyla korktuğu içinde akli dengesini kaybetmişti. Hızlıca ilerleyen Goblin'i takip etmeye başladı. O kadar hızlı ilerliyordu ki nefes nefese kalmış, dizleri daha tutmuyordu. Kıyafetleri berbat bir haldeydi ve ayakkabısının sağ tekini de düşürmüştü, dikenler hep ayağına geçmişti. Canı çok yanıyordu ama takibi asla bırakmayacaktı. Hızlıca süren bu takibin sonu Sessizlik Ormanı'nda bitti. Bu ormana giriş yasaktı. Dışında sıklıkla büyümüş olan ağaçlar ormana girmeyi oldukça zorlaştırıyordu, bambaşka bir yerdi burası. Goblin'in neden şekil değiştirdiğini şimdi anladı. O sıklıkta olan aralardan bir insanın geçebilmesi mümkün değildi. Yinede deneyecekti. Kılıcı kın'dan çıkardı ve ağaçların arasındaki dikenleri, dalları kesmeye başladı. Her kestiği dal yeniden birleşiyor ve bu sefer daha da gökyüzüne uzanıyordu.
'' Lanet olsun burada da mı büyü. '' Dedi içinden.
Bugünlük pes etmişti. Yarın daha güçlü silahlarla yeniden deneyecekti. Günün yorgunluğunu atlatması için Kris'i görmesi gerekliydi. Bunun için özenle hazırlanıp da berbat hale gelen kıyafetlerini değişip güzelce bir banyo yapması lazımdı. Birde kraliyet hekimlerine gözüküp, ayağının altına geçen dikenleri çıkarttırıp, pansuman yaptırması gerekiyordu. Kendini zar zor kalenin önüne attı. Bayılacak durumdaydı, başı dönüyordu yer ayağının altından adeta kayıyordu. Daha fazla dayanamadı ve kalenin önünde bayıldı. Onu o halde gören kapı bekçileri hemen yanına koştular ve iri yarı olan kapı bekçisi onu sırtına alarak hekimlerin yanına götürdü. Ayka'yı o halde gören Fix çileden çıkmıştı. Etrafa alevler saçıyordu, onu sakinleştiremiyorlardı. Bir kaç ağaç ve kuleyi yakıp, kırdıktan sonra nihayet sakinleşmişti. Hekimlerin hepsi yatakta uzanan Ayka'nın başında toplandı. Birisi ayaklarını muayene ediyorken diğerleri de vücudunda ki diğer uzuvları kontrol ediyorlardı. Ağır bir durumu yoktu, yorgunluktan bayılmıştı sadece.
Muayenesi biten ve yaraları sarılan genç adam gözlerini açtığında yanında babasını gördü. Kral;
'' İyi misin oğlum ? Senin gibi güçlü bir şövalyeyi kim bu hale getirdi anlat, anlat ki gidip kellesini alayım. '' Dedi.
Ayka, başından geçenleri tek tek babasına anlattı. Olayları dinleyen Kral kaskatı kesilmişti. Ayağa kalktı ve
'' Sen iyice dinlen, bundan sonrasını ben hallederim. O ormanı küle çevireceğim. '' Dedi.
Kral hızlıca odadan çıktı ve koridorda hızlıca yürürken bağırdı;
'' Tüm a*s'lar savaş pozisyonuna hazırlan! ''
On dakika içinde tüm a*s'lar kalenin önünde hazır bir şekilde toplandı. Toplar arabalara koyuldu ve atlara bağlandı, atların gemleri kontrol edildi, Kral zırhını ve silahlarını kuşanıp Fix'e bindi ve Sessizlik Ormanına doğru yola koyuldular. Gözlerini bir an bile olsun ufuk çizgisinden ayırmıyordu. Gözleri hırs ve öfke ile doluydu. Atlar Fix'in hızına yetişmekte zorlanıyordu. En nihayetinde orman gözüktü. Şövalyeler yerini aldı ve topları arabadan indirip, düzenekleri yere sabitlediler. Yukarıya doğru bakıp kraldan '' Saldır '' emrini beklediler.
Kral aşağıya doğru baktı, yapılan hazırlıkları göz ucuyla iyice kontrol ettikten sonra emri verdi. Şövalyeler yarını yokmuş gibi saldırıyordu. Fix, güneşten daha sıcak olan aleviyle ormanı yakıyordu. Etraf tam bir cehenneme dönmüştü, ağaçların yaprakları küle dönüp tozlar halinde havaya karışıyordu, toplar ağaçları ortadan ikiye bölmüştü. Şövalyeler durmuştu, Sessizlik Ormanı adeta adı ile bütünleşmişti. Kral az da olsa Vexana'dan intikamını almıştı , tam hazırlanıp geri döneceklerdi ki ormandan derin bir gürültü duyulmaya başlandı. Yeni filizlenmiş bir gül misali kendini baştan yaratıyordu. Az önce yakılıp yıkılan ormandan eser yoktu.
Kral ;
'' Şövalye geri dön ve savaş. '' Diye bağırdı.
Şövalyeler tekrardan eski yerlerini aldılar ve az önceki saldırının bin katı gücünde yeniden saldırdılar. Orman büyülü gücünü dışarıya vurdu, artık aldığı her saldırı sonrası Kralın topraklarına doğru büyüyordu. Kral, savaşa o kadar dalmıştı ki bunun farkında değildi. Tırsmış olan a*s şövalyeler hep bir ağızdan Krala bağırdılar ;
'' Kralım topraklarımız! ''
Başını aşağıya doğru uzatana Kral topraklarını işgal eden ormanı gördü ve çaresiz bir şekilde seslenip emrini verdi.
'' Şövalye! Geri çekil! ''
Derin bir ümitsizlik içinde olan Kral ve askerleri kraliyet topraklarına geri döndüler. Sorunlarına bir yenisini ekleyen daha Kral, kara kara ormanın büyümesini nasıl engelleyeceğini hakkında planlar kurmaya başladı. Kraliyet toprakları ile ormanın arasına hendekler açıp büyükçe bir duvar örmeye karar verdi. Starin rütbesindeki çaylaklar bu planı uygulamak için harekete koyuldular. Savaşa katılmadıkları için oldukça dinç ve kuvvetleri yerindeydi ama bu bir günde olacak bir iş değildi, Kral da bunun farkındaydı...
Ayka iyice toparlanmıştı, meyhanenin kapanma saati de yaklaşmıştı. Hazırlanıp at arabasına binip, meyhanenin yolunu tuttu. Yürürken topallıyordu, bu onun çokta umurunda değildi. Birazdan tüm acıları geçecekti. Meyhanenin kapsını açtı ve içeriye girdi. Kris , Ayka'yı görür görmez elindeki tüm işi bıraktı ve ona doğru koşup sarıldı.
'' Sana bir şey oldu diye çok korktum. Nerelerdeydin ? '' diye sordu.
Ayka, sevdiğinin saçlarının kokusunun derin bir şekilde içine çekti. Geriye çekilip alnından öptü ve
'' İyiyim sevgilim. Özür dilerim. Bir daha seni böyle üzmeyeceğim. '' Dedi.
Genç adama daha da sıkıca sarıldı Kris. Gerçekten de çok fazla endişelenmişti.
'' Hadi otur. Sana içecek getireyim. '' Dedi.
Ayka yavaşça yanında boş duran masaya doğru yöneldi ve oturdu. Kris ahşaptan olma tezgahın arkasına geçti ve Ayka için pişirdiği kılıç şeklindeki kurabiyeleri bir tabağa koydu yanında da en sevdiği içecek vardı. Belli ki oda bugün sevdiği adam için özenle süslenip, hazırlanmıştı. Saçlarını balıksırtı modelinde örmüş, yaka dekoltesi fazla olan sarı çiçekli elbisesini giymişti. Boynunda ise Ayka'dan armağan olan kolyesi vardı. Tezgahın arkasından elinde tepsi ile birlikte çıktı ve sevgilisinin oturduğu masaya gitti.
''Sever misin bilmem ama senin için pişirdim bunları, umarım beğenirsin.'' Dedi.
Genç adam o kadar mutlu olmuştu ki tabaktaki bütün kurabiyeleri ağzına atıp, ağzı dolup taşar bir şekilde,
'' Bayıldım.'' Dedi.
Oldukça komik gözüküyordu. Yanakları adeta balon misali şişmişti. Ağzı o kadar doluydu ki kurabiyeleri bile çiğneyip yutamıyordu. Kris gülümseyerek,
'' Biraz içecek iç şapşal, boğulacaksın. '' dedi.
Kadehten büyük bir yudum alan Ayka, ağzındaki kurabiyeleri yuttu ve
'' Bu kurabiyelere büyü mü yaptın sen? Daha da aşık oluyorum sana.'' Numara yaparak '' Galiba aşkından bayılıyorum. '' Dedi
Bu iki gencin aşkı dillere destan olmak üzereydi. a*s'lardan olan bir şövalye de oradaydı ve gizliden gizliye Ayka ile Kris'i izliyordu. Aklında hemen hızlıca pir plan kurmuştu. Krala burada gördüğü bütün şeyleri anlatıp, Ayka'nın ihaneti sonucunda artık a*s'ları o yönetecekti. Bir koşu kaleye gidip Kralın huzuruna çıkmak istedi ve kabul edildi. Kralına selamını verdi ve
'' Kralım, bugün şehrin merkezinde bulunan meyhanede Prens Ayka'yı , garson kızla sarılı ve güzelce
sohbet ederken gördüm. Size bunu söyleme gereğinde hissettim. ''dedi.
Kral çok öfkelense de yerine geçecek olan oğlunun itibarının zedelenmesine izin veremezdi.
'' Sen kim oluyorsun da bir prensi gizlice izleyebiliyorsun. Ne cüretle! Şövalyeler bu densizin üzerindeki kıyafetleri alın ve sürgün kıyafetlerini giydirin. Sessizlik Ormanına ördüğümüz duvarın iç tarafına bırakın. '' Dedi.
Sol tarafında duran şövalyeye dönüp;
'' Buraya gel şövalye. '' Dedi.
Şövalye yaklaştı ve Kral sözlerine devam etti.
'' Bu haini oraya bıraktıktan sonra kontrol et. Ormanın ona ne yapacağını merak ediyorum. '' Dedi.
Karnını bir güzel doyuran Ayka, önünde duran kadehin kenarından akan damlaları sayarken , Kris'in meyhaneyi temizlemesini bekliyordu. Birden yanına orta boyda, hafif toplu bir adam yaklaştı,
'' Demek güzeller güzeli Kris'in kalbini çalan genç şövalye sensin. Ben bu meyhanenin patronuyum. Kris uzun zamandır benimle birlikte çalışır , bebekliğinden tut çocukluğuna ve gençliğine kadar her anında yanındaydım. Babasını çok erken yaşta kaybetti, o benim en yakın arkadaşımdı. Dostum ölüm döşeğindeyken kızını ve eşini bana emanet etti. Kris'e göz kulak olabildim ama annesi... Amansız bir hastalığa yakalandı. Kris , çalışıp annesine bakıyor. Etraftaki komşular yardımcı olsa da bu hastalığı yenmek neredeyse imkansız. Demem o ki genç adam Kris'i üzersen karşında beni bulursun! Sakın onu sahipsiz sanma! ''
Ayka, duydukları karşısında çok üzülmüştü. Sevdiği kadın ne acılar çekmiş, neler yaşamış ve hala daha yaşamaya devam ediyormuş.
'' Onu asla üzüp, kırmayacağıma söz veriyorum eğer ki karanlık düşüncelere dalıp öyle bir hataya düşecek olursam hiç düşünmeden beni öldürün. '' Dedi genç aşık.
Meyhanenin patronu bu asilce davranış ve sözlerden oldukça etkilenmişti. Kris'e bu denli aşık ve sadık olması, o ölse de artık onları koruyup kollayacak birinin olması hissi ona huzur vemişti.
'' Patron temizlik bitti, çıkabilir miyim ? '' diye sordu Kris.
Patron mutfağa doğru ilerleyerek,
'' Hadi çıkın bakalım. '' Dedi.
Kris, Ayka'nın koluna girdi ve
'' Bu akşam yürüyecek durumda değilsin. At arabasına binelim, hem de biraz gezmiş oluruz. '' Dedi
At arabasına binerken Ayka oldukça zorlanmıştı. Kris tüm gücüyle genç adamı yukarıya doğru kaldırdı ve arabanın içindeki koltuğa doğru itti. Ayka şaşkın gözlerle Kris'e doğru baktı ve genç kız ,
'' Sanan beni küçümseme demiştim. Ellerimde değil, seni bir ömür kalbimde taşıyacağım. '' Dedi.
Ayka, arabaya binmeye çalışan genç kızı belinden kavradı ve koltuğa oturttu. Önünde zar zor eğilerek, hayatını tamamıyla değiştirecek olan o soruyu sordu.
'' Benim beyaz zambağım, gel bir ömür beraber nefes alalım, günüm seninle başlayıp, seninle bitsin. Benimle evlenir misin ? ''
Kris'in gözleri dolmuştu. Bu soruyu asla beklemiyordu. Sağ elini kendi kalbine, sol elini ise Ayka'nın kalbinin üzerine koydu ve
'' Ölüm bizi ayırana kadar... Evet. '' Dedi.
Sürgün edilen şövalye en nihayetinde ormana götürülmüştü. a*s şövalye, aciz adamı yeni yapılan duvar kapısından içeriye sırtına bir tekme atarak soktu. Kendisi de duvarın zirvesine çıkıp olup biteni izleyecekti. Belinde kılıcı, elinde mızrağı ile duvarın merdivenlerini çıkmaya başladı. Zirveye vardı ve oturdu, aşağıya bakıp Kralın gözünde bir hain ilan edilen adamı izliyordu. Adamın yardım çığlıkları etrafı inletiyordu.
'' Kralım yalvarırım beni affedin. Yalvarırım beni buradan çıkarın. ''
Haykıran bu adamın sesi daha da yükseldikçe adeta bir yılanı anımsatan sarmaşıklar adama doğru yaklaştı. Sarmaşıkları gören adam hızlıca duvara doğru koşmaya başladı ama bu haykırışlar ve koşmaca anlamsız ve boşunaydı. Sarmaşıklar adamı bacaklarından gövdesine doğru ilerleyerek sardı. Adam, anlamsızca kelimeler söylemeye başladı.
'' Resya mazdily, akird igesv. ''
Bu dil Galie'nin yönetimi Elflerin elinde iken kullanılan eski dildi. Anlamı ise,
'' Tanrı bizi korur, o bizi sever. ''
Sarmaşıklar artık adamı boydan boya sardı ve kurbanlık koyun gibi ormanın içine doğru ekti. a*s şövalye, katıldığı bir sürü savaşta bine yakın ölüm görmüştü, bu onu o kadar da etkilemişti. Merdivenlerden aşağıya doğru inerken sarmaşıklar bu sefer onu belinden kavradı ve havaya savurup ormanın içine doğru attı. Sıklıkta olan ağaçlar kitap sayfaları gibi açıldı ve şövalyeyi içine hapsetti. Gökyüzünde bir anda kocaman bir el belirdi ve Starin'lerin bin bir zahmetle yaptıkları duvarı tek seferde yıktı. Gökyüzünde ki el o kadar büyüktü ki Kraliyetten rahatlıkla görülüyordu. Ayka , Kris, Kral ve diğer tüm insanlar oldukları yerde kalıp sadece devasa eli izliyordu. Kral toplantı salonunun balkonuna geçti, ellerini balkon sütunlarına koyup sıktı,
'' Merhaba baş büyücü... ''