4. Bölüm

671 Kelimeler
Günlerdir bir dolaba sıkışmıştım; o dolaptan çıkamıyordum. Günlerdir bir geceye kısılmıştım; o geceden sıyrılamıyordum. Günlerdir bir adamın kulağımda çınlayan sözlerine esaretimi vermiştim; ama o adamdan da geçemiyordum. Yine bir akşam vakti, odamın duvarları beni odaya sığdırmayacağını gösterdiğinde kendimi dışarı attım. Yurdumuz Kordon Boyu'na yakındı. Denizden vuran esintili havayı içime çeke çeke yürümeye başladım. Üniversiteye başladığım ilk haftaydı. Tesadüf eseri ona gözümün çarptığı o ilk günden bu yana kalbim yolunu şaşırmıyordu. Daima ona çıkan yolları bulur; getirir ve önüme sererdi. O gün, ilk kez bu denli yolunu kaybetmiş; ondan sonra da bir türlü rotasını bulamamıştı. Adımlarım beni kordona getirdiğinde yalnızlığımı en derinlerimde hissettim. Arkadaşlarıma daha bu olayı anlatamamıştım. Bilmiyorum, sanırım biraz utanıyordum. 'İzleyin, şimdi benimle nasıl oynayacaklar.' diyememiştim. Onları bu saatte ararsam kötü bir şey olduğunu anlayacaklarından ötürü telefona giden elimi geri indirdim. Denize bakan banklardan birine oturduğumda elimi hızlıca gözüme salladım. Gözlerimi havaya dikip hızlı hızlı kırpıştırırken pınarlarımı dolduran yaşların denizin tuzundan olduğuna kendimi inandırmaya çalışıyordum. Biraz sonra sakinleştiğimde geniş beyaz kapüşonuma daha da sarınarak etrafımı saf gözlerle izlemeye başladım. Birkaç metre ötemde basketbol oynayan bir grup vardı. Onların maçını izlemeye dalarken çok geçmeden oyunu bitirdiler. Birbirleriyle selamlaştıktan sonra her biri farklı bir yere dağıldı. İçlerinden birisi de buraya doğru geliyordu. Yurttan çıkarken miyop gözlüğümü yanıma almadığım için yüzünü seçemesem de, bana yaklaştığı sırada hızlıca yüzüne taktığı şeyin maske olduğunu anlayıp onu tanıdım. O, maskeli çocuktu. Onu daha dikkatli incelemeye başladım. Çim sahanın beyaz ışığında silueti daha da belli oluyordu. Saçları kumral ve gürdü. Kaşları kalın ve kalkık, gözleriyse mavi ve hafif çekikti. Teni benim gibi soluk beyazdı. Dahası yoktu. Çünkü maske, geride kalan tüm yüzünü kaplıyordu. Benim onu incelediğim gibi çocuk da beni inceleyerek üzerime doğru geliyordu. Beni tanımış olmalıydı. Fakat yine de niye bana doğru geldiğini anlamış değildim. O bana yaklaştıkça kaşlarım çatılırken, sonunda yakınıma varıp hemen yanımdaki diğer banka oturdu. Gözlerimi ona döndürdüğümde bana sırıtan kocaman siyah spor çantasını görmemle olayı kavramış oldum. Dalgınlığımdan ötürü çantasını daha önceden fark edememiştim. Çocuk, çantasından çıkardığı küçük havluyla alnını ve ensesini silerken sessizce onu izliyordum. Yine çantasından çıkardığı siyah kapüşonunu terli tişörtünün üzerine geçirirken havanın iyiden iyiye soğuduğunu yeni fark ediyordum. Çocuk, bakışlarıma aldırmaksızın nefes nefese kalan vücudunu dinlendirirken aklım onunla karşılaştığımız ilk güne gitti. Gözlerimin önüne yağmur şemsiye ve o geceye dair diğer detaylar serilirken, tekrar Boran'ı hatırlayıp tekrar ve tekrar ona dönmek yüreğime ağır düştü. Maskeli çocuk bankta sessizce oturmaya devam ederken, yüreğimdekiler bir an içimden taşacak kadar kabına sığmaz oldu. Orada ne var ne yoksa onları yüreğimden döke saça akıtmak istedim. Gecenin ilk yaşı gözümden damlarken, "O gece niye o halde olduğumu sormayacak mısın?" diye konuştum. Çocuğun denize sabitlediği bakışlarını oradan çektiğini hissettim. Çünkü dirsekleri dizlerine yaslı bir şekilde oturduğundan sadece sırtını görebiliyordum. Başını hafifçe benim tarafıma çevirerek "Sormalı mıyım?" diye karşılık verdi. İlk karşılaşmamızda fark edemediğim üzere sesi kalın ve derinden gelmeydi. "Önemli değil. Sormasan da anlatacağım galiba..." Nedense bunları beni yıllardır tanıyan arkadaşlarımın aksine bir yabancıya anlatmak daha kolay geliyordu. Özellikle de bir daha hiç karşılaşmayacaksak sorun yoktu. Riskti ama almaya değerdi. Beni dinlediğini belli edercesine bir kulağı bana dönüktü. Bağdaş kurarak daha rahat pozisyon aldım. "Yıllardır platonik olduğum adam, arkadaşının intikamı için beni harcamayı göze aldı." Kaşlarını çattığını hissettim. Gözlerim yanmaya başlamıştı ama yine de durmadım. O güne dair ne varsa bir bir anlattım. Anlattıkça rahatladım, rahatladıkça daha da anlattım. O ise beni sessizce dinlemeye devam etti. Sözlerimin sonunda başını bana doğru çevirdiğinde, gözlerinin bu gece ilk kez gerçekten beni bulduğunu gördüm. Kaşlarında derin bir çatılılık vardı. Duyduklarının şokuyla gözleri hafifçe büyümüştü. Karşılaştığımızdan bu yana ilk kez onda gerçek bir tepkiye rastlıyordum. Ben de ilk kez ona gerçekten gülümsedim. Çünkü geçici de olsa, bilmeden içimdeki tüm derdi yerinden alıp sökmüştü. Kurduğum bağdaşı bozarak yerimden kalktım. "Şimdi de tüm bu duyduklarını unutur musun?" Gözlerindeki dehşeti bozmadan bana bakmaya devam ederken "Neden?" diye büyük bir şaşkınlıkla sordu. Soğuyan ellerimi kapüşonumun cebine soktum. "Çünkü sen benim hayatımda nasıl geçici bir an isen, duydukların da senin zihninde geçici bir bellek olarak kalıp silinsin." Bir karşılık vermeyeceğini anladığımda ona son kez gülümseyip dertlerimi bir anlık arkamda bırakarak yanından usulca uzaklaştım.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE