Gözlerimi açınca yatakta tek olduğumu görüp etrafa baktım. En azından Kerem'le sarmaş dolaş uyanmamıştım, bu da bir şeydi değil mi?
Pijamalarla odadan çıkarken, kahvaltı hazırlayan bir Kerem beklemiyordum doğrusu. Her ne kadar onun hazırladığı kahvaltıyı Eren yerle bir etse de çabalıyordu en azından.
"Günaydın." diyerek onlara yaklaşırken, bir yandan da yüzümü buruşturdum. "Ne yapıyorsunuz?"
"Kahvaltı."
"Hadi ya." Kaşlarımı kaldırıp sofraya bakmaya devam ettim. "Vallahi burdan bakınca çöplüğe benziyor daha çok."
"Niye öyle diyorsun ki. Reçelli zeytin daha güzel oluyor, sen de dene diye özellikle koymuştu Eren onu oraya." diyerek parmağıyla reçelin içindeki zeytini alıp ağzına attı Kerem. "Sen yemezsen ben de yerim yani. Sorun yok."
"Ya ama." diye bağırıp ikisini de kovdum mutfaktan. "Sakın diyeyim bir daha kahvaltı falan hazırlamayın. Hiç gerek yok, gerçekten."
Eren'i kendine çevirerek konuşmaya başladı Kerem. "Görüyorsun değil mi Eren, ne yaparsan yap yaranamıyorsun kadınlara."
Peynirin içindeki domatesleri ayıklarken, "Ya. Sorma." diyerek gözlerimi devirdim. "Ne kadar da mükemmel bir kahvaltı sofrası oysa ki."
"Aaaa. Vallahi de çok güzel." diyerek kenara ayırdığım domatesleri alarak yemeye başladı Kerem. Bir yandan da Eren'in ağzına tepmeyi ihmal etmiyordu tabii.
"Ya ama." diye cırlayarak ayağımı yere vurdum. "Sizin yüzünüzden ben yiyemeyeceğim."
Ağzı domatesle dolu olan Kerem "Niye ki?" dediğinde yanaklarını mıncırmamak için zor tuttum kendimi. Az ilerde tatlı olur musun canım?
"Siz ikiniz birlikte kahvaltı yapınca mide kalmıyor bende de, ondan."
"Iftira atma ya. Çok da güzel kahvaltı yapıyoruz." diyerek gamzelerini gözüme soka soka gülen Kerem tatlılığı diye bir şey vardı şu an. Evet gamzeler.. Diğer tarafta da minik bir gamzesi vardı ve ben kitaplarda okurken bile görünüşlerini hayal edip aşık olurdum gamzeli erkeklere. Bu da kaderin bana cesaretin var mı aşka çarpıyor kalbim bir başka diye playback yapma şekli oluyordu sanırım.
"Neyse yiyin siz." diyerek gözlerimi kapatarak mutfaktan çıkmak için arkamı döndüm. "Ben bu manzarayı görmesem daha iyi olur sanırım."
Kerem kolumdan tutarak "Asla olmaz." dedi. "Biz senin için hazırladık kahvaltıyı."
Hazırladıkları şey asla bir kahvaltı sofrasına benzemiyordu. Ve midemin bulanması gibi bir gerçek vardı. Ama yine de Kerem ve Eren'in tatlılığı ve gülüşü için buna katlanabilirdim sanırım.
Kahvaltı yaptıktan sonra ben kahvaltı sofrasını toplarken, Kerem de Eren'i alarak bilgisayar başına oturdu. Işlerini evden yapma kısmına geçmişti sanırım. Bilgisayara uzaylı muamelesi yapan Eren'e bakıp gülerek sofrayı toplamaya devam ettim. Ve salona geçince ne gördüm dersiniz? Laptopun tüm tuşlarını sökmüş, masum masum bana bakan bir adet Eren.
"Kerem!"
"Efendim." diyerek içeri gelen Kerem'e bakıp sırıttım.
"Laptopunun yeni tasarımını nasıl buldun?"
Kerem önce laptopa sonra Eren'e bakıp gülümsedi, benim beklediğimin aksine. Eren'e yaklaşıp koltuğa oturarak onu da kucağına aldı. "Bak bu tuş da fazlaydı. Al al." diyerek kendi de tuşları sökmeye başlayınca kahkaha attım. Ciddi ciddi problemliydi bu çocuk.
"Ya sökmesene. Deli midir nedir?"
"Dursana ya. Yeni tasarım yapacağız biz." diyerek beni azarlayan Kerem, Eren'le birlikte tuşları sökmeye devam ederken, Eren de her sökülen tuşta kahkaha atıyordu.
"Kerem, iyice delirdin ha. Bıraksana." deyince Eren'i bana doğru çevirdi.
"Iyi bak. Gözlerinin içi gülerken, neden iki kuruşluk şeyler için ağlamasına izin vereyim ki?"
O laptop iki kuruşluk değildi. Üstelik Eren gıdıkladığında da gülüyordu. Ama Kerem'e söylemedim bunları. O kardeşime bu kadar değer verirken, bi laptop kaç para biliyor musun diyemedim. Ben mi taş kalpliydim yoksa Kerem mi çok özel bir insandı bilmiyorum? Ve ikinci seçenek daha mantıklıydı büyük bir ihtimalle. Resmen Allah melek yerine onu çıkarmıştı karşımıza. Annem ve babam gibi onu da kaybetmek istemiyordum ama eninde sonunda sevecekti başka birini. Inşallah da ona layık birini sevip çok mutlu olurdu, sonuna kadar hak ediyordu çünkü. Ama yine de sevmesindi. Bencillik belki biliyorum ama, içimde bir yerlerde ondan ayrılmak istemediğimi fark ediyordum. Kim isterdi ki?
"Gözün kaldı ya. Gel sen de sök bir iki tane." diyerek bana seslenen Kerem'e bakarak "Manyak." dedim. Eren'in söktükleri yetmiyormuş gibi kendi de içine ediyordu güzelim laptopun.
"Hadi gel şimdi de takalım." diyerek Eren'e bakan Kerem'e baktım şaşkınlıkla.
"Ne yani, takılıyor mu onlar?"
"Evet." diyerek gülen Kerem'in ağzının ortasına geçiresim vardı şu an. Ben burda endişeleneyim, beyefendi benimle dalga geçsin. Tipsiz!
"Neden baştan demiyorsun?"
"Sormadın ki." Evire çevre döverdim ama ben bunu. Bir de pişkin pişkin cevap veriyordu utanmadan. "Bu arada, yarın kayıt için okula gideceğiz." diyen Kerem'le birlikte bu kez gülümseyen taraf ben oldum. Sonunda babamın isteklerini yerine getirmeye başlayabilecektim. O okulu birinci olarak bitirip, babamın karşısına gururla çıkmam gerekiyordu.
"Tamam." diyerek tuşları yerleştiren Kerem'e bakarken, az önceki sinirimden eser kalmamıştı. Şu an benim için başka hiçbir şeyin önemi yoktu çünkü. Tek düşündüğüm şey annemle babamı mutlu edecek olmamdı. Her ne kadar ilk başlarda artık bir önemi yok desem de şu an benim için bundan daha önemli bir şey yoktu. Kerem günün birinde gidecekti ve ben Eren'e en iyi şekilde bakmak istiyordum. Kerem'in gideceğini düşünmek kalbimi acıtsa da, gerçek buydu.